İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 15 · 27 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 15

🖤 13

AHSEN

Uyandığımda babamın yanında olduğuma emindim, ama önce Pars Alphan'ın yanında olduğumu öğrendim ve şimdi ise anlaşma yapmış bir şekilde yanından ayrılıyordum. Pars Alphan'ın hayatıma bir sürpriz gibi girişi ve bu gün onunla anlaşma yapmam, hiç beklemediğim bir şeydi. Güzel bir şey.

Benim hayatım yıllardır dört kelimeden ibaretti; Kaç, saklan, boyun eğme ve plan kur. Bu gün ise kaç ve saklan kelimeleri hayatımdan çıktı ve onların yerine yeni kelimeler eklendi; Savaş ve kazan.

Pars Alphan adada kalırken. Murat ve Ateşle birlikte bir kaç koruma benimle beraber geldi. Küçük bir ordu gibiydik ve aslında onların benimle gelmesini istemiyordum, ama karşı gelirsem eğer Pars Alphan'ın tekrar 'Ben ne dersem o olacak.' sözlerini duyacağımdan emin olduğum için, bir şey söylemedim ve şimdilik benimle gelmelerine izin verdim. Fakat küçük görüşmemi gerçekleştikten sonra kesinlikle onlardan kurtulacaktım. Denize bakarken midem bulandığı için gözlerimi denizden olabildiğince uzak tutarak teknenin içine baktım. Hemen karşımda Murat ve Ateş yan yana otururken yine yüzüme sert bir şekilde sessizce bakıyorlardı. Ateş inceliyordu.

Murat ise sanki bir şey sormak istiyor, fakat sorup sormama konusunda emin değil gibiydi. Ne için tereddüt ettiğini merak ettiğim için. ''Ne sormak istiyorsan sor ?'' dediğimde onun zihnini okuduğum için bir an afalladı. Bu hali bana komik geldi. Gözlerinin içine bakarken bir katil olduğunu anlıyordum ve bunun nedeni de çok fazla katilin arasında büyümüş olmamdı. Fakat şuanda onda fark ettiğim başka şeyler vardı, o diğerlerinden farklıydı, çünkü gördüğüm yüzlerce katilin gözleri donuk bakarken, onun gözleri şunda olduğu gibi bazı anlar hayat enerjisiyle parlıyordu. Birde sert görünümünün altında yumuşak bir ruhunun olduğunu hissediyordum. Bunlar bir katilde olmaması gereken şeylerdi ama onda vardı.

Gömleğinin yakasını düzelttikten sonra, erkeksi kalın sesiyle konuşmaya başladı. Bu sırada Ateş de o pis gözlerini yüzümden çekerek Murat'a baktı. ''Bizim dünyamızda aileler soy isimleriyle anılır. Fakat siz çoğu yerde Ar olarak değil de Kara mamba olarak anılıyorsunuz. Bunun nedeni ne ?'' Böyle bir şey sormasını beklemiyordum ama Murat'ın bu sorusunu garipsemedim. Onun gibi bunu merak eden çok fazla kişi vardı, çünkü Kara mamba isminin anlamını Ar ailesine en yakın olanlar ve yaşlı insanlar dışında kimse bilmiyordu. Bu ismin hikayesi tarihin tozlu sayfalarına karışmıştı. Ateş tekrar bana doğru baktığında, tıpkı oda Murat gibi bir cevap vermemi bekledi. Sessizlik çok sıkıcıydı. Bu yüzden onlara anlatmaya karar verdim. Hem zaten onlar Pars Alphan'ın en yakınında duran adamlardı, bu yüzden onları sevmesem de iyi anlaşmalıydım.

Gerçi bu hikayenin iyi bir başlangıç olacağını hiç sanmıyordum ama yine de anlatmaya başladım ''Babamın, dedesinin, dedesi. Yılanları çok severmiş ve öldürmek için yakaladığı insanlara, yılanlar arasında en sevdiği Kara Mambanın zehrini enjekte ederek vücutlarını felç edermiş. Yirmi dakika içerisinde, yani zehir onları öldürmeden hemen önce de, kurbanın vücudunun bazı bölümlerini keserek, kestiği vücut parçasını kurbanına gösterirmiş. Onun için en büyük zevk, kurbanlarının gözlerinde ki korku ve çaresizlikmiş. Zamanla bu durumu öğrenen insanlar da onu ve diğer Ar'ları ne zaman görseler akıllarına hep Kara mamba gelmiş. Çünkü yüzlerce insanı bu şekilde öldürmüş ve bu uzun bir süre akıllardan hiç silinmemiş. Bu şekilde de günümüze kadar da gelmiş ve ailemizin sembollüde Kara mamba olmuş. Ailemde ona taparlar ve çok severler. O adam Ar'ların en karanlık versiyonuydu''

Murat'ın ağzı hafifçe aralanırken, aynı şekilde Ateş de şaşkınlığını gizleyemiyordu. Ayrıca böyle bir hikayeyi, rahat bir şekilde anlatmam bana garip bir şekilde bakmalarına neden olmuştu. Şeytan ruhlu olsam da yüzüm böyle hikayeleri rahat bir şekilde anlatamayacağım kadar saf bir meleğe benziyordu. Bir zamanlar bana da garip gelirdi, ama sonra alıştım. Sonuçta ben o ailenin içinde büyüdüm ve ne kadar istemesem de bir Ar'dım. Murat sorgulayıcı bir şekilde. ''Anlattıkların gerçek mi ?'' diye sordu. Histerik bir şekilde sırıttım ''Tabi ki de gerçek. Oradan bakınca bir masal anlatıcısına mı benziyorum ?'' Konuşurken tek kaşım havaya kalkmıştı.

Murat ''Berbat bir ailen var'' diyerek duyduklarını sindirmeye çalıştı. Omuz silktim ''Evet, ailem kesinlikle berbat.''

''Peki sen insanları nasıl öldürmeyi seviyorsun ?'' Konuşan kişi Ateş'ti ve sözleriyle beraber Muratta tüm dikkatini tekrar bana verdi. Bunun cevabını bir kaç dakika önce zaten vermiştim. O an Belen Alphan'a odaklandığım için geçmişin anıları zihnimde canlanmamıştı, ama şimdi canlanıyordu ve mutluluğum yavaşça silinmeye başlıyordu. Resim çizmeyi seviyordum ama sevgi acı anıları silemiyordu. Gözleri yetmezmiş gibi birde sözleriyle de ruhumu kemiriyordu. Umursamaz bir ses tonuyla ''Yanında ki adama sor, o biliyor'' dedim ve sessizleşip bakışlarımı başka bir tarafa cevirdim. Bu sırada Murat'ın fısıldar şekilde Ateş'e resim çizdiğimi söylediğini duydum. Sonra Ateş'in gözlerini yüzümde hissettim ve tekrar sesini duydum. Bu yüzden bakışlarım tekrar ona doğru çevirdim. Resim çizmem hakkında soru soracağına emindim ama sormadı ve beni şaşırttı.

''Normal bir insan değilsin ama akıl hastanesinde tutulmayacak kadar zekisin. Hala narin ellerin olduğunu düşünüyorum ama benim bir saat boyunca konuşturamadığım adamı sadece bir kaç saniyede kulağına bir şeyler fısıldayarak konuşturdun. Ayrıca İtalya da ve Santoroni adasında nasıl dövüştüğünü de gördüm. Nereye vuracağını iyi biliyorsun.'' demek Pars Alphan beni takip ettiğinde yanında Ateş'te vardı. ''Korkusuzsun. Çeviksin. Ayakta yürüyen bir silah gibisin.''

Ateş'in sert bakışları arasında bana iltifat etmesi daha çok şaşırmama neden oldu. Fakat iyi bir gözlemciydi. İnsanların reşit olduktan sonra aldığı dersleri, ben çocukken almaya başladım ve Ateş'in de söylediği gibi ölümcül bir silah olarak yetiştirildim. Dil eğitimlerinin yanı sıra. Yakın dövüş, tehdidi ortadan kaldırma, silahsız mücadele, keskin silahlar, öldürücü gücün hassas kullanılması, hızlı güç, işkence yapma ve işkenceye direnme, patlayıcılar, insan anatomisi ve akla gelebilecek her türlü eğitimi aldım. Ailem gücü fazla önemser. Özellikle de babam. Fakat Ateş konuşurken yine kendime kızmaya başladım. Çünkü Pars ve adamları beni gizli bir şekilde izleyip takip etse de, normalde hiç kimse bunu yapamazdı. Aldığım eğitimlerle beni takip edenleri rahat bir şekilde fark edebiliyordum. Zaten en çokta bu yüzden kendime sinirleniyordum. Onların beni takip etmesi aldığım acı dolu eğitimleri anlamsız kılıyordu.

''Fakat anlamadığım bir şey var. Bu kadar güçlü ve zekiyken yolun nasıl oldu da akıl hastanesine düştü ? Baban seni neden oraya hapsetti ?'' Evet, kesinlikle bu adam bir ruh emici. İltifatları güzeldi ama yine sorduğu bir soruyla beni geçmişe götürmeye başardı. Ve bir an yüreğimde bir sızı hissettim. Tekrar bakışlarımı başka bir tarafa çekerken. ''Soru sorma'' diyerek onu tersledim. Fakat susmadı ve bu seferde başka bir şey söylemeye başladı. "Ailen hakkında konuşurken yüzünü buruşturuyorsun. Kendini onlar gibi görmüyorsun değil mi ?" Murat, Ateş'e kaşlarını çatarak bakıyordu. Sanki Ateş'in cevap vermediğim halde ısrarla konuşması Murat'ı şaşırtmıştı "Ama sende bir Ar'sın. Onlardan bir farkın yok. Hadi itiraf et. İnsanları öldürmek ve işkence etmek hoşuna gidiyor değil mi ? Gerçi insanları resim çizerek öldüren birine bunu sormamalıyım. Sevdiğin her halinden belli" Beni yargılayan sözleri içimde bir burukluk oluştururken, aynı anda da sinirlendirdi ve artık kendimi tutamayıp, sert bir ses tonuyla. "Soruların canımı sıkmaya başladı. Bu yüzden yaşamayı seviyorsan ağzını kapalı tut." dediğimde Ateş konuşmak için hazırlanırken, Murat Ateş'in kolumu tutarak onu durdurdu. En azından ikisinden biri, bir psikopatı kışkırtmanın iyi bir fikir olmadığını biliyordu.

Ateş sözlerimden hoşlanmasa da dudaklarını bir birine bastırarak sustu. Adadan erken bir şekilde ayrılmamın diğer bir nedeni inanlara zarar vermemek içindi. Hayatım boyunca kendimi ilk defa bu kadar zapt ediyordum çünkü anlaşmanın bozulmasını istemiyordum, ancak kendimi daha ne kadar tutabilirim bilmiyorum. İçimde ki karanlık Ateş'i denize atıp boğmak için çırpınıp duruyordu.

Murat'ı da pek sevmemiştim ama Ateş'e karşı hissettiğim sevgisizlik ve öfke daha fazlaydı. Bunu artıran en büyük etkende ela gözleriydi.

Tekne dağlık bir alana yanaşınca, ön tarafı açık büyük bir hangar gördüm. İçinde son model arabalar vardı. Etrafında ise adada ki gibi bir sürü koruma vardı. Acaba Pars Alphan için çalışan kaç adam var? Kısa bir an gözlerimi hangardan ayırıp teknenin içinde ki küçük bir orduya benzeyen adamlara baktım. Kesinlikle sayamayacağım kadar çoktur. Tekneden indiğimde çıplak ayaklarım toprağın üzerinde ki küçük taşlarla buluştuğunda canım acıdı ama dik duruşumu bozmadım. Benim için hazırlanan arabanın yanına gitmeden önce denizin suyuyla işkence odasında ayağıma bulaşan kanı temizledim ve yürümeye devam ettim. Ayakkabı giyinmemek iyi hissettirmişti ama artık giyinmeliydim. Bu yüzden yol üzerinde kesinlikle bir mağazaya uğramam lazımdı.

Ateş ve Murat hemen yanımda yürürken hangarın önüne dizili son model lüks arabalara doğru yürüdük. Hangarın etrafında nöbet tutan korumalar merakla bana bakıyorlardı. En önde duran arabanın yanına geldiğimizde, Murat centilmen bir davranış sergileyip önce benim kapımı açtı ve ben arabanın içine girdikten sonra kapımı kapatıp sürücü koltuğuna oturdu. Ateş ise hemen Murat'ın yanına geçti. Kaşlarımı çatıp Ateş'e ters bir şekilde baktıktan sonra yüzümü cama doğru çevirdim. Bu adam sinir bozucuydu ve Pars Alphan'ın sağ kolu olduğu için çok şanslıydı'' Neden yüzüme iğrenerek bakıyorsun ?'' Gözleri babama benzerken hissettiğim duyguları gizleyememiştim ve Ateşte duygularımı gömüştü. Bu yüzden bana aniden yönelttiği bu soruya pek şaşırmadım. ''Yüzüne değil, gözlerine iğrenerek bakıyorum. Çünkü lanet olası gözlerin babama benziyor'' dediğimde Murat bana bakmayı bırakıp Ateş'e döndü ve bir kaç saniye sonra ''Lanet olsun, gerçekten de benziyor'' diye fısıldadı.

Murat bunu ben söyledikten sonra fark etmiş gibiydi. Ateş ise hiç bir tepki vermeden duygusuz yüzüyle bir süre bana baktı ve ardından ''Senin de gözlerin babana benziyor'' dedi. Murat'ın gözleri bu sefer ben ve Ateş'in üzerinde hızla gezindi ''Lanet olsun ikinizin gözleri bir birine benziyor.'' diyerek şaşkınlığını açık bir şekilde dile getirdi. Ateş doğru söylüyordu çünkü o ela gözleriyle babamın gözlerinden azda olsa uzaklaşsa da benim yeşil gözlerim babamınkilerle aynıydı ve dolaylı yoldan Ateş'in gözlerine de benziyordu. ''Söylemene gerek yoktu, bunu biliyorum. Ve eğer öğrenmek istiyorsan, kendi gözlerimi hem muhteşem bulup hem de nefret ediyorum.'' diyerek Ateş'i tersledim ve cevap vermesine izin vermeden Muratta doğru dönüp. ''Arabayı çalıştır da gidelim artık.'' dedim ve tekrar kafamı arabanın camına cevirdim. Tartışarak değerli vaktimi boşa harcamak istemiyordum. Ateşte tartışmak istemiyor olacak ki bana bakmayı bırakıp sessizce önünde döndü. Bu sırada Murat bir kaç saniye sessizliğin ardından. "Evinin nerde ?" diyerek bir adres isteyince, yol boyunca elimden tutuğu telefonumdan gideceğimiz konumu bularak Murat'a gösterdim. "Buraya gideceğiz. Birde yol üzerinde ki bir mağazanın önünde dur." dediğimde, gösterdiğim konuma dikkatlice baktıktan sonra kafasını 'Tamam' der gibi salladı ve arabayı çalıştırdı.

Bu sırada altı tane arabada bizi arkadan takip etmeye başladı. Yol boyunca herkes sessizdi. Yoğun bir trafikten sonra da şehrin içine gelince, Murat yol üzerinde ilk gördüğü mağazanın önünde durdu. Onlara beni arabada beklemelerini söyleyerek indim ve mağazaya doğru yürüdüm.

Bu sırada caddeden geçen insanların gözleri üzerimdeydi ve aynı şey mağazanın içine girdiğimde de devam etti. Etrafta çok fazla insan vardı. Şaşkınlık, tiksindi ve acıma. Bana bakarken gözlerinde bunları gördüm. Üzerimde sadece büyük bir erkek tişörtü vardı, ayaklarım çıplaktı ve birde tenim kesinlikle her zaman ki gibi bir ölüye benzediği için bana bu şekilde bakıyorlar. Bana tiksintiyle bakanlara gözlerimi tehlikeli bir şekilde gözlerimi kısarak bakarken, acıyanlara ise orta parmağımı gösterdim ve bu da bana anlamsız sözler söyleyerek bakışlarını kaçırmalarına neden oldu.

Onlara fazlasıyla hakaret içeren orta parmağımı göstermemi hak etmiyorlarmış gibi davranmaları öfkemi daha da artırdı, ama neyse ki işe yaradı ve böylece bana bakmayı bırakıp kendi işlerine odaklandılar. En başında olması gerektiği gibi. Kimse bana acıyamaz ve yüzlerini buruşturup bir pislikmişim gibi hissettiremez ! Buna izin vermem !

Kıyafetlerin arasında kısa bir süre dolaştıktan sonra, hızlıca gördüğüm ilk siyah elbiseyi ve onunla aynı renkte olan topuklu ayakkabıları alarak kabine doğru yürüdüm. İçine girip kabinin kapattıktan sonra, aynada kendi yansımamı görünce insanların abarttığı kadar kötü gözükmediğimi gördüm. Erkek tişörtünün içinde şey.. çok tatlı ve güzel görünüyordum. Bir melek gibi. Ayrıca ben baygınken biri beni yıkamış olmalı, çünkü bedenim temiz ve saçlarım yumuşacıktı. Ben uyurken Pars Alphan bana çok iyi bakmış. Sinir bozucu bir adam olsa da iyi yanları var. Hızlıca üzerimde ki tişörtü soyunup kenara koydum ve siyah elbiseyi giyindim. Elbise tüm bedenimi sıkıca sararken dizimin altına kadar iniyordu. İnce askıları ve sağ alt tarafta derin bir yırtmacı vardı. Elbisenin üzerinde ki alarm butonunu, kıyafetin kumaşına zarar vermeden çıkardım -akıl hastanesinden her kaçtığımda, üzerimde hastahane kıyafetleri olduğundan bu şekilde alarmları sökerek mağazalardan kıyafet almaya alışıktım- ve ardından siyah topuklu ayakkabılarımı da giyindikten sonra kabinin içinden çıkarak çıkışa doğru yürüdüm. Ancak tam mağazadan ayrılacaktım ki kasanın önünde Ateş'i gördüm.

Elleriyle kasada ki görevliye beni gösteriyordu. Aralarında kısa bir konuşma geçtikten sonra Ateş cüzdanından para çıkartıp görevliye verdi ve bana doğru yaklaştı. "Bildiğim kadarıyla yanında sadece telefonun var. Kıyafetlerin parasını nasıl ödemeyi planlıyordun?'' diyerek tek kaşını havaya kaldırdı. Omuz silktim.

"Ödemeyecektim."

"Çalacak mıydın ?" diyerek şaşkınlıkla suratıma baktı. Gülerek iki elimi de havaya kaldırdım ''Lütfen beni tutuklamayın memur bey. Benim bir sucum yok'' dedim alay ederek. Kafasını yargılayıcı bir şekilde iki yana sallarken, kelimeyi ağzında geveleyerek konuştu. "İnanamıyorum" dediğinde hafifçe sırıttım ''İnan çünkü benim ahlaki değerlerim yok. Ayrıca bir mafyanın sağ kolusun, yani beni yargılayamazsın. Bir mağazaya girip izinsiz kıyafet almaktan daha kötü şeyler yapıyorsunuz.'' Ateş cevap vermedi bense gözlerimi kısarken yarım ağız sırıttım ve konuşmaya devam ettim. ''Kıyafetlerin parasını ödediğin için sana teşekkür etmeyeceğim. Zaten bana yardım ederek yeterince şereflendin.''

''Şereflenmek mi ?'' Ateş'in gözleri kısılırken ağzı hafifçe açıldı ''Kendini çok önemli görüyorsun.''

''Görmüyorum. Öyleyim.'' diyerek göz kırptım ve daha fazla konuşmayıp mağazadan dışarı çıktım. Oda beni arkamdan takip etti ve beraber arabaya doğru ilerledik. Bu sırada arkamdan hala bir şeyler söylediğini duyabiliyordum ve aniden arkamı dönüp yüzüne yumruk atmamak kendimi zor tuttum.

Murat'a gösterdiğim konuma geldiğimizde. Hep beraber arabadan indik. Şehrin tam ortasında çiçeklerle süslü bir sokağın içindeydik. Ve arkamda ki koruma ordusuyla tüm dikkatler üzerimizdeydi. Pars Alphan koruma işini fazla ciddiye almıştı ve ciddiye alması güzel, ama bu kadarı da çok fazlaydı. Ayrıca babamdan beni koru derken arkama bir koruma ordusu takmasını kast etmemiştim. Eğer arkamda beni takip edecek onlarca adam isteseydim, zaten kendime onlarca adam satın alabilirdim. Ve galiba bu benim hatamdı. Koruma konusunu Pars Alphan'a daha detaylı bir şekilde anlatmam lazımdı. Umarım etrafta ki insanlar korkup polisi aramazlar.

Sağ tarafında yürüyen Murat "Evinin burada olduğuna emin misin ?" diye sorduğunda, kafamı iki yana sallayarak "Evim burada değil" dedim. Bu seferde sol tarafında yürüyen Ateş kaşlarını çatarak "O zaman neden buraya geldik ?" diye sordu. Bu sırada yürümeyi bırakıp bir eczanenin önünde durmuştuk. İkisi de suratıma bakıp bir cevap vermemi beklerken, fazla ayrıntıya girmeden konuşarak "Eski bir dostla görüşeceğim" dedim ve eczanenin içine girdim. Dost kısmı gerçek değildi.

Murat. ''Bu bilgiyi bizimle ne zaman paylaşmayı düşünüyordun ?'' diye sorduğunda omuz silktim. ''Düşünmüyordum'' Ateş etrafa bakarken "Burası bir eczane farkında mısın ?" diye sorduğunda, sorusunu görmezden gelerek ilerlemeye devam ettim. O ise konuşmaya devam edip ''İlaçların mı bitti ?'' dedi ve bir an sustuktan sonra tekrar konuştu. ''Psikopatlar için ilaç tedavisinin olmadığını sanıyordum.'' Yandan Ateşe kötü bir bakış attım.

Ellerim yine yüzüne vurmak için kaşınıyordu ama masaların arkasında oturan görevlilerden biri ''Merhaba, hoş geldiniz.'' deyince tüm dikkatimi görevliye verdim. Sıcak bir şekilde gülümsedim. ''Hoş bulduk.'' Görevliler benden sonra içeriye giren onlarca siyah takım elbiseli adamı görünce, ilaç almaya gelmediğimizi anladılar, ama muhtemelen bu onların alışık olduğu bir durumdu bu yüzden yüzlerinde korku, şaşırma yada benzeri bir duygu görmedim. Aralarından biri haber vermek için kablolu telefonu eline aldığında. "Sürprizimi bozma." diyerek onu uyardım. Bir an tereddüt etse de, sözlerimin bir rica olmadığını anlayınca elinde ki telefonu bıraktı ve uslu bir çocuk olup sessizce yerine oturdu. Arkamı dönerek kapıya en yakın koruma doğru baktım. "Kapıyı kapat. İşim bitene kadar kimse içeri girmesin." dedim ve koruma hızlıca kapıyı kapatırken bende tekrar önüme döndüm. Pars için çalışıyorlardı, ama şuanda benimleydiler ve emirleri ben veriyordum.

Karşımda duran beyaz çelik kapıya doğru yürümeye başladım. Bazı koruma eczanenin içinde beklerken Murat, Ateş ve bir kaç koruma hemen arkamdan gelerek beni takip etti. Kapının yanına ulaşıp açtığımda ise karşıma gri ve beyaz tonlarında bir hastahane koridoru çıktı. Acelesiz adımlarla kapının içine girdim ve yürüme devam ettim. Bu sırada Murat. "Burası neresi?" diye sordu. Bulunduğumuz yerin sıradan bir eczane olmadığını anlamış gibiydi ve eğer cevap vermezsem, 'Burası neresi ?' soruları bitmeyecek gibi göründüğünden -sadece soru sormayı bırakmaları için- cevap verdim. "Burası Sadomazoşizmlerin gelerek kendilerine acı çektirdikleri bir yer." Yüzlerini görmesem de şaşırdıklarını tahmin edebiliyordum "Nasıl yani ?" diye sordu Ateş.

Anlaşılan biraz daha ayrıntıya girmem gerekiyor "Eczane sadece gerçekleri saklamak için bir paravan. Kendine zarar vermeyi seven insanlar. Çoğunlukla sadistler. Buraya geliyor ve bir kaç evrak imzalayarak, para karşılığında ameliyat tarzında ki odalarda kendilerine işkence yaptırıyorlar."

"Bu delilik. Kim acı çekmek için para öder ki ?"diye fısıldadı Murat. Bu sırada Ateş de. "Sende mi onlardansın ?" dediğinde kahkaha attım'' Oradan bakınca aptal yada deli birine mi benziyorum ?'' Acıyı seviyorum ama kimsenin bana işkence yapmasına izin vermem.

''Deli kısmında hala şüpheliyim ama aptal değilsin.'' İlk defa Ateş'in ağzından çıkan bir kelime beni tatmin etti. ''Doğru !'' diyerek genişçe gülümsedim ve ardından "Acıyı seviyorum ama aklımı kaçıracak kadar değil." diyerek küçük bir cevap verdim. "O zaman bu yeri nerden biliyorsun ?"

"Çünkü burası babamın eski Sağ kolunun mekanı.'' Ateşe yandan bir bakış attım. ''Bir kaç saniye önce eski bir dostu görmek için buraya geldiğimizi söylemiştim. Bence B12 takviyesi almalısın. Hafızan çok zayıf." Ateş yüzünü buruşturdu. Koridorun sonuna geldiğimizde, açık tonların hakimiyetinde büyük bir salon bizi karşıladı. Salonun içinde dört tane oda vardı. Odanın içinden gelen çığlıklar eczanenin içinden duyulmasa da burada net bir şekilde duyuluyordu. Ve kesinlikle çığlıklar acı dolu değildi. Bunlar zevk çığlıklarıydı. Hatta aralarından biri orgazm oluyormuş gibi inliyordu.

Salonun içerisinde, duvarın dibine yerleştirilmiş koltuklarda da oturan üç insan vardı. Biri kadın diğer ikisi ise erkekti. Sıralarını bekliyor olmalıydılar ve gülümsemelerinden anladığım kadarıyla, odaların içinden duyulan çığlıklar onların hoşuna gidiyordu. Murat. ''Dünyada çok garip insanlar var.'' diyerek fısıldadı. Ancak sonra dudağını hafifçe ısırdı ve etrafa duygusuz bir yüzle etrafa bakan Ateş'e kaçamak bir bakış attı. Sanki sözlerini duyup duymadığını anlamaya çalışıyor gibiydi. Fısıldayarak söylemişti ama kesinlikle Ateş'te benim gibi duymuştu.

Biz etrafa bakarken bu sırada üç numaralı kapı açıldı ve içinden tahminimce eli yaşlarında saçına ak düşmüş bir adam çıktı. Kafası sarılmıştı ve durmadan doktor önlüğü giyinmiş adama teşekkür edip, ne kadar zevk aldığını ve seanstan memnun kaldığını söylüyordu. Açık kapıdan gördüğüm kadarıyla odanın içi hatırladığım gibi siyahtı ve en ortada bir hastane yatağı varken, etrafta ise keskin aletler vardı.

''Şuanda yaşlı insanlara karşı saygımı sorguluyorum.'' Muratta yandan bir bakış attım. Yüzünü buruşturmuş yaşlı adama bakıyordu. Bu hali çok komikti. Hafifçe sırıttım ve asıl amacım için odanın sağ tarafında duran küçük resepsiyona doğru ilerledim. Yanına ulaştığımda ellerimi rahat bir şekilde masanın üzerine koyarak görevlinin benimle aynı renkte olan yeşil gözlerine bakarak gülümsedim. Gözleriyle arkamda ki korumalara bakıyordu. Dışarda ki görevliler hiç korkmamışlardı, ama hemen karşımda ki bu görevlinin korktuğunu görebiliyordum. Burada yeni olmalı. "Max hangi odada ?" diye sorduğumda. Kısa bir an cevap vermedi. Ancak sonra arkamda ki korumalara bakarak eliyle bir numaralı odayı gösterdi. Gerçek anlamda korkması gereken kişi benken, görevli arkamda ki korumalardan korkuyordu. Ne komik. Bu durum sinirimi bozsa da, yüzümde ki gülümsemeyi silmedim ve ''Teşekkür ederim.'' diyerek, masanın yanından ayrılıp bir numaralı odaya doğru yürürken, kısa bir an arkamı döndüm ve beni her adımımda takip eden Ateş ve Murat'a. "Beni burada bekleyin. Fazla uzun sürmez" dedim.

Ardından vakit kaybetmeden kapıyı açıp içeri girdim ve bu sırada karşıma çıkan manzarayla gözlerim irileşti. Çünkü bu oda diğer odalar gibi ameliyat odalarına benzemiyordu. Duvarlar kırmızı renkteydi ve odanın tam ortasında kocaman siyah renkte bir yatak vardı. Kenarlarda ise işkence aletleri, kırbaç, tasma ve kelepçeler vardı. Ancak şaşırdığım şey bu değildi. Kapıyı arkamdan yavaşça kapattım. Max'in vücudunun tamamı çıplaktı ve yatağa zincirlerle bağlı olan bir kadına doğru emekleyerek yürüyordu. Yaptığı işe o kadar çok odaklanmıştı ki beni fark etmedi. Sessiz kalarak, hafifçe sağ tarafa doğru bir adım attığında kadının yüzünü ve vücudunu daha net bir şekilde gördüm. Sarı saçları bir kavgadan çıkmış gibi dağınıktı. Anlından terler akıyordu. Onunda üzerinde hiç kıyafet yoktu ve ağzı sıkıca bağlanmıştı. Gözlerinden yaşlar akarken de kafasını 'hayır' dercesine iki yana sallıyordu.

Çırpınıyordu, ama kollarını ve bacaklarına bağlanmış olan zincirler bunu imkansız hale getiriyordu. Ve kesinlikle Max ile sikişmek istemiyordu. Gözlerinde ki çaresiz korkuyu görebiliyordum. Kadınla göz göze geldiğimizde irileşen gözleriyle 'yardım et' diye yalvardı. Bu sırada Max İngilizce konuşarak. ''Korkun beni azdırıyor.'' dediğinde yumruklarımın istemsizce sıkıldığını hissetim. Kadının bacaklarını açarak, vajinasını inceledi. "Seninle çok eğleneceğiz yavru kuş" Hafifçe gülümsedim ve bu kesinlikle mutlu olduğum için değildi. Merhamet, acıma, korkma ve ahlaki değerler gibi bir çok duygum benden alınmıştı. Yani bir zamanlar öyleydi. Fakat annem sayesinde içimde bunlara dair küçük kırıntılar oluştu ve şuanda o kadının gözüne bakarken, Max'i öldürmek için zor duruyordum. Ayrıca bende bir kadındım ve bu yüzden kadınları güçsüz gösteren her hareketi kendime yapılmış olarak sayıyordum. ''Seni öyle bir sert sikeceğim ki inlemelerin duvarda bir çatlak oluşturacak.'' Kadın bir an olsun gözlerini benden ayırmayıp ona yardım etmemi beklerken.

Daha fazla sessiz kalmayıp harekete geçtim ve onlara doğru bir adım atarak konuştum. "Benimle eğlenmeye ne dersin ? Bence ben seni daha çok eğlendiririm." Türkçe konuşmuştum. Max Türk olmasa da babamın yanında çalıştığı yıllar Türkçe öğrenmişti. Sesimi duyunca hızla arkasını döndü. Eğlencesini böldüğüm için ilk başta kaşları çatıktı, ama sonra beni tanıyınca yüzünde büyük bir korku belirdi ve yatağın üzerinden hızlıca kalktı. Yatakta uzanan kadın ise az da olsa rahatladı. Yarım yamalak bir Türkçeyle. "Ahsen, ne işin var burada ?" dediğinde gözlerimi kadından çekip tekrar ona baktım. O iğrenç penisini görmek istemediğimden gözlerimi yüzünden ayırmamaya özen gösterdim. Ardından tehlikeli bir şekilde sırıttım ve ona doğru yürüyerek "Seninle biraz eğlenmeye geldim yavru kuş" dedim ve ona yeterince yaklaştığımda sertliği sönmeye başlamış küçük penisine, dizimle sertçe vurdum.

Çıplak dizim pensine dokunduğu için midem bulandı. O ise penisini tutarken acı içerisinde yere yığıldı. Tamam amacım canını acımaktı ama penisi çok küçüktü, hadi ama yere düşecek kadar ne kadar acımış olabilir ki ? Bir yanım rol yaptığını düşünse de şu anlık yolumdan çekilmesi hoşuma gitti "Ama önce biraz beklemen gerek." dedim ve Max ağzından anlamsız sesler çıkartırken yatakta bağlanmış kadına doğru ilerleyip, önce yanına da ki sehpanın üzerine bırakılmış anahtarları alarak el bileklerinde ki zincirleri çözdüm ve daha sonra da ayak bileklerini serbest bıraktım. Kadın yüzüme korku ve minnetle bakarken, ağzını kapatan bezi çıkardı ve dudaklarının arasından çıkan hıçkırıklarla ağlamaya devam etti. Aynı zamanda bacaklarını karnına doğru çekerek elleriyle vücudunu kapatmaya çalıştı.

Yüzümü buruşturdum. Ağlamasını sevmemiştim. Yatağın kenarına düzensizce atılmış kıyafetleri alarak kıza doğru fırlattım "Giyin ve git buradan" dediğimde kız hızlıca kafasını sallayarak üzerine atığım kıyafetleri titreyen elleriyle giyinmeye başladı ve işi bittiğinde ise yavaşça yataktan kalktı. Bir süre dengesini sağlayamasa da yürümeye başardı. Ancak titreyen ayaklarıyla kapıya doğru ilerlediğinde, bir an yerin de durup bana doğru baktı. "T-teşekkür e-ederim'' diyerek fısıldadı. Onun bu korkak hali beni sinirlendiriyordu. Hiç bir kadın böyle güçsüz olmamalı çünkü onların güçsüzlüğü beni de güçsüz gösterir.

"Kendine bir iyilik yap ve bir dövüş kursuna katıl. Bir daha ki seferde, şuan ki gibi bir duruma düştüğünde kendine teşekkür et. Şimdi çık git." diyerek ayağımın diminde kıvranan Max'e doğru döndüm. Kız ise titreyen bacaklarıyla tekrar kapıya doğru yöneldi ve kapıyı açarak çıkıp gitti, fakat ben tam Max ile konuşmaya başlayacakken odanın kapısı gürültülü bir şekilde açıldı ve içeriye Ateş ve Murat girdi. İkisinin de kaşları çatıkken gözleri irileşmişti "Size dışarıda kalmanızı söylemiştim !" diyerek onlara kızdığımda. Murat "Az önce buradan çıkan kadın tecavüz edildiğini söyledi." diyerek sinirli bir şekilde ayaklarımın altında yatan Max'a doğru baktı. Kızgın bakan gözlerinde öldürme arzusu vardı. Gözleri bir seri katilin gözlerine dönüşmüştü. Hayat ışığı kaybolmuştu ve onun yerine her tarafı karanlık kaplamıştı.

Gözlerimi yuvarladım ve sıkıntılı bir nefes aldım. " Bundan size ne ? Hemen dışarıya çıkın" dedim sert bir şekilde. Ateş "Seni bu tecavüzcü pisliğin yanına bırakmayacağız." diyerek arkasından kapıyı büyük bir kararlılıkla kapattı. Gitmeyeceklerdi. Galiba beni hafife alıyorlar. Bu adam bana hiç bir şey yapamaz, kimse yapamaz. Lanet olsun, adamın ayağımın dibinde kıvrandığını görmüyorlar mı?

Ayrıca neden beni umursuyorlar ki ?

Büyük bir muziplikle. "Ne bu samimiyet ? Bir birimizi daha bir kaç saattir tanıyoruz ve şimdiden beni önemseyip korumaya mı başladınız?" dediğimde, Ateş'in sertçe yutkunduğunu gördüm. Ardından karalı bir şekilde gözlerime bakarak. "Seni umursadığımız falan yok. Burada olmamızın tek nedeni Pars'ın seni korumamızı istemesi. Bu yüzden söylenmeyi bırak ve ne yapacaksan çabuk yap. Bu adamın kıllarla kaplı, iğrenç vücuduna bakmak beni de mutlu etmiyor."

Sinirle kaşlarımı çattım, ama daha fazla bu orgazm kokan odada kalmak istemediğimden, çıkmaları için fazla diretmedim ve ayaklarımın dibinde çıplak bir şekilde uzanan adama yukardan bakarak. "Babam Belen Alphan'ı kaçırmış. Bunun hakkında ne biliyorsan hemen anlat." dediğimde, Max kafasını yerden kaldırıp bal rengi gözlerini öfkeyle kısarak bana ve Murat ile Ateş'e doğru baktı. Bir az önce acıdan kıvransa da şuanda yüzünde acı çektiğini gösteren bir duygu yoktu. ''Alphanlarla mı çalışıyorsun ? Baban bundan hoşlanmayacak.''

Murat ve Ateş'i tanıyordu. Hafifçe kıkırdadım ve ardından hiç beklemediği bir anda topuklu ayakkabımın uç kısmıyla yüzüne sert bir tekme attım. Kafası sol tarafa doğru dönerken dudaklarında küçük bir inilti çıktı ve tüm odayı kapladı. ''Sadece sorularıma cevap ver ve iyiliğin için fikirlerini kendine sakla'' dedim sert bir şekilde ve ikinci kez ayağımla kafasına tekme atacakken Max'ın bağırışı beni durdurdu. "Lanet olsun Ahsen, ben babanın yanında artık çalışmıyorum !"

Bu istediğim cevap değildi. Bu yüzden yarım bıraktığım işi tamamlayarak topuklu ayakkabımla yüzüne tekme attım ve bu sefer o kadar sert vurdum ki, ayakkabımın ince topuğu yanağını yırtarak ağzının içine girdi ve odayı bu sefer büyük, acı dolu çığlık kapladı.

Bu gün birilerinin suratına ve o birileri kesinlikle Ateş, vurmayı çok istemiştim. Bu yüzden Max'in yüzüne vurduğumda bir kuş tüyü gibi hafiflediğimi hissetim. Zorda olsa yanağına giren topuklu ayakkabımı çıkartım. Siyah olduğu için üzerine bulaşan kan fark edilmiyordu ama deri parçaları topuktan yere doğru yavaşça kayıyordu. "Tekrar cevap ver. Fakat bu sefer ses tonuna dikkat et ve verdiğin cevapla beni tatmin etmeye özen göster." Bir sadisti ve vuruşundan tabi ki zevk alıyordu, ama onu aşağılayan hareketlerimden hoşlanmamıştı.

Kanayan yanağını sıkıca tutarken, kısık bir sesle konuştu "T-tamam.." Konuşunca yanağından ve ağzından daha fazla kan geldi. "S-sadece kaçırdığını duydum. O kadın çoktan ölmüş bile olabilir. Neden kaçırdığını ise bilmiyorum ama.." duraksadı. Tehdit dolu bir ses tonuyla. "Konuş !" diye bağırdım. Gözlerinde korku vardı, ama bu korku bana ait değildi. Bir başkasından kokuyordu ve bunun babam olduğunu anlamayacak kadar aptal değildim. "Ş-şey.. Alphanlarla uzun yıllardır düşmanlar. Bu yüzden kaçırmış olmalı." Yalan söylemiyordu, ama sözlerinde eksik bir şey vardı ve nedense Max'ın o eksikliği bilerek söylemediğini hissediyordum. "Söylesene Max, Ar'ların neden Alphanlarla yıllardır bitmek bilmeyen bir düşmanlıkları var?" diye sorduğumda korkuyla yutkunmasından düşüncelerimin doğru olduğunu anladım. Babam yıllar önce bana Alphan'lar la düşman olduklarını söylemişti, ama nedenini hiç bir zaman söylememişti.

Bende çok fazla düşmanı olduğundan fazla umursamamıştım. Fakat şuanda umursuyordum ve Max, Cam Göz onun yerini almadan önce babamın en eski adamı ve sağ kolu olduğu için, kesinlikle bu düşmanlığın nedenini biliyordu. ''Ar'ların çok fazla düşmanı var. Hepsinin neden düşman olduğunu alımda tutamam" Konuşma tarzından beni geçiştirdiğini anlayabiliyorum. Hızlıca eğildim ve onu sarı saçlarından tutarak önce ayağa kaldırdım sonra da kafasını bir kere sertçe duvara vurdum. Akıllıca davranarak bana direnmedi. "Bir şeyler sakladığını anlamayacağımı mı zannettin ? Soruma tekrar cevap ver!" diye bağırdığımda odanın her tarafında sesim yankılandı. Ben terli saçlarını koparırcasına sıkıca tutarken, korku dolu gözlerle suratıma bakarak "Babandan para kaçırıp sağ kolu olmayı bıraktığımda, baban neden beni öldürmedi biliyor musun ? Çünkü ondan korkuyorum ve ona bulaşmamam gerektiğini iyi biliyorum. Bu yüzden durma. Öldür beni ! Sana hiç bir şey anlatmayacağım. Babanın elinde düşmektense ölmeyi tercih ederim." dediğinde gözlerinde ki kararlılığı net bir şekilde gördüm. Hiç bir şey anlatmayacaktı. Ve aslında babamdan bile daha korkunç olduğumu ona göstere bilirim, fakat anladığım kadarıyla sadece iki aile arasında ki düşmanlığı biliyordu, yani zamanımı harcamama değmezdi. Bu düşmanlığı Pars'a sorarak da öğrenebilirim, nede olsa o Alphanların lideri. Bu düşmanlığın nedenini kesinlikle biliyordur.

"Bunu zevkle yaparım." Duyduğum sesle arakamı döndüm. Murat gözlerini bir an bile kırpmadan Max'in suratına öfkeyle bakıyordu ve gerçekten söylediği gibi öldürmek için hazırdı. Belen Alphan'ı ararken bir günümü bile boş geçirmemek için buraya gelmiştim, ama artık burada yapacağım bir şey kalmadı. Çünkü Max konuşmayı reddederek ölmeyi çoktan göze aldı. Onu ben öldürmek istiyordum, ama yapmazdım. Bu yüzden Murat öldürmek istiyorsa, öyle olsun. Max'i korumaya hiç niyetim yok. Max'ın kulağına doğru fısıldadım. ''Max babamın meşhur sözünü hatırlıyor musun ?'' Kısa bir an sustum ve Max'in cevap vermesini bekledim. Fakat o cevap vermek yerine Murat'ın öfkeli bakışlarına korkuyla bakmakla yetindi. ''Bence hatırlıyorsun ama ben yine de söyleyeceğim.. Her hatanın bir bedeli vardır.'' Max'in titreyen gözleri beni buldu. ''Ve sen, konuşmayı reddederek çok büyük bir hata yaptın. Şimdi bedelini öde.''

''Ahsen lütfen yapma'' Sesinde ki ve gözlerinde ki korku hoşuma gitti. Alaylı bir ses tonuyla onun söylediklerini tekrar ettim. ''Ahsen lütfen yapma.'' Genişçe gülümseyerek arkaya doğru bir adım attım. ''Korkman gereken kişi babam değil Max, benim.'' dedim ve ardından Murat'a bakarak konuştum "Senindir" Murat bunu duymayı bekliyormuş gibi hemen Max'ın yanına geldi ve tek eliyle onu boğazından yakalayıp havaya kaldırdı. Ardından kafasını bir kaç kere serçe duvara vurdu. ''Oruspu çocuğu !'' Murat'ın bağırışı odanın içinde yankılandı. Max ise çaresizce çırpınarak boğazına sarılı tek eli, iki eliyle çekip kurtulamaya çalıştı ama Murat'ın gücü karşısında hiç şansı yoktu. O kadar sert vuruyordu ki, Max'in kafasını duvara ikinci vuruşunda kırdı. Murat içinden gerçek bir katil çıkmıştı. Max'ın kafasını duvara vurmayı bir anda bıraktı ve tek eliyle onu yatağa fırlattı.

Max'in vücudu yatağın üzerinde iki kere zıpladı. Ağzından beli belirsiz sözler döküldü. Murat ise hırıltılı bir şekilde nefes alırken, göğsü hızla kalkıp iniyordu. ''Bir kadına zorla sahip olmanı sağlayan o hastalıklı beynini patlatıp sana yetireceğim.'' Gözleri bir süre işkence aletlerinin olduğu masada gezindikten sonra, eline küçük bir testere aldı ve Max'e doğru yürüdü. ''Ama lanet hayatını sonlandırmadan önce, sana yedireceğim tek şey beynin olmayacak''

''Lütfen beni bağışla !'' Max kaçmaya çalışırken, Murat onu bacaklarından yakaladı ve üstüne bindi.

''Hayır.. Seni bağışlamayacağım. Ve sana öyle şeyler yapacağım ki tanrıda beni bağışlamayacak'' Sözlerinden ne yapacağını tahmin etmek zor değildi. Daha fazla izlemedim ve kafamı çevirip kapının önünde dakikalardır beni izleyen Ateş'e doğru baktım.

Arka tarafından Max'ın acı dolu çığlıkları yükselirken de Ateş'in yanından geçip kapıdan dışarı çıktım. Bekleme salonunun içerisinde sadece Pars'ın korumalar vardı. Geriye kimse kalmamıştı. Temiz havayla buluşana kadar yürümeye devam ettim. Bu sırada Ateşte beni takip ediyordu. Max'in çığlıkları ise öne doğru attığım her adımda azalıyordu. Dışarı çıktığımızda Ateş kapının önünde durdu ve cebinden bir sigara çıkartıp biçimli dudaklarının arasına yerleştirdi. Anlaşılan Murat'ı bekleyecektik. Aslında benim beklemeye hiç niyetim yoktu, ama bir şeyi merak ediyordum. Bu yüzden bunu Ateş'e sormak için bende onun yanında durup, içerideki kaostan habersiz olan insanlara baktım. Sonrada bakışlarım Ateş'i buldu. Ona baktığımı hissettiğinde oda bana doğru bakıp gözlerini kıstı ve 'Ne var ?' dercesine gözlerini kıstı. Şuanda rolleri değiştirmiştik.

"Murat neden bu öfkelendi ?" diye sordum. Tecavüzü sağlıklı bir zihine sahip olan kimse sevmez, fakat Murat'ın öfkesi normal bir boyutta değildi. Bu öfkenin altında yatan farklı bir şey vardı ve benimde merakımı çeken nokta tam olarak buydu. Bir kaç saniye bekledim, ama Ateş cevap vermeyince tekrar konuşarak. "Neden konuşmuyorsun?" deyip kaşlarımı çattım. Sigara dumanını yüzüme doğru üflerken, rahat bir ses tonuyla konuştu. "Sorularına cevap vermek zorunda değilim" Aklınca intikam alıyordu. Hafifçe sırıttım. İyi, anlatmak istemiyorsa anlatmasın. Merakımı dindire bilirim. "Arabada olacağım" diyerek öne doğru bir atığımda, Ateş'in sesi beni durdurdu. ''Murattın ailesi yıllardır Alphan ailesinin güvenliğini sağlıyor'' Ateş'e doğru baktım. Gözleri bana değil yere bakıyordu ve yüzü duygusuz olsa da, gözleri hüzünlüydü.

''Murat'ın babası Kemal amca tıpkı Murat gibi piyasada ki en iyi güvenlik şefiydi ve bu durum Alphan ailesine düşman olan kişilerin pek hoşuna gitmiyordu. Kemal amcayı kendi taraflarına çekmek için düşmanlardan çok fazla teklif geldi, ama Kemal amca hepsini reddetti. Alphan ailesine ihanet etmeme konusunda kararlıydı. Ancak düşmanlar pes etmedi ve farklı bir yol izleyerek.'' Ateş bir kaç saniye sessiz kaldıktan sonra tekrar konuştu. Hala suratıma bakmıyordu. Sanki anlattığı şeylerin görüntüsü zihninde canlanmış gibiydi.

''Murat'ın annesi Firuzeyi kaçırdılar ve sonrada ona tecavüz ederek öldürdüler. Adli tıpta yirmi farklı erkeğin DNA'sı çıkmıştı üzerinde. Kemal amca bu acıya dayanamayarak intihar etti. Murat ise delirdi. Murat'ın öldürdüğü ilk insanlar annesine tecavüz edenlerdi ve bu konuda benle Pars ona yardım ettik.." Sigarasından derin bir nefes çekti ve duman dudaklarının arasından yavaşça dışarı süzülürken tekrar konuştu ''İçeride ki öfkesi de bu yüzdendi. Annesini hatırladı''

Tehlikeli hayatlar yaşıyoruz. Karanlık hayatlar. Acı verici hayatlar. Bok ve kan kokan hayatlar.

Sessiz kalarak kafamı ağır ağır salladığımda, Ateş yüzünü yerden kaldırıp bana baktı. Sanki gözlerimin içinde, hüzün yada empatiyle oluşan her hangi bir duygu arıyormuş gibiydi. Bulamazdı. Annem sayesinde bu duygulara sahiptim, ama bu duyguları bazen hissetsem de yüzümde yada gözlerimde hiç görünmüyorlardı. Merak ettiğim şeyi öğrenmiştim ve artık gitme zamanım gelmişti. Ateş'e hiçbir şey söylemeden önüme geri döndüm ve en öndeki arabaya doğru yürümeye başladım. Bu sırada zihnimde Ateş'in biraz önce anlattığı olay durmadan tekrarlanıyordu. O zamanlar Pars Alphan'la yollarımızın kesişmemesi yazık olmuş. Onlar adamları öldürmeden önce işkence bilgilerimi o adamların üzerinde denerdim. Karanlığa sahip olan insanlara zarar vermek çok zevkli bir şey.

Arabanın yanına geldiğimde arka tarafa oturmak yerine hızlıca sürücü koltuğunun kapısını açarak içine bindim. Bu sırada Ateş'in küfür kavurarak sigarayı yere atışını ve çatık kaşlarla bana doğru geldiğini gördüm. Ne yapacağımı anlamıştı ve gözlerime yapma der gibi bakıyordu. Anahtar arabaya takılıydı. Ateş'in uyarıcı bakışlarını umursamadan arabayı çalıştırdım ve gaza bastım. Ateş koştu ve arabanın kapsını tutarak açmaya çalıştı ama ben çoktan kapıları kilitlemiştim. ''Ne yapıyorsun ? Durdur arabayı !'' diye bağırdı. Hafifçe sırıttım ve gaza biraz daha yüklendim. Hızımı artırınca Ateş arabanın kapısını bırakmak zorunda kaldı. Biraz ilerledikten sonra dikiz aynasından arkaya baktım ve kanlar içerisinde kapıdan dışarı çıkan Murat'ı gördüm. Uzaktaydım ama öfkeli suratını azda olsa görebiliyordum. Ateş ise etraftaki korumalara bağırıyordu ve bütün korumalar koşarak arabalara doğru ilerliyordu. Önüme döndüm ve hoş bir melodiyle ıslık çalmaya başladım. Bir kaç dakika bilmediğim sokaklarda spontane bir şekilde ilerledikten sonra, beni takip etmediklerinden emin oldum ve evime doğru sürmeye başladım.

Bölüm sonu

11 yorum