İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 14 · 25 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 14

🖤 12

AHSEN

Beyaz kapının önüne geldiğimizde, hemen arkamızda bizi takip eden koruma önümüze geçerek demir kapıyı açtı ve kenara çekildi. Yer altına inen uzun merdivenler karşımıza çıktı. Bu neden kulübenin küçük olduğunu açıklıyordu. Aşağıyı merak ettiğimden ilk inen ben oldum ve sanki defalarca kez bu merdivenlerden aşağıya inmişim gibi rahat ve hızlı bir şekilde indim. Merdivenin sonuna ulaştığımda çıplak ayaklarım yerin soğukluğuyla irkildi. Vücudum yerde ki soğuklukla denizde yaşadığım macerayı hatırlamıştı. İğrenç bir maceraydı.

Dikkatlice etrafa baktım. Girişi çok küçük olsa da aşağısı oldukça büyüktü. Yavaş adımlarla ilerlerken bir erkek çığlığı duydum. Hemen ardından da. ''Konuş!'' diye emir veren başka bir erkek sesi yakılandı duvarlarda. Sarı ışıkla aydınlatılmış toprak ve kan kokan yer altında, inleme seslerini takip ederek yürümeye devam ettim. Pars Alphan ise hemen arkamdaydı ve onu görmesem de bakışlarımı üzerimde hissedebiliyordum. Bir süre yürüdükten sonra iniltilerin geldiği yere ulaştık. Her taraf kan ve ter kokuyordu. U şeklinde kurulu demir masaların üzeri işkence aletleriyle doluydu.

Masaların hemen ortasında ise sandalyeye bağlanmış, orta yaşlarda bir adam ve çiftlik evinde tanıştığım Pars Alphan'ın sağ kolu olan Ateş vardı. Ateş durmadan elinde demir sopayla adama vururken, adam kısılmış sesiyle inliyor ve bağırıyordu. Yüzü tanınmayacak hale gelmişti ve vücudunun en hassas bölgeleri yırtılmıştı.

Kan, epoksi siyah zeminin üzerine bir halı gibi serilmişti.

Ateş ise işkence gören adamdan daha fazla terlemişti ve açık kumral saçları anlına yapışmıştı. Gömleği ise buruşmuştu ve üzerinde kan damlaları vardı. Pars Alphan yanıma geldiğinde durdu ve bana baktı. Ne hissettiğimi anlamaya çalışıyor gibiydi. Yada ne yapacağımı. Sonuçta ona bu teklifi sunan bendim. Hafifçe sırıtarak önüme döndüm. Sakin bir şekilde izlemeye devam ettim. İşkence görmeye de yapmaya da alışıktım.

Ateş hala bizi fark etmemişti ve elinde ki demir sopayla tekrar adama vuracakken konuşarak onu durdurdum. ''Kafasına bir kere daha vurursan iç kanama geçirecek ve iç kanama geçiren biri işimize yaramaz.'' Sözlerimle birlikte demir sopayı tutan eli havada asılı kalırken hızlıca bana doğru döndü. Sonrada elini indirdi. Göz göze geldiğimizde yine babama benzediğine dair o garip duygu bütün vücudumu ele geçirdi. Göğsü hızlıca inip kalkarken ismimi fısıldadı. ''Ahsen Ar'' Sonrada gözleri Pars Alphan'ı bulduğunda sandalyeye bağlı olan adamın yanından çekilip kanlı sopayı işkence aletlerinin olduğu masaya koydu. Yüzünde sorgulayıcı bir ifade vardı.

Bu sırada Pars Alphan konuşarak ''Ateş sen çekile bilirsin. Bu işle Ahsen ilgilenecek'' dedi. Ateş'in gözleri benim ve Pars Alphan'ın üzerine bir süre gezindikten sonra gözleri ellerime doğru kaydı ve orada durdu. ''Kalem tutan eller bıçak tutamaz.'' Yüzüme baktığında küçümseyici bir şekilde konuşmaya devam etti. ''İşkence yapamayacak kadar narin ellerin var.'' İlk karşılaşmamızda onu neden sevmediğimi bir kere daha hatırladım.

Tehlikeli bir şekilde gülümsedim.

Şuanda yüzüne sağlam bir yumruk atmak istiyordum. Böylelikle elimin göründüğü kadar narin olmadığını anlardı. Ancak sorunlarımı şiddetle halletmekten daha çok sevdiğim bir şey varsa, oda zekamla halletmekti.

Sakin kalmaya çalışarak. ''Kaç saattir konuşturmaya çalışıyorsun ?'' diye soru sordum. Düşünüyormuş gibi yaparak gözlerini kıstı ve sözleri ağzında geveleyerek. ''Bir saat olmuştur.'' diye cevap verdi. Kafamı hafifçe ileri geri salladım ve omuzlarımı kendimden emin bir şekilde dikleştirdim. ''Bana bir dakika verin. Onu narin ellerimle dokunmadan konuşturacağım'' Son cümleme her kelimeme vurgu yaparak konuşmuştum.

Ateş'in gözleri biraz daha kısılırken bana küçümseyici bakışlar atmayı sürdürdü. Yapamayacağımdan emin gibiydi. Bu sırada Pars Alphan ise bir elini cebine koymuş duygusuz suratıyla bana bakarken, yol boyunca bizi takip eden adam sırtını duvara yaslamıştı. Ateş kalçasını işkence aletleriyle dolu olan masaya yasladı. ''Senindir.'' dedi alay eder şekilde. Birazdan gülen ben olacağım. Hırs tüm vücudumu ele geçirirken sandalyede bağlı olan adama doğru yürüdüm. Vücudundan yere serilmiş kanın sıcaklığını çıplak ayaklarımda hissedebiliyordum. Yorgun olduğu için kafasını dik tutamıyordu. Bu yüzden beni görmesi için dizlerimin üzerine çöktüm. ''Masadan istediğini alabilirsin.'' Ateş'in pek dost canlısı olmayan sesini duyduğumda ona bakmadan hafifçe sırıttım.

Bu odada ki en tehlikeli kişi bendim ve ben zaten ayakta yürüyen bir silahtım. Yani masada ki oyuncaklara dokunmak istesem de, onlara ihtiyacım yoktu. Ateş'in sözlerini umursamadım ve tüm dikkatimi tekrar karşımda ki adama verdim. Yüzü tanınmayacak hale gelmişti ve gözleri kapalıydı. Ellerimle dokunmayacağımı söylediğim için yüzüne serçe üfledim. Gözleri önce hafifçe aralandı ve kahverengi gözleri yeşil gözlerimi gördüğünde ise bir anda kısılmış gözleri kocaman açıldı ve öne düşen kafasını dikleştirip, sandalyeye bağlı olduğunu unutarak arkaya doğru kaçmaya çalıştı.

Yüzünde büyük bir korku ve ağzında ise belirsiz iniltiler vardı. Yüzü tanınmayacak bir durumda olduğu için ben onu tanımamıştım, ama verdiği tepkiye bakacak olursam o beni tanımıştı. Beni tanıyan bir kaç korumadan biri olmalıydı. Güzel. Beni tanıması işimi kolaylaştıracaktı. Ayağa kalktıktan sonra dudaklarımı kulağına doğru götürdüm. Yüzümde ki gülümseme kaybolurken, adam ne diyeceğimi duymak için hareket etmeyi bıraktı. Sadece onun duyabileceği bir şekilde konuştum. ''Beni tanıdığını görüyorum ama yine de söyleyeceğim. Ben Ahsen. Evet, lanet olası patronunun kızı olan Ahsenim.'' Adam ismimi duyunca tekrar irkildi. Beni tanıyordu ve neler yapabileceğimi biliyordu. Bu yüzden adamın sadece ismimden bile irkilmesi çok normaldi.

''Tanışma faslını geçtiysek asıl konuya giriyorum. Eğer sana bildiğin her şeyi anlat dediğimde anlaşmaya başlamazsan, ilk önce penisini keser ve sana yedirtirim. Sonra da kan kaybından ölmemene özen göstererek yavaşça ayak ve el parmaklarına keserim, daha sonra kollarını ve bacaklarını kesmeye başlarım. Ardından onları yutman için gözlerinin önünde bir kaç parçaya bölerim ve sana onları yedirtirim. En sonunda ne yaparım biliyor musun? Seni kanınla boğarım. Ve sana yaptığım her şeyin aynısını ailene, akrabalarına, arkadaşlarına ve hatta sokakta görüp gülerek selam verdiğin herkese yaparım.'' Bu sözlerin fazlasıyla yeterli olacağını düşünerek sırtımı dikleştirdim ve adamın korkudan kireç tutmuş yüzüne bakıp hafifçe gülümsedim. Uzun zamandır kimseyi bu kadar içten bir şekilde tehdit etmemiştim ve aslında bu biraz sinir bozucuydu. Çünkü ben genelde yapamayacağım şeyleri söylemeyi sevmem. Ama bunları yapamasam da söylemem gerekiyordu. Neyse ki karşımda ki adam beni tanıdığı için ve birde bir Ar olduğum için söylediğim şeylerin bir yalandan ibaret olduğunu düşünmedi. Ayrıca içimde ki karanlık azda olsa rahatlamıştı, yani en azından artık öfke nöbeti geçirmiyordu.

''Ne biliyorsan anlat.'' dedim rahat bir şekilde. Korkudan dilini yuttuğu için bir süre sessiz kalsa da tehdidim işe yaradı. Benden önce işkence görürken ona sorulan soruları tek tek cevaplıyormuş gibi konuşmaya başladı. Ateşe yandan bir bakış attım. Hoşnutsuz gözüküyordu. Gülümsemem daha da genişledi. ''Cem Ar beni bilgi almam için buraya yolladı. Öğrendiğim önemli bilgileri ona aktarıyorum. Belen Alphan'ı hiç görmedim, sadece Cem Ar'ın onu gizli bir yerde tuttuğunu biliyorum ama..'' Bir an durdu. Pars Alphan'a doğru kaçamak bir bakış attı ve tekrar konuştu. ''En son Belen Alphan'ın öldüğünü duydum. Başka da bir şey bilmiyorum.'' Son cümlesiyle birlikte arkanda bir haraketlilik hissetim ve ben kafamı bile döndüremeden Pars Alphan bir anda yanımda belirdi.

Tek eliyle sandalyeye bağlı olan adamı kanlı boğazından tutarak onu sandalyeyle birlikte havaya kaldırdı. Adam tahminimce doksan kiloydu, ama Pars Alphan onu tek eliyle havada tutmakta hiç zorlanmıyordu. Yüzünde büyük bir öfke vardı. İçinden resmen büyük ve güçlü bir canavar çıkmıştı. Neyse ki anlaşmamızda ölü yada diri gibi bir şey belirtmediği tekrar aklıma gelince, bu duruma hiç bozulmadım. Belen Alphan ölse bile bu anlaşmamızı etkilemez. Sadece cesedini bulacaktım.

Pars Alphan ''Ne demek öldüğünü duydun ?'' diye bağırdı ve hemen yakınımda bağırdığı için kulaklarım çınladı. Vahşi bir canavarken çekiciliği artmıştı, ama bu durum kulaklarıma pek iyi gelmedi.

Adam korkudan kekelemeye başladı. ''B-ben b-bilmiyorum, sadece etraftan duyduğumu s-söyledim. K-kesin bir b-bilgi değil.'' Pars Alphan tek eliyle adamı boğazından havaya kaldırdığı için sesi çok kısık çıkmıştı.

Gözlerim adamla beraber havada duran sandalyeye doğru kaydı. Sandalyenin demir bacaklarından yere doğru kan ve sarı bir sıvı akıyordu. Atına yapmıştı ama bu odada ki kimse adamı altına yaptığı için yargılayamazdı. Çünkü eğer normal bir insan olsaydım, bende şuanda Pars Alphan'dan altıma işeyecek kadar çok korkardım. Pars Alphan dişlerini kırarcasına sıkarken boğazında ki damarlar açığa çıktı ve adamı sanki bir tüymüş gibi duvara fırlattı. Demir sandalyenin bacakları çarpmanın etkisiyle burkulurken adam yüz üstü yere düştü ve acı içinde inledi.

Ardından Pars Alphan'ın yakıcı bakışların hedefi ben oldum. Yüzüme öyle bir bakıyordu ki sanki her an bana da saldıra bilecekmiş gibiydi. Yumruklarını sıktı. Bense gözlerimi bir an olsun ondan kaçırmadım ve yüzüne bakmaya devam ettim. Şuanda adamı konuşturduğum için bana teşekkür etmesi gerekiyordu ama bunun yerine beni öldürecekmiş gibi bakıyordu. Kısa ve rahatsız bir sessizliğin ardından, Pars Alphan hızlıca yanımdan geçip gitti. Ateş ve diğer adam da benim gibi Pars Alphan'ın gidişini sessizce izledi. Pars Alphan'ın arkasında gitmediklerine göre anladığım kadarıyla sinirliyken kimsenin ona yaklaşmaması gerekiyordu. Pars Alphan'ın yere sert basan adımları duyulmadığında, Ateş'e doğru bakıp gururla gülümsedim.

''Onu konuşturmam bir dakika bile sürmedi.''

Ateş yüzüme saklayamadığı bir şaşkınlıkla baktı ''Ciddi misin ?'' Omuz silktim ve Belen Alphan için bazı planlar düşünürken, buraya gelene kadar bize eşlik eden korumaya doğru baktım. Hala duvara yaslanmış yırtıcı bakışlarla beni izliyordu. Bir an gözlerim koca ellerine kayınca kaşlarımı çattım. Bu elleri bir yerden tanıyordum. Kısa bir an düşündüm ve sonunda nerden tanıdığımı anladım. Bu eller çiftlik evindeyken, bayılmadan önce gördüğüm ellerdi. Bezi yüzüme doğru yaklaştırdığı sırada görmüştüm. Daha dikkatli bir şekilde yüzüne baktım. Buğday tenliydi. Koyu kumral saçları vardı ve gözleri kehribar rengiydi. Gözlerine bakınca bir süre orada oyalandım ve bu sırada yırtıcı bakışlarının içinde saklayamadığı bir şey gördüm. Kan ve vahşet. Ailemin tamamı bu gözlere sahipti. Dünyada çok fazla katil var ama hepsinin bakışları aynı olmuyor. Sadece bu işi meslek haline getiren insanların bakışları değişir. Seri katil olanların.

Suyla vücudunda ki kanı temizleye bilirsin ama bakışların ne yaparsan yap kirli kalır.

Gerçi gözleri diğer katillere pek benzemiyordu ama seri katil olduğu yine de çok beliydi ve yanlış hatırlamıyorsam ismi Murattı. Ben bayılma numarası yaptığım sırada Pars Alphan ona böyle seslenmişti. İsmi Murat ve bir katil. Bu kesinlikle Savaş'ın bana mesaj olarak atığı Murat isminde ki katil güvenlik şefi olmalı. Acaba kaç insan öldürdü? Bakışlarından yüzü geçtiği belli. Ben ona baktığım gibi oda sessizce bana bakmayı sürdürdü. Yerde acı içinde kıvranan adamın dışında ortamda rahatsız edici bir sessizlik vardı. Ateş'in bakışları da üzerimdeydi. Düşüncelerimde emin olmak için. "Kimsin sen ?" diye sorduğumda koyu kehribar gözleri sertleşti ama yine de sakince cevap verdi. "İsmim Murat, Pars'ın güvenlik şefiyim." Hafifçe sırıttım, doğru tahmin etmiştim. Bakışlarım Ateş ve Murat'ın arasına gidip geldi.

Pars Alphan'la anlaşma yapıp onların tarafına geçmeme rağmen, Ateşte Muratta bana düşmanlarıymışım gibi bakıyorlardı. Gülümsemem genişledi. Ben çoğu zaman bir ayna gibiydim. Karşımda ki insanlar bana nasıl davranırsa aynı şeyi görürlerdi. Bu yüzden onların bana tepeden bakan sert bakışlarından hoşlanmadığım için, bende onların hiç hoşlanmayacağını tahmin ettiğim kelimeleri kurarak konuştum. "Pars Alphan sizi sokaktan mı topladı ? İşkence yapıp konuşturamayan beceriksiz bir sağ kol ve seri katil bir güvenlik şefi.''

Her ikisinin de bakışları daha çok sertleşti. Murat'a doğru bir adım attım. ''Söylesene seri katiller ne zamandan beridir güvenlik şefi olarak anılıyor." Murattın çenesinde bir kas seğirdi. Ama cevap vermedi. Ancak Ateş onun gibi sessiz kalmadı ve yaslandığı masadan kalkıp alaycı bir ses tonuyla. ''Sadece bir kaç ay önce deliler hastanesinde tutuluyordun, yani bizi eleştirecek son kişi sensin'' dedi. Hızlıca Ateş'e doğru baktım. Yüzü alaycı olsa da gözleri öfkeliydi. Eğer biraz daha burada kalırsam, burası kesinlikle bir yangın yerine dönüşecekti ve yerde ki kan çoğalacaktı. Çünkü her ikisinin de öfkesini yüzlerinde net bir şekilde görebiliyordum ve tabi bu sırada bende öfkeleniyordum. Masada ki bir kaç oyuncağı elime alarak onlara günlerini göstermek istiyordum, ancak Anlaşmayı daha bu gün yapmıştım ve Pars Alphan adamlarına işkence yaptığımı görürse, kesinlikle bundan hiç hoşlanmayacağını biliyordum. Birde bu iki zavallıyla uğraşmak yerine yapacağım daha önemli işlerim vardı. Zaten onları sinirlendirerek istediğimi almıştım. Çabuk mutlu olan ve aynı şekilde çabuk sinirlenen bir insandım. Ama neyse ki duygularımı kontrol altına alıp bastırmayı iyi biliyordum.

Ellerim yumruk şeklini alırken genişçe gülümsedim ''Doğru, ama en azından ben narin ellerim ve deli zihnimle adam konuşturmayı biliyorum'' dediğimde Ateş'in yüzünün buruşmasından oldukça zevk alarak yanlarından ayrıldım ve çıkışa doğru yürüdüm. Ateş'in yüzüne yumruk atamamak zordu ama yine de kendimi kontrol etmeyi başardım ve aklımın içinde ki karanlık taraf geri dön ve Ateş'in kafasını patlat diye bağırsa da -sevmediği insanlara karşı oldukça vahşiydi- onu her zaman ki gibi dinlememeye çalışarak adımlarımı hızlandırdım.

Öne doğru atığım her adımda işkence odasında ayağıma bulaşan kanla yere iz bırakıyordum. Kendimi sakinleştirmeye çalışarak dikkatimi dağıtacak bir şey düşünmeye başladım ve bu sırada bir kaç dakika önce Belen Alphan için düşündüğün plan tekrar zihnimde canlandı. Bir kaç işi aynı anda yapmak gibi bir yeteneğim vardı. Ateş ve Muratla konuşurken aynı zamanda Belen Alphan'ın hayatta olup olmadığını anlamak için aklıma güzel bir plan düşünmüştüm. Merdivenlerden yukarı çıkacağım esnada arkamda bir ses duydum ve sesin geldiği tarafa doğru baktım. Murat peşimden geliyordu ve bakışları hala sinirliydi. Onu görmezden gelerek önüme geri döndüm ve yukarı çıkmaya devam ettim. Kapıya ulaşıp dışarıya çıktığımda ise Pars Alphan'ı görmek için etrafa baktığımda, deniz kenarında önüne dizilmiş bir kaç adamla konuştuğunu gördüm. Benden uzak oldukları için ne konuştuklarını duyamıyordum.

Sanki ona baktığımı hissetmiş gibi bir anda gözleri bana doğru döndüğünde, bakışlarını benden ayırmadan bir şeyler söyledi ve karşısında ki adamlar hafifçe başlarını eğerek yanından uzaklaştılar. Gözleri bir kaç dakika önceki gibi seksi olsa da, öfkeli değildi. Ya siniri çabuk geçiyordu yada iyi rol yapıyordu. Ona doğru emin adımlarla yürüdüm. Bu sırada Muratta hemen arkamdan geliyordu. Onun yanına ulaşana kadar bir an olsun gözlerini üzerimden ayırmadı. Bense yanına gelir gelmez direk konuya girdim. ''Babam anneni öldürmüş olabilir'' Pars Alphan kaşlarını çattı. Bense yüzünün aldığı şekli yada tekrar öfkelenmesini umursamadan konuşmaya devam ettim. ''Yada ölmemiştir. Açıkçası babam çok kurnaz ve zekidir. Bu yüzden gerçekten ölüp ölmediğini ona sorarak öğrenemeyiz. Bize yalan söyleyebilir ve inan bana yalan atma konusunda çok iyidir. Ancak eğer rahatlayacaksan ben annenin yaşayıp yaşamadığını babamın kanlı defterine bakarak öğrene bilirim. Hem bunu öğrenmek benim içinde iyi olur.''

Pars Alphan bir cevap vermeden yanımızda bizi dinleyen Murat bir az önce bir birimize öfkeli bakışlar atmamışız gibi büyük bir sakinlikle konuştu. "Kanlı defterde ne ?" Tüm ilgisi bendeydi, Pars'ın da öyle. Onlara babam hakkında bilmedikleri ve belki de hiç bir zaman öğrenemeyecekleri bir sırı, yani karanlık fantezisini söylemiştim. Babam bu duruma çok sinirlenecek, ama bu durum hiç umurumda değil. İstediği kadar sinirlene bilir. Artık anlaşmayı yaptım ve Pars Alphan'ın gücünü arkamda aldım. Yanıma yaklaşamaz.

Muratta sinirli oluşumu şimdilik bir kenara bırakarak sadece planıma odaklandım ve bende ona aynı sakin ses tonuyla cevap verdim. "Babam öldürdüğü insanları bir deftere en ince ayrıntısına kadar yazıyor ve bu defteri de evinde ki kasasında saklıyor. İçerde ki adamın söyledikleri doğru olmaya bilir, ama yine de emin olmamız lazım. Bu yüzden yarın babamın evine gizlice girip defteri kontrol edeceğim. Eğer annen ölmüşse o defterde kesinlikle yazıyordur." Pars Alphan'ın kaşları düzleşse de yüzüme söylediğim şeylerin doğru olup olmadığını sorgularcasına bakıyordu.

Ailemin bir psikopat olduğunu zaten biliyordu, ama bakışlarından anladığım kadarıyla bu kadarını beklemiyordu. Babam normal insanların gözünde başarılı bir iş adamıyken, karanlık dünyada ise güçlü bir mafya adamıydı. Korkusuzluk ve acımasızlığıyla da nam salmıştı, ama benim babam bunlardan daha fazlasıydı ve duvarların arkasında sakladığı gerçek kimliğini sadece aileye en yakın olanlar biliyordu.

Murat bir seri katile yakışmayacak dehşete düşmüş suratı ve meraklı sesiyle. "İnsanları nasıl öldürdüğünü neden deftere yazıyor ?" diye sordu. Gözlerimi devirdim. Odaklanmaları gereken tek şey planım ve Belen Alphan'dı. Fakat yine de cevap verdim. "Bizim ailemizde her kesin bir öldürme tarzı var. Babamın da bu şekilde. Öldürdüğü insanları deftere en ince ayrıntısına kadar yazmayı seviyor." Normal bir şey gibi konuşuyor olmam Murat'ın bana garip bir şekilde bakmasına neden oldu. Üstelik bir seri katil olmasına rağmen babamın öldürme fantezisine şaşırdığını göre biliyordum ve bu bakışları şuanda bana normal geliyordu. Çünkü ailem dünyada yaptığı günahlarla cehennemden son çıkacak insanlardı. Onlar kötünün de kötüsüydü ve hatta kötülüğün vücut bulmuş haliydi. Onlara insan dediğimde, bazen onları yanlış bir isimle andığımı düşünüyordum. Tamam insanlar çok iyi varlıklar değil ama ailemin yanında melek gibi kalıyorlar ve bu yüzden insan ismi ailem için fazla iyi bir isim.

Murat önce kelimeleri ağzında geveleyip ''Ne garip bir aile'' diye fısıldadıktan sonra, gözlerini kısarak ''Senin bir öldürme tarzın var mı ?'' diye sordu. Tabi ki de vardı. Sonuçta bende bir Ar'dım ve yıllarca onların arasında yetiştim. Yaptığımız çoğu şey aynıydı. Murat gibi Pars Alphan da vereceğim cevabı merak ediyordu, ama merakını Murattan daha az gösteriyordu. Kısa bir yanıt vererek. ''Resim çiziyorum.'' dedim.

Pars Alphan her hangi bir tepki vermezken, Murat'ın kaşları havalandı. ''Öldürdüğün insanların resmini mi çiziyorsun ?'' Kafamı iki yana hafifçe salladım ''Hayır, öldürmeden önce çiziyorum'' Gerçi daha önce insan resmi çizsem de kimseyi öldürmedim. Sadece ağır yaralamalarda bulunmuştum ve insanları döverken yada onlara zarar verirken bunları ölmeyecekleri bir şekilde yapmıştım. İnsan anatomisini bilmem bu konuda bana yardım ediyordu. Aslında kafamın içinde ki karanlık yıllardır birilerini öldürmem için çırpınıp duruyordu. Fakat ben karanlığımı susturuyordum çünkü bunu yapamazdım. Bir insanı öldüremezdim. Bu çok önemli bir nedenden ötürü kendime koyduğum bir yasaktı. Murat sözlerimi anlamamış gibi kurduğum cümlemi fısıldayarak tekrar etti. Bu sırada bende gözlerimi devirdim. Şuanda planım hakkında konuşmak istiyordum, ama bunun yerine kendim ve babam hakkımda konuşuyordum. Bu duruma hızlıca son vererek keskin bir ses tonuyla. ''Artık planım hakkında konuşalım'' dedim.

Bu sırada Pars Alphan sessizliğini bozarak soğuk ses tonuyla konuşmaya başladı.. "Bu plan olmayacak. Babanın evi çok iyi korunuyor ve bu yüzden yakalanma ihtimalin çok yüksek. Ayrıca annemin öldüğünü düşünmüyorum. Baban düşmanlığımı kazanarak hata yapsa da, annemi öldürecek kadar aptal biri değil." Son cümlesinde haklı olabilirdi. Çünkü şuanda Pars Alphan babama zarar vermiyorsa bunun tek nedeni tabi ki de annesiydi. Ancak konu babamsa hiçbir şeyden emin olamazdık. Ayrıca görebiliyordum. Pars Alphan'ın bu planı istemesinin başka bir nedeni de bendim. Çünkü şuanda babama karşı tek kozuydum ve bunu kaybetmek istemiyordu. Açıkçası o malikaneye gitmeyeli yıllar olmuştu ve orası bu dünyada en son gideceğim yerdi. Yani bende gitmek istemiyordum, ama Belen Alphan'ın yaşadığına emin olmak için babamın defterini okumalıydım.

Bu gün yaptığımız anlaşmayla artık babama karşı savaşıyorduk ve kesin olmayan ihtimallerle ilerleyemezdik. Kendimden emin ve kararlı bir ses tonuyla. "Ben o evde doğup büyüdüm. Bu yüzden kimse beni yakalayamaz çünkü her köşesini çok iyi biliyorum." dedim. Aslında o malikaneye girerken yakalanmamamı sağlayacak kişi Savaştı ama bu küçük bilgiyi atladım. Çünkü Savaş'ın kimliği gizli kalması gerekiyordu. Pars Alphan onaylamaz bir şekilde suratıma bakarken, Murat konuşmamıza dahil oldu. ''Gizlice girmene gerek yok. Geçen yaptığımız gibi evini basıp defteri kolaylıkla alabiliriz'' Kafamı iki yana 'Hayır' şeklinde salladım ''Babam için güç her şeydir. Evini zaten bir kere bastınız ve tekrar basıp üstüne özel eşyalarını zorla alırsanız. Belen Alphan ölmese bile bu hareketinizle onun ölümünü garantilersiniz. Bu yüzden tek yol, benim tek başıma oraya gitmem'' Babam için güç çok önemliydi ve zaten bu yüzden Pars Alphan beni kullanarak babamı tehdit etmiyordu, yada onu yakalayıp işkence yaparak annesinin yerini öğrenmiyordu. Çünkü babam güçsüz görünmemek için o işkence masasında ölmeyi kabul eder, benim ölmeme izin vermez ama Belen Alphan'ı vermek yerine Pars Alphan'a muhtemelen annesine dair bir parça gönderir. Kol, bacak yada olmasa bile yaşayacağı her hangi bir parça. Bakışlarımı tekrar Pars Alphan'a döndürdüm ve bir cevap vermesini bekledim. Sadece yalan söyleyip söylemediğini ve arada bir bazı duygularını görebiliyordum. Ama şuanda olduğu gibi çoğu zaman boş bir duvar gibiydi. Duygularını yada düşüncelerini anlayamıyordum ve buda çok sinir bozucuydu.

Bir saniye bile düşünmeden. "Bu plan olmayacak" diyerek kesin bir dilde konuştu. Kaşlarımı çattım ve tam kararına karşı gelmek için konuşacakken, Pars Alphan buna izin vermeyip tekrar konuştu ve sert sesiyle beni susturdu. ''Anlaşmamızı unutma, ben ne dersem o olacak.'' Lanet olsun bu cümleyi daha ne kadar bana karşı kullanacak ? Kendimi tutamadım ve bende onunla aynı sertlikte konuştum ''Annenin ölüp ölmediğini öğrenmek istemiyor musun ?'' Bende o malikaneye gitmek istemiyordum ama artık anlaşma gerçekleşmişti ve iki haftalık sürede başlamıştı. Bu yüzden annesini bulmamı istiyorsa bir hamle yapmam gerekiyordu, ama kadının ölüp ölmediğinden bile emin değilken nasıl onu bulmak için bir hamle yapabilirim ki? Sonuçta onu araya bilmek için toprağın altında mı yoksa yukarısında mı olduğunu bilmem gerekiyor. Pars Alphan ona karşı çıkmamı beğenmedi ve gözleri kararırken benimle sert bir şekilde konuşmaya devam etti. ''Cem Ar'ın bana karşı korkusundan dolayı annemi öldürmeyeceğine eminim. O adam sadece saçmalıyor.'' diyerek yer altına açılan işkence girişini elleriyle gösterdi.

Sözleri karşısında alayla sırıttım. Tamam Pars Alphan çok güçlü bir liderdi ve eğer ortada annesi olmasaydı, babamı öldürmesi pek fazla zamanını almazdı fakat bir konuda yanılıyordu. ''Korku mu ? Babam bir psikopat ve aynı zamanda bir narsist. Ve emin ol onda korku diye bir duygu yok'' dediğimde Pars Alphan öldürücü bakışlarıyla öne doğru bir adım atarak aramızda ki küçük mesafeyi kapattı. Ciğerlerim onun kokusuyla doldu. Omuzlarımı daha çok dikleştirdim. Ondan çekinmiyordum. ''Babanın hala yaşıyor olmasının tek nedeni annem ve oda bunu çok iyi biliyor. Psikopat yada narsist de olsa ölüm ölümdür ve herkes ölümden korkar. Babanın ölmek istediğini de sanmıyorum.'' Yanılıyorsun Pars Alphan, herkes ölümden korkmaz. Ben korkmuyorum. Gözlerimi bir an olsun kırpmadan, kararlılığımı devam ettirerek konuştum. ''Tamam ama yine de emin olmamız lazım. Anlamıyorsun konu babamsa her şey mümkün olabi..''

''Ahsen !'' diye bağırdığında konuşmam yarıda kaldı ve yine kulağım çınlamaya başladı. Lanet olsun buna bir son vermeliydi yoksa sağır olacağım. Murat hemen yanımızda sessizce durarak bizi izlerken, başımı dik tuttum ve gözlerimi sinirle kıstım. Daha yeni anlaşma yapmıştık ama sanki her an bir birimizi dövecekmiş gibiydik. Aslında bu halimiz normaldi çünkü ikimizde lider ruhluyduk ve bu yüzden her ikimizde alta kalma konusunda iyi değildik. O kendi istediklerini yapmamı istiyordu ve bende benimkileri yapmasını istiyordum. Neyse ki her zaman son sözü ben söylerim ve bunu anlamasını da zevkle sağlayacağım. ''Annemin ölmediğinden emin olsam da, sen akılsızca bir şey yapma diye bu işi kendi yöntemlerimle araştıracağım." Akılsızca mı ?

Beni sinirlendiren bu kelimeye içimde küçük kahkahalar attım. "Bu sırada sende sözümden çıkmadan anlaştığımız gibi annemi aramaya başlayacaksın.'' Öfkeli bakışlarıyla emir verirken oldukça seksi gözükse de tam bir pislik. Alt dudağımı içeriden dişleyerek konuşmamak için kendimi zorladım çünkü birimizin frene basması gerekiyordu. Yoksa çok kötü şeyler olacaktı. ''Beni anladın mı ?'' Sesinden dolayı kulaklarım hala çınlıyor ama evet, lanet olsun ki dediğin her şeyi anladım ! İçimde ki karanlığın sesini sustururken, zorlukla. ''Tamam istediğin gibi olsun.'' dedim ve yapmacık bir şekilde gülümsedim. Tabiki de istediği gibi olmayacak. Anlaşmayı kabul etmiş olabilirim, ama kimse bana bir köle gibi davranamaz. Pars Alphan daha benim kim olduğumu anlayamamış, ama yarın ona kim olduğumu göstereceğim ve benim kararlarıma saygı duymasını da öğreteceğim.

Konuşmamız bitmişti ama benle Pars hala bir birimize yakıcı gözlerle bakmaya devam ediyorduk. Bakışlarımız bir güç göstergesiydi. Murat ise sanki çekindiği için aramıza giremiyor ve sessizce bizi izliyordu. İkimizin de pes etmeye hiç niyeti yoktu, ancak bu durum bir kadın sesi duymamızla sonlandı ve benle Pars Alphan aynı anda sesin geldiği yöne baktık. ''Abi'' Beyaz tenli, boyalı sarı saçlarıyla genç bir kadın gülümseyerek bize doğru yaklaştı. Hemen yanında ise yeni kıyafetler giyinerek vücudunu temizlemiş Ateş vardı. Kız bize yaklaştıkça öfkeli bakışlarımızdan olsa gerek kötü bir anda geldiğini anladı ve yüzünde ki gülümseme azaldı. Abi demişti. Yani Pars Alphan'ın kız kardeşi Ceren Alphan olmalıydı. Baştan aşağı dikkatlice baktım. Zayıf ve güçsüz bir vücudu vardı. Üzerine onu bir Barbie bebek gibi gösteren mini pembe bir elbise giyinmişti. Oldukça bakımlı ve zarif gözüküyordu.

Yanımıza ulaştığında Ceren de beni baştan aşağıya süzdü ve gözleri bir süre üzerimde ki erkek tişörtünde gezindikten sonra Pars Alphan'a imalı bir bakış atıp tekrar bana doğru döndü ve çekingen bir şekilde elini uzattı, ama sesi sıcak ve özgüvenliydi.

"Merhaba ben Ceren, Pars'ın kardeşiyim"

Öfkeli bakışlarımızı görünce azalan gülümsemesi tekrar belirginleşti. Demek ki bu evde gülümsemeyi bilen birileri varmış. Elini tuttum ve Pars'a olan öfkemi dizginlemeye çalışarak aynı şekilde gülümsedim. "Memnun oldum Ahsen ." dedim. Ellerine dokunduğum an kemiklerini hissetim ve onu incitmemek için fazla sıkmamaya özen gösterdim. Ellerimiz ayrıldığında ise Ceren beklemediğim bir soru sordu. "Ahsen, değişik ve güzel. İsminin anlamı ne ?"

Aniden ortaya çıkan bu soru karşısında bir an duraksasam da, cevap verdim. "Çok güzel... En güzel demek." Ceren'in pembe dudakları biraz daha genişledi ve koyu kahve gözleri içtenlikle parladı.

"İsmin sana çok yakışıyor, sende çok güzelsin" diye iltifat etti ve ekledi "İsmini kim koydu?" Duyduğum soruyla bu sefer sinirlendim. Babamla ilgili her şey sinirimi bozuyordu. Ayrıca bu kız fazla merak iyi değildir lafını hiç duymamış gibi. Tanımadığı bir insana bu kadar soru sorması saçma. Pars Alphan'ın kardeşi olduğu için çok şanslı, yoksa yüzüne sağlam bir yumruk atardım. Keşke ellerini tutarken daha sert sıksaydım. Cevap vermeyi istemesem de, yüzümde ki gülümsemeyi silmeden. "Babam." dedim ama yüzüm gülse de sesim sert çıktı, bu da Ceren'in bir an irkilmesine neden oldu.

Pars Alphan ise kısa bir an bana baktıktan sonra tekrar kardeşine doğru bakarak. ''Ceren odana git. Bizim önemli işlerimiz var'' dediğinde Ceren yüzünü buruşturdu ''Abi üç gündür bu adadayım ve nihayet bir insan görmüşken bırak da burada kalayım. Çok sıkıldım ve birileriyle konuşmaya ihtiyacım var'' Galiba insan dediği kişi ben oluyordum. Beni tanısaydı bana asla insan demezdi. Ateş konuşmaya dahil olarak. ''Biz insan değil miyiz ?'' diye sorduğunda Ceren çocuksu bir hareketle arkasında ki Ateş'e bakıp dilini çıkardı ve tekrar Pars'a doğru dönüp yalvaran gözlerle baktı. Pars sesini yükseltmemeye çalışırken. "Olmaz dedim Ceren, odana çık" dedi.

Ceren bir süre Pars'ın suratına bakmaya devam etti ama istediği şeyi alamayacağını anlayınca, bana doğru üzgün bir suratla bakıp ''Belki başka bir gün'' dedi ve ardından aklına bir şey gelmiş gibi yüzünü tekrar büyük bir neşe kaplarken, telefonunu açıp ekrana hızlıca bir kaç kere tıkladıktan sonra bana doğru uzattı. "Sosyal medya hesabın varsa bir birimizi takip edelim" Pars Alphan onaylamaz bakışlarıyla aramıza girecekken ondan önce konuştum. "Her hangi bir sosyal medya hesabım yok." Ceren'in ekranı açık telefona baktım. Çok fazla fotoğrafı ve bir milyon takipçisi vardı. Bir milyon sayısını görünce bir an şaşırdım. Neden bir milyon kişi onu takip ediyor ki ? Ceren pes etmeyerek bir kaç isim sıraladı. Galiba bahsettiği sosyal medya uygulamalarının ismiydi. "Hiç biri mi yok ?"

Bir umutla sorduğu soruya omuz silkerek cevap verdim. "İnsanlardan tiksiniyorum ve zaten o yaratıklarla gün içerisinde fazlasıyla karşılaşıyorken, neden kendime işkence yaparak birde telefonumdan izleyeyim ki ? Düşüncesi bile midemi bulandırıyor. İnsanların hayatı yada yaptığı işler umurumda değil ve ayrıca bir şey izlemek istediğim zaman, aynanın karşısına geçip muhteşem güzelliğimi izliyorum. Bu bana yetiyor. Yani evet, hiç birini kullanmıyorum." Sözlerim karşısında Ceren'in ağzı hafifçe açıldı ve telefon tutan elini indirdi. Ancak bana garip bir şekilde bakan tek kişi o değildi. Murat, Ateş ve hatta Pars bile bana garip bakıyordu.

''Sende bir insansın bunu biliyorsun değil mi ?'' Murat kuşkulu bir şekilde bana bakarken gözlerimi devirdim. Bana deliymişim gibi bakıyordu. Hafifçe sırıttım. ''Dış görünüşün benziyor ama ruhum sizden çok farklı. Sizinle aynı seviyede olmayacak kadar muhteşemim'' diyerek omzu silktim.

Bu sırada hala biraz önce ki sözlerimin etkisinde olan Ceren, söylediklerimi anlamamış gibi titrek bir sesle "Ne ?" dediğinde Pars uyarıcı bir ses tonuyla aramızda girdi. "Ceren odana git" Ceren şaşkın bir şekilde Pars'a baktıktan sonra gözleri tekrar beni buldu ve kendini zorla gülümseterek kafasını salladı ve arkasını dönüp yavaşça yürümeye başladı. Yanımızdan uzaklaşırken arada bir arkasını dönüp bana baktı. Neden şaşırdığını anlamıyorum. Sadece düşüncelerimi söyledim. Ortamda ki sessizliği Murat'ın çalan telefonu bozdu ve aramıza biraz mesafe koyarak telefonunu yanıtladı. Ceren gözden kaybolana kadar ondan gözlerimi ayırmadım. Pars Alphan'ın bir psikopat olduğum kardeşini benim gibi tehlikeli birinden uzak tutması gözümden kaçmadı. İyi bir şey yapmıştı ama yine de bana psikopat olduğumu hissettirmesinden hoşlanmadım. Ayrıca annesiyle ilgili planımı da görmezden gelip üzerimde hakimiyet kurmasından da hoşlanmadım. Sessizliğinden, duygusuz suratından ve kendini benden daha üstün gören tavırlarından hiç hoşlanmadım. Derin bir nefes aldım. Tanışalı çok olmamıştı ama ben onda sevmeyeceğim çok fazla şey bulmuştum. Hoşlandığım tek şey ise yakışıklı seksi suratı ve sinirlenmesiydi.

Murat telefonunu kapatarak Pars'ın yanına geldi. ''Bunu duyman lazım.'' dedi ve kısa bir an bana baktıktan sonra Parsla biraz ilerleyerek konuşmaya başladılar. Uzaklaşsalar da onları duyabiliyordum. Murat bir yerde Shawor ismini kulandı ve anladığım kadarıyla da Pars Alphan bu kuruluşun lideriydi. Bu daha önce ismini duyduğum bir kuruluştu çünkü babam bu kuruluşta üyeydi. Fakat babam onun tahtına geçmeden bu kuruluş hakkında bilgi sahibi olmamı istememişti. Çünkü aile üyelerine karşı bile gizli kalması gereken bir kuruluştu. Babamın işlerini öğrenmeye pek hevesli değildim ve bu yüzdende öğrenmek için pek fazla diretmemiştim. Sadece ismini ve çok güçlü insanların bu kuruluşa üye olduğunu biliyordum. Ve eğer bana doğru merakla bakan bir çift göz olmasaydı onları daha dikkatli dinliye bilirdim, ama bakışlarım ve tüm dikkattim karşımda dakikalardır beni izleyen Ateş'e doğru döndü.

Sanki yüzümü ezberlemek istiyormuş gibi büyük bir merakla bakıyordu. Kafamı hızlıca iki yana sallayarak, beden dilimle 'Ne var ?' dedim. Cevap vermedi ama meraklı bakışları bir anda yok oldu. Dalmıştı ve ben onu uyandırmış gibiydim. Gözlerimi kısarak ona doğru ilerlediğimde omuzlarını dikleştirdi. Ela gözlerini yeşil gözlerimden ayırmıyordu. Aklıma yine babamın gözleri gelince sinirlendim. Hızlıca konuya girerek. ''Bir sorun mu var ?'' diye sordum. Oda aynı şekilde hızlıca cevap verdi. ''Hayır yok.'' Cevabı beni pek tatmin etmedi. Aramızda ki mesafeyi biraz daha kapattım.

Oda tıpkı Pars ve Murat gibi uzundu. Bu yüzden bu günlerde sıkça yaptığım şeyi tekrar yaparak kafamı yukarı kaldırdım.

''O zaman neden dakikalardır sessizce bana bakıyorsun ?''

''Neden sana bakmak yasak mı ?''

''Laf oyunlarını hiç sevmemem. Bu yüzden sorduğum soruya hemen cevap ver.'' diye çıkıştım. Onda sinirimi bozan bir şeyler vardı ve galiba duygularımız karşılıklıydı. Dudağının bir kenarı yukarı kıvrıldı. ''Hayatım boyunca ilk defa bir psikopat görüyorum. Bu yüzden merakımı çektin.'' Konuşması bittiğinde bu günlük sabır sınırımı dolduğunu fark ettim ve ona vurmak için hazırlanırken Pars Alphan'ın sesini duymamla durdum. ''Bir sorun mu var ?'' Yüzüm ona dönük olsa da bir şeylerin ters gittiğini bir şekilde anlamış gibiydi ve eğer o erkeksi sesi tüm dikkatimi dağıtmasaydı, Ateş bir hafta boyunca mor halkalı bir gözle etrafta gezecekti.

Ateş'e ölümcül bir bakış atıktan sonra Pars Alphan'a döndüm ve genişçe gülümseyerek. ''Tek sorun şuanda burada olmam. Eğer konuşacağımız başka bir şey kalmadıysa, anneni bulmak için bu adadan hemen gitmek istiyorum.'' dedim. Yoksa her an birinin yüzüne yumruk atabilir yada işkence yapmaya başlayabilirim. Pars Alphan'ın gözleri bir süre benle Ateş'in üzerinde gezindi ve en sonunda sıktığım yumruklarımda takılı kaldı. Ardından tekrar gözlerimin içine baktı. Bense yumruklarımı gevşettim.

Ateş'e vurabilirdim ve bu konuda kimse beni durduramazdı, ama bu gün çok güzel bir gündü ve anlaşmanın mutluluğunu yaşarken, annesini bulabileceğim planlara hemen başlamak istiyordum. Ayrıca kendimi tutamayarak Pars'ın yakın adamlarından birine zarar verip, anlaşmanın bitmesini de istemiyorum. ''Konuşacağımız daha çok fazla şey var, ama bunları sonrada konuşabiliriz. Yani gidebilirsin.'' Konuşacağımızı söylediği şeyler kesinlikle bana sorduğu ve benim ise cevaplamadığım sorularıydı. Lanet olası adam sorduğu soruları öğrenmeden durmayacak. Ne inatçı bir adam. ''Ateş ve Murat bir kaç korumayla beraber evine kadar sana eşlik edecek..'' dedi ve bana doğru yaklaştıktan sonra ceketinin iç tarafından bir telefon çıkardı. Bu benim telefonumdu.

Soğuk sesiyle ''Numaramı kaydettim. Aradığım zaman hızlıca cevap ver, bekletilmekten hoşlanmam.'' diyerek telefonu bana doğru uzattı. Yüzümde ki yapmacık gülümsemeyi bozmadan telefonu elinden aldım. Böyle bir konuda bile bana emir vermesinden hoşlanmasam da, anlaşmanın ilk günü olduğu için onu alttan almaya karar verdim. Sadece bu gün yada bir kaç saatliğine katlana bilirdim. Ve kesinlikle yanımda Ateş, Murat yada Pars Alphan'a ait başka bir koruma istemiyorum. Fakat bunu şuanda söylemem pek akıllıca değildi, bu yüzden ona karşı gelmemek için kendimi tuttum.

Temiz havayı içime çektim. Biraz önce Ateş'e bakarken sinirlenmiştim, ama şimdi mutluydum. Ah, bu günde her zaman olduğu gibi duygudan duyguya hızlıca geçiyordum. Çoğu zaman farkında bile olmuyordum, ama farkında olduğum zamanlar bu çok yorucu oluyordu. Çünkü mutluyken beş saniye sonra sinirli olmak kendimi her gün regl dönemindeymişim gibi hissetmeme neden oluyordu. Bana doğru bakan üç adamın da yüzüne genişçe gülümseyerek bakarken konuştum.

''Bu lanet olası adanın çıkışı nerde ?''

Bölüm sonu

11 yorum