İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 13 · 14 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 13

🖤11

AHSEN

Benim hapishanem, ben doğmadan önce kurulmuştu. İçi karanlıktı. Demir parmaklıkları kanlı ve ateştendi.

O karanlık beni yuttu.

Demir parmaklıkta ki kanlar bir zamandan sonra bana ait oldu.

Ve ateş ise yüreğime düşüp ruhumu yaktı.

Bense her şeye rağmen o hapishanenin çatlak duvarından sızan küçük ışığa tutundum. Sonra babam, o kırık duvarı bir alçıyla kapatıp ışığımı yok etti. Ama ben yine de o ışığı hiç unutmadım ve onun için her şeye direndim, o hapishaneden kaçtım ve saklandım. Sonra tekrar ve tekrar o hapishaneye geri döndüm. Ancak şimdi Pars Alphan'ın gözlerinin içine bakarken o hapishanenin yıkıldığını, bütün dengelerin bozulduğunu ve yıllarca hiç pes etmeden verdiğim büyük direnişin, yakıcı bir savaşa dönüştüğünü hissediyordum.

Evet, Pars Alphan'la yapmış olduğumuz tek şey bir anlaşma değil, aynı zamanda bir savaşın başlangıcıydı. Ve bu beni şuanda çok heyecanlandırıyordu.

İçimi büyük bir mutluluk dalgası kaplarken, gözlerim Pars Alphan'ın ellerine takıldı. Savaş konusunda sinirliyken bir an ne kadar güçlü olduğunu unutmuştum. Onun eli benim elimin neredeyse iki kattıydı ve bana tek bir vuruşunda muhtemelen cehennemin kapıları sonuna kadar açılırdı. Avcunun içinde kaybolan ellerime bakarken, düşüncelerimi dile getirerek ''Ellerin büyük ve kalın.'' dedim.

Pars Alphan kısa bir an eline baktıktan sonra tekrar suratıma baktı. ''Bu bir iltifat mı yoksa kötü bir şey mi ?'' Omuz silktim ''Yüzüme yumruk atmadığın sürece kötü bir şey değil'' Pars Alphan'ın dudağının kenarı hafifçe yukarı doğru kıvrılsa da anında tekrar düzleşti. Ellerimiz ayrılınca, arkama biraz daha yaslandım.

Bu sırada Pars Alphan konuşmaya başlayıp ''Baban seni neden hastaneye kapattı ?'' diye sordu. Sesinde merak vardı. Planlarını anlatmıştı ve anlaşmayı da bir az önce yapmıştık. Şuanda ise sıra cevaplamaktan hoşlanmayacağım sorulara gelmişti. Demek hakkımda o kadar da şey bilmiyordu, yada yine beni denmek için soruyordu. Pars Alphan duygularını gizleme konusun da gerçekte de çok başarılıydı ve bu yüzden de onu iyi bir şekilde tanımadan yalan söylememeliydim, çünkü yalan söylemem anlaşmamıza zarar verebilirdi. Bu yüzden fazla ayrıntıya girmeden konuşarak ''Çünkü beni hapsedip.'' dedikten sonra kısa bir susup tekrar konuştum. ''Bu işler karşılıklı olur Pars Alphan, yani devamını duymak istiyorsan sende bana önemli bir sırını vermelisin.'' diyerek göz kırptım. Karşımda ki insanın bir sırını bilmeden, kendim hakkında bir şey anlatmak aptallıktı ve ben aptal değildim. Ayrıca bu konu hakkında konuşmayı da sevmiyordum.

Bu kaçamak cevabım Pars Alphan'ın hiç hoşuna gitmedi. Zaten karşılaştığımızdan beridir her hareketim onun hoşuna gitmediği için bunu pek umursamadım. ''Sözlerimden sonra hala bana hala güvenmiyor musun ?'' dedi ciddi bir şekilde. ''Güvenmiyorum.'' diyerek net ve kısa bir cevap verdim. İnsanlara hemen güvenmek gibi bir huyum yoktu. Bu hayata kendimden bile çok güvendiğim tek bir insan vardı ve oda Savaştı. Pars Alphan az önce bana ihanet etmeyeceğini söylerken yalan söylemiyordu, ama bu ona güvenmem için yeterli değildi. Eğer ona güvenmemi istiyorsa kendisini kanıtlaması gerekiyor. Açık konuştum ''Sana güvenmem için bir kaç sözden daha fazlasına ihtiyacım var.'' Pars Alphan ağzını aralayıp konuşacakken asansörün kapısı bir anda açıldı ve ikimizde asansöre doğru baktık.

İçeriye takım elbiseli iri yarı, kumral bir adam girdi. Bu adamı hatırlıyordum, Pars Alphan'ın çiftlik evinde beni takip et deyip yolu gösteren yakışıklı çocuktu. Hızlı adımlarla yanımıza doğru geldi. Onun bir adımı benim üç adımım gibiydi. Yanımıza ulaştığında ayakta durdu ve bana kısa bir bakış attıktan Pars'a doğru bakıp. "Yakaladığımız adam tahmin etiğin gibi Cem Ar'ın adamı çıktı ama konuşmuyor" dedi. Cem Ar deyince bir an yine göz göze geldik, Pars Alphan ise cevap vermek yerine kafasını hafifçe sallamakla yetindi.

Bu sırada ''Ben konuştura bilirim'' diyerek aralarına girdim. İkisi de aynı anda bana doğru baktı. Böyle bir teklifte bulunmamı tabi ki de beklemiyorlardı. Ama anlaşma yapmıştık ve daha fazla burada oturup sohbet etmemiz gerekmiyordu -Özelliklede hayatım hakkında konuşmak istemiyordum- Pars Alphan'a doğru bakıp. ''Bir anlaşma yaptık ve anneni bulmam için bir yerden başlamam lazım. Önemli bir bilgi verebilir ve inan bana bu dünyada konuşturamayacağım kimse yoktur. Ayrıca o babamın adamıysa sadece Ar olan birine konuşur.'' dedim ve genişçe gülümsedim. Pars Alphan kısa bir an gözlerimin içine sessizce baktı. Sanki yapıp yapamayacağımı kendi zihninde tartıyor gibiydi ve karar vermesi hızlı oldu. Gözlerini yüzümden çekerken kafasını ileri geri hafifçe salladı. ''Peki gidelim o halde.'' dedi ve ayağa kalktı.

İşkence aletlerini tutmak için sabırsızlanıyorum. Bende hızlıca ayağa kalktım. Pars Alphan'la beraber asansöre doğru yürüdük ve içine girdiğimizde biraz önce yanımıza gelen koruma birinci katta tıkladı. Tişörtün yakası omzuma doğru kaydığında onu düzeltim, o kadar büyüktü ki içinde kaybolmuş durumdaydım. ''Heyecanın anlaşma yaptığımız için mi ? Yoksa işkence yapacağın için mi ?'' Pars Alphan'ın sorusuna hiç düşünmeden cevap verdim. ''Her ikisi içinde heyecanlıyım.'' Önümüzde duran koruma kafasını hafifçe çevirerek bana yandan bir bakış attı. Ona göz kırpınca çatık kaşlarla hemen önüne geri döndü. Adamları da Pars Alphan gibi gülümsemenin ne olduğunu bilmiyordu. Ben bir dakika bile gülümsemeden duramazdım. Bu adamlar bunu nasıl başarıyor ?

Kafamı iki yana sallayım içimde saklayamadığım büyük heyecana tekrar odaklandım. Her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki bir an bütün bunların rüya olabileceğini düşündüm ama değildi. Gerçekti. Resmen yıllarca yapmak istediğim anlaşma olmuştu ve hem de hiç beklemediğim bir anda gerçekleşmişti. Artık hedefime daha yakındım. Asansörün kapıları kapanırken genişçe gülümsedim ve içimden. 'Devrin bitmek üzere Cem Ar.' diye fısıldadım.

Asansörden çıktığımda büyük bir salonun içine girdik. Evin dış kapısı bu kattaydı. Büyük pencerelerden gördüğüm kadarıyla tıpkı sıfırıncı katta olduğu gibi bu katında büyük bir bahçesi vardı. Evin değişik bir mimarisi var. Solonun içinde yürümeye başladık. Ben etrafı incelerken Pars Alphan ve koruması dış kapıya doğru ilerliyordu. Şöminenin etrafına dizilmiş kadife bej renginde ki koltuklar, pahalı biblolar ve şamdanlar etrafa hoş bir hava katıyordu. Üstelik burada da koridorda gördüğüm harika sanat eserleri hakimiyetini sürdürüyordu. Anlaşılan Pars Alphan sanatı seviyor. Ayrıca güzel bir zevki var. Kapıya yaklaştığımızda etrafı incelemeyi bıraktım. Koruma bizim için kapıyı açarken, ilk önce Pars Alphan dışarı çıktı ve bu sırada arkasına bakarken bir dejavu yaşadım. Geniş omuzları, siyah gür saçı ve odun kokusuyla İtalya da akıl hastanesinin lobisinde karşılaştığım adama benziyordu. Hayır, hayır benzemiyor o adam kesinlikle Pars Alphan'dı. O gün bana sırtı dönük olduğu için yüzünü görememiştim ama arkadan görüntüsü hala zihnimin içindeydi ve şuanda Pars Alphan'ın arkadan görünümüyle aynıydı. Kokuları bile aynı.

Ahh o gün hareketleri bana garip gelmişti ama akıl hastanesinde olduğum için bu garipliği önemsememiştim. Keşke bu garipliğin üstüne düşseydim, belki o zaman Pars Alphan bana plan yapamadan ben ona yapardım. Kafamın içinde ki düşüncelerle Pars Alphan'ı takip edip dışarı çıktım ancak dışarıya çıkar çıkmaz temiz hava yüzüme dokununca düşüncelerimden uzaklaştım ve bir anda güzel bir rahatlama hissi her tarafımı sardı.

Ve en önemlisi de hiç olmadığı kadar özgürlüğüme yaklaştığımı hissetim.

Bu sırada Pars Alphan'ın gözleri çıplak ayaklarıma kaydı ve daha sonra arkamızdan bizi takip eden adama doğru bakıp. ''Otuz sekiz numara bir ayakkabı bul.'' emrini verdi. Bu adam gerçekten çok dikkatli çünkü ayakkabı numaramı doğru tahmin etti. Arkamızda ki adam yanımızdan ayrılacakken sesimle onu durdurdum. ''Gerek yok. Çıplak ayakla gezmeyi seviyorum.'' Akıl hastanelerinden kaçarken, çoğu zaman ayağımda bir ayakkabı olmuyordu ve bu da bir zamandan sonra özgürlüğü çıplak ayaklarla bağdaştırmama neden oldu. Yakalanıp dört duvar arasına tıkılırken, kendimi ne zaman özgür hissetmek istesem terlik yada ayakkabılarımı çıkartırdım. Bu yüzden etrafta ayakkabısız gezmeyi seviyorum. Bana özgür olduğumu hissettiriyordu. Pars Alphan uzun boyuyla tepeden bana bakarak. ''Neden ?'' diye sordu.

''Anlayabilmen için akıl hastanesine hapsedilmen lazım.'' Cevabını verdiğimde kaşları hafifçe çatıldı. Bir birimizi yeni tanıyorduk ve Pars Alphan kontrolcü bir insan olduğu için beni tanımak istediğini gözlerinde görebiliyordum. Bu yüzden anlayamadığı hareketlerim onun hoşuna gitmiyordu. Ayrıca her şeyi bilmek isteyen kontrolcü bir yapısı vardı.

Bakışlarını umursamadan neşeli bir yüzle etrafa baktım. Bu sırada yakınlarda Pars Alphan'ın devasa evi dışında hiç ev görmemem dikkatimi çekti. Birde bahçenin her tarafında nöbet tutan siyah takım elbiseli adamlar vardı ve sayıları çok fazlaydı. Tam olarak nerede olduğumu merak ettim ve bu yüzden sordum. ''Neredeyiz ?''

''İstanbul da bana ait bir adadayız.'' Bu neden her hangi bir sınırın yada deniz ve kum dışında başka bir şeyin olmadığını açıklıyordu. ''Baban için seni buraya getirdim. Burada benim yakınımdayken asla sana ulaşamaz. Ve eğer istersen burada kalabilirsin.'' diyerek küçük bir açıklamada bulunurken, aynı zamanda bir teklifte de bulundu. Anlaşmayı yeni yapmıştık ama o çoktan beni korumaya başlamıştı. Bunu sevdim.

''Teklifin için teşekkür ederim yakışıklı, ama anneni bulmak istiyorsam bir adada saklanamam. Ayrıca benim evimde oldukça güvenlikli.'' Dışarısı bir harabeye benzediği için güzel bir güvenlik kamuflajı vardı. Pars Alphan yürümeye devam ederken bana yandan bir bakış attı ve ardından sorgulayıcı bir tavırla. ''Senin evin mi var ?'' diye sordu. Bir süre yüzüne boş bir ifadeyle baktıktan sonra konuşmaya başladım. ''İki aydır sokak aralarında yaşıyorum, çöpten besleniyorum ve kaldırımda biriken suları içiyorum.'' Pars Alphan verdiğim cevap karşısında şaşkınlıkla bana baktı. Bu adam beni ne sanıyordu ki ? Ben istersem eğer bu adayı bile satın alabilirim. Ciddileşen suratımla konuştum. ''Sokakta kaldığımı falan mı sanıyorsun ? Tabi ki de bir evim var'' Gözlerini kısarak "Hırsızlık yaparak mı kendine bir ev tuttun ?" diye sordu ve bu sorusunda ciddiydi.

İlk başta neden böyle bir şey sorduğunu anlamadım ama bu fazla uzun sürmedi. Pars Alphan beni İtalya'dayken izlemişti ve ben İtalya'da ki hastaneden kaçtıktan sonra bir kaç kişinin parasını almıştım. Oda kesinlikle bunu kastediyordu. Aslında benim çok fazla param vardı, sadece o paraya istediğim zaman ulaşamıyordum ve o an İtalya'dan kaçmak için paraya ihtiyacım vardı. Hem yaptığım bu şey hırsızlık değil ki, o insanlar sadece farkında olmadan paralarıyla bana bir iyilik yaptılar.

"Ben senden bile zenginim. Ayrıca İtalya da yaptığım şey hırsızlık sayılmazdı." Pars Alphan küçümseyici bir alaycılıkla gözlerini kıstı. ''Yaptığın şey hırsızlık değilse neydi ?'' Omuz silktim ''Sadece paralarıyla bana yardım ettiler ve inan ben kolay bir şekilde kimseden yardım almam. Bu yüzden o insanlar bana yardım etikleri çok şanslılar'' Kaşlarını hafifçe çatarak iri çekik gözlerini tekrar kıstı. Bu bakışı onu daha çok seksi gösterdi.

''Kendini çok fazla seviyor gibisin''

Genişçe gülümsedim

''Hem de çok''

Pars Alphan bana hem garip hem de beni anlamaya çalışıyormuş gibi bakarken hiç beklemediğim bir soru sordu. ''Berk isminde ki o adamla bir anlaşmamı yaptın ? yoksa oda sana yardım eden şanslı insanlardan biri mi ?'' Savaş'ın tutuğu adamları yakalayıp konuşturmuş olmalı. Yoksa asla Berk ismine ulaşamazdı. Ah o haydutları gördüğüm ilk andan beri zaten hiç sevmemiştim. Sakin bir şekilde sorusunu cevapladım.

''Berk sadece para karşılığı benim için çalışan biri.''

Gözlerimin içine bir kaç saniye dikkatlice baktı. Sonra soğuk sesiyle. ''Cem Ar'la aramda olan düşmanlık şuanda gizli ve neredeyse hiç kimse bilmiyor.'' Bakışları ağırlaştı. ''Sen bu düşmanlığı nasıl duydun ? Berk denen o adam mı sana bu bilgiyi getirdi ?'' Pars Alphan'ın ağzımdan laf almaya çalıştığını hemen anladım. Çünkü Ar'lar ve Alphanlar arasında ki düşmanlığı herkes biliyordu ama dediği gibi babam ile arasında ki bu düşmanlığı herkes bilmiyordu ve benim bu düşmanlığı duya bilmem için, babamın içine yerleştirdiğim bir adamımın olması gerekiyordu. Yani şuanda Pars'a evet dersem, Berk'in yani gerçek ismiyle Savaş'ın babamın çok yakınlarında bir yerde olduğunu anlayacaktı. Bir an huzursuzlandım. Eğer babamda Pars'ın düşündüğü şeyin aynısını düşünürse Savaş tehlikeye girecekti. Artık daha dikkatli olmalıydım.

Genişçe gülümsedim. ''Berk dışında para karşılığı benimle çalışan çok fazla kişi var.'' Bahsettiğim kişi önemsiz biriymiş gibi davranarak, sakin bir şekilde konuşmaya özen gösterdim. ''Aralarından biri babamın çok yakınında ve bana babamın evini bastığını o söyledi. Babamla aranızda ki düşmanlığı da bu şekilde öğrendim.'' Pars konuşma boyunca beni dikkatlice incelemeye devam etmişti ve neyse ki bu konuyu daha fazla üstelemeden ona verdiğim cevapla yetinip yürümeye devam etti. Ancak bu sessizlik fazla üzün sürmedi.

Hiç bitmeyecekmiş gibi olan büyük yeşil bahçede yürürken, Pars Alphan tekrar bir soru sordu. ''Hastaları neden serbest bıraktın ?'' İtalya da yaratığım kaos aklıma gelince hem mutlu oldum hem de Pars Alphan'ın beni izlediğini yine hatırlayınca sinirim bozuldu. Omuz silktim ''Kaçarken arkamda bir imza bırakmayı seviyorum'' Yine yandan bana bakarak kaşlarını çattı. Bu sefer gözleri yargılayıcı bakıyordu.

''İki yüze yakın hastayı serbest bıraktın. Hastane şehre fazla uzak olmadığı için, bütün hastalar küçük bir ordu gibi caddelerde dolaşıp trafiği kapattı ve insanlara saldırmaya başladılar. Polisler onları kontrol altına alamayınca işin içine askerler girdi. Bir çok insan iç savaş çıktığını zannetti. Ülke içini sadece bir kaç saate karıştırdın. Ve baban herkesi parayla sustursa da İtalya'ya girişin ömür boyu yasaklandı. Üstelik iki ay geçmesine rağmen hala insanlar bu olayı konuşuyor. Ve sen bütün bunları sadece geride bir imza bırakmak için mi yaptın ? Bu çok sorumsuzca.''

Pars Alphan'ın hiçbir şey bilmeden eleştiri yapması beni sinirlendirdi. Hafifçe sırıttım. ''Tabi ki de bunu sorumsuzca görüyorsun. Sonuçta deli olmamana rağmen akıl hastanesine kapatılıp her gün işkence gören kişi sen değildin. Bendim. Bu yüzden sen yaptığım bu şeye sorumsuzca bir davranış diye bilirsin ama ben buna intikam diyorum.''

Akıl hastanesinde hem özgürlüğüm çalınıyordu hem de acı dolu işkencelere maruz kalıyordum. Bu yüzden bir daha beni kabul etmesinler diye girdiğim her hastaneden kaçarken arkamda büyük bir kaos bırakıyordum. Tabi tek nedeni bu değildi, eğlenmeyi ve intikam almayı da seviyordum. Babam ise hiç pes etmiyordu ve yaratığım kaosların üstünü örterek beni başka bir ülkede başka bir hastaneye kapatıyordu. Babam Karun kadar zengin olduğu için bu durum onu hiç zorlamıyordu. Ancak bende bir avcı olduğum için asla pes etmeyip kaçmaya devam ediyordum. Yıllardır hiç bitmek bilmeyen büyük bir döngünün içindeydim. Pars Alphan'a hiçbir şeyi bilmeden yaptıklarımı eleştirdiği için kızsam da, düşüncelerim beni sakinleştirdi. Çünkü yıllar sonra ilk defa akıl hastanesine kapatılmayacağımın farkına yeni vardım ve bunun tek nedeni Pars Alphan'la yaptığım anlaşmaydı. Bu bitmek bilmeyen döngü bu gün bitmişti.

''Orada sana neden işkence yapıyorlardı ?''

Yüzünden ve ses tonundan anladığım kadarıyla işkence gördüğümü zaten biliyordu, ama bunu neden yaptıklarını bilmiyordu. Ona cevap verip vermeme konusunu kısa bir an düşündüm. Çünkü ona vereceğim cevap, bir kaç dakika önce sorduğu; 'Neden akıl hastanesine kapatıldın ?' sorusunun cevabıydı. Aslında beni yargılamayı bırakması için doğruları söyleyebilirdim. Ama anlatacağım şeylerden sonra Pars Alphan'ın beni bir şeytan olarak görmeyi bırakıp acımasından çekiniyordum. Yaşadıklarım zor olsa da kendime hiç acımadım, çünkü bu benim için güçsüzlükle eş değer bir şeydi. Pars Alphan'ın gözlerine bakarken sadece tek bir şey söyledim ''Her seçimin bir bedeli vardır.''

Önüme geri döndüm ve koca bahçenin her tarafında nöbet tutan adamlara baktım. Uzakta olsalar bile Pars Alphan'ı gördüklerinde selam vermek için boyunlarını eğiyorlardı Pars Alphan ''Çok kötü bir seçim yapmış gibisin'' dediğinde hafifçe sırıttım. ''Hayatımda ki en iyi seçimin sayılmaz ama en kötüsü de değil. Sadece babam için kötüydü''

''Nasıl bir seçim yaptın ?'' Pars Alphan beni tanımak için uğraşıyordu ve durmadan soru soruyordu. Ama ben kendim hakkımda konuşmayı pek sevmiyordum ve bir kaç dakika önce, benden bir şey öğrenmek istiyorsa bana bir şey vermesi gerektiğini net bir şekilde ona söylemiştim. Bedavaya bilgi yok.

''Sana hangi yemeği sevdiğimi de söyleyeyim mi ?'' dedim ve Pars Alphan'a ters bir bakış attım. ''Flört etmiyoruz Pars Alphan. Sadece iş yapıyoruz. Ben anneni bulacağım ve sende babamdan beni uzak tutacaksın. Bu yüzden bir birimiz hakkında çok fazla şey bilmemize gerek yok. Sadece anlaşmaya odaklanalım.'' Yani en azından onun yoktu, ama ben öğrenecektim. Buradan gider gitmez Savaş'a Pars Alphan hakkında derin bir araştırma yapmasını söyleyecektim ve korkularını, yaptığı işleri, en sevdiği rengi yada yemeği bile öğrenecektim. Amacım Pars Alphan'ı tanımak ve aynı zamanda annesini bulduktan sonra anlaşmayı bitirmemesi için onu tehdit edebileceğim bir açığını bulmaktı. Ben işimi her zaman sağlama alırım. Bu yüzden onunla ilgili büyük yada küçük her bilgiyi öğrenecektim.

Mesafeli soğuk sesiyle ''Tanımadığım insanlarla iş yapmam'' dedi. Gözlerimi devirdim. Zaten annesini iki hafta içerisinde bulacaktım ve bana özgürlüğümü verdikten sonrada yanından gidecektim ve bir daha yüzümü asla görmeyecekti. Bu yüzden beni tanımasına gerek yoktu. Şüpheci bir bakışla Pars Alphan'a baktım. Belki de zayıf noktamı arıyordur ve bu yüzden bana sorular soruyordu. ''Geçmişim yada neden akıl hastanesinde tutulduğum kendime sakladığım özel konular. Öğrenmek istiyorsan daha öncede dediğim gibi sende bana kendin hakkında önemli bilgiler vermelisin. Ayrıca zaten melek yüzlü bir şeytan olduğumu biliyorsun. Yani beni tanımana gerek yok, zaten tanıyorsun.''

Otoriter bir sesle ''Bir kaç dakika önce ben ne dersem o olacağı konusunda anlaşmıştık. Bu yüzden bırak da seni tanıyıp tanımadığıma ben karar vereyim ve sende sadece sorularıma cevap ver'' dediğinde istemsizce yüzüm buruştu. Evet anlaşmada buda vardı ama manipüle yeteneğimle bunun üstesinden geleceğimi düşünmüştüm. Pars Alphan'ın bu kadar inatçı olabileceğini tahmin etmemiştim. Hemen karşımıza beyaz taşlardan çevrili bir kulübe çıkınca beni bu konuşmadan kurtaracak şeyin bu kulübe olduğunu hissetim. ''İşkence yaptığınız yer burası mı ?'' diyerek elimle küçük kulübeyi heyecanla gösterdim. Pars Alphan konuşmak için çok fazla acele etmedi ve yüzüme konuşmadan kaçtığımı anladığını gösteren bir bakış attı. Ancak doğru tahmin etmiş olmalıyım ki Pars Alphan önüne geri döndü.

Sert bir şekilde. ''Evet burası.'' dedi ve sorularına cevap verme konusunda böylelikle bitti. Ama içimden bir ses Pars Alphan'ın ilk fırsata bana tekrar cevaplamak istemeyeceğim sorular soracağını söylüyordu.

Bölüm sonu

14 yorum

  • Sjjsjs yüzüme yukruk atsa cehennemi boylarım dediği yerde koptum

    1Yanıt
  • Ahsenin akıl hastanesinde yangın tüpünü aldıktan sonra ne yaptığını merak etmiştim baya şey yapmış jsjsjsj askerler bile araya girmiş

  • kitabın ismi anlaşma tamda bende nerde bu anlaşma diyordum sjjsssmsm

  • kitabın ismi anlaşma tamda bende nerde bu anlaşma diyordum sjjsssmsm

  • Ödmeden önce ki yapılacaklar listeme eklendi: çıplak ayakla dışarıda gez ✅

  • pars inatçı birine benziyor asla peşini bırakmayacak