AHSEN
Ben meraklı bakışlarımı yüzünden çekmediğim gibi, oda sinir bozucu sessizliğini sürdürdü. Anlaşma kelimesini duyup peşine takılsam da tetikteydim. Çünkü ben tehlikenin kokusunu iyi alırım ve Pars Alphan tehlike kokuyordu. Tıpkı benim gibi.
Kapılar açılıp asansörün içinden çıktığımız da, karşıma geniş bir salon çıktı. Salonun üç köşesi tamamıyla camdandı ve dışarısı çok net bir şekilde gözüküyordu. İşkence odasına getirilmemiştim. Cama doğru yaklaşıp dokundum, kurşun geçirmezdi. Camın diğer tarafında ki yeşil renkle süslenmiş bahçeye baktıktan sonra gözlerimi camdan ayırıp tekrar salona baktım. Salonun ortasında sadece beyaz ve gri tonlarında büyük bir oturma gurubu vardı ve hemen arkasında ise içinde onlarca içkinin olduğu büyük bir bar duruyordu. İkimiz dışında odada kimse yoktu. Pars Alphan geniş L şeklinde ki beyaz koltuğun üzerine oturdu ve gözlerini benden ayırmadan cebinden sigara paketini çıkarttıktan sonra, içinden bir sigara alıp yaktı.
Çok rahat davranıyordu ve yine temkinliydi. Elini hafifçe havaya kaldırarak hemen karşısında ki koltuğu gösterdi ve emredici bir ses tonuyla. ''Otur.'' dedi. Sözlerini umursamadım çünkü gözlerim dolgun dudaklarının arasında ki sigarada takılı kalmıştı. Hem sigara hem de dudakları oldukça cezbediciydi. Seçimimi sigaradan yana kullandım. Bir aydır hiç sigara içmemişim gibi hissediyordum ve şuanda sigaraya karşı inanılmaz bir iştahım vardı. Pars Alphan oturduğu yerden buz gibi bakışlarla bana bakmayı sürdürürken, bense yavaş adımlarla yanına yaklaştım ve cüretkar bir şekilde izin almadan sehpanın üstüne bıraktığı paketinden bir sigara çıkartıp yaktım. Hiç tepki vermedi ve duygusuz suratıyla sessizce beni izlemeye devam etti.
Hayır, bu gün kendimi zapt etmeyecektim. Çünkü melek yüzümün yada sakin tavırlarımın onun üzerine her hangi bir etkisi olmadığını ilk karşılaşmamız da, beni bayıltmaya çalışmasıyla net bir şekilde anlamıştım.
Sigara dumanını üflerken açlıktan olsa gerek hafifçe kafam döndü, ama ben bunu umursamadan ve sigaranın tadını çıkartarak Pars Alphan'ın hemen karşısında ki tek kişilik gri koltuğun üzerine oturdum. Ardından rahat tavırlarla iki bacağımı da cam sehpanın üzerine koydum. Serserice hareketleri pek sevmem ama şuanda bu şekilde oturmak istedim. Bu sırada sehpanın üzerinde ki çıplak bacaklarıma bakınca, üzerimde ki siyah erkek tişörtünü fark ettim. Bol ve uzundu ama bacaklarımı sehpanın üzerine koyduğum için, tişörtün alt tarafı yukarı doğru hafifçe kıvrıldı ve biçimli pürüzsüz bacaklarım kendini biraz daha gösterdi.
Vücudumun diğer kısımlarında olduğu gibi bacağımda da kıl yada tüy yoktu. Küçükken babam saç ve kaş dışında ki vücutta yer alan kılların yada tüylerin sadece hayvanlara has bir şey olduğunu söylerdi ve bu yüzden vücudumda ki kılların yok olması için bir çok fazla teknolojik aleti üzerimde denemişti. Bir çoğu işkence aleti gibiydi. Sonunda ise kıllarım çıkmamaya başladı ve vücudum pürüzsüzleşti. Neden bilmiyorum, ama bacaklarıma bakınca aklıma bir anda bu geldi. Yüzümü buruşturdum.
Beyim gereksiz anıları depolamıyor ve hemen unutuyordu, fakat acı beyin için hiçbir zaman gereksiz olmadı. Bu yüzden bazen bir ses ve bazen de bir görüntü beynin sakladığı acıları bir anda gün yüzüne çıkartıyordu. Vücudumda ki kıllar yok olana kadar, vücudum çok acı çekmişti. Normal bir inanın beyni çok acı çektiğinde bulunduğu vücudu korumak için acı veren anıları bir yerden sonra depolamayı bırakıp silerdi, ama benim beynim bana düşmandı. Hiç bir şeyi unutmuyordu. 'Babam ve onun saçma düşünceleri.' diye söylendim içimden ve bu sırada babamı hatırlamam istemsizce sinirlenmeme neden oldu.
Sanki unutmak mümkünmüş gibi !
Derin bir nefes alarak karşımda oturan Pars Alphan'a odaklandım. Bir anlığına gözlerini yüzümden ayırıp sehpanın üzerinde ki çıplak bacaklarıma baktı. Yüzünden hiçbir şey anlaşılmıyordu, çünkü suratı hala duygusuzdu. Sessizlikten sıkıldığım için, sağ elimi hafifçe havaya kaldırıp iki kere şıklattım. Bakışlarını bacaklarımdan çekip tekrar tüm dikkatiyle yüzüme baktı. İşte tekrar başladığımız yere geri dönmüştük. Koltuğa biraz daha yerleştim. Bu gün o konuşacaktı ve bense sadece dinleyecektim. Neden bir anda fikrini değiştirip benimle anlaşma yapmak istediğini duymak için sabırsızlanıyordum, ama her zaman ki gibi heyecanımı gizliyordum.
Duygular öldürücü bir silahtır ve bu yüzden çoğu zaman gizli kalması gerekir.
"Sigara içmene rağmen oldukça dayanıklısın" Duygusuz bir şekilde suratına bakarken kurumuş dudaklarımdan sigarayı çekip külünü beyaz seramik zeminin üstüne attım. Bu hareketimle Pars Alphan küllüğü sehpanın üzerinden bana doğru yaklaştırdı ve uyarıcı bir tonla "Külünü yere atma" dedi. İşaret parmağımla sigaraya hafifçe vurdum ve kül yine yere düştü. Pars Alphan'ın gözleri bir anda hayvanileşti. Avına bakan gerçek bir Pars gibi bakmaya başladı. Umursamadım. İnsanların bana neyi yapıp neyi yapmayacağımı söylemesini sevmem. Ve artık Pars Alphan'ı etkilemeye çalışmadığım içinde kendim gibi davrana bilirdim.
Sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladım "Beni bayılttın, tutsak ettin, peşime düştün ve uçurumdan atlayıp neredeyse ölmeme sebep oldun. Bu yüzden sigara ve onun lanet olası külü hakkında daha sonra konuşabiliriz." dedim. Konuşurken, uçurum kısmından sonra sesim biraz sertleşmişti. Sabır diler gibi suratıma bakarken arkasına yaslandı ve bu hareketiyle beyaz gömleğinin düğmeleri gerilip, karın kasları biraz daha ortaya çıkardı. Sabır dileyen suratından anladığım kadarıyla, gerçekten de benimle anlaşma yapmak istiyordu. Çünkü Pars Alphan evinde 'tutsak!' etiği bir kadının, onu hiçe sayan hareketlerine sessiz kalacak birine benzemiyordu. Despot bir adamdı. Heyecanın daha da arttı.
Hareketlerime ve konuşma şeklime vurgu yaparak. "Demek gerçek yüzünü göstermeye karar verdin." dediğinde şaşırdım. İlk karşılaşmamızda ona çok iyi davranmıştım ve asıl kimliğimi güzelce saklamıştım. Ayrıca her ne kadar çiftlik evinden ve onun sonrasında arabayla kaçarken asıl kimliğime tekrar bürünsem de, o kısa zaman diliminde gerçek yüzümü ve iyi bir kadın rolünü oynadığımı asla anlayamazdı. Bu yüzden rol yaptığımı nasıl anladığını merak ettim. Ama en çok, beni ne olarak gördüğünü merak ettim ve bu yüzden de sordum. ''Benim gerçek yüzüm ne ?'' Gözleri parıldadı ve kısa bir anlığına bakışları yumuşadı fakat kendini hızlı toparladı. Çiftlik evindeyken yüzüme garip bir şekilde bakmıştı ve çok kısa olsa da az öncede aynı şekilde baktı. Sanki bana değil de başka birine bakıyor gibiydi. Belki de ona tanıdığı birini hatırlatıyorumdur.
''Dışarıdan bakılınca, saf bir melek gibi görünüyorsun. Ama bu sadece bir illüzyon. Sen tam anlamıyla tehlikeli bir şeytansın.'' Hafifçe sırıttım. Gözleri parlamıştı ama anlaşılan pekte sevdiği birini hatırlatmıyormuşum.
Ayıplar bir şekilde yüzümü buruşturdum ''Bir kadına şeytan dememelisin. Bu çok ayıp.'' Bana şeytan demesini garipsemedim. Nede olsa bana şeytan diyen ilk kişi o değildi. Ama yine de sinirlendim. Ben onun ne kadar yakışıklı olduğunu düşünürken o bana şeytan diyordu.
''Sadece doğruları söylüyorum.''
''Doğrular beni sinirlendiriyor ve bu yüzden daha ne kadar karşında sakin bir şekilde durabilirim bilmiyorum.'' diye açıkça tehdit ettim. Aslında şuanda büründüğüm kişilik, gerçek yüzümüm küçük bir kısmı ve şanslıysa eğer asla geri kalanıyla karşılaşmaz. Yakışıklı yüzüne yazık olur. Ayrıca şuanda her ne kadar sakin olmak istemesem de, yine de sakin kalmaya çalışıyordum. Evet, bu benim sakin halimdi. Çünkü Pars Alphan'a ilk karşılaşmamız gibi davranmayacaktım, ama anlaşma için kendimi az da olsa hala tutuyordum. Nede olsa anlaşma yaparsak aynı tarafta olacaktık ve bu yüzden bir birimize iyi davranmalıydık.
''Sakin kalmaya devam et.'' dedi net bir şekilde. Bu bir istek değil, emir yada tavsiyeydi. Taştan suratına bakarken ona iyi davranma konusunu tekrar gözden geçirdim ''Bu hareketlerin de benim sinirimi bozuyor ve inan sinirli tarafımı görmek istemezsin'' diyerek sözlerini sonlandırdı ve oda beni açıkça tehdit etti. Dudağımın kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. O lanet olası, bir sanat eseri gibi olan taştan suratına sert bir yumruk atmak istiyordum. Elimi ağzıma koyarak esnedim. ''Ne zaman asıl konumuz hakkında konuşmaya başlayacaksın? Çünkü ben sıkılmaya başladım ve inan bana sıkılınca daha sinir bozucu oluyorum.'' diyerek hem alta kalmadım hem de konuyu anlaşmamıza getirdim. Zaten eğer anlaşma hakkında konuşmaya başlamazsak, ikimizden biri geri dönüşü olmayan bir kavga başlatacaktı. Böyle bir adamla anlaşma yapmak istememi bir an sorguladım. Çünkü oda benim gibi baskın bir karaktere sahipti ve daha anlaşma bile yapmadan iki düşman gibi olmuştuk.
Bir birimize iyi davranmaktan çok uzak bir yerdeydik ve normal şartlarda ona çoktan işkence yapmaya başlamıştım ama şuanda pekte bir seçeneğim yoktu. Yıllar sonra karşıma çıkan tek düşman oydu. Bu yüzden sorgulamayı bıraktım ve elimde olanla yetinmeye karar verdim. Pars Alphan'ın alt dudağını ağzının içine hafifçe kıvırdı. Gerçekten onun sinirini bozuyordum ve bunu yüzünde görebiliyordum. Yine de beklediğimden çok az tepki gösteriyordu. Çünkü dikkatliydi ve oda tıpkı benim gibi sakin kalmaya çalışıyordu. Onun sinirlendiğini görmek hoşuma gidiyordu ve benim sinirimi azda olsa yok ediyordu.
Bir kaç saniye yüzüme sessizce baktıktan sonra, konuya hızlı bir giriş yaparak. ''Seni uzun zamandır araştırıyorum.'' dediğinde afalladım. Bunu söylemesini beklemiyordum, ama şuanda dikkatimi bir hayli çekmeyi başardı. Bacaklarımı yere indirerek öne doğru hafifçe eğildim. Şaşkınlığımı belli etmeyerek, rahat bir tavırla "Ne kadar uzun ?" diye sordum.
Pars Alphan sert sesiyle cevap verdi. ''Bir kaç ay oldu''
Kaşlarımı çattım. ''Beni aylar önce bulmuşsan neden şimdi karşıma çıktın ?''
''Aylar önce annemi ararken tesadüfen seni bulduğumda, o an seni alıp isteklerim için kullanmak istedim fakat Cem Ar'ın utancından akıl hastanesine kapatmış olduğu deli kızının pekte işime yaramayacağını düşündüm. Çünkü seni kaçırıp babanı tehdit etsem bile, acımasızlığıyla nam salmış Cem Ar'ın deli kızını pekte umursamayacağını düşündüm'' Duyduğum sözlere tekrar afalladım.
Ben kendi kimliğimi Savaş'ın yardımıyla ifşa etiğimi düşünüyordum, ama sözlerinden anladığım kadarıyla, Pars Alphan en başından beri beni zaten biliyormuş. Üstelik bir şekilde akıl hastanesinde tutulduğum bile öğrenmiş. Oysa babam konu ben olunca çok titiz davranır. Duyduğum şeye inanmakta zorluk çekiyordum, fakat Pars Alphan'ın dünyanın en güçlü ailesinin lideri olduğu aklıma gelince bir anda kabullenmek dışında bir seçeneğim kalmadı. Ayrıca her ne kadar sözlerine şaşırsam da bana deli demesi de gözümden kaçmadı, ama benim hakkımda daha ne kadar şey bildiğini öğrenmek için sessizce onu dinlemeye devam ettim.
''Ancak sonra babanın hastane kayıtlarını sildiğini fark ettim ve en son kaldığın akıl hastanesinde ki kayıtlarını silinmeden elime geçirmeyi başardım. O kayıtlar da gördüğüm şeyler dikkatimi çekti. Yapılan testlerde zeka seviyen ortalama bir insandan fazlasıyla yüksek çıkmıştı ve kayıtlarda o hastanenden kaçtığın gözüküyordu, ama orası aklı başında olmayan bir insanın kaçamayacağı bir yerdi. Üstelik kaçma şeklinde oldukça etkileyiciydi. O an bir terslik olduğunu fark ettim. Bu yüzden de seni bizzat kendim görmek istedim ve İtalya'da tutulduğun akıl hastanesine geldim.''
Duyduğum her sözle şaşkınlığım ve aynı zamanda sinirim her geçen saniye daha da artıyordu. Benim kontrolüm dışında birinin benim hakkımda bir şeyler bilmesinden hoşlanmıyordum. Ayrıca bana neden gerçek yüzümü gösterdiğimi söyleyerek şeytan dediğini de şuanda daha iyi anlıyordum. Çiftlik evinde çok iyi rol yaparak onu kandırdığımı sanıyordum ama meğerse beni kandıran oymuş.
''Kapalı bir hücrede tutuluyordun ve hastanede ki herkes baban için çalışıyordu. Bu yüzden sana ulaşmak zordu ama bir şekilde seni lobiye çıkarmayı başardım ve hasta kılığında seni bir köşede izledim. Oradaki çalışanları nasıl darp edip etkisiz hale getirdiğini, daha sonra ise iki yüze yakın hastayı odalarından çıkartıp şehre salıp nasıl kaçtığını kendi gözlerimle gördüm ve işte o gün deli olmadığını, aksine çok zeki ve tehlikeli bir kadın olduğunu anladım.'' Pars Alphan'ın gözlerinde bir anlığına bir parıltı gördüm, hayran olmuş gibi anlatıyordu yaptıklarımı. Başka şartlarda biri yaptıklarımı anlatıp hayranlığını belli etseydi gururum okşanırdı. Fakat şuanda takip edildiğimi anlamadığım için sadece sinirliydim.
''İtalya'dan, Yunanistan'a kadar seni takip ettim. Santorini adasındayken, babanın adamları tarafından yakalandın ve Türkiye'ye getirildin. Ama sen hiç dinlenmeden tekrar kaçıp saklandın ve bu sefer izini kaybettirmeyi de başardın. İki aydır tıpkı baban gibi bende seni her yerde arıyordum ve en sonunda sen kendi ayağınla yanıma geldin.'' Son cümlesi biraz daha sinirimi bozdu. Babamdan kaçmaya o kadar çok odaklanmıştım ki başka birinin beni takip edeceği aklımın ucundan bile geçmemişti, ama şuanda bazı şeyleri daha iyi anlıyordum.
Gözümden kaçırdığım iki nokta vardı. Birincisi, Pars Alphan'ın şuanda anlattığı bütün şeyler iki ay önce olmuştu ve Pars Alphan beni durduk yere araştırmayacağına göre, babam Pars Alphan'ın annesini iki ay önce kaçırmıştı. Sadece ben ve Savaş bu olayı yeni öğrenmiştik. Gözden kaçırdığım ikinci nokta ise, Santorini adasındayken babamın adamlarının beni bulması çok saçmaydı ve Pars Alphan'ın ses tonundan anladığım kadarıyla da, oda babamın beni Santorini adasında yakalamasını büyük bir tesadüf olmadığını biliyordu, çünkü babamın içine yerleştirdiği adamından haberi vardı. Pars Alphan beni takip ederken babamın onun içine yerleştirdiği adam yerimi ispiyonlamıştı.
''Deli olmadığımı anladığında neden beni yakalamak yerine izlemeye devam ettin ?''
''Hastaneden kaçtığında ne kadar ileri gidebileceğini görmek istedim.''
Kısacası beni gözlemleyip hakkımda bilgi ediniyordu. Bana şeytan dediğini düşünürsek gözlemlemesi iyi yönde değildi.
''Ayrıca amacım ilk başta seni yakalamak olsa da, babanı hiç sevmediğini net bir şekilde gördüm ve planlarım da değişiklik yapmaya karar verdim. Çünkü Cem Ar hareketleri hesaplanamayan biri ve bu yüzden onu herkesten çok tanıyan birine ihtiyacım vardı.''
Bana ihtiyacı vardı. Bu cümleleri öfkemi az da olsa azalttı.
''İstanbul'a getirilip tekrar bir hastaneye kapatıldığında yanına gelip seninle konuşacaktım ama sen hastane müdürünün kafasını kırdıktan sonra kaçtın ve ortalıktan kayboldun.'' Pars Alphan'ın söyledikleri doğruydu, ama yine atladığı bazı şeyler vardı. Beni bile bulmuşsa, eminim ki babam hakkında da çok fazla şey öğrenmiştir. Zaten Alphanlar ve Ar'lar uzun yıllardır bir birine düşmandı.
Dostunu tanı, ama düşmanını daha iyi tanı.
Eğer beni kaçırıp babamı tehdit etseydi, babamın bunu bir güç gösterisi olarak algılayıp sonunda kızı ölse dahi annesini öldüreceğini biliyordu. Bu yüzden de tehdit etmekten vaz geçip beni yanında istedi. Bu savaşta bana ihtiyacı var, ama bunu da gereksiz bir ayrıntı gibi görüp dile getirmiyordu ve parçaları benim birleştirmemi istiyordu. Savaş bana kimliğimi Pars Alphan'a duyurduğunu söylediği ilk an, Pars Alphan'ın babamı tehdit edemeyeceğini anladığında, bana zarar verip intikam uğruna öldüreceğini düşünmüştüm. Tabi o gün Pars Alphan'ın beni çoktan bulmuş olduğunu bilmiyordum. Pars Alphan'ın beni öldürmek yerine kullanacak kadar zeki bir adamdı ve ben bunu yeni anlıyordum.
''Madem benimle ilgili planlarını değiştirdin, o zaman neden çiftlik evinde beni tanımıyormuş gibi yaparak reddettin ?'' Kollarımı karnımın üzerinde birleştirdim ve gözlerimi kıstım. Bakışlarımdan hiç etkilenmemiş bir ses tonuyla cevap verdi. ''İki ay sonra bir anda ortaya çıkıp benimle anlaşma yapmak istediğini söylediğinde, Cem Ar'ın benden önce seni bulduğunu düşündüm ve anlaşma yapmak istemenin nedeninin de babanın kirli oyunlarından biri olabileceğini düşündüm. İnsanları kandırmayı seven bir ailesiniz.'' deyip kısa bir an sustuktan sonra konuşmaya devam etti. ''O kadar iyi rol yapıyorsun ki bir an koltukta gerçekten bayıldığını düşündüm.'' dedi ve hazırlıksız yakalandığım için bu sözleriyle kaşlarım havalandı.
"Bunu nasıl?" Sözlerimi devam ettirmeden sustum ve o anı gözümde canlandırdım. Anlayamıyordum, hiç hatta yapmamıştım ve her şey kusursuzdu. Nasıl olur da rol yaptığımı anladı, yada bayılmadığımı bildiği halde neden onu kandırmama izin verdi ? Zekasıyla beni hayrete düşüyordu, üstelik oda bunun farkındaydı ve bu durum oldukça hoşuna gidiyordu.
Pars Alphan tekrar konuşmaya başladı. Sesi keyifliydi. ''Bezin içinde senin sandığının aksine eter yoktu, sadece eter olduğunu düşünmeni istedim.'' Alt dudaklarımı dişledim ve yarım ağız sırıttım. Her zaman ki gibi öfkeni gülümseyerek gösteriyordum. ''Kaçmaya o kadar çok odaklanmıştın ki, hırsın seni kör etti ve önünde duran gerçekleri göremedin. Arka bahçeye bakan odaya bilerek koyuldun, camdan kaçacağını biliyordum. Fakat aşağı atlamayıp yukarı çıkman benim için sürpriz oldu. Kabul etmeliyim ki çatıya çıkacağını hiç düşünmemiştim.''
Anlaşma yapmayacağını bana inandırttı ve bu yüzden bende babamın Pars Alphan'ın tehdidine boyun eğmeyeceğini bildiğim halde, sadece babamın yanına götürülmek istemediğimden kaçmaya odaklandım. 'Camdan kaçacağını biliyordum' dedi çünkü bunu o ayarladı. Şuanda neden birinci katta olan bir odaya hapsedildiğimi ve arka bahçede ki ışıklandırmanın neden aydınlatmada yetersiz olduğunu anlıyordum. Seksi ve bir o kadarda sinir bozucu, ama yine de zeka oyunlarına bayılıyorum ve Pars Alphan'ın oynadığı küçük oyun, zihnimde canlanınca devamını ben söyledim. ''Kaçıp kaçmayacağımı görmek istedin. Böylelikle bunun babamın bir planı olup olmadığını anlayacaktın.'' Pars Alphan beni araştırırken babamdan kaçıp saklandığımı anlamıştı. Bu yüzden ilk karşılaşmamızda beni bayıltarak bir odaya kapattı ve kaçıp kaçmayacağımı görmek istedi. Çünkü her ne kadar babamın pazarlık yapmayacağını bilsem de, Pars Alphan'ın beni bir koz olarak kullanıp babamın yanına götüreceğini biliyordum ve eğer kaçmayıp babamın yanına götürülmeyi kabul etseydim bunun babamın bir planı olduğunu sanacaktı, ama ben kaçtım ve bunun babamın bir planı olmadığını ona gösterdim.
Açıkçası güzel bir plan yapmıştı. Fakat yine de bazı anlaşılmayan yerler vardı. "Bu durumdan hoşlanmasam da beni kandırmayı başardın. Yani planın güzel, hatta zekice. Ama aynı zaman da yüksek bir risk barındırıyor. Bezin içinde ki keskin kokunun eter olmadığını fark edebilirdim. Yada bayılma numarası yapmaya bilirdim ve planın başlamadan biterdi." diyerek ondan bir cevap bekledim. Pars Alphan kendinden emin bir şekilde konuştu. "Sen tehlikeli bir kadınsın, Ahsen. Ayrıca bir Ar'sın ve biraz önce de dediğim gibi insanları kandırmayı seviyorsunuz. Bu yüzden beni kandıracağını düşünerek bayılma numarası yapacağından emindim." Doğru, ailem ve ben karşımıza çıkan herkesi manipüle edip kandırmayı severiz.
Ahh lanet olsun. İki ay önce beni takip ederken, gerçek kimliğimi bu şekilde öğrenmişti ve hareketlerimi izleyerek hakkımda fikir sahibi olmuştu. Ancak beni benden bile daha iyi tanıyormuş gibi konuşuyordu ve bu hiç hoşuma gitmedi. İnsanlar sadece benim izin verdiğim kadarıyla beni tanımalı. Yüzüm istemsizce buruştu.
Sinirlenmiştim, ancak aklıma bir soru daha gelince duygularımı bastırarak sorumu sordum. ''Peki uçurumdan atlayınca neden beni durdurmadın ? Zaten evden kaçarak kendimi ispatlamıştım.''
''Atlayacağını düşünmüyordum.'' diyerek kısa bir cevap verdi ve sustuğunda bir an yine gözlerinde hayran dolu bir bakış yakaladım ve sonra tekrar konuştu. ''Gözlerine bakınca korkusuz olduğunu görebiliyorum, ama geceleyin bir uçurumdan aşağıya atlayacak kadar aptal cesaretine sahip olduğunu bilmiyordum.'' Beni övmüştü, ancak aynı zamanda da son cümlesinde sanki en son beni bayıltmadan önce ona aptal dediğim için intikam aldığını hissetim. Birazda kızıyor gibiydi. Kaşlarımı çattım. ''Ama yine de atlayacağımı hissettiğinde ki hissettiğini biliyorum. Arkamdan koşmak yerine her şeyi söyleyip beni durdura bilirdin. Neredeyse ölüyordum!'' dediğimde duygusuz suratıyla yüzüme bakmaya devam ederken. ''Ölmedin ve hala yaşıyorsun. Ayrıca aptal cesaretin için beni suçlama.'' diye umursamaz bir cevap verdi.
Bu lanet olası adamın ağzından çıkan her söz sinirimi bozuyordu. Ayrıca bende aptal cesareti yoktu. Ama her ne kadar reddetmeye çalışsam da ailemden bana geçen bir psikopatlık vardı ve bazen bir hedefe kilitlendiğimde 'pes etme' kelimesini unutuyordum. Bu yüzdende tehlikeli şeyler yapabiliyordum. Ailem ve psikopat oluşum aklıma geldiğinde, Pars Alphan'ın bunu bilip bilmediğini merak ettim ve ona hızlıca sordum. ''Hastanede hangi sıfatla kaldığımı biliyor musun ?''
''Akıl hastanesinde ki verilerinde şizofreni yazıyordu. Hızlı duygu değişimi, abartılı hareketler ve talimatlara direniyor olman şizofren bir birey olduğunu gösterse de, şizofreni olmadığını biliyorum. Tıpkı ailen gibi, sende bir psikopatsın." Her cümlesinde kaşlarım daha çok çatıldı. Aslında bir psikopat asla kendine psikopat demez ve hatta kendini öyle bile görmez. Ama ben normal bir insan olmadığım gibi normal bir psikopatta değildim. Bu yüzden kendime bazen psikopat diye biliyordum, ama bir başkasının bana psikopat demesinden nefret ediyordum, çünkü bunu kötü bir şeymiş gibi söylüyorlardı, tıpkı Pars Alphan gibi. Oysa ben kötü bir hasta olmayacak kadar muhteşemim.
"Biliyor musun? Bir psikopata asla psikopat denemelisin. Bu onu sinirlendirir." dediğimde, Pars Alphan gözlerimin içine dikkatlice bakarak. "Sinirlendin mi ?" diye sordu. Psikopat olduğumu biliyordu, ama sanki bunu benden de duymak istiyor gibiydi. Ona istediğini verdim. Yüzüm üzüntüyle kaplanırken, alt dudağımı dışarıya doğru kıvırdım. ''Evet.'' diyerek kafamı ileri geri salladım. Pars Alphan ise o duygusuz suratıyla yüzüme bakmaya devam ederken. Rahat bir şekilde. ''Sinirlenmen umurumda değil.'' dedi.
Bu adam çok, ama çok sinir bozucu.
Yüzümde ki sahte üzüntü maskesi bir anda kaybolurken, yüzümü öfkeyle buruşturdum. Aslında kendi yüzümü buruşturmak yerine onun yüzünü vura vura buruşturmak istiyordum, ama içimden bir ses 'Anlaşma' diye fısıldarken kendimi tuttum ve bu sırada uçurumdan aşağı atlamadan önce Pars Alphan'ın bana söylediği son kelime aklıma geldi. Hiç beklemeden bunu ona sordum. ''Uçurumdan atladığım sırada bana neden 'Gitme' dedin ?'' Pars Alphan'ın ağzı aralanırken bir kaç saniye sessiz kaldı. Sonra umursamaz bir tavırla. ''Ben öyle bir şey söylemedim.'' dedi. Hafifçe sırıttım. ''Aklımla mı oynamaya çalışıyorsun ?'' dedikten sonra gözlerimi kıstım ve bu sırada sırıtışım genişledi. ''Ben deli değilim Pars Alphan. O gece gitme dediğini net bir şekilde duydum.''
''Adrenalinin etkisiyle yanlış duymuş olmalısın.'' Sakin ve net cevapları karşısında sinirlendim. Ayrıca her ne kadar gizlemeye çalışsa da yalan atığını biliyordum çünkü ben garipten sesler duyacak bir deli değilim. O gece bana gitme dediği nede eminim. Ama şuanda ilgilendiğim tek şey Anlaşma olduğundan bana yalan atmasına izin vermeye karar verdim. Fakat en yakın zamanda bana neden yalan söylediğini bulacaktım. Çünkü Pars Alphan boşuna yalan söyleyecek bir insana benzemiyordu. ''Peki, öyle olsun.'' derken gözlerimle ona inanmadığımı gösteren bir bakış attım. Bakışlarımı umursamadı ve sakinliğini korudu. Bu sırada bende arkama yaslandım ve aklıma gelen diğer bir soruyu sordum. "Bayılmadan önce en son babamın sağ kolu olan Cam gözün yüzünü gördüğüme eminim. Beni nasıl buldun ve buraya nasıl getirdin ?"
Konudan konuya atlıyordum, ama Pars Alphan bunu garipsemiyordu ve bana ayak uyduruyordu. Savaştan sonra, konudan konuya atlama hızıma yetişe bilen tek kişiydi. Bunu sevdim ve galiba yakışıklı yüzü dışında onda sevdiğim tek özeliği bu oldu. "Gecenin ortasında denize atlayınca bir an öldüğünü düşündüm, çünkü bir süre denizin içinden çıkmadın. Fakat gitmek yerine bekledim ve sonunda senin denizden çıkıp kayalıklara doğru yüzdüğünü gördüm. Seni oradan kurtara bilirdim, ama yapmadım ve babanla aranda gerçekten bir plan olmadığından emin olmak için spontane bir şekilde gelişen başka bir plan oluşturdum."
''Nedense bakışlarından beni bilerek kurtarmadığını görüyorum.'' dediğimde bir dudağı hafifçe yukarı kıvrıldı. Pislik ! Kontrolcü ve tıpkı benim gibi baskın bir karaktere sahipti ve ilk karşılaşmamızda her ne kadar sakin kalmaya çalışsam da, hatırladığım kadarıyla kaçarken ona direnmem hoşuna gitmemişti ve denizin ortasında acı çekmem için başka bir plan uydurduğuna dair içimde güçlü bir his vardı. Zaten dudağının tehlikeli kıvrılışı da sessizce bana cevap verdi. Kesinlikle intikam almayı seviyor. ''İkinci planın neydi?'' diyerek tekrar konuyu plana çektim.
Konu intikamda kalırsa, anlaşma zorlaşacaktı. Çünkü bende intikamı çok seviyorum.
Yine bana ayak uydurarak ikinci planını anlatmaya başladı. ''Emin olmak için baban için çalışıp çalışmadığını tekrar test etmek istedim.'' Hafifçe sırıttım ve hızlıca sözünü kestim. ''Bence senden kaçtığım için beni acı içinde süründürerek intikam almak istedin.''
''Sana acı çektirmek isteseydim daha farklı yöntemler kullanırdım'' dediğinde yüzümü buruşturdum. Benimle bu şekilde rahat bir şekilde konuşması öfkemi güçlendiriyordu. Ancak yine öfkemi görmezden gelirken merak etiğim şeyi sordum. ''Uçurumdan atladıktan sonra yaşadığımı yada yerimi nasıl öğrendin?'' Ona karşı gelmediğim için memnun bir ifadeyle konuştu ve bu sırada ona karşı gelmediğim için içinde ki karanlık bana küfür etmeye başlamıştı. ''Doğal bir kaçma ve saklanma yeteneğin var ve en son kaçtığında seni iki ay bulamadığım için bu sefer işimi şansa bırakmadım ve kaçtığın zaman seni tekrar bulabilmek için vücuduna çip yerleştirdim.'' demek bu yüzden arabadayken herkesi atlatmama rağmen bir tek onu atlatamamıştım. Sürekli beni bulup duruyordu, nedeni buymuş. Yolun ortasında bayılmadan hemen önce, çip hakkında söylediğim sözler aklıma geldi ve histerik bir şekilde gülümsedim. Sanki mümkünmüş gibi yine beni sinirlendirmeyi başarmıştı, ama bana çok fazla ters köşe yaptığından bu sefer şaşırmadım ve sadece. ''Çipi ne zaman taktın ?'' diye sakin kalmaya çalışarak sordum. ''Murat seni bayıltıyormuş gibi yaptığı sırada esnada çipi ensene yerleştirdi.'' Sinirimi belli etmesem de Pars Alphan sinirlendiğimi bir şekilde anlıyordu ve gözlerinden anladığım kadarıyla bu oldukça hoşuna gidiyordu.
Konuşmayı reddedip sessiz kaldım. Artık bütün bunları fark edemediğim için sadece kendime kızıyordum. Pars Alphan konuşmayacağımı anladığında tekrar planını anlatmaya devam etti. "Denize atladığında, ensene yerleştirdiğim çipin ikinci planımda işime yarayacağını düşündüm ve gece boyunca konumunu tabletten izledim. Bu sırada denizden çıkabileceğin en yakın yeri hesapladım ve güneş doğduğunda, Cem Ar'ın içime yerleştirdiği bir adamının senin yerini öğrenmesini sağladım. Tahmin ettiğim gibi bu bilgiyi hemen babana iletti ve bende bir dakika önceden güvendiğim adamlarla birlikte, senin denizden çıkacağın konuma giderek gizlendim. Bu sırada da babanın adamları seni almak için çoktan yola çıkmıştı.'' Denizin içindeyken nereye gittiğimi bilmiyordum, çünkü beynimi kullanamayacak haldeydim ve bu şekilde Pars Alphan'ın belirlediği yere gitmem, bana ne kadar şansız olduğumu gösteriyordu. Sehpanın üzerinde ki sigara paketini uzanarak aldım ve içinden bir sigara çıkartıp yaktım.
Sakinleşmeye ihtiyacım vardı ve bazen sigara beni sakinleştiriyordu. ''Sabahın ilk ışıklarında hareketlendin ve tamda hesapladığım yere geldin. Denizden çıktın, soyundun. Kumun üzerinde yirmi dakika uzandın ve sonra da caddeye ilerledin." Kafese kapatılmamak için kaçarken, kafesin boyutunu hesap edememiştim. Bu benim zayıflığım ve hatamdı. Ama zayıflık ve hata hiç sevmediğim ve kabul edemeyeceğim iki şeydi. Akıl hastanesinde kaldığım süre boyunca dikkatsiz olmuştum ve bunun tek nedeni sadece babama odaklanmış olmamdı. Ama artık daha dikkatli davranmam gerektiğini Pars Alphan'ın her sözünde daha iyi anlıyordum. Sinirle sigarayı üfledim ve sert bir ses tonuyla konuştum. "Çok uzun anlatıyorsun. Cam gözün geldiği yerden anlatmaya başla." Bir eliyle çenesinde ki kirli sakalına dokundu. Lafını bölmemden hoşlanmamıştı, ama diğer bir yandan sinirlenmemin hoşuna gittiğini görebiliyordum. Hala bir birinden haz etmeyen iki düşman gibiydik.
"Babanın adamları geldiğinde korkak adımlarla kaçtığını görünce, bir kez daha onlarla bir iş birliği yapmadığına emin oldum ve seni onların elinden kurtardım." Korkarak kaçmak !
Sözleri bittiğinde, yüzümü de ki alaylı ifadeyle kalbime dokunup acıyormuş gibi yaptım ve o ise duygusuzca yüzüme bakmaya devam etti. Pars Alphan'a kendimi fazla açık etmiştim ve bu yüzden zayıflıktan hoşlanmadığımı anlamıştı. Şimdi ise lafını böldüğüm için aklınca sözleriyle intikam alıyordu. Ağzımı aralayıp yüzünde ki gülümsemeyi bozacakken, bir anda aklıma bayılmadan hemen önce duyduğum kurşun sesi geldi. Bu sefer gerçekten de kalbimde bir ağrı hissetim, Savaşta ordaydı.. Pars Alphan'ın yüzünde ki gülümseme silinirken, gözlerini kıstı.
Bense daha fazla dikkat çekmemek için kendimi toparlanmaya çalışarak konuştum. "Silah sesi duymuştum, kimi vurdunuz?" diye sorarken ses tonumu sakin tutmaya çalıştım. Psikopattım ve duygusuz olmam gerekiyordu, ama lanet olsun ki sevdiğim insanlara karşı zaafım vardı. "Niye soruyorsun ?" dedi ve tek bir kaşını havaya kaldırdı. Kendimi kontrol etmeye çalışsam da anlamıştı içime düşen ateşi. Eğer Savaş'ın kılına zarar vermişse, anlaşma benim için başlamadan biter. Çünkü Savaş yapacağım anlaşmadan daha önemli. Onun için babama düşman olacak başka birini tekrar yıllarca bekleyebilirim. Yerimden kalktım ve Pars Alphan'ın yanına oturup genişçe gülümsedim. Ona bu mesafeden saldırmak daha kolay olurdu ve o daha ne olduğunu bile anlamadan, Savaş'a kurşun sıkan ellerini kırardım. ''Sadece merak ettim.'' Gülümsemem daha da belirginleşti, ama içimde büyük bir volkan patlıyordu. Pars Alphan kaşlarını hafifçe çattı. Ne yaptığımı anlamıyordu ve davranışlarım ona garip geliyordu. Yine de cevap verdi. "Babanın sağ kolu Cam göze sıktım." dedi. Yüzümü biraz daha yüzüne yakınlaştırırken, bir an olsun gözlerimi kırpmadım. Etrafta elinde silah tutan bir sürü insan vardı ve buda çok fazla kurşun demek. "Başka ?" Umursamaz bir şekilde hafifçe omuz silkti. " Başka kimseye vurmadım" dedi rahat bir şekilde ve bir an duraksayıp sözlerine devam etti. "Sen neden tedirgin oldun ?" Sorduğu soruyu görmezden gelirken, tutuğum nefesimi yavaşça bıraktım. Bakışlarından anladığım kadarıyla yalan söylüyordu ama sadece Cam gözü vurarak beni bu şekilde kolayca alabilmesi garipti. Neyse ki Savaş'a bir şey olmamıştı ve ben şuanda sadece bununla ilgileniyordum.
Kalbim rahatlarken, yüzümde ki gülümsemem yavaş yavaş kayboldu ve bu sırada burnumu yine deri ve odun kokusu doldururken gözlerine hayranlıkla baktım. O kadar çok koyuydu ki, uzaktan bakıldığında göz rengi koyu mavi yada siyah gibi gözüküyordu. Fakat gerçek göz renkli koyu griymiş. Kafamı biraz daha yüzüne yaklaştırdım ve daha dikkatli bakmaya başladım, çok güzelerdi. Eminim ki Berna halam bu gözleri görseydi anında koleksiyonuna eklemek isterdi. Göz koleksiyonu için eşsiz bir parça. Gözlerine bakarken garip bir duygu hissetim. Sanki daha önce bu gözleri görmüştüm. Pars Alphan'ın sıcak nefesini dudaklarımda hissedecek kadar ona yakınlaşmıştım, geri çekilmedi ve sadece kaşlarını 'sen ne yapıyorsun ? ' dercesine çattı.
"Gözlerin güzelmiş" dedim ve yavaşça uzaklaşarak tekrar konuştum ''Gri rengindeler ama siyah kadar koyular. Ve biliyor musun ? Dünya nüfusunun sadece %1'inden daha azı gri göz rengine sahip. Bu çok kıymetli bir şey, senin için ve senin gözüne bakanlar içinde.''
Halamın çok büyük bir göz koleksiyonu vardı ve gözler hakkında konuşmayı seviyordu. Bu yüzden bende gözler hakkında bir kaç şey biliyordum. Pars Alphan ağzımdan çıkan cümleler bir küfürmüş gibi suratıma garip bir şekilde baktı. Kafamı hafifçe yana yatırıp.
''İltifatlardan hoşlanmıyor musun ?'' diye sordum.
''Neden soruyorsun ?''
''Sana sinirlenirken çok seksi olduğunu söyleyip iltifat etmiştim, ama sen daha çok sinirlenmiştin. Şimdi ise gözlerinin mükemmelliği hakkında iltifat ediyorum, ama bu seferde garip bakıyorsun.''
Konuşmak için acele etmedi ve garip bakışları yüzünden silinirken boğazını temizledi. ''Yanlış zamanlarda iltifat ediyorsun.'' diyerek beni suçladı. İltifat etmenin bir zamanı mı var ?
Histerik bir şekilde gülümsedim ve biraz daha Pars Alphan'dan uzaklaşıp koltuğa yaslandım. Konuşmanın başlarında sinirliydim ve şaşkındım, ama şuanda sadece mutluyum. Nasıl olursa olsun şuanda anlaşma yapmak istediğim adam tam karşımdaydı ve sinir bozucu olsa da oda benimle anlaşma yapmak istiyordu. Önemli olanda buydu. Anlaşma. Bu yüzden her şeyi bir kenara bırakıp sadece anlaşmaya odaklanarak konuştum. Bu işin bir an önce gerçekleşmesi gerekiyordu. Daha fazla bekleyemezdim.
Hızlıca konuya girdim. ''İlk karşılaşmamız pek güzel olmadı, ama ben yüce gönüllü bir insan olduğum için'' -kesinlikle böyle bir insan değildim- ''Seni afetim ve her şeyi unutmaya hazırım.'' Şimdilik affettim.
''Affetmek mi ?''
''Evet. Bana karşı çok kabaydın ve uçurumdan atlamama göz yumdun.''
''Beni affetmene ihtiyacım yok.'' dedi sert bir ses tonuyla.
Sinir bozucu. Gözlerimi devirdim ''Yine de affettim.'' Ağzını açıp konuşacakken hızlıca sözünü keserek konuşmaya devam ettim.
" Ve madem benimle anlaşma yapmaya karar verdin, o zaman hiç vakit kaybetmeden şartları konuşalım.'' Konuşmasına izin vermediğim için kaşlarını çattı. Yüzü pürüzsüzdü ama bu şekilde kaşlarını çatmaya devam ederse kesinlikle erken yaşta yüzünün her tarafında kırışıklık oluşacaktı. Ama neyse ki istediği tüm güzellik merkezlerini satın alacak kadar parası vardı. Zengin olduğu için şanslıydı.
Bakışlarını umursamadım ve şartlarım hakkında konuşmaya başladım. ''Başta da dediğim gibi babama ihanet edeceğim için korunmaya ihtiyacım var, ama sadece anneni bulana kadar değil, bulduktan sonra bile babamı benden uzak tutacaksın. Hiç bir şekilde yanıma yaklaşmayacak ve bu durum ben ölene kadar devam edecek. Özgürlüğümün önünde ki tek engel babam ve sen beni özgürlüğüme kavuşturacaksın." Artık beni dikkatlice dinliyordu. Bu anlaşmada istediğim tek şey babamdan kurtulup özgür olmaktı.
"Sen ne istiyorsun ?" dedim umursamaz bir tavırla. Bana yine hızlıca ayak uydurdu. ''Annemi iki hafta içerisinde bulacaksın ve babanın her hareketini de önceden bilmek istiyorum. Onun hakkında öğrenmek istediğim her bilgiyi bana vereceksin."
Benim aksine onun istekleri kolaydı ki zaten babamı benden uzaklaştırdığı sürece tüm şartlarını kabul etmeye hazırdım. Tanıştığımızdan beri sürekli Pars Alphan'a sinirlensem de, o yıllar sonra karşıma çıkmış umudumdu. Pars Alphan bir kaç saniye sessiz kaldıktan sonra konuşmasına devam etti. "Asi bir ruhun var, benim yanındayken bu ruhunu dizginleyeceksin. Ben ne dersem o olacak, sözümden asla çıkmayacaksın." Kontrol manyağı bir adamın tamda isteyeceği şeyler. Sözünden çıkmamı istemiyorsa öyle olsun, ben nasıl olsa manipüle yeteneğimle kendi istediğimi yaptırabilirim.
''Hepsi bu kadar mı ?''
''Şimdilik bu kadar, ancak annemi bulamazsan anlaşma iptal olur.''
İçimi şimdiden büyük bir hırs kapladı. Neyse ki ölü yada diri gibi bir belirtme yapmadı. Babam o kadını yerin on kat dibinde bile saklasa, onu bulacaktım. Aniden aklıma gelen bir düşünceyle gözlerimi kıstım.
''Eğer bana ihanet edersen seni mahvederim, Pars Alphan'' diyerek açıkça tehdit ettim. Nede olsa ben bir Ar'dım ve Alphanlarla ailem uzun zamandır düşmandı. Yani annesini bulduktan sonra bana ihanet edip yarı yolda bırakabilir yada babamdan intikam almak için beni öldüre bilirdi. Pars Alphan onu tehdit ettiğim için sinirlendi. Bense tekrar konuştum ''Bir Ar ve aynı zamanda anneni kaçıran adamın çocuğu olduğum için benden nefret edebilirsin. Seni yargılamam. Ama inan bana bir Ar yada Cem Ar'ın kızı olduğum için asla gurur duymuyor ve bu durumdan hoşlanmıyorum. Bu yüzden anneni bulduğun zaman sakın bir Ar olduğum için beni yarı yolda bırakmak gibi bir hatta yapma. Yada babam annen karşılığında beni isterse sakın.'' Hızlıca sözümü kesti. ''Sen güvenilmez bir kadın olabilirsin ama ben değilim. Ve ayrıca seni diğer Ar'lar gibi görseydim, asla karşımda oturamazdın.'' diyerek net bir cevap verdi. Pars Alphan çoğu zaman duygularını benden saklamayı başarsa da, bana asla yalan söyleyemez. Çünkü yalanı her şekilde hissederim ve o şuanda yalan söyleyip beni kandırmıyordu.
Sözlerinde ciddiydi. Ayrıca bakışları yine garipleşmişti. Çok derin bakıyordu. ''Beni birine mi benzetiyorsun ?'' diye aniden sorduğumda, yüzü sertleşirken göz bebekleri büyüdü. ''Hayır, bunu da nerde çıkardın ?'' İşte bu sefer yalan söylüyordu. ''Öyle mi ? Bana bakarken bazen bakışların değişiyor. Bunu ilk çiftlik evinde fark ettim. Az önce olduğu gibi, o zamanda bana garip bir şekilde bakmıştın.''
Göz bebekleri büyüdü.
''Nasıl bakıyorum ?''
''Gülümsemeyi bilmeyen duygusuz suratın bir anda kayboluyor ve gözlerin suratıma daha anlamlı bakıyor. Sanki bana değil de başka birine bakıyormuş gibisin.''
Aramızda bir sessizlik oluştu ve sanki zaman durdu, fakat bu durum fazla uzun sürmedi ve Pars Alphan soğuk kanlı bir şekilde konuştu. ''Yanlış gözlemlemişsin.'' Yalan söylüyordu ama üstelemedim. Fazla yakın değildik ve belki de bu yüzden benimle konuşmak istemiyordu. Zaten bende pek merak etmiyordum -merak ediyordum ve sakladığı her neyse kesinlikle bulacaktım- Ancak şuanda düşünebildiğim ve düşündükçe mutlu olduğum tek şey anlaşmaydı. Şartları belirleyip anlaşmıştık, ama yine de bu işi düzgün yapmamız gerekiyordu.
Genellikle anlaşmalar kağıtla yapılır ve imzalanırdı ama bizim dünyamızda imzanın bir önemi yoktu. Anlaşmalar tıpkı şuanda olduğu gibi sözle yapılırdı ve eğer anlaşma bozulursa hakim yerine silahlar konuşurdu, ayrıca günün sonunda adliye yerine mezara gidiliyordu. Genişçe gülümsedim. ''Anlaştık o zaman'' dedim ve elimi uzattım. Ani hareketimden ötürü bir kaç saniye elime baktıktan sonra, havada duran elimi tutup hafifçe sıktı. Dokunuşu sertti ama canımı acıtmıyordu. Soğuk ve sakin bir ses tonuyla. ''Anlaştık'' dedi.











