İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 11 · 11 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 11

🖤 9

AHSEN

Mutlu masallarla kandırılarak dünyayı hiç toz pembe görmedim. Çünkü hayatım mutlu masallar dinleyemeyeceğim kadar karanlıktı. Babam her gün bana işkence yaparak güçlü bir Ar olmamı hedeflerken, bu işkenceler sonrasında karanlık zihnim daha da karanlıklaştığı için annem her gün bana nefretini kustu. Ölmemi istedi. Her şeyim benden çalınmıştı. Bu yüzden isyan eden yada bir şeyler isteyecek kişi bendim. Ama babam istedi, annem isyan etti ve bana düşen tek şey ise onların düşüncelerine uymak oldu.

Ben size ne yapıtımda bana böyle davranıyorsunuz ? bile diyememiştim. Küçükken o kadar benimsemiştim ki bu boktan düzeni, dilim lal olmuştu. Ve bu boktan düzeni benimsememin tek bir nedeni vardı; Vücudumda gezinen sevginin zehri.

O zehri defalarca kez yok etmek istedim. Onu yok edersem gerçek bir psikopat gibi sadece kendimi düşünen bir bencil ve kalpsiz bir canavar olabilirdim. Yapamadım. Annemin bana verdiği sevgiyle, isteyerek kendimi zehirlemeye devam ettim. Vücudumu ve aklımı iki parçaya böldüm. Birini anneme diğerini ise babama verdim. Yediler, yediler ama hiç doymadılar. Bana ise geriye hiçbir şey kalmadı. Ama yine de bu boktan düzen için onları suçlayamam.

Çünkü karanlık hayatımı seviyordum.

Karanlık bendim !

Ayrıca annem sadece sevgiyi öğretmek istemişti, buna izin verip sevgiyi psikopat zihnime sokan bendim. Ben yaptım !

Ama sonra bir gün, bu boktan düzen sadece bir kaç dakikada bitti. Herkesten çok sevdiğim babam kendi elleriyle kalbimi parçaladı. Ama vücudumda ki sevgi zehrini akıtamadı, onun yerine içimde ki karanlığımı kapatmamı sağladı ve bana bir hedef verdi. Ölümle bir anlaşma yaptım. Ancak babam hedefimin baş mimarisi olsa da, hedefimi hiç sevmedi ve beni durdurmak için akıl hastanesine kapattı. Direndim, kaçtım. Durmadan savaştım. Babam ise koca dünyanın her köşesinde yakaladı beni. Her yakalayışında kıstı nefesimi, kesti sesimi ve biraz daha öldürdü ruhumu. Ama pes etmedim.

Çünkü lanet olası besin zincirinin en tepesinde ben vardım.

Ben avcıydım. Avlanmam avlarım. Yenilemem, kazanırım !

Bu yüzden her düşüşümde yere daha sert basarak ayağa kalktım. Şimdi ise yine aynı yerdeydim. Babamım yanında. Çünkü ben, benim gibi olan birine karşı mücadele veriyordum. Evet, babam da bir avcı. Zaten bu yüzden hedefimi gerçekleştirmek için verdiğim mücadele pes etmesem de yıllarımı aldı.

Uyanalı yarım saat olmuştu, ama ben gözlerimi açmadan yumuşak yatağın üzerinde uzanmaya devam ediyordum. Korkmuyordum. Bu duyguyu en son annem ölmeden önce hissetmiştim. Sadece gözlerim artık bir hayvan gibi yakalanıp, kafese tıkıldığını görmek istemiyordu. Yıllardır olduğu gibi, iki ayın sonunda ben tekrar kaybettim ve babam tekrar kazandı. Bu bitmek bilmeyen döngüden çok sıkıldım, ama ne yazık ki hayat her zaman onun tarafında. Yine de her şeye inat bitmeyecekti savaşım. Çünkü ben bir avcıyım.

Bir av gibi avlanıp köşeye sıkıştırılamam !

Bir süre daha sessizce düşüncelerime gömüldükten sonra gerçeklere yüzleşmenin zamanı geldiğini düşünerek, derin bir nefes aldım. Ardından gözlerimi açtım ve kollarımdan destek alarak sırtımı yatak başlığına yasladım. Bu sırada kolumda ki serumu fark ettim. Garip, babam her zaman acı insanı güçlendirir derdi. Beni de yıllarca bu şekilde eğitti. Neden bana ağrı kesici vermişti ki ? Belki de öleceğimi düşünüp korkmuştur. En son hatırladığım kadarıyla çok boktan bir haldeydim. Kolumda ki serumu sinirle çekip kenara fırlattım. O adamın merhametine ihtiyacım yoktu. İğneyi çıkardığım yerden küçük kan damlaları akarken, yorgun gözlerim içinde bulunduğum oda da gezindi. Bu sırada burnumu deri ve odun kokusu doldurdu.

Bu kesinlikle oda parfümü değildi. Bir insan aitti ama babama ait olmadığı da kesindi. Çünkü o her zaman kan kokardı. Aklıma bir anda Pars Alphan geldiğinde yüzümü buruşturdum. O da odun ve deri kokuyordu.

Lanet olası adam !

Onun yüzünden şuanda babamın yanında olduğum için şuanda onu düşünmek bile istemiyordum. Bu yüzden etrafa bakmaya devam ettim. Krem tonlarının hakimiyetinde geniş bir yatak odasıydı. Babamın malikanesinde ki tüm odaları ezbere biliyordum ve kesinlikle burası babamın malikanesi değildi. Büyük bir ihtimale peşimde ki Pars Alphan yüzünden farklı bir yere hapsedilmiştim. Etrafa bakarken biraz garip hissetim çünkü babam yanımda değildi. Oysa her yakalandığında gözümü açar açmaz babamı karşımda görürdüm. Birde tahmin ettiğim gibi kimliğimi açık ettikten sonra beni yer altına hapsetmemişti. ''Kolumda ki serum ve yanıma olmaması hiç onluk hareketler değil.'' diyerek güçsüz sesimle fısıldadım.

Ardından üzerimde ki battaniyeyi çekip yatağın üzerinden kalktım. Yatağa da bağlanmamıştım. Gariplikler artıyor. Odanın içinde gezinmeye başladım. Kaç saat yada gündür baygın olduğumu bilmiyorum ama, vücudumun bayılmadan önce ki haline göre baya iyiydi. Uyuşukluk haricinde hiç acı hissetmiyordum. Uçurumdan aşağı atladığım an aklıma gelince, bu anıyla beraber Pars Alphan da aklıma geldi ve bu da yüzümün istemsizce buruşmasına neden oldu. Kaçış planım ve öncesinde olanlar hiçte planladığım gibi eğlenceli geçmemişti. Üstelik o taştan suratla anlaşma yapamamıştım ve şuanda anlaşma yapabilmek için annesi hakkında araştırma yapmam gerekirken, babamın yanındaydım. Lanet olsun !

Zihnimde canlanan düşünceler beni sinirlendirirken, odanın içinde yavaş adımlarla yürüyüp açık pencerenin önüne geçtim ve dışarı baktım. Hava aydınlıktı ve etrafta kuşlar uçuşuyordu. Yeşil kocaman bir bahçe, kumsal ve deniz. Bir an denizi görünce midem bulandı. Bulunduğum ev deniz kenarındaydı. Sabahları uysal bir ev kedisine benzese de, geceleri yırtıcı bir aslana dönüşüyordu. Denize bakmamaya çalışarak evin etrafını incelemeye devam ettim. Ağaçlarla çevriliydi, ama evin sınırlarını belirleyen duvar yada her hangi bir çit yoktu. Büyük bir arazi içinde olmalıydım. Etrafa bakarken yine bir gariplik hissetim. Nerede olduğumu tam olarak bilmiyordum, ama babamın tek varisi olduğum için ona ait tüm arsaları ezbere biliyordum ve hepsinin resimlerini görmüştüm. Nede olsa babam öldüğünde bütün mal varlığı benim olacaktı, bu yüzden her ne kadar istemesem de bütün araziler hakkında bilgi sahibiydim. Ancak burasını ilk defa görüyordum. Düşüncelerime omuz silktim ve onlardan uzaklaşıp sadece etrafı izlemeye devam ettim. Sessizliğim kesinlikle bir pes ediş değildi, ama muhtemelen babam kaçmamam için bütün tedbirleri almıştır. Bu yüzden kendimi yormak istemedim ve bir daha ne zaman temiz hava soluyabileceğimi bilmediğimden de, bir süre daha camın önünde durarak yarı özgürlüğümün tadını çıkarmak istedim.

Fakat yarı özgürlüğümün keyfini çıkarmak çok kısa sürdü. Çünkü görüş açıma arkası dönük siyah takım elbiseli bir koruma girdi. Ona iğrenerek baktım. Genellikle bütün insanlardan tiksinirim, ama babam için çalışan insanlara karşı tiksindim bambaşkaydı. Onlardan nefret ediyordum, çünkü hayatımı en çokta bu adamlar mahvetmişti. Tabi Savaş bunun dışında, o benim için çalışıyor ve diğerlerinin aksine hayatımı güzelleştiriyordu. Annem öldükten sonra bana bir kalbimin olduğunu hissettiren tek kişi Savaştı. Bir süre öfkeli bakışlarla sırtı dönük korumaya baktım ve bu sırada koruma yüzünü bana doğru döndü.

Siktir !

İlk başta öfkeli bir şekilde suratına bakmaya devam etsem de, üç saniye sonra yüzümde ki öfke yok oldu ve gözlerim irileşirken kafamı camdan dışarı çıkartıp korumanın yüzüne daha dikkatli bakmaya başladım. Görsel hafızam çok kuvvetlidir. Bu yüzden kesinlikle yanılmıyordum. Bu adam Pars Alphan'ın çiftlik evinin çatısına merdivenle çıkıp beni durdurmaya çalışan adamdı. Evet kesinlikle bu o adam. Adrenalin tüm vücudumu sararken genişçe gülümsedim ve camın önünden uzaklaşıp odanın içinde hızlıca sağa sola yürümeye başladım. İnanamıyorum Pars Alphan'ın evindeyim. Bu bütün gariplikleri açıklıyor, ama bu adam beni

Cam gözün elinden almayı nasıl başardı ?

Beni nasıl buldu ?

Bir anda büyük bir mutluluk dalgası tüm bedenimi sardı. Ancak sevindiğim şey Pars Alphan'ın yanında olmak değildi, babamın yanında olmadığım için seviniyordum. Pars Alphan beni babamın elinden alıp hala vermediyse belli ki pazarlık istediği gibi gitmemişti. Bir süre odanın içinde yaşadığım şoku sindirmeye çalıştım, aklım çalışmaya başladığında ise kaçmak için tekrar pencerenin önüne gittim. Ancak etrafa bakarken yüzümü buruşturdum ve 'Bu sefer olmaz.' diye fısıldadım. Çünkü kaçıncı katta olduğumu bilmiyordum ama buradan atlarsan eğer kesinlikle öleceğimi biliyordum. Evin bej renginde ki dış duvarlarının yapısı dümdüzdü ve tutunacak hiç bir yer yoktu. Bu sefer pencereden kaçamayacağımı anladığım da bir umutla pencereden uzaklaşıp kapıya doğru yöneldim ve yavaşça kapı kolunu aşağı indirdim. Kapı kilitli değildi ve açıldı. Ya bu gün şans benden yanaydı, yada Pars Alphan beni çok hafife alıyordu.

Kafamı kapıdan çıkartıp etrafa baktım. Sıcak tonlarda modern bir koridor karşıma çıktı. Etrafta kimseyi göremeyince odadan dışarı çıkıp, kapıyı arkamdan kapattım ve koridorda yürümeye başladım. Pars Alphan'ın beni Cam gözün elinden nasıl aldığını düşünmeye çalışıyordum ama aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Bu yüzden şimdilik bu konudan uzaklaşıp sadece kaçmaya odaklandım. Çünkü Pars Alphan benimle anlaşma yapmayacağını ilk karşılaşmamızda net bir şekilde dile getirdi ve şuanda onun yanında olmam, bir kaç saat sonra babamın yanında olmayacağım anlamına gelmiyordu. Bu yüzden işimi sağlama alarak buradan kaçacağım ve Belen Alphan'ı bulana kadar da Pars Alphan'ın karşısına çıkmayacağım.

Nereye gittiğimi bilmeden dikkatli adımlarla koridorda yürümeye başladım. Kapıların yanından geçerken daha sessiz oluyordum. Bu sefer kolay yollarla, bayılmadan ve kendimi öldürmeden kaçmaya çalışacaktım. Çünkü bir daha ki sefere bu şekilde şanslı olamam ve gözümü babamın yanında açabilirim. Yada Pars Alphan beni hafife almayı bırakır ve kaçamayacağım bir yere hapseder. Bir kaç dakika yürüdükten sonra koridorun sonuna yaklaştım ve bu sırada karşıma çıkan sanat eserleriyle aklım büyülendi. Başarılı sanatkarların elinden çıkmış heykeller ve tablolar koridoru süslüyordu. Kendimi bir an sanat müzesinde hissetim. Heykeller çok eski ve değerliydiler.

Kaçmam gerekiyordu ama gördüğüm eserler o kadar muhteşemdi ki, sanatçı ruhum gözlerimin böyle bir güzellikten mahrum kalmasına izin vermedi. Kaçmak için bir kaç saniye bekleyebilirim. Sanat eserlerine parlayan gözlerimle bakarken. En ortada, diğer tablolara göre daha büyük ve göz alıcı olan tablonun önüne geçip büyük bir hayranlıkla sadece ona bakmaya başladım. Resimde iki taraflı bir çatışma vardı, biri aydınlığı temsil eden güneş diğeri ise karanlığı temsil eden aydı. Hemen ortasında ise bir birilerini sıkıca tutunan bir kadın ve bir erkek duruyordu. Erkeğin yüzü güneşe doğru bakarken, kadının yüzü aya doğru bakıyordu. Fırça darbeleri, iki zıt rengin bir biriyle karışıp bütünleşmesi olağanüstü bir görsel şölendi.

Bunu çizen ressam ne düşünüyordu ?

Neyi okumamızı istiyordu ?

Boyaların içine hangi duygularını hapsetmişti?

Gözlerim tablonun altına ki yazıya kaydı.

Güneşin içinde ki karanlık ve karanlığın içinde ki güneş.

Bu cümle ne anlama geliyordu ? Sanki bir bilmece gibiydi. Tabloyu yerinden çıkartıp kendimle beraber götürmeyi istiyordum, ama boyumdan bile büyüktü ve bununla buradan asla kaçamazdım. Alt dudağımı hafifçe büküp tabloya büyük bir sevgiye dokundum. Böyle bir güzelliğe zarar vermek istemediğimden dokunuşum çok yumuşaktı.

"Beğendin mi ?" Siktir !

Duyduğum tanıdık erkek sesiyle irkildim ve hızla arkamı döndüm. Pars Alphan tam arkamda duruyordu ve bana bir bıçak darbesi kadar yakındı. Boyu benden uzun olduğundan, yüzünü daha iyi görebilmek için kafam arkaya doğru gerilemek zorunda kaldı. Özenle şekillendirişmiş saçları, iri vücudunu saran pahalı takım elbisesi ve yeni parlatılmış gibi duran ayakkabılarıyla ilk karşılaştığımız gün gibi muhteşem görünüyordu. Sadece biraz uykusuz gibiydi ama bu durum onu hiç kötü göstermiyordu. Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak hızlıca kendimi toparladım ve onu öldürecekmişim gibi baktım. Nede olsa ilk karşılaşmamız pekte iyi geçmemişti ve ben ona karşı sabrımı o gece tüketmiştim. Ayrıca yakalanmam kötüydü ama neyse ki tek başınaydı. Güçlü bir vücudu vardı ve onu etkisiz hale getirmek çok zor olacaktı ama kaçmak için her şeyi yapmaya hazırdım.

Sorduğu soruyu görmezden gelerek. "Zekamla alay eden bir adamın, daha zeki olmasını beklerdim. Bu sefer kapıyı bile kilitlememişsin." dedim alayla. Belki de tutsak birinin bu kadar laubali konuşmaması yanlıştı, ancak ben ondan korkmuyordum ve bir kere kaçtığım gibi ikinci kez de kaçacağıma emindim. Kendinden ödün vermeyerek büyük bir kibirle suratıma yukarıdan bakıp göğsünü kabarttı. Sonrada. "Beni Takip et.'' diyerek emir verdi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Onunla alay etmeme rağmen tepki vermemesine şaşırdım ve aynı zamanda bu rahat tavrı yüzünden sinirlendim.

Kendini ne sanıyordu ki? Dünyanın en güçlü lideri, babamın düşmanı, beni yakalayarak evinde tutsak eden adam ve yakışıklı olduğu için onun sözünü dinleyip takip edeceğimi falan mı sandı ? Sinirle sırıttım. Ben ne onun için çalışan bir insan, nede eğitimli K9 köpeği değilim ! Ayrıca çiftlik evinde bana yaptıklarını da unutmadım ve anlaşma için beni geri çeviremeyeceği bir şeyler bulana kadar da, tekrar onunla konuşmayı düşünmüyorum. Muhtemelen beni tekrar bayıltmayı falan düşünüyordur. Yada işkence odasına falan götürecektir.

Pars Alphan'ın zıt yönüne doğru hızla yürümeye başladım. Aynı zamanda da bu lanet olası devasa evden kaçış noktamı bulmaya çalışıyordum. Eğer beni durdurmaya kalkarsa, bu evi onun başına yıkardım ve ona gerçek Ahsen kimmiş gösterirdim. İçimde ki karanlık dışarı çıkmak için hazırda bekliyordu. Kararlı adımlarla ileriye doğru yürürken, Pars Alphan'ın sert sesini duydum. ''Benimle anlaşma yapmak istiyorsan eğer, akılı bir kız ol ve beni takip et. Fikrimi her an değiştirebilirim.'' Yürümeyi bıraktım ve arkamı dönüp, koridorda gittikçe uzaklaşan Pars Alphan'a doğru baktım ve sonra ona doğru yürümeye başladı.

Kulaklarım az önce duyduğu cümlenin doğruluğunu sorguluyordu. Öfkem ise isteklerime çoktan yenik düşmüştü. Adımlarımı biraz daha hızlandırdım ve yanına ulaştım. Kafamı kaldırıp, yüzüne bakmaya çalışırken. ''Niye anlaşma yapmak istiyorsun ?'' diye sordum. Benimle anlaşma yapmasını çok istiyordum, ama neden bir anda fikrini değiştirdiğini de merak ettim. Hiç bir şey söylemedi ve karşısında duran asansörün içine bindi. Bense asansöre binmek yerine kapının önünde durdum. ''Beni kandırıp işkence odasına götürmüyorsun değil mi ?'' Aniden gelen sorum karşısında kaşlarını çatarak gözlerini kıstı, ama sonra kendini hızlıca toparladı ve duygusuzluk tekrar tüm yüzünü kaplarken konuştu ''Böyle bir düşüncem vardı ama vazgeçtim.''

Açık bir şekilde konuşmuştu ve yüzünden yalan söylemediğini anlayabiliyordum, yine de tetikte kalmaya karar verdim ve bende asansöre bindim. Bu sırada gözlerimi yüzünden çekmeden tehditkâr bir şekilde konuştum. ''Gerçekten vazgeçmiş olsan iyi olur Pars Alphan. Kendi iyiliğin için.'' Sözlerime tepki vermedi. Burnumu deri ve odun kokusu doldururken, gözlerimi bir an olsun ondan ayırmadım. O ise varlığımı umursamadan tam karşısına bakmaya devam etti. Sıfıra bastı ve asansörün kapıları yavaşça kapandı.

Murphy Kanunu her ne kadar bilimsel olarak hazırlanmış bir kanun olmasa da, bu kanunda yazan bazı maddelere inanıyordum. Mesela bir maddesinde şöyle yazıyordu; Olmuyorsa zorlayın, kırılıyorsa değişmesi gerekir. Pars Alphan'ın yanında olmamın nedeni de tam olarak buydu. Belki de asansöre binmek yerine kaçmam gerekiyordu, fakat ben tamda bu kanunda yazdığı gibi olmuyorsa zorlamaktan yanaydım. Ta ki kırılana kadar.

Bölüm sonu

16 yorum