ozlem_okatan hemen beni takibe alabilirsiniz güzel okurlarım
oylarınızı ve yorumlarınızı eksik etmeyin
Keyifli okumalar canlar ❤
🌸ANNE🌸
Kabusumdan sıçrayarak uyandığımda yorganın içinde kaybolmuştum. Üzerimdeki ağır yorgandan kurtulmaya çalışarak doğrulduğumda alnımda ince ince birikmiş terleri hissedebiliyordum. Bir süre sessizlikte düzensizleşen nefeslerimi düzene sokmaya çalıştım. Gördüğüm kabusun etkisinden çıkamazken üzerine düşünmemeye çalışıyordum. Etrafa baktığımda içimden geçen tek şey, kabusumdan henüz uyanmadığımdı.
Yataktan çıkıp soğuk parkeye bastığımda en azından o kabustan uyanmış olmak derin bir nefes aldırttı bana. Ayaklarımı sürüye sürüye banyoya gittiğimde yüzüme birkaç kez soğuk suyu çarptım. Karşımdaki aynaya baktığımda gördüğüm pek bir şey yoktu.
Ne umut yaşıyordu gözlerimde ne de kurtulmak için savaşıyordu ruhum. Dün gece aklıma gelirken dudaklarım titredi korkuyla. İçimi saran pişmanlığın tek nedeni dün gece bu işi bitirmediğimdendi.
Banyodan çıkıp üzerime dolaptan bulduğum ilk şeyi hızlıca geçirirken bir yandan da yastığın altına sakladığım silahımı nereye koyacağımı bulmaya çalışıyordum. Bacağımdaki bembeyaz alçıya baktığımda hafifçe gülümsedim. Kırık parçayı çoraplarıma güzelce sararak alçının içine sokuşturduktan sonra görünüp görünmediğini kontrol ettim. Bir sorun olmadığına kanaat getirdiğimde kapıya yöneldim.
Evin içindeki sessizliği bozan tek şey gelen tabak çanak sesleriydi. Merdivenleri tek bacakla sürüyerek inerken camın bacağımı kesmediğinden emin olmuştum. Verdiği hafif bir rahatsızlık vardı ama bir nevi hayatımı kurtaracaksa ömür boyu yanımda bile taşıyabilirdim.
Boydan camlarla çevrili mutfağa baktığımda bu evin sadece paradan yana olan zenginlikleri beni şaşırtıyordu. Kapının kenarından içeriyi süzerken birkaç kadın hiç durmadan dolapları açıyor, ocakta bir şeyler karıştırıyor ve neredeyse tüm evi saran muhteşem kokuları hazırlıyorlardı. Karnım açlıkla guruldadığında dudağımı ısırdım. Dün gece neredeyse sabaha kadar uyumadığım için açlıktan ölüyordum. Kadınlardan biri beni fark ettiğinde açlıkla hazırladıklarına bakıyordum.
"Ah kızım, gelsene içeriye."
Ben onun sesiyle olduğum yerde zıplarken o başına bağladığı eşarp ve yüzündeki sıcak gülümsemeyle bana bakıyordu. Kısa bir an odama geri kaçmayı düşünsem de son anda vazgeçmiştim. Bacağımdaki alçının ağırlığıyla ayağımı sürüyerek adım attığımda kadının sıcak gülümsemesi büyümüştü. Benimse yabancılığıma karşın yanaklarım kızarıyordu.
"Vah vah, nasıl kırdın o bacağı öyle ?" Dizime kadar sarılı alçıya üzüntüyle bakarken anılar zihnime bir bir ayak basıyordu.
"Kazara oldu," dedim yalanıma destek olacak şekilde gülümsemeye çalışırken.
"Az dikkat edin kızım kendinize, geç otur şöyle dikilme ayakta. Yoracaksın kendini." Kenardaki masanın birinden sandalyeyi benim için çekerken hafifçe gülümseyip sandalyeye yerleştim.
"Aç mısın ? Açsındır kesin, doğru düzgün bir şey yediğin yok ki. Kuş gibisin yavrucum." Bir yandan önündeki biberleri doğarken bir yandan konuşuyordu. "Ne hazırlayayım sana ? Kahvaltı saatine daha yarım saat var. Atıştırmalık ister misin ?"
Kadın ardı ardına konuşurken ne diyeceğimi bilemeden öylece duruyordum. En sonunda başımı iki yana salladım. "Teşekkürler, henüz acıkmadım." Yalanlar benim için gittikçe kolaylaşıyordu. "Rüya nerde acaba ?" Dedim merakla. Yaşlı kadın güldü.
"Benimki kalkamaz daha bu saatte. Yattı mı kış uykusuna yatıyor." Demek Rüya'nın annesiydi. Ailecek burada mı çalışıyorlardı ?
"Bu arada siz,"
"Ay kız kendimi tanıtmadım telaşeden. Ben Meryem, sende Sinan Bey'in eşi Meleksin değil mi ? Sinan Bey'in evlendiğini duyduğumuzda ne kadar şaşırdık." Dedi o anları hatırlarcasına. "Hiç evlenmez sanıyorduk, ama kalbine girmeyi başarmışsın ." Gülümseyip bana baktığında yüzümde karşılık olarak aptalca bir gülümseme vardı. O adamla herhangi bir kadının kendi isteğiyle evleneceğine dünyada ve uzayda imkan yoktu zaten.
"Evet, öyle oldu." Dedim dün gece cam parçasını Sinan'ın boynuna saplamaya hazır halde durduğum anlar aklıma gelirken.
"Kaç yaşındasın kızım sen ? Küçük görünüyorsun"
"Yirmi bir yaşındayım."
"Anacım daha çiçek bile açmamışsın ya, çok mu seviyordunuz birbirinizi ?" Meryem teyze gülerek konuşurken kalbime damlayan her kan damlasının sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Cevap vermek yerine başımı parkeye indirdim. Ne diyebilirdim ki ? Gerçekleri söylesem bana yardım ederler miydi ? Her şeyi anlattıktan sonra Sinan ne kadar yaşamama izin verirdi ? Sanırım silahını alıp kafama sıkmadan önce son duamı edebilmek birkaç dakikam olurdu.
Kadınlar hiç durmadan çalışırken aklıma annemin düşmesi kaçınılmaz oldu. Anne düşüncesiyle aynı anda boğazımı saran ellerle ne nefes alabiliyordum ne de konuşabiliyordum. Kendime gelebilmek için derin bir nefes alıp bakışlarımı camdan dışarıya çevirdim. Gözlerimi boyayan yeşil oldukça hayranlık uyandırıcıydı. Camların dışarıya baktığı arka bahçe dev gibiydi, masa ve hamakların konulduğu bahçe rengarenk çiçeklerle süslenmişti.
"Hadi geç kızım sen masaya, hazır her şey." Gülümseyerek omzumu sıvazladığında bende gülümseyip sandalyeden kalktım ve kuş sütünün eksik olduğu masaya adımladım. Ben odaya girer girmez o da merdivenlerden inmeye başlamıştı. Gözlerimi kaçırıp masada ilk gördüğüm yere çökerken o masanın baş köşesine yerleşmişti bile.
Kadınlar yaptıkları yemekleri sırasıyla getirirken çatalımla önüme koyduklarını tırtıklamaya başlamıştım. Sadece çatal kaşık seslerinin hakim olduğu sofrada başımı iki saniye bile kaldırmıyordum.
En sonunda Sinan çalan telefonuyla kalkıp mutfaktan arka bahçeye çıktığında nefes alabilmiştim. Karnımın doymasıyla kendimi daha iyi hissediyordum. Kadınlardan biri çayımı yenilerken teşekkür ettim. Dakikalar sonra Sinan içeriye geldiğinde kızarmış ekmeğimden ısırık alıyordum.
"Kahvaltını yapınca buraya gel, konuşacaklarım var." Sert sesiyle bir an ağzımdaki lokmada boğulacak gibi olsam da hemen başımı salladım. İstemeye istemeye son lokmalarımı yutarken en sonunda kaçınılmazı ertelemeye çalışmanın gereksiz olduğunu anlayıp masadan kalktım.
Salonda oturmuş televizyona bakıyordu. Önündeki orta masada bir sürü kağıt ve laptop duruyordu.
"Başımda dikilecek misin ?"
"Ha ?....ah." koltuklardan birine, ondan mümkün olan en uzağa, otururken ondan gelecek her türlü kötü şeye kendimi hazırlamaya çalışıyordum. Delici gözleri bana döndüğünde iyi bir şey olmadığını anlamıştım.
"Aşılama ne demek biliyor musun ?" Dediğinde beklemediğim bu soru karşısında şaşkınlıkla kaldım. Sorusuyla korkunç geleceğim beni bekliyordu. Geçen gece söylediği her şeyde ciddiydi. Olanların hepsi kabus değil gerçekti. Kalbim korkuyla kuş gibi atıyordu. Yenilmişlik duygusu tüm vücudumu sararken yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Cevap vermemi beklerken yüzünde herhangi bir sinir yoktu, gözleri sadece bana ve söyleyeceklerime odaklanmıştı.
"Ben...etraftan duyduğum kadarıyla biliyorum." Dedim doğruyu söyleyerek. Hayatım boyunca da bilmem gereken bir şey olarak düşünmemiştim hiç.
"Ne biliyorsun ?"
Paniğe değil olanlara odaklanmaya çalıştım. Bir çözüm bulmalıydım.
"Anneden ve babadan alınan üreme hücreleri dışarıdan bir yardımla annenin karnında döllenmesi sağlanıyor." Dedim düşüncelerimi toparlamaya çalışırken. Söylediklerime karşı biraz şaşırmış olsa da olumlu anlamda başını salladı.
"Yakında bir jinekoloji uzmanına gideceğiz. Doktorla konuştum, aşılamadan önce ikimizde birkaç kontrolden geçeceğiz ve gerekli olursa eğer ilaç tedavisi kullanacağız. Doktor bizim için gün ayarlayacak fakat bu gün sana göre belirlenecek."
"Bana göre mi ?" Dedim şaşırarak.
"Adetinin üçüncü günü orada olmamız gerekiyor." Cümlesini bitirmesiyle kan yüzüme hücum ederken kıpkırmızı kesilmiştim.
"Bu muayenede doktor yumurtalıkların durumu kontrol edecek ve gerekirse eğer hormon ilaçlarıyla yumurtalıkların büyütülmesi sağlanacak." Dedi kızarmamı görmezden gelerek. "Adet günün ne zaman ?"
Utanmazlığı karşısında dilimi yutmuşken ne ypacağımı bilemeden ona bakıyordum. Soğuk bakışları altında gittikçe sinirlerim bozuluyordu. Adından başka bir şey bilmediğim adamla ne konuşuyordum ben böyle ?!
"Daha hangi günde olduğumuzu bile bilmiyorum," dedim dişlerimin arasından. Beni getirdiğiniz bu cehennemin dibinde bana ışık bırakmadınız.
"Bugün ayın yedisi." Dedi alttan iğnelememi yok sayarken. Bugün oldukça sabırlıydı.
Aklımdan hızlıca bir hesaplama yaptım. Adetime daha bir hafta vardı. Kaçmak için on günüm vardı. O benden bir cevap beklerken doğuruyu söyleyip söylememek arasında kalmıştım. Gözleri öyle dikkatliydi ki bana belgesellerde izlediğim şahinleri hatırlatıyordu. Avlarına gözlerini kilometrelerce yukarıdan kenetledikleri bakışı hatırlıyordum.
"O..on." dedim fısıltıyla. Gözlerimi yere indirmiş, yanaklarım kırmızıya boyanmıştı.
"Alçı içinse, bacağında bir ağırı veya acı hissediyor musun ?" Konu değişikliği bana nefes aldırırken aklıma alçının içindeki silahım geldi. Gözlerim korkuyla onu buldu.
"Canın yanıyor mu ?" Gözlerimdeki korkuyu yanlış okumuştu. "Bugün kontrol için doktoru görebiliriz. Kemiklerinin kaynamasında bir sorun-"
"Acımıyor." Ani çıkan yüksek sesim onu şaşırtsa da gözleriyle süzdü beni. Yalan söyleyip söylemediğimden emin olmaya çalışıyordu sanki. Canımın yanmasının onun için neden bu kadar önemli olduğunu anlamasam da alçıyı henüz alamazlardı.
"Bir sorun yok, ağrısı olduğunda Rüya bana ağrı kesici getiriyor."
"Alçıyı birkaç haftaya çıkartırlar diye düşünüyorum. Onun içinde ayrıca bir kontrole gideriz." Cümlesini bitirip ayağa kalktığında koltukta kocaman gözlerle ona bakıyordum. Beni umursamadan yanımdan geçip üst kata çıkarken sadece arkasından bakakalmıştım.
"Kızım, şöyle serinletici bir şey ister misin ?" Meryem teyze mutfağın kapısından bana gülerek seslenirken titrek bir nefes verdim.
"Soğuk su yeterli Meryem teyze." Dedim gülümsemeye çalışarak, yüzümde ki yapay tebessüm boya misali aktı. Konuşmuş, sonra da kalkıp gitmişti. Üzüleyim mi sevineyim mi bilemedim.
***
5.gün sonra
Artık her şeye alışmıştım tek alışamadığım anne özlemiydi mutfakta otururken rüya telefonunu masada unutup bahçeye çıktı
Annemi arayıp sesini duymak istedim ama deli anneme bir şey yaparsa bunu göze alamadım..
Ama deli yoktu ki 2 gün sonra gelecekti
Sadece arayıp sesini duyar sonrada kapatırdım yanlış aradım kusura bakmayın diye mesaj çekerdim...ama ya ararsa tekrar Rüya'nın başını yakmak istemezdim, ama gizli numaradan ararsam tekrar dönüş yapamazdı..
Biraz daha düşününce fikir mantıklı geldi hemen telefonu elime aldım iyi ki şifresini bir kaç kez yanımda girerken görmüştüm, ayarlardan telefonu gizli yaptım hızlıca annemin numarasını tuşladım kulağıma yasladım bir yandan da bahçe kapısına bakıyordum rüya gelirse hemen telefonu kapatmak için çaldı çaldı açan olmadı tekrar aradım çaldı çaldı ve açıldı
"Alo kimsiniz?"
Annemmm sesini nasılda özlemişim..
"Alo arıyorsun konuş kimsin? "
Keşke konuşa bilsem anne gel yavrunu kurtar diye bilsem..
Sesini dinledim.. o günkü sesinden bu yana biraz daha iyiydi.. Sonra arkamdan gelen sesle yavaşça arkamı döndüm karşımda deliyi delirmiş bir şekilde bana bakarken beklemiyordum telefon elimden düştü...
.
.
.
.
.
.
.
.
Neler oldu neler kitapla kalın yeni bölüm en kısa zamanda gelecek
oylarınızı ve yorumlarınızı eksik etmeyin.
ozlem_okatan şuraya bir tıkla beni takibe alabilirsiniz güzelerim.









