İçeriğe geç

ᴀᴍɪʏᴀɴᴇ ᴍᴀꜱᴜᴍ🕊 (Kırık Kalpler Serisi 1, 2, 3)

Bölüm 8 · 12 dk okuma

ᴀᴍɪʏᴀɴᴇ ᴍᴀꜱᴜᴍ🕊 (Kırık Kalpler Serisi 1, 2, 3)

Bölüm 8

💥༻8.Bölüm༺💥

Keyifli okumalar canlar ❤

🌸GÖZ YAŞLARI🌸

Yemek bitip herkes gittiğinde, yaşadığım son anları yatağın kenarına çökmüş düşünüyordum. Hiçbiri umurumda değildi, ne parmağımdaki aptal yüzüğü takmak ne de o deftere imza atmış olmak. Ben zorla alıkoyulmuş, kaçırılmış bir insandım. Elbette hiçbiri gerçekte geçerli değildi, olamazdı da. Tüm bu deli sirkinden kurtulmayı başardığımdaysa bunların hiçbirini yanlarına bırakmayacaktım. Sinan denen o adam, ömrü boyunca parmaklıkların ardında yaşayacaktı.

Güneş tepede aldığı yerinden ne ara ufka indiğini anlamadığım o sürede tek yaptığım yatağın başlığına yaslanmak ve düşünmek olmuştu. Kahvaltıdan kalkıp odaya geldiğimde odadaki her yeri karıştırmıştım fakat kötü kaderim devam ediyordu. Yiğit denen o adama ulaşmak için binbir farklı fikir düşünürken annem fırtınaların koptuğu zihnime sinsice ilişmiş ve fırtınamı dağıtmıştı.

Onun olduğu yerde fırtına dayanamaz güneşe teslim ederdi kendini. Anne gülümsemesi, anne kokusu, anne sesi..

Dağılan zihnim eskilere dönmüş, adeta hayatımı film şeridi gibi gözlerimin önüne getirmişti. Düşüncelerde öyle kaybolmuştum ki, annemi ve eski anıları düşünürken kendi kendime hüzünle gülümsemiş ve bunun farkında bile olmamıştım. Gözlerimden akan yaşlar kıvrıldığım yatakta yastığı ıslatırken tek dileğim uyumak, ve annemle rüyalarımda yaşamaktı. Görünen o ki, bu gidişle öyle de olacaktı.

Rüya odaya girdiğinde güneşin sıcaklığıyla kızarmış yanaklarım ve yüzümde çıkan yastık iziyle ona döndüm. Bana hüzünle gülümsemiş ve elindeki elbiseyi yatağın üzerine bırakmıştı.

"Giyinmenize yardım edeceğim," dediğinde nefes verip kendimi yine yatağa bıraktım. Yanıma adımlayıp yatağın yanında durduğunda ona baktım. "Yaralarınız için ağrı kesici ister misiniz ?" Dedi sargı içindeki vücuduma bakarak. Sorusunu duymazdan gelip yatakta sırt üstü uzandım.

"Sen neden burdasın ?" Sorum karşısında bir an duraksadığında merakla ona bakıyordum. Bir şeytanın emrinde çalıştığını biliyor muydu ? Mantıklı hangi insan böyle bir adam için çalışırdı ki ?

"Burada çalışıyorum efendim."

"Ne zamandır ?"

" iki aydır. "

Anlamış gibi başımı sallasam da mantıklı gelmiyordu. Böyle bir adamın yanında çalışmaktansa aç yatıp aç kalkmayı tercih ederdim.

"Benim kim olduğumu biliyor musun ?" Dediğimde sorularıma oldukça şaşırsa da bozmadan cevap verdi.

"Siz Sinan Bey'in eşisiniz." Dediğinde sinirle dudağımı ısırdım. Herkes bu aptal oyuna ayak uyduruyordu anlaşılan. Sakin kalmya çalışıp derince nefes alıp verdim.

"Çalıştığın adam, Sinan. Tam olarak kim ?"

"O benim iş verenim efendim."

"Hayır, demek istediğim.. karakter olarak nasıl biri ?" Rüya birkaç kere gözlerini kırpıştırsa da kaşlarını çatıp bir süre düşündü.

"Oldukça kuralcıdır, disiplinli ve düzenlidir. Planlı ve programlı hareket eder. Büyük işler yönettiği için zekidir de. Ayrıca ailesine de oldukça düşkündür." Dedi kendince tanıdığı adamı anlatırken. Sinan denen o deliyi kafamda bir şekle sokmaya çalıştım. Bir insan bedenine koymaya, zihnimi ve kalbimi onun aslında sadece bir insan olduğuna ikna etmeyi denedim. Olmadı.

Kendi gözlerimle ruhundaki ateşi, gözlerindeki karanlığı ve nefreti görmüşken.. yapabileceklerinin sınırı olmadığını, bana yapacaklarını anlatırken sarf ettiği her kelimeden sonra nasıl olurda ona sanki insanmış gibi bakabilirdim ? Şeytanın ta kendisiyken hemde.

Yatağın ucuna koyduğu beyaz gelinliğe baktığımda gözlerimi tekrar kapattım. Gözlerimi açtığımda orada olmamasını, bu odada, bu evde olmamayı öyle çok istiyordum ki. Burası dışında her yerde olabilirdim, yeter ki bu cehennemden bir çıkışım olsaydı.

Günlerdir yaralarımı sardıkları sargıların sonunda kefenimi de yatağın üzerine bırakmışlardı işte. Gözlerimi açtığımda gelinliğe göz gezirdim. Beyaz eteğinin üzerine ince tül işlemeli bir kat ile tüm elbiseyi saran elbisenin bedenime oldukça uygun görünmesi daha da sinirimi bozmuştu. Yine de bu odada oturup ağlayarak vereceğim savaşı kazanamazdım. Yiğit'in aşağıda olmasını umut ederek yataktan kalktığımda Rüya giyinmem için anında işe başlamıştı.

Rüya baş örtümü düzeltirken istemeden de olsa gözlerim yatağın yanındaki boy aynasına kaydı. Bembeyaz gelinliğin içindeki genç kıza baktığımda tek düşündüğüm şey onu tanımadığımdı. Gelinlik giymek her genç kızın hayali olmasa da evlenmek ve yuva kurmak çoğu kişinin istediği bir şeydi. Elbette benimde kurduğum gelecekte yanlız yaşamak gibi bir düşüncem olmamıştı. Fakat bu geleceğin oldukça uzaklarda olduğunu düşünüyordum. Daha yapmam gereken çok şey vardı.

En sonunda güneş de kendini yeryüzünden çektiğinde, yaşanacak olan bu cinayet için yıldızı bile parlamayan gecenin karanlığı tüm delilleri örtmek için hazırdı. Ne bedenimden ne de ruhumdan bir parça bile kalmayacaktı bu gece. Beni yeryüzünden sileceklerdi, gökyüzü ve dünyanın bile buna şahit olmasına izin vermeyeceklerdi. Soğuk havalarda verilen nefes gibi, yok olup gidecektim öylece.

Gözümden bir yaş damladı, benim için ağlamayan gökyüzüne inat.

Rüya koluna tutunmam için yanıma geldiğinde ellerimle ızdırabımın yanaklarımdaki izlerini sildim. Destek almak için koluna tutunduğumda odadan çıktık ve aşağıdan gelen kalabalık sesine doğru indik. Gözlerimin tek aradığı kişi kurtarıcımdı. Bize bakan gözlerin arasındaysa onunkiler yoktu. Umudum kalbimin içinde kırıldı. Bu tahmin ettiğimden de fazla yaktı canımı. Panik, beni ele geçirmek için bekleyen bir hayalet gibi etrafımda dört dönüyordu sürekli.

Nikâh masasına oturduğumda dejavu yaşıyordum. Midem tanıdık bir bulanma hissiyle kalkmışken dikkatimi olabildiğince kurtarıcımı aramakla dağıtmıştım. Sabah kahvaltıda olan insanlar şimdi üzerlerinde şık kıyafetlerle nikâh için hazırlanmış salonda mutlulukla bizi izliyorlardı. Sinan ile bir kez bile göz göze gelmemeye dikkat etmiştim.

Katilimin gözlerine bakacak olursam bu geceki kurtulma umudumu tek seferde yok etmiş olurdum. Sanki gözleriyle içimi okuyordu, yaptığım tüm planları biliyor gibiydi. Dişlerimle yanağımın içini ısırdım. Aklımı çelen kuruntulara izin vermeyecektim.

Nikâh memuru evlilik cüzdanını bana uzatırken daldığım düşüncelerden ancak çıkmış, cüzdanı elime almıştım. O anda içimden geçirdiğim tek şeyse bunun geçerliliğinin olmadığıydı. Ne yaşıyorsam, hepsi zorla yaptırılmıştı. Ben evli değildim. Hayaletin beni ele geçirmemesi için yaptığım teskinler ikizlerden birinin sesiyle bölündü.

Gülerek "Ayağına bas ! Ayağına bas !" Dediklerinde anlamsızca onlara bakıyordum. Tek yaptığım her zaman olduğu gibi başımı eğip kucağıma bakmak olmuştu.

Nikâh bittikten sonra sırayla gelmiş ve tebriklerini sunmuşlardı. Bu kabustan ne zaman uyanacağımı merak ediyordum. Akşam yemeğinde olup nikâhta olmayan Lina ve babaanne yoktu. Ve tabiki kurtarıcım. İstemeden de olsa ona sinirlenmiştim. Gözlerinde bana yaptıkları bunca şeyin pişmanlığını görmüştüm. Öyleyse neden bunu düzeltmek için hiçbir şey yapmıyordu ? Bu gece, eğer bunun için hiçbir şey yapmazsa bundan sonrası için çok geç olacaktı. Elbette o da bunun farkındaydı. Eğer şu anda bir şey yapmazsa, bundan sonra gözlerindeki pişmanlığın da bir değeri olmayacaktı.

Gecenin karanlığında, bu cehennemin dışında, beni kurtarıp kurtarmamak arasında ikilimde kalmıştı belki de. Sadece iki dakika konuşabilsem, yalvarsam.. beni kurtarır mıydı ?

"Hadi Sinan, seni dışarıda bekliyoruz." Dağılmaya başlayan kalabalıkta erkekler evin bahçesine çıkarken Sinan hemen arkamda dev bedeninin gölgesiyle beni karanlıkta bırakmıştı.

"Geliyorum," dedi kısaca. Önüme geçip gözlerime baktığında titreyen bedenimi sıkarak durdurmaya çalışıyordum. Korkuyla sözlerini bekledim.

"Rüya !" Rüya koşarak yanımıza gelirken gözlerini bir saniye üzerimden ayrımadan devam etti. " Odasına çıkar, kapısını da kilitle. Aptalca bir şey yapmasına da izin verme." Dediğinde Rüya sadece başını sallayıp onaylıyordu. Dişlerimi sıkarken yüzüne yumruğumu geçirmek istedim. Arkasını dönüp diğerlerinin yanına giderken gözlerim bahçedeki erkeklerin arasında geziniyor, adeta yardım için dileniyordu. Bunu görebilen tek kişi ise, işlediği bu günahın bedelini görmeye bile tenezzül etmemişti.

Rüya yukarıya çıkmam için tekrar koluma girdiğinde bir şey demeden beni yönlendirmesine izin verdim. Üzerimdeki kıyafetleri çıkartıp giyinmeme yardım ederken ne ondan ne de benden ses çıkıyordu. İkimizde bu tiyatronun ağızları dikilmiş, iplere mahkûm kılınmış kuklalarıydık.

Sonunda bir tek ay ışığının vurduğu odada yanlız kaldığımda, beni benden başka kurtarabilecek kimsenin olmadığını anlamıştım. Sonunda ne olursa olsun, savaşmadan ölmeyecektim. İlk önce gelip giden biri var mı diye sessizce kapıya yaklaşıp bir süre dinledim.

Kimsenin olmadığına emin olduğumda yatağın kenarına çöküp düşünmeye başladım. Camdan bir başka atlama denemesi, kırık bir bacakla bana sadece ikinci bir kırığı kazandırırdı. Ayrıca yukarıdan bakıldığında görünen yükseklikle düşerken ki yükseklik kesinlikle aynı değildi. Herhangi bir yerimde büyük bir sakatlık olmadığını bile düşünecek olursak, kırık bir bacakla nasıl koşacaktım hiçbir fikrim yoktu. Ve geçen sefer tahmin edemediğim zebanilerinde orada olduklarına hiç şüphem yoktu.

Bu fikri hemen aklımdan iterken dudağımı ısırıp bacaklarımı kendime çektim ve kollarımı bacaklarıma sardım. Belki de sadece küçücük bir top olursam, kimse benim dünyama giremezdi.

Ay gökte yükseldikçe aklımda kurduğum her kaçış planı, bir bir gözyaşlarıma karışmış ve parkeye düşmüştü. En sonunda gerçek yüzüme çarptığında panik atak geçirmek üzereydim. Buradan çıkış yoktu..

Nasıl kaçacaktım ki ?! Daha nerde olduğumu bile bilmiyordum..

Arkamda beni arayan kimse yoktu..

Ben ölüydüm.

Nefeslerim sıklaşırken bir anda buz gibi olan bedenim deli gibi titremeye başlamıştı. Geniş odanın duvarları etrafımı sarıp beni boğmaya başladığında kendimi hızla cama atmış ve derin bir nefes almıştım. Soğuk rüzgar yüzüme vuruken fırtına kopan zihnimi sakinleştirmeye çalıştım. Uzunca geçen dakikaların sonunda yanaklarım soğuktan kızarmış ve çenem birbirine vururken, başka bir gerçekle daha yüzleşmiştim. Hala yaşıyorum..

Nefes alıp, üşüyorum... Daha ölmedim.

Ben henüz ölmedim.

Çöktüğüm cam kenarından hızla kalkarken kendimi banyoya attım. Banyonun aynası duvara yapıştırılmış olduğundan bununla pek şansım yoktu fakat içerideki kesinlikle iş görürdü. Asılı havluyu alıp odaya geri döndüğümde boy aynasının önüne geçtim. Bembeyaz ay ışığının vurduğu yüzümde, dudaklarımdaki karanlık gülümseme ay ışığını karanlıkta bırakmıştı.

Dev boy aynasını olabildiğince sessiz yere yatırdım, iş üstünde yakalanmak istemiyordum. Havluyu üzerine serip ayağa kalktığımda derin bir nefes alıp aynanın üzerine zıpladım. Beklediğim şey olmazken çatık kaşlarla daha kuvvetli zıpladığımda çatırtı sesi odayı doldurmuştu. Havluyu kaldırıp baktığımda cam parçaları aynadan tam olarak ayrılmamış olsa da en keskin görüneni havluyu elime sararak alıp kırdığımda artık bir silahım vardı.

Öleceksem de, yanlız gitmeyecektim. Gecenin karanlığını ve ay'ı ise bu cinayete şahit kılacaktım.

Kızarmış gözlerimdeki yaşların açık pencereden esen rüzgarla kuruması sadece birkaç dakika sürmüştü. Yatakta uzanmış üşüyen bedenimi altına girdiğim yorganın içinde ısıtmaya çalışıyordum. İlk yarım saat, kalbim onun her an gelecek korkusuyla atarken düşenebildiğim tek şey yastığın altında sıkı sıkıya tuttuğum silahımdı.

Kırık boy aynası yatağın altında dururken o geldiğinde olmayan aynayı fark etmesine fırsat kalmadan bu işi bitirmiş olmayı diliyordum. Elim kesilmeden tutabilmek için çorabımın tekiyle camın etrafını sarmış ve en keskin kısmını açıkta bırakmıştım. Nasıl yapacağıma dair hiçbir fikrim olmasa da yatağın içine girmeden önce elimdeki camı birkaç kere savurmayı denemiştim. Hafif olduğu için oldukça iyi bir silahtı, ve eğer bir şansım olsun istiyorsam görmesine fırsat vermeden yapmalıydım.

Sonunu hazırladığım bu hikâyenin bitmesini beklerken sessizlikle geçen iki saatin sonunda dijital saat gece iki yirmiyi gösteriyordu. Yorganın altında ısınmış ve yorgun düşmüş olmak beni korkuturken uyanık kalmaya çalışıyordum. Hazırlıksız yakalanamazdım. Odaya girer girmez adamın üzerine atlamak gibi bir düşüncem yoktu. Eğer ki aklındaki şeyi yapmaya kalkışırsa işte o zaman bende son savaşımı verecektim. Saat üçe gelirken, kendimi uykuya teslim etmeden önce aklımın bir köşesinde gelmeyeceği düşüncesi sinsice ilişmiş ve yer edinmişti.

Kapının hafif gıcırtı sesi duyulduğunda zihnim korkuyla uyandı. Gözlerimi açmadan olan biteni anlamaya çalışırken adım sesleri yatağa doğru yaklaşıyordu. Artık tanıdık gelen koku beni vurduğunda vücudum ancak alarma geçmişti. Uyurken elimden bıraktığım silahımı belli etmeden yastığın altında bulmaya çalışıyordum. En sonunda adımları durduğunda nefes bile almadan yatıyordum. Üzerimdeki gözlerini hissederken panik yapmamaya çalıştım. Her an kollarımı tutup beni kaldırmasını beklerken geçen her saniyede sessizlik devam ediyordu.

Yatağın ayak ucumdaki tarafı çöktüğünde olduğum yerde korkuyla zıpladım.

"Aç artık gözlerini," dedi fısıltılı sesiyle.

Nefesimi tutmuş beklerken blöf yapmış olduğunu umsamda uyanık olduğum oldukça belliydi. Yine de gözlerimi açıp şeytanımın yüzünü görmek istemiyordum.

"Melek," uyarı dolu sesi odadaki havayı dondururken dudağımı ısırıp en sonunda gözlerimi araladım. Bir yandan yastığın altındaki elim kahrolası cam parçasını arıyordu.

"Ben sana bir şey yapmadım." Farkında olmadan dudaklarımdan dökülen sözlerle simsiyah gözleri yüzümün her noktasında gezinirken en sonunda gözlerimi bulmuştu.

"Ama abin yaptı.", dedi sesinde ki acıyı hissettim.

Gözlerimi kapatıp tekrar açtım. Konuşmadan önce derin bir nefes almam gerekti. "Çok üzgünüm," dedim içindeki tüm samimiyetle. "Sana ne yaptı, senden ne aldı bilmiyorum ama çok üzgünüm Sinan. Böyle olmasını bende istemezdim.", dedim abimin ona her ne tür bir yara açtıysa, açmamasını diledim.

Dudağı alayla kıvrılsa da hemen düzeltip bana döndü. "İstemez miydin ?", dedi üstü kapalı sorduğu sorudan tam olarak bir şey anlamasam da kafamı salladım.

"Hayır tabi ki !" Dedim feryatla. "Beni nasıl biri olarak tanıyorsun bilmiyorum ama ben abim değilim.", dedim onu yumuşatmaya çalıştım.

"Bunun bir önemi yok." Dedi umursamazca. Sinirle dişlerimi sıktım.

"Yani senin abinden bir farkım kalmayacak diyorsun," dediğinde odanın loş karanlığına rağmen kararan gözlerini görmüştüm. Onun gece siyahı gözlerinde tek bir yıldız bile parlamıyordu. Mutlak karanlıktı.

"Sakın beni o piç dölüyle aynı kefeye koyma." Tehditlere dolu sesi odanın duvarlarına çarpıp bana döndüğünde gözlerimi indirip sakinleşmeye çalıştım.

"Gitmeme izin ver," dedim yalvarırcasına. "Yemin ederim kimseye bir şey söylemem. Eğer bana zarar vermezsen -ikimizde neyi kastettiğimi anlamıştık- hayatına hiç girmemiş gibi yok olurum." Cümlemin bitmesiyle yastığın altında parmağım sivri camın ucuna dokundu.

"Senin anlamamakta ısrar ettiğin şey de bu işte," Hırsla yataktan kalktığında doğrulup yatağın başlığına dayandım. Bir elim yastığın altında sıkı sıkıya tuttuğum silahımdaydı. "Benim dönecek bir hayatım kalmadı." Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Karanlığın örttüğü yüzü ay ışığına çıktı. Nefesim kesildi.

"Ve eğer istediğim şey olmazsa, ikimizde ortak yanı olacak, dönecek bir hayatının olmayacak olması."

"Sence bana böyle bir şeyi yaşattığında bir hayatım kalacak mı sanıyorsun !!" Nefretim sesime yansımış ve gözlerim kararmıştı. Artık hayatım için yalvarmayacaktım. Onu geri alacaktım.

"Benden ne istediğinin farkında mısın sen ?! Sen ve ailen !" Onun gibi ayağa kalktım. Sağ elimde tuttuğum silahı arkama sakladım.

"Onlarda bu oyunun parçası mı bilmiyorum ama sonu iyi bitmeyecek !"

Ani çıkışımla küçük bir an şaşırmış olsa da gözlerinde biraz bile korku yoktu. Yaptığı, yapacağı şeyden korkmuyordu. Bu da kararından ne olursa olsun dönmeyeceğinin kanıtıydı. Bunu anladığımda başka çarem olmadığını da anlamıştım. Elimdeki camın çorabın üstünden parmaklarımı kesmeye başlamasına rağmen iyice sıkılaştırdım.

"Benden istediğin şeyin olmasındansa ölmeyi tercih ederim." Dediğimde gözlerindeki sinirin biraz olsun söndüğünü gördüm. Her an saldırmaya hazır beklerken o beklediğim atağın aksine nefes verip yatağa oturdu.

"Bende bunu konuşmak için gelmiştim." Dediğinde çatık kaşlarla ona bakıyordum. Şimdi mi saldırmalıydım ?

"Sana zorla dokunmayacağım ..evet senden bir çocuk istiyorum, bu konuda kararlıyım !Ama sana dokunmayı düşünmüyorum. Bir doktor arkadaşıma bu konuyu açtım. Üç gün sonra randevumuz var, sana dokunmadan benden alınan spermler sana aşılanacak.

Ve annen konusuna gelince on ay sonra annene kavuşacaksın, doğum yaptıktan sonra seni azât edeceğim."

Konuşmasını bitirdiğinde karanlık gözleri tepkimi ölçüyordu. Bense ne onun ne de bulunduğum durumun farkındaydım. Sanki alacakaranlık kuşağına girmiş ve her geçen gün yaşadıklarım daha da fantastikleşmeye devam ediyordu. Yaşadığım hiçbir şeyin bir anlamı yoktu.

"Ne ?" Dedim nefes vererek. Konuşması aklımda dönerken anlam getirmeye çalışıyordum. "Neden böyle bir zahmete giresin ki ?" Dedim aklıma gelen ilk soruyu sorarak. Odadan çıkmadan önce durdu. Arkasını dönmemişti.

"Çünkü kafanda kurduğun o şeytan, ben değilim." Kapıyı çekip çıktığında sessizliğin dolduğu odanın aksine zihnime inanılmaz bir karmaşa hâkimdi.

Anneme kavuşacaktım ama arkamda benden bir parça bırakmam gerekiyordu..

Yeni bölüm en kısa zamanda gelecek inşallah

ozlem_okatan buradan takibe alabilirsiniz beni canlar

Bölüm sonu

21 yorum