BÖLÜM 2 : ZORAKİ DOKTOR
2 hafta sonra:
Artık 2 haftadan çoktu ki Mardindeydim. Buraya çok alışmıştım. En önemlisi hastaneye ve ekipe. Ekipteki en yakın arkadaşım Baran'dı. Onunla birlikte çok güzel sohbetler ediyor ve çok iyi vakit geçiriyorduk.
Acilde normal bir gündü ama birden sedyede bir hasta getirdiler.
"Asil Ata Karahan. 27 yaşında bir asker. Silahla yaralanma. Kurşun sağ tarafta karın boşluğuna isabet etmiş. Çok kan kaybediyor," diye bilgi verdi hemşire. Hastanın yüzüne baktığımda gözlerime inanamadım. Bu adam 2 hafta önce benimle kavga eden adamdı.
"Acil ameliyata alın. Yılmaz hocaya haber verin," dedim.
"Yılmaz hoca ameliyatta."
Baran'ın sesini duydum. "Tamam sorun değil. Siz ameliyathaneyi hazırlayın. Ben, Kardelen ve Aylin hemşire gireceğiz ameliyata," dedi.Hızla ameliyathaneye doğru koştuk. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. İki hafta önce yolda kavga ettiğim, o ukala adam şu an ellerimin arasında ölümle pençeleşiyordu. Zamanla yarışıyorduk.
"Baran, hastanın tansiyonu düşüyor!" diye seslendi Aylin Hemşire, sesi her zamankinden daha gergindi.
"Hızlı olmalıyız, iç kanaması var," dedim, ellerimi sterilize edip eldivenlerimi geçirirken. Derin bir nefes alıp kişisel duygularımı ameliyathanenin kapısında bıraktım. Şu an o benim için sadece kurtarılması gereken bir hastaydı.
Ameliyat masasına yaklaştım. Neşteri elime aldığımda Baran bana destek verircesine gözlerimin içine baktı. "Hazır mısın Kardelen?"
"Hazırım," dedim net bir sesle. "Aylin, klemphazırla."
Kurşunun açtığı hasarı temizlemek saatlerimizi aldı. Her saniye, nabzın o ritmik sesi odada yankılanıyordu. Bir ara monitörden acı bir sinyal sesi yükseldi, kalbi yavaşlıyordu.
"Tansiyon 80'e düştü!"
"Baran, sağ taraftaki kanamayı durdur, aspiratörü ver!" diye bağırdım. Alnımdan süzülen teri Aylin Hemşire hızla sildi. Ellerim titrememeliydi. Derken, o kritik saniyelerin ardından monitörün sesi yeniden normale döndü. Derin bir nefes aldım. Kurşunu başarıyla çıkardık ve kanamayı kontrol altına aldık.
"Tamamdır," dedim, dikişleri atmaya başla.Hasta stabil. Baran, gerisi sende."
Ameliyathaneden çıktığımda dizlerimin bağı çözülmüştü ama başarmıştık.
"Gelin arkadaşlar. Ameliyat başarılı geçmiş, tebrik ederim. Hasta normal odaya alındı, Kardelen."
"Buyrun hocam."
"Asil Ata Karahan bundan sonra sende. Onunla sen ilgileneceksin. Bu da dosyası," diyip dosyayı da elime verdi. Kaşlarımı kaldırdım ve hayretle baktım.
Her ne kadar onun doktoru olmak istemesem de Yılmaz hocanın dediğini yapmak zorundaydım.
"Evet. Baran sen acile gidiyorsun, Aylin sen de. Kardelen, Asil Ata bey de sende. Arada kontrol için geleceğim. Çıkabilirsiniz," dedi ve odadan çıktı.
"Evet Kardelen aldın başına belayı şimdi uğraş uğraşabilirsen," diye söylenerek askerin odasına gittim. İçeri girdiğimde uyanmıştı. Geldiğimi görüp kaşlarını havaya kaldırıp şaşkınlıkla bana baktı.
"Sen?"
Serumunu kontrol ederken yüzüne bakmadan, "Evet. Ben de sizi görürken şaşırmıştım. Size göz kulak olmamı Yılmaz hocam istedi. Yani anlayacağın istediğimden burda durmuyorum," dedim.
"Vay be. Bu kadar sabırsız biri nasıl doktor olmuş anlamış değilim."
"Ben de bu kadar egolu ve ukala birinin nasıl asker olmuş anlamış değilim."
"Sen nerden biliyorsun?"
"Dosyanızda bilgileriniz yazıyor sayın Asil Ata Karahan."
"Senin adın ne? Madem sen benim adımı biliyorsun, ben de seninkini bilmeliyim dimi?"
"Birincisi benimle senli konuşmalar yapmayın. İkincisi adım Kardelen Alaca ve bunu ihtiyacınız olduğunda kullanmak için sorduğunuzu umuyorum," dedim.
"Tabiki. Ne işim olur senle," dedi.
"Değerleriniz gayet normal gözüküyor. Birkaç test daha yapmamız gerekecek. Bir sorun olursa şu düğmeye basarak çağıra bilirsiniz," dedim.
"İyi. Sağ ol."
"Ya sabır. İyice dinlenin de çabucak iyileşip gidin artık. Yoksa sizin şu saçmalıklarınız yüzünden kalp krizi geçireceğim," dedim.
"Allah Allah. Ne kadar komik. Sen sevinmiyor musun benim gibi yakışıklı, güçlü, kaslı bir askere doktorluk yapmaktan?"
"Allah Allah deli midir nedir? Hayret bir şey ya. Egonu düşür yoksa ben düşürmesini bilirim. Sen dua et yaralısın." diyip dışarı çıktım.
"Gerizekalı ya. Napim be seni ben? Bana ne ya senin yakışıklı olmandan? Salak. Tek asker kendisi sanki," diye söylenirken yolda Baran'la karşılaştım.
"Kardelen. Neye söyleniyorsun böyle?" diyip güldü.
"Ya şu asker vardı ya o işte. Biz onla 2 hafta önce kavga etmiştik yolda. Şimdi de taktı ya; yok yakışıklıymış, yok askermiş, yok oymuş, buymuş."
"Takma kafana. Ameliyattan yeni çıktı ya saçmalıyor işte. Neyse acil dolu dolu, hadi gel," dedi ve acile gittik.
Acildeki işlerimizi bitirdik sonunda. Trafik kazası vakası gelmişti ve bayağı yaralı vardı. 1 hastayı ameliyat ettik, diğerlerini de halledikten sonra işimiz bitmişti.
Serkan, "E bir yemeği hak ettik bence. Hadi kantine inelim," dedi.
"Haklısın ya. Hadi," derken Yılmaz hoca geldi.
"Arkadaşlar."
"Hocam."
"Nereye?"
Baran, "Acildeki işler bitti de biz de kantine gidiyorduk yemek için," dedi.
"Afiyet olsun. Kardelen, hemşireler meşgul, sen Asil Ata beyin sargısını değiştirir misin?"
Odaya girdiğimde, "Demek geldin he doktor?" dedi.
"Sargınızı değişmek için geldim. Merak etme 5 dakika sonra gideceğim. Sizi dışarı alabilir miyiz?" arkadaşına döndüm. Yatağın kenarına oturdum ve hastane önlüğünün düğmelerini açıp yukarı sıyırdım. Esmer tenliydi ve vücudundaki kaslar spor yaptığının kanıtıydı.
Eldivenlerimi giydim ve yarayı açtım. Hayret ki yarayı temizlerken bir kere bile olsun ses çıkarmamıştı. Asker ya ondandır. Bu acıların 10 katını görmüştür o. Sargı bittikten sonra eldiveni ve çöpleri çöp kutusuna attım.
Ayağa kalktığımda irkilir gibi oldu.
"Bitti mi?"
"Bitti. Ben birazdan kontrol için gelirim. İyileşme yolunda ilerliyorsunuz. Sadece daha çok dinlenmeniz gerek," dedim.
"Ne zaman çıkabilirim? Göreve gitmem gerek."
"Tam iyileşmeden çıkamazsızınız. Çıksanız bile 1 hafta kadar göreve gidemezsiniz. Geçmiş olsun. Bir sorun olursa ben buralarda olacağım," diyip çıktım.
Sabah bayağı atışmıştık ama şimdi nedensizce çok sakindi. Sanırım göreve gidemediği için üzülmüştü. Aman bana ne? Üzülürse üzülsün. Çok ta umrumdaydı...
Odadan çıkıp kantine indim. Yemeğimi alıp bizimkilerin yanına oturdum. Aylin hemşire de onların yanındaydı.
"Geç kalmadım umarım."
Baran, "Yok, biz de zaten şimdi aldık yemekleri seni bekliyorduk," dedi.
Serkan, "Evet, Kardelen de geldiğine göre afiyet olsun," dedi ve yemeğe başladık.
Baran, "Kızdırmadı umarım bu sefer," dedi.
"Hı? Ha yok. Yanında başka bir asker daha vardı. Sanırım onun yanında hadsizlik yapmak istemedi," dedim.
"Sevindim," diyip gülümsedi.
Selin, "Kim?" diye sordu.
"Bir şey değil ya, şu Asil Ata Karahan vardı ya o," dedim.
Aylin, "Haa o yakışıklı asker. Valla ondan bayağı etkilendim ben. Hadi yine iyisin," dedi.
"O niye?"
"Yılmaz hoca onunla ilgilenmen için seni görevlendirdi ya. Valla yerinde olmak için dünyaları verirdim."
"Onu görebiliyoruz zaten. Ama benim onunla işim olmaz. Ben sadece görevimi yapıyorum. Onun gibi hastalardan çok gördüm. Diğerleri gibi Asil Ata bey de beni etkilemedi. Sizin aksinize."
Selin, "Kardelen'e katılıyorum. Ben olsam ben de sadece görevimi yapardım. Yani hastanın dış görünüşüyle kafa yormam," dedi. Ona karşılık gülümsedim.
Baran, "Aman canım. Şurda oturmuş ne güzel yemek yiyoruz, niye bunları konuşuyoruz? Sanki başka konumuz mu yok?" diyip göz devirdi.
Serkan işaret parmağıyla Baran'ı göstererek, "Haklı," dedi.
Yemeğimi bitirdikten sonra acile gittik. Bu gün nöbetim vardı. Acilde bir hastanın koluna dikiş atıyordum ki Asil Ata beyin yanındaki asker geldi.
"Doktor hanım."
"Buyrun. Bir sorun yok dimi?"
"Yok. Sadece komutanım ne zaman çıkabilir?"
"Allah Allah. Sizin şu komutanınız da ne sabırsızmış. Söyleyin ona iyileşmeden çıkamaz," dedim.
"Ama göreve gitmemiz gerek ve ona ihtiyacımız var."
"Şu an çıksa bile göreve gidemez. Yarasının tamamen iyileşmesi gerek. Onsuz da idare edebilirsiniz diye umuyorum. Başka sorun yoksa?"
"Tamamdır. Teşekkürler. Bu arada ben asteğmen Selim Öztürk. Memnun oldum," diyip el uzattı.
Uzattığı elini sıkıp, "Kardelen Alaca. Memnun oldum," dedim.
Baran diğer taraftan seslendi: "Kardelen, buraya bakabilir misin?"
"Geliyorum. Bir sorun olursa ben buradayım. Geçmiş olsun," dedim ve yanından ayrıldım.
Sessizce "Görüşürüz," dediğini duydum.
"Evet, sorun nedir?"
"...çocuk bisikletten düşmüş ve dizi yaralanmış. Ama el sürmeme izin vermiyor."
"Bi de ben bakayım," dedim. Çocuğun dizine baktığımda parçalanmış olduğunu gördüm.
"Adın ne senin?"
"Umut."
"Memnun oldum Umut'cum. Ben de Kardelen. Şimdi ben senin dizindeki yarayı temizleyeceğim ki mikrop kapmasın. Söz veriyorum hiç acımayacak. Tamam mı?"
"Tamam."
Acı hissetmemesi için uyuşturucu yaptım ve tendürdiyotla yarayı temizledim. Bir kaç dikiş atılması gerekiyordu.
"Baran dikiş setini verir misin?" dedim ve dikmeye başladım. "Kes."
"Kestim."
"Kes."
"Kestim," dedi ve sonunda dikiş te bitmişti. Yaranın üstünü bandajla kapattım.
"Bak gördün mü hiç acımadı."
"Gerçekten de acımadı. Teşekkür ederim, doktor abla," diyip gülümsedi.
"Allah sizden razı olsun doktor hanım."
"Ne demek ben sadece görevimi yaptım. Daha dikkatli ol, Umut'cum tamam mı?" diyip gülümsedim.
"Tamam."
"Geçmiş olsun. Pansuman için tekrar gelmeniz gerekecek."
"Tamam doktor hanım. Tekrar teşekkür ederiz," diyip gittiler.
Baran, "Sen şaka mısın? O çocuğu ikna edene kadar canım çıktı benim ya. Nasıl yaptın 2 dakikada?" dedi.
"Tatlı dille konuşursan kolay Baran'cim."
"Diyorsan."
"Diyorum. Ha bu arada çaktırma şurdaki hasta yakını sabahtan beri seni kesiyor," diyip güldüm.
Dikkatlice o tarafa baktı. "İşim olmaz."
"Niye öyle diyorsun? Baksana gözlerine bakıyor direkt. İyi çift olur sizden," diyip yine güldüm.
"Kardelen!"
"Yalan mı? Sen de kur yapıyorsun sanki anlamadık Baran?"
"Ay Kardelen gülmesene. O benim yemyeşil gözlerime kilitlenmiş, ben ne yapayım?Öyle bakınca istemsizce geriliyor insan."
"Tabi canım." Diyip başımı salladım.
"Kardelen. Sen de böyle yapıyorsun ama ne malum o askerden hoşlanmadığın?"
"Hangi asker? Hiç de değil? Ben asla aşık olmam. Kimseden de etkilenmem."
"Hangi asker olacak Asil Ata tabiki. Büyük konuşma derim."
"Baran bak zaten onun ismini duyunca geriliyorum, sana patlamayayım şimdi."
"Tamam canım. Demedim bir şey."
Gülerek "Ama kabul et, yeşil gözlüsün diye kızlar peşinde koşuyor." Dedim.
"Bana diyene bak. Sen sanki siyah gözlüsün. Seninkiler de yeşil. Az önce senin şu askerin arkadaşı sana yürüdü bak demedi deme."
"Asker diyip durma ya bana. Hem yürümedi ki sadece ismini söyledi. Senden de bir şey kaçmıyor ha."
"Kaçmaz tabi ne sandın? Hadi gel, Yılmaz hoca görürse canımıza okur." Gülerek işlerimizin başına döndük.
~•~ ~•~ ~•~~•~~•~•~•~•~•~•~•~•~•~
Bölüm Sonuu ikici bolumun sonu böyle umarım beğenirsinizzz diğer bölümü de en kısa sürede yayinlayacagımm🤍

