Deniz son olaylardan dolayı kendini bitkin ve yorgun hissediyordu, bu yorgunluk hem ruhsal hem de bedenseldi. Son olaylardan fena etkilendi tabii. Bu olayın ardından yaklaşık 1 hafta kadar gitmedi okula Deniz, en kötüsü de ne arayan ne soran vardı. Gerçi kim arayabilirdi ki Deniz'i? O herkese göre huysuz, inatçı ve
herhangi biriydi...
Deniz uzunca bir aradan sonra tekrar uyandı, kahvaltı yaptı, giyindi ve saçını dağınız bir topuz yapıp evden çıktı.
Her zamanki gibi bisikletine bindi, çantasını koluna attı ve okula doğru sürmeye başladı. Okula vardı koridorlardan geçip sınıfına ulaştı ve sırasına oturdu, ki belenmedik birşey görene kadar. Sıranın üstünde kırmızı şeffaf bir kantin poşeti vardı. Üstünde ise isimsiz bir not? Deniz yavaşça notu çıkardı ve okumaya başladı, notta şöyle yazıyordu:
"Bir daha kahvaltı etmeden gelme deniz kızı, yoksa bir dahakine seni kucaklayacak birini bulamazsın:)"
Deniz notu okur okumaz yazanın Teo olduğunu anladı. Dün onun yüzünden yemek alamayıp kollarına yığılmış, bugün ise onun sayesinde doyuyordu. Başta bu jest Deniz'in hoşuna gitti fakat gene o malum cümle geldi aklına "benim için sadece alay konusu olan herhangi birisi..."
Sonra tüm hevesi kırılırcasına yüzü düştü. Ardından biraz elini yüzünü yıkamak için lavaboya gidecekti ki gene kesti önünü Teo. Hediyemi aldın mı? dedi Teo.
Aldım İngiliz atı, ama senin için sadece alay konusu olan kişilere böyle jestler yapma, git sevgilinle ilgilen:/ dedi Deniz anlık sinirle. Teo ilk defa hayal kırıklığına uğradı, fakat buna aldırış etmedi çünkü Deniz'in inatçı tavrı onun hoşuna gitti:)
Fakat asıl bomba ertesi günün öğle vakitleri patlayacaktı, üstelik yarın cumartesiydi.........