Gözler insanın en büyük silahıdır derler. Hele o gözlere birde akıldan geçenler eklenirse karşında sadece göz değil; büyük bir silah görürdünüz. Ben silahlarını kuşanmış bir savaşçı olmaya bu yolda ant içmiş bir insan olarak sağlam adımlarla ilerliyor, kalbim bana hüküm verse bile aklım onun önüne geçiyor ve gözlerim kimseyi görmüyordu. Bu yolda can verenler olabilir, belkide can verebilirdim. Ama bu yolda ilerlemez, bana gösterilen yolda ilerlersem; kendim intihar ederdim ve bu bana yakışan bir ölüm asla olmazdı!
Planım hazırdı, beni bu yoldan kimse vazgeçiremez artık.
Planı yengem ve dayıma anlattığımda, her ihtimali düşünmüş, benim gideceğim her yolda karşıma çıkabilecek olanları göz önünde bulundurarak bu yola girmemi isteyen dayım; bu yolun sonunda her ne olursa olsun yanımda saf tutacağını söylemişti ama onları bu işe karıştırmak istemiyordum.
Gece eve gitmek için kalktığımda ise dayım geceyi onlar ile geçirip kaçış planımı daha detaylı anlatmamı istemişti.
O gece orada kalmış, gün ayana kadar aklımda olan bazı eksikleri onlar tamamlamıştı.
O gecenin sabahında ise, eve giderken kapının önünde Ramazan ağabeyi görmüştüm.
İki gün sonraki nişan için gelmiş, gelmişkende beni ayak üstü sinir etmişti.
Şimdi ise akşam olacak nişan için sipai konağında Esma ile hazırlanıyordum.
Esma'nın ne kadar yüzü gülüyor ise benim bir o'kadar yüzüm sirke satıyordu. Ne de olsa onlar ermişti muradına, benim canım yanmış onlara ne dimi.
Esma'nın saçı yapılırken benimde yüzüme makyaj yapıyorlardı.
Odaya girdiğimizde Esma konuşmak için bir çabaya girmemiş kuaför kadınlara onu istiyorum, bunu istiyorum deyip durmuştu.
Saçını yapanın yerinden olsaydım saçını başını yolmuştum şimdiye.
" Tamam bu kadar yeterli, elinize sağlık" dedim ve oturduğum sandalyeden kalkıp giyinmek için bizim adımıza hazırlanan yan odaya geçtim.
Yatağın üzerinde duran elbiseyi elime aldım ve baktım. Bu elbiseyi ilk kez görüyordum. Elbise seçmeye giderken bakmamış, Ramazan ağabey getirdiği zamanda bakmamıştım.
Olacakmı, olmuyacakmı diyerekte giymemiştim.
Elbiseyi kimin seçtiğini bilmiyorum ama zevkli olduğunu inkar edemezdim.
Koyu yeşil renk, tüller kat kat kabarık ve kayık yaka bir elbiseydi.
Elbiseyi üzerime geçirip, arkada bulunan zinciri çektim.
Koyu kestane rengi saçlarım belime kadar uzun olduğu için salaş bir örgü yaptırmıştım.
Örgülü saçlarımı sağ omuzumun üstüne alıp, yüzüme düşen bir kaç tutam saçı düzelttim ve kendime baktım aynadan. Gözlerim, kendimi baştan aşağı süzerken kapı açıldı aniden.
Ayna kapının tam karşısında olduğu için, kapı bir anda açılınca kapıdaki ile aynadan göz göze geldik.
Faruk ağabey kapının önünde durup beni ilk önce baştan sona süzdü ve boğazını temizleyerek konuştu.
"Kusura bakma Zümra, burada olduğunu bilmiyordum"
"Önemli değil Faruk ağabey." Dedim. Arkasını dönüp gideceği Zaman. " Faruk ağabey!" Diye seslendim ve durdurdum onu. Kapının kolunu tutmuş, kapı pervazında durmuştu ve omzunun üstünden bakmıştı bana.
"Ben şey diyecektim.....kusura bakma o günden sonra senden özür diliyemedim, istiyerek olmadığ...."
"Önemli değil Zümra, isteyerek olmadığını ikimizde biliyoruz. Ama Allah'tan namlu bana çevriliydi. Yanlışlıkla dâhi olsa sana zarar verseydim kendimi asla affetmezdim. Aramızdaki en masum sensin çünkü." dedi ve cevap vermemi beklemeden çıktı kapıdan.
Birilerinin bu olayda en masum olanın benim olduğunu söylemesi sevindirdi beni.
Öyleydi çünkü, hiç bir günahı olmayan bendim. Benide töreye kurban etmişlerdi.
Töreye kurban gidilmesinin ne kadar acı olduğunu ise en çok Faruk ağabey bilirdi.
Bir süre kapı ile bakıştıktan sonra bende kapıyı açtım ve çıktım.
Yan odaya geçip Esma ile hâlâ uğraştıklarını görünce sıkıntılı bir nefes verip üst kata çıkan merdivenlere tırmandım.
Bu merdivenin terasa çıktığını biliyordum, daha önce bir kaç kere Esmayla, ders çalışmak için geldiğimde hava güzelse burada çalışırdık.
Teresa çıkıp köşeye doğru ilerledim. Nişan burda kesilecekti. Aslında nişanlar iki gün ara ile olacaktı, çünkü nişan kızın evinde olurdu bizim burada ama sipai ailesi, bizim evin bahçesi küçük oraya insanlar sığmaz, konu komşuya rezil olmayalım diyerek iki nişanı'da sipai konağında aynı gün yapmaya karar kılmışlardı.
Esmayla olan hayalimizde, onun ile ağabeyimin nişan günü ben hep Esma'nın yanında olacaktım ama şimdiki durumda bırak yanında olmayı sesini dahi duymaya tahammül edemez haldeyim. Aslına bakılırsa beni bu duruma düşüren herkesle aynı durumdayım.
Arkamdan gelen adım sesleri iyice yaklaşınca vücudumun kasılmasını önleyemiyorum.
Kimin arkamdan geldiğini gayet iyi biliyorum Taş zemine çarpan sert ayaklar ve ardından burun deliklerime ilişen sigara kokusu. Arkamdan omuzlarıma ceketini koyup "üşüme, baharın esintisi hasta yapar," Diyen, sigara içmekten kalınlaşan sesi. Ona dönmeden ceketi omuzlarımdan yere attım.
" Üşümem!" dedim kısaca.
Yanıma gelip ilk önce beni baştan aşağı süzüp " çok güzel olmuşsun.” dedi, ben hiç bir şey söylemeyip durunca önüne döndü ve benim gibi ellerini göğsünde bağladı. " seni ilk burada görmüştüm." dedi.
Beni ilk burada gördüğünü bilmiyordum doğrusu.
Benden yine karşılık alamayınca konuşmaya devam etti.
"Esmayla ders çalışıyordun. Yere kilim sermiş yüz üstü uzanıyor dun, geldiğimi fark etmemiştin bile. - derin bir nefes aldı - Bir süre sonra Esma'nın söylediği şeye kahkaha atınca başını geriye atıp gülmüştün. Sonrada beni görünce gülümsemeni durdurmuş bir hışım ayağa kalkmıştın." dedi ve derin bir nefes aldı ciğerlerine. Anlatırken arada o anlar gözlerinin önüne geliyor gibi, terastan görünen büyüleyici manzaraya bakıyor, arada bi bir nefeslik duraksamalar yapıyordu. Onu tanımasam bu iç çekişi aşk acısı çektiği için derdim ama değildi. Bir süre yine konuşmamı beklese de benim yaptığım tek şey o burda değilmiş gibi avlu da olan karmaşayı izlemekti. Ardında yere attığım ceketini alıp önce silkeledi sonra cebinden çıkardığı sigarayı çakmağı yardımı ile yakıp ağzına götürdü.
O beni ilk o'zaman görmüş olabilir ama ben onu bir çok kez Esma'yı okuldan almak için geldiğinde görmüştüm ama hiç bir zaman diğer kızlar gibi ağzımın suyu akmamıştı onu görünce.
" O gün Zümra, o gülüşün aklımda kaldı. Sonra bize her geldiğinde gizli gizli güldüğünü görmek için seni izledim." Dedi. İçine çektiği sigara dumanını burnundan dışarı verip konuşmaya devam etti. " Sonra nasıl olmuş bilmem, seni karım olarak görmek istedim bu konakta."
Büyük ihtimalle benimde konuşmamı istiyordu ama konuşmaya hiç niyetim yoktu. Çünkü konuşursam ağzıma geleni söylerim. Adam resmen gelmiş karşımda, seni gizli gizli izliyordum diyor ya, hayır yani ben ona ağabey deyince hiç mi aklına ya bu kız bana ağabey diyor ben bir kendime geleyim, ben manyak bir pedofili miyim ne oluyor dememiş?
Sigara kokusundan rahatsız olup biraz uzaklaştım.
Astımım olduğu için kokulara karşı, özellikle sigaraya karşı hassas oluyorum.
Bir kaç kere öksürünce rahatsız olduğumu anlamış olacak ki yere atıp ayağıyla ezdi.
" Kusura bakma unuttum astımını." astım hastası olduğumu nereden biliyor ki? bu adam ciddi ciddi benimi gözetlemiş yani gerçekten.
" Önemli değil. " dedim kısa bir şekilde.
"Bir an hiç konuşmayacaksın sandım." Deyince yüzüne baktım. Göz göze geldik ve, dayanamayıp, " Bana ne zaman ne hissettiğin ile ilgilenmiyorum, çünkü ben sana her zaman sadece ağabey gözüyle baktım. Bundan sonrada benim için zorla evlendirilmek zorunda kaldığım biri olacaksın." dedim. Madem konuşmamı bu kadar çok istiyordu. Alsın konuşma!
Arkamı dönüp gideceğim zaman koluma yapışıp beni durdurdu . Ona dönmemi sağladığı esnada, çenesinde seğiren damarı gördüm ve sinirlendiğini anladım.
Zaten şu dilimi tutsam ölürüm.
Gözlerini gözlerime dikip. " Daha ne yapayım lan? Seni, sana olan aşkım, sevdama nasıl inandırayım? Sen sevmiyorsun, rahatsız oluyorsun diye yanında sigaramı söndürüyorum! Sana olan aşkım yüzünden asla yapmam dediğim herşeyi yapıyorum ama yaranamıyorum sana. Ama yok. Sen güzellikten anlamazsın. İlla seni bir şeylere zorlamam lazım dimi?” Bu beni zorlamayan halimi şimdi? Ne diyor ya bu adam? Ne aşkından bahsediyor? Sonlara doğru yükselen sesiyle; gözlerimi bir an olsun korktuğumu sanmasın diye çekmedim gözlerinden.
“Sen bana aşık falan değilsin. Birde diyor ki zorlamadım. Ya ben burda isteyerek mi duruyorum? Sen bana aşık olsan, dediğin gibi sevdana inandırmak istesen, önce benim isteklerime saygı duyarsın!” Benimde sesim gittikçe yükselmişti ve bu şekilde ona karşı ondan korkmadığımı göstermeye çalışıyordum.
" Senin isteklerin, senin düşüncelerin beni zerre ilgilendirmiyor! Ben senden benim karım olmanı istiyorum ve sende olacaksın! Ben seni Zümra sipai yapıp karım yapacağım ve sen hiç bir şekilde bana karşı çıkmayacaksın!" Dedi ve kolumu biraz daha sıkıp beni kendine çekti. Az önce içtiği sigaranın kokusu yüzümü yalayıp geçerken nefesimi tuttum o pis kokuyu almamak için. Yükselen sesi kulaklarımı rahatsız ettiği gibi, kolumu sıkan elide acıtmaya başlamıştı. Ekşiyen yüzümle daha bur çıldıran adam; "Benim gözlerimin içine, benden tiksinir gibi bakma!" Dedi, dişlerinin arasından.
"Ağabey!" Gelen sesle benim bakışlarım merdivenlerin başında duran Faruk ağabeyi buldu, ama Ramazan ağabey hâlâ bana bakıp kardeşine bir cevap vermedi.
"Ağabey!!" Dedi Faruk ağabey daha yüksek, sert ve uyarır bir tonda.
Ben Faruk ağabeye bakarken o ağbeyine bakıyordu.
En sonunda Ramazan ağabey, Faruk ağabeye dönünce kolumu bırakmadan. "Ne var!" Dedi. Sinirli olduğu sesinden bile belli oluyordu.
Ne kadar süredir Faruk ağabey orada bizi dinliyordu bilmiyorum ama ağbeyinin bana sarf ettiği sözleri işitmiş olmalıydı.
"Misafirler gelmeye başladı. Babam seni soruyor ' gelsin misafirler ile ilgilensin ' dedi."
Faruk ağabey bana bakınca, gözlerine minnet ile baktım. Beni bu durumdan kurtarmazsa başıma ne geleceğini bile bilmiyordum. Allah beni bildiği gibi yapsın beş dakika şu ağzımı tutamıyorum. Ramazan ağabey kolumu bırakıp son kez bana baktı ve sinirle soluyarak başını aşağı yukarı salladı.
"Bu konuşma burda bitmedi. Sana benimle nasıl konuşacağını, bana nasıl davranacağını göstereceğim!" Dedi ve merdivenlere ilerledi.
Ben onun arkasında bakıp derin bir nefes çektim içime, ucuz atlattım bugün de. Sonra Faruk ağabey 'de bir süre bana bakıp o da onun arkasından indi aşağı.
Misafirler yavaş yavaş gelmeye başlayınca, biz de Esmayla inmeye başladık.
Gelen misafirler, bahçeye kurulan masaların etraflarındaki sandalyelere oturunca nişan başlamıştı.
Bizse bahçenin ortasında kurulan masanın arkasına oturmuştuk.
Ben en köşede benim yanımda Ramazan ağbey, Ramazan ağabeyin yanında ağbeyim, ağbeyimin yanında Esma oturmuştu.
Bir süre sonra parmaklarıma değen parmaklar ile soluma bakıp onun gözlerinin içine baktım.
Gözlerimin içine bakıp." Birazdan sözünü aldığım kadının, yüzüğünü parmağıma takacağım." dedi sesindeki hayran tonlamayla. "Sonrada karım yapıp hela-" dedi ama o sözün devamını getirmemesi için sözünü kestim. Anlaşılan az evvelki siniri geçmişti ama o sinirin geri gelmesini ben sağlarım.
"Sözü benden değil babamdan aldın!" Dedim sert bir sesle. Elimi elinden çektim ve iki elimi bir birine ovuşturarak, sanki elime pislik bulaşmış gibi elimi elbisemde silip kucağıma koydum.
" Kar-" bu seferde sözünü kesen yanımıza gelen annesi, Leyla hanım olmuştu.
"Yüzükler takılacak, ayağa kalkın." dedi.
Sürekli olarak sözünün kesilmesi sinirini bozmuş alacak' ki sinirle soluyup ağzının içinde küfür mırıldanarak kalktı ayağı.
Biz ayakta beklerken imam geldi, yüzükleri takmak için.
"Allah mutluluğunuzu daim etsin." dedi. Ramazan benim parmağıma yüzüğü geçirip elini bana uzattı.
Tepsinin üzerinde duran yüzüğü alıp, tek elimle elini tutmadan geçirdim parmağına.
Aynı işlemi ağbeyim ile Esma'da yapınca.
İmam bizim için dua edip kurdeleyi kesti.
"Hayırlı uğurlu olsun." dedi.
Ben elini tutup öptüm, Ramazan ise elini sıkmak ile yetinmişti.
İşte onu istemiyor oluşumun bir nedeni daha. İnsanlara üstten bakıyor, kendini bir şey sanıyordu.
"İmam hazır buradayken dini nikahı da kıyalım." diyen Ramazan ağabeye gözlerimi pörtleterek baktım.
" Olmaz!" Deyip çıkıştım aniden. Bütün gözler beni buldu bir anda olan çıkışımla.
" Neden olmaz?" Diye sordu Ramazan ağabey.
Bir açıklama yapmam lazımdı ama aklım sanki donmuş gibi bana bakan herkesin gözünün içine bakıp. " Şeyden olmaz." dedim. Bir şeyler gevelemeye başlayan ağzımla.
"Neyden olmaz, Zümra!" Dedi yeniden Ramazan ağabey sabrı taşmış olacakki sesi baskın çıkmıştı.
Onun gözlerinin içine bakınca kafamın üstünde bir ampul yandı sanki.
" Şeyden işte canım, İmam nikahlı eşler uzun süre ayrı kalmamalı, günah, hem bizim resmi nikahın tarihî bile belli değil." dedim, bir umut plan bozulmasın diye. Canım kelimesini kullandığım için de kendime kızdım çünkü Ramazan ağabey bu kelimeyi tamamen üstüne almış olacak ki gözlerinin içi parladı. Allah kahır etsinki ağız alışkanlığı vardı bende, yoksa canım kelimesini en son bile kullanmayacağım insan Ramazan ağabey di.
"Hanım kızım haklı. Resmi nikah belli olsun araya fazla zaman koymadan dini nikâh kıyılır." dedi, imam.
Bir umut yine herkesin gözünün içine baktım. Umarım kabul edilirdi.
"Esma zaten on sekizinde ama Zümra değil, resmi nikah sıkıntı çıkarır." dedi Ramazan ağabey düşünceli bir tonda.
İşte beklediğim fırsat ayağıma gelmişti, olaya el atma vakti geldi.
" Benim daha onsekize çok var, altı ay var daha." dedim. Ramazan ağabey bana bakınca, bende gözlerinin içine kinayeli bir gülümsemeyle baktım. Bu bakışım ona hırs yaptıracaktı çünkü. Bir süre yüzüme bakıp.
" Bir şey olmaz, bir ay sonra düğün var, küçük yerdeyiz bir sıkıntı çıkmaz, senin gibi on yedisinde evlenen çok. " dedi. Planım işe yaramıştı. Rol gereği önce yüzümü astım sonra sinirli bir ifade takındım. Ramazan ağabey benim değişen yüzümü görünce az önce benim yüzümde olan kinayeli gülümseme onun yüzünde oluştu.
O zafer kazanmış olduğunu sanıp, zaferini yaşarken. Ben içimden zafer çığlığı atıp yüzüme yansımaması için kendimi sıkıyordum.
" İyi o zaman düğüne yakın veya, düğün akşamı kıyarız nikahı." dedi Leyla hanım.
Şans bugün yüzüme gülüyordu. Daim olsun diye içimden dualar ettim.
Nişan bitince yukarı çıkıp üzerimi değiştirmiştim. Misafirler gitmişti, konakta sadece biz kalmıştık.
Üzerimi değiştirip odadan çıkacağım sırada kapı açıldı. Kapının önünde Ramazan ağabeyi görününce bu günün olaysız kapanmayacağını anladım.
" Ne istiyorsun?” dedim.
Bir adım yaklaştı ve karşımda durdu.
"Ben istediğimi alıyorum Zümra, seni istedim ve aldım." dedi, zevkin doruklarında yaşayarak.
Bir süre boş boş suratına baktım ve kapıya doğru yürüdüm. Onunla uğraşamayacağımı en güzel böyle gösterirdim.
Yanından geçeceğim sırada koluma yapıştı ve beni kendine çekip, burnunu saçlarıma yaklaştırdı. Alışmıştı beyimiz kolumuza yapışıp durdurmaya.
"Zümra, boşa çabalama. Sen istediğin her şeyi bahane et istersen ama eninde sonunda benim olacaksın, karım olacaksın." dedi. Kendimi arkaya çektim ve aramıza az da olsa mesafe koydum.
Kolumu o kadar sıkı tutuyorduki iz kalacağından emindim. Zaten her fırsatta koluma yapışıyor sülük gibi.
Bakışlarımı yüzüne çıkarıp ona baktım.
Aşağıda her kesin içinde itiraz ettiğim için yüzünden anladığım kadarıyla sinirli görünüyordu.
" Çabalayacağım! sonuna kadar pes etmeyeceğim! Elinde sonunda senin karın olsam bile elimden geldiğince en uzak tarihte olması için uğraşacağım!" Dedim. Planın bozulması beni bitirirdi, bu yüzden söylediğim kelimeleri seçerek konuşmam lazımdı. Pes ettiğimi bu evliliği kabul ettiğimi düşünürse bu kadar kısa bir sürede kabullenmem onu işkillendire bilirdi.
Bir süre yüzümde gezinen bakışları dudaklarımda durunca, kolumu tutmuş olmasına rağmen biraz daha çektim kendimi ondan uzaklaşmak için.
"Zümra....senin bu hırçın tavırların nasıl hoşuma gidiyor bir bilsen." dedi. Boğuklaşan sesiyle. Kendimi ondan uzaklaştırmaya çalışan çelimsiz vücudumla daha çok çekiliyordum ona doğru. Kolumu sıkıp daha çok yaklaşıyordu.
Bana biraz daha yaklaşınca elim ayağım titremeye başladı.
"U_uzak dur benden." dedim. Boşta kalan elimi göğüsüne dayayarak.
"Ağabey-" dedi Faruk ağabey aniden kapıyı açarak. Gözlerim onu bulunca bizi bu halde gördüğü için yarım kalmıştı kelimesi.
Ramazan ağabeyin kolumu tutan eli biraz gevşeyince boşluğundan yararlandım ve kendimi geri çektim, hızlı bir şekilde Faruk ağabeyin yanından geçip kendimi dışarı attım.
Hızlı hızlı aldığım nefesleri düzene koymaya çalışmadan aşağı inip annemlerin yanına vardım.
" bir şey mi oldu?" Dedi annem. Gözlerim annemi bulunca, başımı iki yana salladım ve "yok ana hızlı hızlı indim aşağı beklemeyin diye ondan oldu, geçer birazdan."
Dedim.
Annemler çıkış kapısına ilerleyince arkama dönüp merdivenin başında olan Faruk ağabey ile göz göze geldim.
Onun gözleri, gözlerimden ayrılmazken ilk ben kaçırdım gözlerimi.
🪽🪽🪽
…Bölüm sonu…
Nasılsın sevgili okurlarım?
Bölüm nasıldı?
Zümra'
nın planı ne sizce?
Faruk biraz fazla bakıyor gibi?
Bölüm ile olan görüşlerinizi yorumlarda belirtirseniz çok sevinirim kendinize iyi bakın.
Oy ve yorumlarınız için teşekkürler.
🥰🥰🥰🥰🥰
