İçeriğe geç

Zümrüdü Anka yeniden doğuş

Bölüm 6 · 14 dk okuma

Zümrüdü Anka yeniden doğuş

Bölüm 6

Hoyrat

Konaktan çıkıp bizi bekleyen arabaya bindik.

Yol boyu kimse konuşmayıp sessizliğini korumuştu ama içimdeki ses için aynı şeyleri söyleyemezdim. Hecelere ayrılan bir çok soru beynimi istilâ ediyor, beni çıkmazın içine sokuyordu.

Ramazan ağabeyin kendinden emin duruşu beni korkutmuyor değildi. Onun yüzünden kendim kurduğum plandan dâhi şüphe ediyordum

Sanki aklımı okumuş ve kaçacağımı biliyor gibi hissediyorum.

Ama bir yandanda bunların sadece benim kuruntum olduğunu biliyor, panik anında kendimi belli etmemek için kasıyordum.

Aklımı kurcalayan soruları tek tek kendim cevaplayıp yok ettim. Ben aklımdaki sorular ile cebelleşirken eve gelmiştik bile, eve girer girmez hemen odama gittim, şuan hiç biri ile uğraşmazdım. Aklımı kurcalayan sorular bana yetiyordu çünkü.

Birde Faruk ağabeyin biz konaktan çıkarken bana olan bakışları da aklımı meşgul ediyordu. Odaya girerken olduğumuz pozisyon yüzünden beni yanlış anlamış olabilir mi acaba? Sonuçta adam gelip aramızdaki en masum sensin demişti, belki de artık benim için öyle düşünmüyordur, belki de bu evliliğe razı geldiğimi düşünüyordur. Neden onun düşüncelerini aklıma takıyordum ki? Benim düşünmem gereken daha mühim şeyler var.

Mesela dinî nikah. Ne yapacağım bu konuda, mutlaka buradan giderken onunla hiç bir bağım olmamalı.

Ama bir şekilde bunuda çözmem gerek, düşün Zümra düşün bir yolunu bul.

"Zümra!" Düşüncelerimi bölen içerden gelen babamın sesi oldu. Şimdi başlıyorduk işte.

Yatağımdan kalkıp üzerimi düzelttim ve odamdan çıkıp salona geçtim. Babam en köşede üçlü kanepede ayaklarını uzatmış otururken annem ve ağabeyim, babamın oturduğu kanepe nin karşısındaki kanepede yan yana oturmuş televizyon izliyorlardı.

"Efendim Baba?" dedim, babamın televizyon ekranında olan bakışları beni buldu.

Bakışları bile bana olan sinirini gözler önüne seriyordu. Koyu kahve gözlerin de bana bakarken bir sevgi bulmak zordu. Koyu, kalın kaşları kavislenmiş, her sinirlendiği zaman olduğu gibi alnında bulunan damarlar kendini göstermişti.

"Bu gün öyle herkesin içinde ne diye yok şimdi nikâh olamaz diyin?" Sakin çıkan sesi beni başta şaşırtsa bile üzerinde fazla durmadım.

"Söylediğim ya günah diye, hoca da dedi günah. "

" Hoca moca banane, işi ne güzel şimdiden bağlayacaktık." dedi, akılları fikirleri oradaydı zaten.

İnsan biraz kızı için üzülür ya. Ama bunlarda oda yok. İşleri güçleri sipai ailesi ile akraba olmak.

Çok istiyorlarsa oğulları onları ne güzel akraba yapıyor, gidip oğullarının nikâhını garantiye alsınlar. Sonuçta ben buradan gidince kızları sayesinde kurulan bir akrabalık kalmayacaktı. Acaba ben gidince ne olur? Bak bunu çok merak ediyorum.

Babamın son söylediği sözlere hiç bir tepki veremedim, konuşursam bir aile kavgası daha olacaktı çünkü.

"Bir şey demeyeceksen uykum var, yoruldum bugün. Uyuyacağım " Dedim, babam bir süre yüzüme bakıp, bana cevap vermek yerine başını aşağı yukarı salladı. Neyse ki oda kavga edecek gününde değildi. Yada Sipai ailesine gelin gidecek olan kızına bir şey yapmak istemiyordu. Bu tarafından bakınca ben gidene kadar ellerini sürmezlerdi bana. İşime gelmişti doğrusu.

Annem ile ağabeyime bakmadan salondan çıkıp odama girdim. Bugün gerçekten yorulmuştum.

Üzerime pijamalarımı geçirip yatağıma girdim hemen. Hiç bir şey düşünmemeye karar verip gözlerimi kapadım.

Çok geçmeden uyku beni karanlığına esir almıştı zaten.

🪽🪽🪽

Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerimi açmıştım. Babam ile ağabeyime kahvaltı hazırladıktan sonra, ben ile annemde kahvaltı yapmıştık.

Uzun zamandan sonra ailem ile kavgasız bir kahvaltı yapmış olmanın sevinci ve aynı zamanda benim için her şeyin yolunda gidiyor olmanın mutluluğunu yaşıyordum.

Evde hiç bir şey yapmadan oturmak yerine havanın sıcaklığı arttığı için annem ile birlikte temizlik yapmıştık bütün gün.

Şimdi ise vücudum bütün yorgunluğunu yatağıma bırakmış ve yatak ile nerdeyse bir olmuştum.

Göz kapaklarım yorgunluğuma dayanamayıp kapandığı esnada, yatağımın baş ucunda bulunan komidinin üzerinde duran telefonumun bildirim sesi ile geri açmak zorunda kaldım gözlerimi. Bana mesaj atan sayılı insanlar vardı, onlarda ya Esma yâda boş boş gelen kampanya vs gibi şeyler di ve ben acaba Esma olabilirmi düşüncesi ile meraklanıp telefonumu elime aldım hemen.

Yabancı numaradan gelen mesaj ile merakım daha çok artmıştı.

-uyudunmu?-

"Kim bu ya?"

Kim olduğu hakkında düşünmeye gerek kalmadan ikinci mesajda geldi.

-kusura bakma kendimi tanıtmam gerekirdi, Ramazan ben, numaram büyük ihtimalle yoktur sende-

Mesajı okuyunca kimden geldiğini anlamıştım.

Bu yorgunluk ile birde onunla uğraşamayacağım için telefonu eski yerine bıraktım ve uyumak için gözlerimi kapadım ama aklımda oluşan soru işareti ile geri açtım.

Kimden almıştı bu benim numaramı?

Esma'mı vermişti acaba?

Bak ya pislik birde bana yaptıkları yetmez gibi gidip ağabeyine numaramı vermiş. Bende belki o atmıştır mesajı, karşıma gelip konuşmaktan çekiniyor dur diye mesaj atıp benden af dilenir sanmıştım.

Üçüncü gelen mesaj ile oflayarak kalktım yatağımdan.

Telefonumu elime alıp gelen mesaja baktım.

-uyudunmu?-

" Bu nasıl saçma bir mesajdır yaa? Eğer cevap vermiyorsam uyuyorumdur değilmi. Yani tamam şu anda uyumuyorum ama senin yinede bu saatte bir kıza -uyudunmu- diye yazman saçma. Saat olmuş gecenin bir körü sen git bir kıza bu saatte mesaj at. Hem belki uyudum ama sen şuan beni rahatsız ettin ve uyandım, olama-"

"Zümra kimle konuşuyorsun?” Annemin kapının önünden gelen sesi ile yerimden sıçradım.

İki kez kapıya vurulunca telefonu sessize alıp yatağa girdim ve üstümü örtüm. Bir süre sonra kapı yavaşça açıldı.

"Tövbe yarabbim bana garipten sesler geliyor"

Diyen anneme gülmek istesemde tuttum kendimi. Çok geçmeden de kapının kapandığına dair sesler duydum.

Gözlerimi yavaşça açıp etrafımı kolaçan ettim, annemin gittiğine emin olunca telefonu elime aldım.

Başka bir mesaj gelmediğini görünce, telefonu yerine koymak için eğildim ama telefon titremeye başladı bu sefer. Şaşkın bakışlarım telefonu bulunca aynı numaranın aradığını gördüm.

"Bu niye arıyor ya?" Dedim kısık sesle.

Telefon bir süre sonra titremeyi bırakınca bir daha aramaz sandım ama telefon yine titremeye başlayınca yanıldığımı anladım.

Böyle olmayacağını anlayınca çağrıya yanıt verip kulağıma götürdüm ve. " efendim?" Dedim.

Karşı taraftan bir süre ses gelmesini bekledim ama ses gelmedi. Telefonu kulağımdan indirip ekrana baktım ve telefonun hala açık olduğunu gördüm. Yanlışlıkla aradığını düşünüp kapatacakken sesini duydum.

" Uyandırdım'mı?" Dedi, her ne kadar ağzının payını vermek isteyip evet uyandırdın demek istesemde, sesinden anladığım kadarıyla bir şey vardı ve ben merak edip "hayır uyanıktım." Dedim.

Telefonun diğer tarafından gelen hışırtı seslerinden sonra onunda sesini duydum.

"Seviyorum seni Zümra" dedi, bir anda, bu neydi şimdi, niye bir anda böyle bir şey söylemişti ki? Ben cevap vermeyip ne olduğunu anlamaya çalışırken yeniden sesini duydum "aşığım sana, çok aşığım. " dedi.

"Sen sarhoşmusun?" Diye sordum, çünkü kendinde olmadığı belliydi, doğru düzgün kelime kurmakta bile zorlanıyordu.

"Sana sarhoşum Zümra, aşkından sarhoş olmuşum." dedi, evet kesinlikle anlamıştım artık sarhoş olduğunu.

" Kapatıyorum ben uğraşamam seninle." dedim, ama daha telefonu kulağımdan indirmeden sesini duydum.

"Hayır hayır!, Kapatma N'olur" dedi, yalvarır gibi. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım, belli ki bu gece işim vardı bununla.

" Ne istiyorsun? Neden aradın?" Diye sordum.

"Seni istiyorum, benim sana karşı hissettiklerimi sende bana hisset istiyorum" dedi. Elimi alnıma götürüp şakaklarımı ovdum.

"Her istenen şey olsaydı eğer oooo, mesela benimde bu hayattan istediğim çok şey var ama hiçbiri gerçekleşmiyor.

Ve şuan için en ön sırada telefonu kapatıp uyumak var" dedim, uykumun olduğunu anlar ise telefonu kapatır sandım ama bu kafa ile çok zor.

"Anlamıyorsun beni. Sana aşığım diyorum, seni seviyorum diyorum ama senin umurunda değil" dedi, anlaşılan burda adamın duygularına karşılık vermeyen kötü kız oluyorum.

“ Zümra, çocukluğumdan beri çoğu şeyi anlamazdım. Mesela Orhan Veli'nin şiirleri. Her zaman karışık gelirdi bana. Seninle tanıştıktan sonra anladım ben şarkıların bu kadar güzel, kelimelerinse kifayetsiz kaldığını.” söylediği sözler karşısında kaşlarım yukarı kavislenmiş, gözlerim karanlık odanın içinde şaşkınlıkla geziniyordu. Ne diyordu bu adam Allah aşkına?

“Orhan Veli'nin hangi şiirini anladın mesela?” Sorduğum soru karşısında ilk birkaç saniye suskunluğa büründü. Kendimi gülmemek için zor tutuyordum.

“Şuan aklıma gelmiyor aslında ama-” diye gevelemeye başladı. Orhan Veli'yi bile ömründe ilk kez duyduğuna edindim.

“Ne diyorsun Allah aşkına Ramazan ağabey?” Diye sordum en sonunda daha fazla devam ederse kendimi tutamayarak gülmeye başlayacaktım.

“ Zümra sana olan hislerim; yağmurun en derin olduğu saatlerde dışarda şemsiyeyle durmak gibi.” Kısa bir eş verip soluklandı. Bense onu onu hala dinliyor ama ne dediğini bir türlü anlamıyorum.

“Şemsiyeyi açar ve himayesi altına girersen belkide son olacak yağmurdan kaçmış olursun. Kapatmaz bırakırsan günlerce hasta olursun.” Son dediğiyle kendimi tutmam imkansız oldu. Patlattığım kahkahayı kim duyarsa duysun artık umrumda olmazdı.

“ Sonu böyle değildi sanırım. Nerde bu kağıt? Bir dakika Zümra.” Kağıda bakıp okunduğunu duyunca daha çok gülmeye başladım.

“ Hah dur buldum.” Dedi. Bir süre bekledim ama konuşmaya devam etmedi. Bir ara sızıp kaldı mı sancağım kadar uzun bir süre sessizlik olduğunda, konuşmak için ağzımı açtım ama tam o sırada ahizeden ses geldi.

“Ben bunları okuyamıyorum Zümra, her bir harf halay çekiyor sanki.”

Onun artık zil zurna sarhoş olduğunu anlamıştım.

“Ramazan ağabey, ağzın iyi edebiyat yapıyor dicem ama onu bile kağıda yazarak okuyorsun. Yani senin dilinden konuşmam gerekirse; ben senin beklediğin ilham perin değilim.” Bu hâliyle uğraşacak bir insan değildim. Tam kapatmak için telefonu kulağımdan indirirken tekrar duydum sesini.

“Sen bu kadar gaddar bir insan değilsin Zümra.” Bunu bana diyebilecek son kişi bile olamazken, kurduğu cümleyle artık sınır çizgim dolmuş, taşmıştı. Gaddarlığın ne olduğunu öğrenmek istiyorsa aynaya bakması bile yeterli olurdu. Ne sanıyordu? Biz kadınlar her aşk itirafı eden adama eyvallah demek zorunda olduğumuzu mu.

Ama adamların anlamadığı bir şey var ki önümüze gelip aşk itirafında bulunan adama şans verseydik biz kadınların işi çok zordu.

"Bak sana tek bir kere söyleyeceğim. Umarım anlar ve yarın kendine gelince söylediklerimi hatırlarsın." dedim ve bir süre söyleyeceklerimi kafamda bir düzene koyup konuşmaya başladım.

"Hani sen diyorsun ya, aşığım sana diye. Sen aşkı çok yanlış anlamışsın. Seninki aşk değil, seninki elde etme duygusu, bugüne kadar istediğin herşeyi elde etmiş olman benide elde edeceğin anlamına geliyor senin için ama benden yana karşılık alamayınca hırs yaptın sen. Yani anlayacağın senin aşk dediğin, hırs oluyor, sen aşk ve hırsı karıştırmışsın. Aşk nedir ben sana söyleyeyim, aşk sevdiği kadın uğruna, sevdiği kadının mutluluğu için sevdiği kadından bile vazgeçebilmektir. Aşk senin yaptığın gibi hoyratça kullanılan bir duygu değil. Aşk iki insanın beraber ve karşılıklı yaşadığı kutsal bir duygudur. Ama sen karşında ki kadının duygularını önemsemeyip, istediğin olsun diye ilk fırsatta önüme evlilik zorunluluğu attan bir insansın. Yani anlayacağın sen beni elde edince zaferini yaşar, sonra beni bir kenara atarsın. Seninki aşk değil yani. Umarım anlamışsındır?" Dedim, bir süre cevap vermesini bekledim ama ses vermedi.

"Her neyse anlayacağını sanmıyorum zaten. Büyük ihtimalle söylediklerimi de duymamış sızıp kalmışsındır." Dedim ve bu sefer beklemek yerine telefonu kulağımdan indirip çağrıyı sonlandırdım.

Kendimi yatağa atıp üstümü örtüm ve derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım.

Duymamış yâda anlamamış olması benim için önemli değildi, önemli olan içimi akıtmış olmamdı. Yüzüne karşı böyle rahat konuşmayacak olduğumu bildiğim için bu yöntem daha iyi olmuştu. En azından içimde kalmamıştı.

🪽🪽🪽

Ramazan ağabey ile olan telefon konuşmamızın üzerinden bir hafta geçmişti.

Ben yine arar sanmıştım ama, ne aramış ne de mesaj atmıştı.

Tahminlerime göre ya aldığı alkol yüzünden hiç bir şey hatırlamıyordu, yâda attığı mesajlara cevap vermedigim için aramızda bir telefon konuşması olduğunu hatırlamıyordu. Büyük ihtimalle bana attığı mesajları görmüştü ve mesajlarına bir karşılık vermedigim için ikinci olasılık daha mantıklı geliyordu.

Bu bir hafta bana iyi gelmişti. Çünkü evden hiç çıkmamış, yüzünü görmek istemediğim insanlarla karşılaşmamıştım. Ama bu mesut günlerim sadece bir hafta sürmüştü çünkü bugün gelin ve düğün alışverişine gidilecek.

Bu bir haftada kimsenin yüzünü görmüş olmasam bile Ramazan ağabeyin sözünü tutup düğünü bir ay içinde olacağının haberini vermiş, hatta haber vermek ile kalmamış, gidip düğün için olan bütün hazırlıklarla bizzat ilgilenmişti.

Ve ne yazık ağabeyim ve Esma'nın resmi nikahı düğünün ertesi günü olacaktı.

Tâbi düğünün ertesi sabahı ben ortalıkta olursam, yada beni boş verip onlar evlenebilir, artık orası onlara kalmış.

Kendimi son kez aynada süzüp çantamı koluma taktım ve odamdan çıktım.

Salonda ağabeyim ve annemin hazır şekilde beni beklediklerini gördüm.

Yanlarına gidip kendimi onlara fark ettirdiğimde ikisininde gözleri beni buldu.

"Zümra'da hazır, hadi çıkalım artık ana." dedi ağabeyim ve ayaklandı. Onun arkasından annemde ayaklandı.

Ağabeyim sırtını çevirip eşikten geçince arkasından baktım.

O lanet günden beri hiç konuşmamış tık. Ben konuşmaya çalışmıştım ama o konuşmamıştı.

Biz ağabeyim ile böyle değildik aslında, mesela şu anda olması gereken bana arkasını dönüp gitmek değil yanıma gelip kolunun altına alıp saçlarımdan öperek- bu ne güzellik Zümra hanım, bütün Midyat'ın kızları sana düşman mı olsun- deyip iltifatlar ederdi, ama arkasını dönmeyi tercih etmişti.

Bahçe kapısında bizi çarşı meydanına götürmek için bekleyen arabaya bindik. Yol boyu nerdeyse kimse konuşmayıp suskunluğunu korumuştu. Zaten olan olaylar sonrası ailemle de eski iletişimim kalmamıştı. Çünkü resmen kızlarının mutluluğunu paraya değişmiştiler.

Araba meydana yaklaştıkça içimdeki huzursuzluk artıyordu, yine o insanların yüzünü görmek zorundayım.

"Zümra, kızım öyle meydanda, o insanların yanında yüzün biraz gülsün em.i" dedi annem, kulağıma fısıldayarak. Nasılda işi düşünce kızı oluyordum.

Başımı çevirip annemin yüzüne baktım ve gözlerimi devirdim.

Gelmiş hâlâ ne diyordu ya.

Anneme bir cevap vermeyip arabadan indim, benim arkamdan ağabeyim ve annem 'de indi.

Annem, ağabeyim ve ben adımlarımızı bizi bekleyen sipai ailesine doğrultuk.

Yanlarına varıp annem ve ağabeyim selamlaşma faslına girince benim gözlerim Ramazan ağabeyi aradı.

Sanırım gelmemişti ama bu fırsatı kaçıracağını düşünmezdim.

"Gözlerin boşuna ağabeyimi aramasın, burada değil" dedi Esma. Gözlerim onu buldu. Bunca zaman konuşmayan kız boş muhabbet olunca ağzını açmıştı. Hiçbir şey söylemeden, yüzümde hiç bir mimik oynatmadan yüzüne bakınca gözlerini kaçırdı benden.

Burda olmasını isteyen yoktu zaten, hatta çok iyi olmuştu burda olmaması. En azından onun boş tehditlerini ve zafer kazanmış bakışlarına maruz kalmayacaktım. Ama tâbi bu mutlulukta kısa sürmüştü benim için, çünkü mutluluğuma gölge düşüren arkamdan gelen ses olmuştu.

"Biraz işi vardı ama işini halledip gelecek, o gelene kadar ben size eşlik edeceğim" dedi Faruk ağabey. Arkamı dönmeme gerek kalmadan sesinden kim olduğunu anlamıştım zaten.

Resmen bu gün kardeşler bir olmuş, benim sinirimi bozacak kelimeler kullanıyorlardı.

Herkesin selamlaşma faslı bitince bir mağazaya girip gelinlik ve bindallı modellerine bakmaya başladılar.

Tâbi - başladılar - diyorum çünkü annem sağolsun benim yerime bakıyor, beğendiği olunca elime tutuşturup kabine gönderiyordu.

Tâbi bizim ile gelen ağabeyimin damatlık takımı çoktan seçilmişti. Faruk ağabey ise bir köşede oturmuş elindeki telefonuyla ilgileniyordu.

"Anne yeter, sürekli bir şeyler giyip çıkarmaktan yoruldum. Seç bir tane işte" dedim, sıkıntıdan, ha bire gelinlik giyip çıkarmaktan yorulmuştum.

Annem her zaman yaptığı gibi gözlerini belertip koluma çimdik attı ve " sus kız biri duyacak şimdi,- seç bir tane miş - sanki ben evlenecem, öyle başımda bostan korkuluğu gibi dikilmişsin. Bir tanesine bir şey desen güzelmi değilmi diye, alır çıkarız." dedi, annemin çimdik attığı kolumu ovalayıp hiçbir şey söylemeden yanından uzaklaştım.

Kolumdan tutup durdurmak istese bile hızlı adımlarımla onlardan uzak bir yere, dışarıyı bakan camın yanına gidip kafamı yukarı kaldırdım ve gökyüzüne baktım. İçime çektiğim derin nefes, boğazımda düğümlü kalıp tıkandı. Aldığım her nefes, kalp atışımı düzene koymaya yetmedi. Sanki ciğerlerimden yükselip boğazımda takılı kalıyordu.

Kolumdaki çantamın fermuarlı cebini açıp astım spreyini aldım.

Nefes alışlarım düzene girince bir kere daha başımı gökyüzüne kaldırıp göğe baktım ve bu sefer daha derin nefes aldım.

Aldığım nefes ciğerlerime girip göğüs kafesimi şişirince kendime geldim.

Yaşadığım bu olaylar, beni gün geçtikçe daha kötü bir hale getiriyordu. Biran önce düğün günü gelsin diye, dua ediyorum nerdeyse.

Çünkü en büyük kazığı düğün günü atacağım onlara. Onlar nasıl bana acımayıp beni ateşe attılarsa bende acımayacağım.

Düşüncelerim aklımı meşgul ederken üzerimde hissettiğim gözlerle sağıma baktım ve Faruk ağabey ile göz göze geldim.

O bende olan bakışlarını çekmezken ilk ben çektim gözlerimi ve etrafıma bakındım.

Herkes kendi halindeydi. Esma, annesi Leyla Hanım ve annem modellere bakarken ağabeyimse bir köşede oturmuş Esma'yı izliyordu.

Kimsenin dikkatinin burada olmadığını anlayınca gözlerim bir kez daha Faruk ağabeyi buldu ve istifini hiç bozmadan hâlâ bana baktığını gördüm.

Buna bir anlam veremeyip kimsenin bize bakmadığını fırsat bilip yanına gittim.

Aramızda bir metrelik mesafe ile karşısında durdum.

Hiçbir şey söylemeden karşımda durunca ilk konuşmayı ben devraldım.

"Bir şey mi oldu ağabey?" Dedim, biraz saçma bir giriş yapmıştım ama olsun. Başka ne söyleyebilirim ki zaten.

Faruk ağabey irkilerek "hıı" dedi ve bir kaç kez gözlerini kırpıştırdı. Ardından gözlerini, gözlerimden çekip etrafa baktı ve çok geçmeden bakışları tekrardan beni buldu.

"Bir şey mi istedin?" Deyince anlamsız bakışlar attım ona.

Bu adamın aklı neredeydi, deminden beri bana bakan oydu ve bu soruya benzer olan soruyu ben sormuştum.

İşaret parmağımı az önce durduğum cam kenarına doğrultup "az önce orada duruyordum ve sen bana bakınca bir şey söyleyeceksin sandım. Bu yüzden geldim." dedim. Allah aşkına biz ne kadar saçma konuşuyoruz, ben ne diyorum, o ne diyor hiç bir şey anlamamıştım.

"Şey." dedi ve bir kez daha gözlerini etrafında gezdirip bana baktı" kusura bakma dalmışım, sana baktığımı anlamamış bile." dedi. Bir kez daha saçma bir şekilde konuşmak istemediğim için söylediği şeyi kafamda tartım ve "önemli değil." dedim sadece.

Hiçbir şey söylemeden karşımda durup gözlerimin içine bakınca, bakışlarından rahatsız olduğum için bu sefer gözlerini kaçıran ben oldum.

Gözlerim etrafta gezinirken kimsenin bize bakmadığını ve hâlâ bir şeyler ile uğraştığını görünce " tamam o zaman ben gideyim." Dedim, arkamı dönüp gideceğim esnada

" Zümra." dedi.

Durdum ve başımı çevirip tekrar gözlerine baktım, bir şey söylemesini bekledim ama o yine sustu bir süre.

Pes etmeyip bekledim ne söyleyeceğini, sonuçta bir şey söylemese durdurmaz beni.

Suskunluğuna bir son verip ağzını araladı ama geri kapattı, ardından bir kez daha ağzını araladı ama bu sefer konuşmak için değil aldığı nefesi vermek içindi.

Onun hareketlerine bir anlam veremesem bile pes etmeyip bekledim. En sonunda konuşmaya karar vermiş olacak ki bu sefer dudaklarını araladı ve konuşmaya başladı.

" Bu evliliği istemediğini biliyorum." dedi, sadece ve yine sustu. Söylediği şeye bir anlam veremeyip bir kaşım yukarıda gözlerimi kısarak yüzüne baktım, çünkü bu evliliği istemediğimi herkez biliyordu zaten, ne alaka bunu söylediğini anlamadığım için hiç bir şey söylemeden baktım suratına.

Benim konuşmayacak olduğunu anladığı zaman, söyleyeceği şey ona ağır gelmiş olacak ki konuşmakta zorlandığını açıkça belli ediyordu.

İçine derin bir nefes alıp sanki boğazına bir şey takılmış gibi öksürdü ve şok olacağım o iki kelimelik cümleyi kurdu.

🪽🪽🪽

Merhaba arkadaşlar yeni bölümü nasıl buldunuz?

Acaba Faruk, Zümra' ya ne söyledi de Zümra şok oldu?

Ramazan'ın aşkı gerçek mi sizce, yada Zümra'nın söylediği gibi sadece takıntımı?

Sizlerden bol yorum yapıp bölüm hakkında görüşlerinizi yazmanızı bekliyorum

Kendinize iyi bakın gelecek bölümde görüşme dile

ğiyle.

🥰🥰🥰🥰

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.