İçeriğe geç

ZÜBBE

Bölüm 6 · 4 dk okuma

ZÜBBE

Bölüm 6

Do İ Wanna Know

Chapter 6

İra'dan

Yatağımda uzanıyordum. Emile ve Jeanne’in bir şeyler yaşadığını öğrendiğim o haftaydı. Chloe’nin yanında, Boulogne’de olmam gerekiyordu. Ama ben aptal gibi midem bulandığı için gitmemiştim. Tavanımı izliyordum. Günlerimi ya böyle sadece tavanı izleyip kafamın içindeki seslerle konuşarak geçirirdim ya da tuvallerime gömülürdüm. Omuzlarım çökerdi. Kafamın içindeki sesler asla susmadıkları için her daim sadece dinlerdim. Resim çizerken, ders dinlerken, Emile’e bakarken... Emile’e küfrettikten sonra onunla konuşmamıştım. Tavanımda gördüklerim sadece Emile idi. Adam rüyalarıma giriyordu. Gözlerimi açmaya korkar bir hale gelmiştim. Açarsam kaybolacaktı. Açarsam beni sevdiğini söylemeyecekti. Belki de benim inandığım tek yer rüyalarımdı. Rüyalarıma bu kadar bağlanma sebebim buydu belki de. Artık gözlerim açıkken de o rüyaları görmeye başladım. Sanırım tam da o anda sıçtığımı anladım.

Telefonuma gelen mesajla sıçradım. Chloe’dendi. “Eğer iyiysen dışarıda buluşmak yerine Boulogne’ye gel. Bende kalırsın bir süre. Sergei’e senin sesinin iyi gelmediğinden bahsettim. 'Bizim gözetimimizde mi kalsa acaba?' dedi. Bir başkasının haberi var mı? Kızım sen çok etkiliyorsun.” Gülümsedim. Hugo’ya bahsetmemiştim. Hugo bunu öğrense bir daha Emile ile görüşmeme izin vermezdi. Belki kendi gururuma hakaret ediyordum lakin Emile ile konuşmaya devam etmek istiyordum. Hayatımda kalmaya devam etmesini isterdim. Bu ona takıntımdan sebep değildi. O ben küçüklüğümden beri hayatımdaydı. Yaptığım bir hatadan kaynaklı ondan olmak bana inanılmaz bir ıstırap verirdi. “Tamamdır yavrum. Geliyorum. Şarap, votka, viski, Baileys... Herhangi bir şey ister misiniz?” Chloe’den cevap geldi: “Yok yok. Sergei, kendisini sağ salim getirsin yeter diyor.”

Yerimden doğruldum. Çekmecemi açtım; içinden kot şortumu, beyaz mavi atletimi aldım. Giyindim, takılarımı taktım. Omar beni görse "kilonun yarısını takıların çekiyor" derdi. Altın renkli takılarıma aynada baktım. Saçlarımı atkuyruğu yaptım ki sıcaktan ölmeyeyim. Yaz ayıydı; öldürücü, boğucu bir sıcak hakimdi. O yolu sike sike gideceğim düşünülürse muhtemelen yolun ortasında fenalaşıp bayılacaktım.

Spor ayakkabılarımı giyerken telefonum çaldı. Arctic Monkeys - Do I Wanna Know? çalıyordu. Emile arıyordu. Ona özel arama sesi yapmıştım. Şaşırdım. Telefonu açtım. “Efendim?” Emile oldukça öküz bir şekilde konuştu: “Evinin önüne geliyorum. Konuşmamız gerek.” Yerime çivilendim. “Ne?” “İn aşağıya İra, bekleyemeyeceğim seni. Birkaç dakikan var.” Spor ayakkabılarımı hızla giydim. Koşarak merdivenleri ikişer üçer atlayarak indim. Evin demir kapısından çıktığımda Emile arabayı çekmiş, arabadan iniyordu. “Ooo hanımefendi gelmiş. Atla.” Arabanın kapısını bana açtı. Hafta başında yaptığım çantayı arkaya atıp bindim. Emile sürücü koltuğuna oturduktan sonra kaşını kaldırdı. “Çanta ne iş? Sevgiline mi gidiyorsun?” Güldüm. “Hayır, Chloe’ye. Normalde hafta başında gidecektim ama olmadı.” Ona baktım. “Neredeydi?” “Boulogne’de.” Sırıttı. “Harika. Benimkiler de orada biliyorsun. O zaman seni oraya götürebilirim ve o süre zarfında da şu saçma olaylarla bir sergiyi de konuşabiliriz.”

Emile yola çıktı. İyice koltuğuma çöktüm. Yolu izliyordum. Emile ise oldukça nemrut ve suskundu. “Böyle mi devam edecek? Benimle konuşmayacak mısın? Böyle mi olacağız sonrasında?” Kaşlarını çattı Emile vites atarken. “Nasıl? O küfürlerden sonra dudaklarına teşekkür öpücüğü mü istiyorsun İra?” Yolu sapıtıyordu Emile. “Özür mü dilemem gerek Emile? Ne bekliyordun ki o kadar şeyden sonra?” Emile omuz silkti. “Siktir etsene İra.” Ofladım. Başımı geriye dayadım. “Özür dilerim. O kadar ağır konuşmamalıydım. Fazla abarttım. Kıskanmış olabilirim. Keşke kıskanmasaydım. Daha sonrasında kıskanmayacağım.” Emile hiç umuruna getirmedi dediklerimi. Marketin önünde kenara çekti, dörtlüleri yakıp arabadan indi. Öylece beklemeye başladım. Emile beni önemsemiyordu. Bu durum beni tüm tanışıp arkadaş olduğumuz süre boyunca önemsemediğini düşünmeme sebep oluyordu. Belki de ona istediğini verip gitmeliydim. O zaman neden arabasıyla gelip almıştı ki beni?

Emile gerisin geri arabaya bindi. Bira, dondurma ve cips almıştı. Dondurmayı bana uzattı. “Bu en sevdiğin diye hatırlıyorum.” Magnum'a baktım. Başımı salladım. “Ama bitiremeyebilirim.” “Ye şunu İra.” Göz devirip arabayı çalıştırdı. Dondurmayı yemeye başladım. “Sergi işini ne yapacağız?” Dondurmayı yaladım. “Hiçbir fikrim yok Emile. Gerçekten.” Dondurmamın kalan yarısına baktım. Dudak büzerek ona uzattı. “Yesene.” Neredeyse burnuna dayadığım dondurmaya baktı. “Bitir onu İra. Sana aldım.” Mızmızlandım. “Ama, ama, ama... Bitiremedim. Yesene.” Yan gözle baktı bana. “Sikeyim İra, ver.” Elimden dondurmayı alıp yemeye başladı. “Sanatçılarla konuştun mu? Onları bulmak için çok uğraştım. Zaten 4 taneler. Lütfen konuştum de.” Dondurmayı yemeye devam ederken başıyla onayladı. “Evet evet, konuştum. Anlaştım. Her şeyi hallediyorum ama sanırım tek eksiğimiz şey, sergi alanı...” Spor ayakkabılarımı çıkartıp dizlerimi kendime çektim. “Bir yolunu elbette buluruz. O kadar zor olamaz.” Başıyla onayladı. “Onu sen halleder misin?” Başımla onayladım, sessiz kalmayı tercih ederek. Paris’ten yeni çıkabiliyorduk ve Emile kaybolmak üzereydi. “Kaybolmayacağız değil mi Emile?” “Ne kaybolması İra? Ben erkeğim, kafamda bir harita var benim.” Kaybolduğumuzu anladığım an tam da oydu.

Bölüm sonu

1 yorum