Okul çıkışı olmuştu ama Yaman hâlâ değişikti.
Dışarı çıktığımızda her yere baktı, her şeyi süzdü.
Sanki tetikteydi.
Ama neden olduğunu söylemiyordu.
Motora bindik.
Ama o odaklanamıyordu.
Sürekli etrafa bakıyordu.
Ben de korkmaya başlamıştım.
“Biraz yavaş git,” dedim.
Ama beni duymadı gibi sürdü.
Biraz ilerledikten sonra, evin yakınlarında bir ara sokağa girdik.
Tam o sırada önümüze bir araba çıktı.
Yaman sanki ne olacağını biliyormuş gibi anında frene bastı.
Ben ise hiçbir şey anlamamıştım.
“Ne oluyor?” diye çıkıştım.
Yaman cevap vermedi.
Arabanın arkasından birisi çıktı.
19-20 yaşlarında bir erkekti.
Yaman’ın yüzü değişti.
“Mert… ne istiyorsun?” dedi sertçe.
Genç adam güldü.
Sonra elini beline götürdü.
Ve silahı çıkardı.
O an içim boşaldı.
Yaman refleksle önümü kapattı.
Beni arkasına aldı.
“Yapma,” dedi.
Ama sesinde korku yoktu.
Daha çok… öfke vardı.
Ben panikledim.
Onun önüne geçmeye çalıştım.
Ama izin vermedi.
“Benim yüzümden sana bir şey olmasını istemiyorum,” dedi.
Ama ben o kadar korkmuştum ki…
Bunu dinleyemedim bile.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Bir anda onun önüne atladım.
Yaman hemen beni tuttu.
“Defne! Yapma!”
Ama artık duramıyordum.
“Ben bir kişiyi daha kaybedemem!” dedim bağırarak.
İkisi de sustu.
Yaman donuk bir şekilde bana baktı.
O an genç adam güldü.
“Üç… iki… bir,” dedi.
Ve tetiği çekti.
Bir ses…
Bir patlama…
Ben gözlerimi kapattım.
Gözlerimi açtığımda hâlâ ayaktaydım.
Yerde hiçbir şey yoktu.
Ayağımın ucundaki betona ateş edilmişti.
Bizi izlerken eğlenmiş gibiydi.
Sanki korkumuzla oynuyordu.
Yaman’a baktı.
“Bu kızın kıymetini bil,” dedi.
“Yoksa bir dahakine kafasına sıkarım.”
Sonra arabasına bindi ve gitti.
Sessizlik kaldı.
Ben olduğum yerde kaldım.
Bacaklarım tutmuyordu.
Yaman bana baktı.
Hiç konuşmadı.
Sadece nefes aldı.
Ve o an anladım…
Az önceki şey sadece bir tehdit değildi.
Bir mesajdı.
Gözlerim karardı.
Ve ben bayıldım
Gözlerimi açtığımda tavana baktım.
Beyazdı.
Bir süre nerede olduğumu anlamadım.
Sonra her şey geri geldi.
Silah sesi…
Yaman…
Nefesim sıkıştı.
“Defne!”
Annemin sesi yakındı.
Elimi tuttuğunu hissettim.
“Buradasın, tamam.”
Ama ben hâlâ orada gibiydim.
O anın içinde.
Bir şey söylemek istedim ama boğazım düğümlendi.
Kapı açıldı.
Yavaşça.
Yaman içeri girdi.
Ama bu sefer kapıda kalmadı.
Direkt bana baktı.
Sessizdi.
Ama bu sessizlik önceki gibi değildi.
Daha ağırdı.
“İyi misin?” dedi.
Sesim çıkmadı önce.
Sonra:
“Sen sorunca daha kötü hissediyorum.”
Bir an durdu.
Bunu beklemiyordu.
Ama cevap vermedi.
Sadece yaklaştı.
Ama çok değil.
Sanki fazla yaklaşırsa bir şey bozulacak gibi.
“Önüme atlama,” dedi.
Kaşlarım istemsiz çatıldı.
“Sen de beni koruma o zaman.”
Yaman bir an sustu.
Sonra çok kısık bir sesle:
“Yapamam.”
O cümle odada kaldı.
Bırakmadı.
Kapı tekrar açıldı.
Doktor geldi.
Bir şeyler söyledi.
Ama hiçbirini tam duymuyordum.
Sadece Yaman’a bakıyordum.
O ise artık bana bakmıyordu.
Bir süre sonra taburcu oldum.
Eve gittik.
Kimse konuşmuyordu.
Sanki herkes bir şey biliyor ama söylemiyordu.
Evde sessizlik vardı.
Oda daha da sessizdi.
Yatağa oturdum.
Yaman kapıda duruyordu.
“Git artık,” dedim.
Yorgundum.
Ama sert değildi.
Sadece… boştu.
“Gitmiyorum,” dedi.
“Niye?”
“Bilmiyorum.”
İlk defa bu kadar dürüst bir cevap duydum ondan.
Bir şey demedim.
Telefon çaldı.
Annem açtı.
Kısa bir konuşma.
Sonra yüzü değişti.
Bana bakmadı bile.
“Seni soran biri vardı,” dedi.
“Kim?”
Annem yutkundu.
Yaman’a baktı.
Sonra bana.
“Adı Mert.”
Yaman’ın yüzü değişmedi.
Ama gözleri değişti.
İlk defa “kontrol” gitti.
Yaman bir süre sessiz kaldı.
Yaman telefonun ekranına baktı.
“Mert.”
Bir saniye durdu, sonra açtı.
“Ne var?”
Karşı taraftan kısa bir gülüş geldi.
“Vay,” dedi Mert. “Açıyorsun demek.”
Yaman’ın sesi sertti.
“Ne istiyorsun?”
Mert sanki keyif alıyormuş gibi konuşuyordu.
“Hiç.” dedi. “Sadece merak ettim… hâlâ aynı mısın diye.”
Yaman kaşlarını çattı.
“Saçmalama.”
Mert iç çekti, alaycı bir tonla:
“Değişmemişsin yani.” dedi. “Hâlâ hiçbir şey bilmiyorsun ama çok biliyormuş gibi dolaşıyorsun.”
Yaman’ın sesi iyice sertleşti.
“Ne anlatıyorsun sen?”
Mert güldü.
“Yok bir şey.” dedi. “Ortaokulda da böyleydin zaten.”
Kısa bir sessizlik bıraktı.
Sonra tonu değişti.
“Bu arada…” dedi. “O kız.”
Yaman’ın yüzü gerildi.
“Defne’ye bulaşma.”
Mert hemen cevap verdi.
“Bulaşmak değil.” dedi. “Dikkat et dedim.”
Yaman bir adım ileri gitti sanki.
“Ne demek o?”
Mert’in sesi bu kez daha soğuktu.
“Yanında gezdirdiğin şey…” dedi. “Sana düşündüğünden daha büyük sorun açar.”
Yaman dişlerini sıktı.
“Benim hayatım sana mı kaldı?”
Mert kısa bir güldü.
“Hayır.” dedi. “Ben sadece bakıyorum.”
Bir an durdu.
Sonra son cümleyi bıraktı:
“Babanın geçmişi… senin sandığın kadar geçmişte değil.”
Sessizlik.
Ve ekledi:
“Bunu hatırlaman iyi olur.”
Telefon kapandı
Sonra yavaşça bana baktı.
“Sen…” dedi kısık sesle.
“Az önce ne dedin?”
Yutkundum.
“Ne?”
“Orada,” dedi.
“‘Bir kişiyi daha kaybedemem’ dedin.”
Bir an sustu.
Sonra direkt sordu:
“Sen kimi kaybettin?”
Boğazım düğümlendi.
Gözlerimi kaçırdım.
“Şu an bunun zamanı değil,” dedim.
Ama Yaman geri çekilmedi.
“Benim bilmem gerekiyor mu?” dedi.
Sessizlik.
Oda iyice daraldı gibi oldu.
Ben çok kısık bir sesle:
“Arda…”
dedim.
Yaman’ın bakışı sabitlendi.
“Kim?” dedi.
“Abimdi,” dedim.
Sustum.
Sanki kelime bile fazla gelmişti.
Yaman hiçbir şey demedi bir süre.
Sonra sadece:
“Ne oldu ona?” dedi.
Yaman bir süre sessiz kaldı.
“Anladım,” dedi sadece.
Ama bu “anladım” rahatlatıcı değildi.
Daha çok… içe çöken bir şey gibiydi.
Sonra gözlerini kaçırdı.
“Bu yüzden mi… o gün böyleydin?” dedi kısık sesle.
Sen cevap vermedin.
Yaman da üstüne gitmedi.
Sadece:
“Tamam,” dedi.
Ama hiçbir şey tamam değildi.