Sabah gözlerimi açtığımda her şey bir anlığına normal gibiydi.
Sadece bir an.
Sonra her şey geri geldi.
Dün… hastane… Yaman… annemin yüzü…
Boğazım sıkıştı ama kendimi zorlayıp oturdum.
Bir süre tavana baktım.
Kalkmak istemiyordum ama yatakta kalmak da hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
Telefonumu elime aldım.
Ekrana uzun uzun baktım.
Hiçbir şey yoktu.
Ne mesaj.
Ne arama.
Garip bir şekilde bu beni rahatlatmadı, daha çok rahatsız etti.
Tam o sırada kapı çaldı.
“Defne, kalkıyor musun?” dedi annem.
“Evet,” dedim.
Hazırlanmaya başladım.
Aynaya baktım.
Gördüğüm kişi ben değildim sanki.
Daha yorgun… daha uzak…
Aşağı indiğimde babam çok konuşmadı.
Sadece “dikkat et” dedi.
Annem ise gözlerini benden kaçırıyordu.
Sanki bir şey söylemek istiyordu ama söylemiyordu.
Kahvaltı ettim, fazla bir şey yiyemedim.
Tam çıkarken telefonum titredi.
Yaman.
Açtım.
“Ne?”
“Bugün seni alamayacağım.”
“Ne demek alamayacağım?”
“Bir iş çıktı.”
“Bunu şimdi mi söylüyorsun?”
“Yeni oldu.”
“İyi.”
Telefonu kapattım.
Ama olduğum yerde biraz daha kaldım.
Sorun değildi.
Ama garipti.
Bugün yürüyerek gitmek istedim.
Düşünmek için.
Okul zaten yakındı.
Belki de dün çok ağır geldi, bilmiyorum.
Şarkı dinleyerek ve düşünerek kapıya kadar geldim.
İçeri girdiğimde herkes sanki dün ne olduğunu biliyor gibiydi… ya da en azından ben öyle hissettim.
Okul bugün garipti.
Sınıfa girdim.
Kızlar hemen sordu.
“Yaman nerede?”
“İşi çıktı,” dedim.
Gözlerini devirip önlerine döndüler.
Ben ne yaptım ki?
diye düşündüm.
Kafamı sıraya koydum.
Sadece düşünmek istedim.
Ama aklıma gelen ilk şey Yaman’ın o sırıtışı oldu.
Neden o geliyor ki aklıma?
O kim ki?
Annemi düşünmeliyim, babamı düşünmeliyim…
Ama o gelmesin.
Yukarı kata lavaboya gittim.
Elimi yüzümü yıkadım.
Ama hâlâ aklımdaydı.
En azından o sırıtışı gitmişti gözümün önünden.
Aslında gülünce çok tatlı oluyor…
Dur.
Ne diyorum ben?
Aynaya baktım.
“Toparla kendini,” dedim içimden.
Tam çıkacakken telefonum titredi.
Yaman.
Açtım.
“Ne?”
“Okula geldim.”
“Sen nerdesin?”
“Lavabodayım.”
“Tamam.”
Sustu ama kapatmadı.
“Ne?” dedim.
“Hiç… iyi misin diye bakacaktım.”
“İyiyim.”
Telefon kapandı.
Bir süre aynada kendime baktım.
“Bu çocuk niye böyle…” dedim.
Sınıfta bir süre kafamı sıraya koyup durdum.
Sadece düşünmek istiyordum.
Ama düşünmek bile yorucuydu.
Aklım sürekli bir yere takılıyordu.
Yaman’a.
Neden bilmiyorum.
Sanki orada olmaması gereken bir şey sürekli geri geliyordu.
Tam o sırada Yaman bana baktı.
“Acıktım,” dedi.
“Kantine gidelim.”
Başımı kaldırmadan cevap verdim.
“Tek git.”
“Niye?”
“İstemiyorum.”
Bir an sustu.
“Babam birlikte dolaşın dedi.”
Bunu o kadar rahat söyledi ki sinirlenecek gibi oldum ama olmadım.
İstemeye istemeye kalktım.
“Haydi,” dedi.
Yaman’la birlikte kantine doğru yürüdük.
Sessizdik.
Bu sessizlik normal değildi.
Kantine girene kadar konuşmadık.
Yaman telefonuna baktı.
Bir saniye.
Sonra bir saniye daha.
Adımları yavaşladı.
“Ne var?” dedim.
Cevap vermedi.
Telefonu çevirdi.
Yüzü ilk kez ciddi oldu.
“Yaman?”
Tam o sırada ekranı kapattı.
Cebine koydu.
Ama artık çok geçti.
Bir mesaj.
Mert:
“Manita yapışmışsın yine
Ziyarete geleceğim, ortalığı bir yoklayayım.”
Yaman hiçbir şey demedi.
Sadece yürüdü.
Ama artık kantine değil, başka bir şeye gidiyorduk sanki.
Ve ben ilk kez… gerçekten bir şeylerin değiştiğini hissettim
Yaman hiçbir şey demedi.
Sadece yürümeye devam etti.
Kantine girdiğimizde kalabalık her zamanki gibiydi.
Bağırışlar, gülüşler, itiş kakış…
Ama ben sanki içeri değil de başka bir yere girmişim gibi hissettim.
Yaman sıraya girmedi bile.
Duvara yakın bir yere geçti.
Telefonunu cebinden çıkarmadı.
Bu bile garipti.
Normalde bir şekilde dalga geçer, bir şey söylerdi.
Şimdi sessizdi.
“Bir şey mi oldu?” dedim tekrar.
Yine aynı cevap:
“Hiç.”
Ama bu sefer “hiç” daha ağır geldi.
Sanki gerçekten bir şey vardı da söylemiyordu.
Bir an etrafa baktım.
Herkes kendi halinde.
Ama ben bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordum.
Tam o sırada Yaman cebindeki telefonu kontrol etti.
Sadece bir saniye.
Yüzü değişmedi.
Ama gözleri sertleşti.
Sonra telefonu tekrar cebine koydu.
“Ne gördün?” dedim istemsizce.
Bana baktı.
Uzun bir an sustu.
“Boşver,” dedi.
Ama bunu söyleyişi bile “boşver” değildi.
Sanki asıl mesele o değildi de, ben fark etmemeliydim gibi.
İçimde garip bir huzursuzluk büyüdü.
Sanki biri kapıyı çalmamıştı ama ben yine de sesi duymuştum