Çıkış vakti gelmişti. Yaman çantasını alırken ben hızlıca dışarı çıktım.
Dışarıda sadece bir motor vardı. Motorlardan çok anlamam ama bu… gerçekten çok iyi görünüyordu. Bir an dalıp motora baktım.
Arkamdan bir ses geldi.
“Ne o, beğendin mi benim çıtırı?”
Yaman’dı.
Bir an irkildim. “Yok… yani güzel görünüyor,” dedim.
Gülümsedi. Elindeki pembe kaskı bana attı.
“Senin için aldım.”
“Gerek yoktu,” dedim.
Sırıttı. Ben kaskı takmaya çalıştım ama hayatımda ilk kez taktığım için beceremedim. Birkaç saniye uğraştım.
Yaman bana bakıp güldü.
“Niye gülüyorsun?” dedim.
“Yok bir şey,” dedi.
Yanıma yaklaştı, kaskı düzeltti ve taktı. Bu kadar basit bir şey yapması bile garip bir şekilde… normal hissettirmişti.
Sonra motora bindik.
Başta yavaş gidiyorduk. Mesafemi korumaya çalışıyordum. Ama bir anda hızlandı.
Refleksle ona tutundum.
“Ne oldu, korkmazdın?” dedi.
“Bir anda hızlanınca refleks oldu,” dedim.
Biraz yavaşladı. Ellerimi bıraktım.
Ama sonra tekrar hızlandı.
Beni sinirlendirmeye çalıştığı belliydi. Yine de garip bir şekilde… motora binmek sandığımdan daha rahatlatıcıydı. Bir an için kafam boşaldı, her şeyi unutmuş gibi oldum.
Eve vardığımızda bahçeye girdik. Motor durdu.
İnmeye biraz isteksizdim.
Yaman durdu, bana baktı.
İndim.
“Teşekkür ederim,” dedim.
“Neye?” dedi.
“Beni bıraktığın için… kask için de.”
“Sen de kalsın,” dedi. “Okula getir, ben zorlanıyorum.”
“Tamam,” dedim.
Gitti.
Eve girdim.
Annem hemen sordu:
“Ne konuştunuz?”
“Anne yeter,” dedim. “Bıktım artık.”
Sesim biraz sert çıkmıştı.
“Yakınlaşıyorsak bile sen izin vermiyorsun.”
Bunu söyler söylemez odama çıktım.
Annem arkamdan baktı.
Bir süre sonra sesini duydum… ağlıyordu.
Donup kaldım.
Kapıya döndüm.
“Anne… neden ağlıyorsun?” dedim.
Annem gözlerini sildi.
“Ben senin onunla ilişkinle ilgilenmiyorum,” dedi. “Baban… ve ben… bazı şeyler yüzünden korkuyoruz.”
Baba dediğinde içim sıkıştı.
“Ne korkusu?” diyemedim.
Sadece baktım.
“Babanın geçmişi… bazı hatalar… seni kaybetmekten korkuyorum,” dedi.
O an bir şey söyleyemedim.
Sadece anneme sarıldım.
Sonra odama çıktım.
Uyumaya çalıştım ama başaramadım.
Gözlerimi kapattığım anda görüntü geri geldi.
Siyah bir araba…
Arkadan yaklaşan bir gölge gibi…
“Defne! Abicim eğil!” diye bir ses…
Bir çarpma.
Bir çığlık.
Cam kırıkları.
Kan.
Ve sonra sessizlik.
Bir süre çizdim.
O anı hatırlamamak için çizdim, kafamı boşaltmak için, düşünmemek için…
Ama çizdikçe daha çok canlandı kafamda.
“Su alsam geçer herhalde…”
Sonuçta ilk defa görmemiştim kabusu.
Mutfağa kadar zar zor yürüdüm. Ev sessizdi, sanki kimse kalmamış gibiydi. Bu daha da rahatsız etti beni.
Bardağı aldım, suyu doldurdum.
Ama beynim bana ayak uydurmuyordu.
Suyu içmek istedim ama başım dönmeye başladı.
Tekrar o görüntü geliyordu.
Arda… kanlar içinde… enkaz… bir araba…
Annemin “Arda!” diye bağırışı…
Gözümü kapatıyordum ama gitmiyordu.
İlk başta sadece histi ama sonra gözümle görmeye başladım.
Sanki tekrar o anın içine hapsolmuş gibiydim.
“Yapma… istemiyorum… bir daha görmek istemiyorum,” diye bağırıyordum ama nafileydi.
O anı görüyordum. Arda’yı görüyordum.
Sesler uğultu gibi gelmeye başladı.
Başım dönüyordu.
Bardak elimden düştü.
O ses beni kabusuma daha çok hapsetti.
Yere oturdum.
Yapabileceğim hiçbir şey yoktu.
Sadece “yapma” diye bağırıyordum.
Yerde öylece kaldım.
Zamanın geçtiğini bile anlamıyordum. Sanki her şey aynı anda hem çok hızlı hem de hiç ilerlemiyordu.
Yerdeydim.
Ama yer hissetmiyordum.
Araba hâlâ oradaydı.
Sesler.
Çarpma.
“Arda…”
Bir şeyler oluyordu etrafımda ama bana ait değildi.
Bir el kolumdan tuttu.
Ama anlamı
Sadece bir baskı gibi.
“Defne, kalk… hadi kızım…”
Kalkmak ne demekti bilmiyordum.
Gözlerim açık mı kapalı mı onu bile ayırt edemiyordum.
Görüntü gidip geliyordu.
Bir an mutfak.
Bir an siyah araba.
Bir an cam kırıkları.
Sonra yine aynı ses.
“Ambulans çağırın!”
Ambulans…
Kelime bir yere çarpıp geri döndü.
Ama ben hâlâ oradaydım.
Biri beni kaldırmaya çalıştı.
Ayaklarım yere değiyordu ama yürümüyor gibiydim.
Sadece sürükleniyordum.
“Defne lütfen…”
Kim söyledi bilmiyordum.
Annem mi… babam mı…
Fark etmiyordu.
Kapı açıldı.
Soğuk hava yüzüme çarptı.
Ama ben hâlâ o anın içindeydim.
Siyah araba.
Arda.
Ses.
Ve hiçbir şey bitmiyordu.
Sonra her şey karardı.
Gözlerimi açtığımda beyaz bir tavanla karşılaştım.
Birkaç saniye nerede olduğumu anlamadım.
Sonra hatırladım.
Arda.
Boğazım düğümlendi.
Gözlerim doldu.
Durmaya çalıştım ama olmadı.
Sessizce ağlamaya başladım.
Başımı çevirdiğimde yatağımın yanındaki koltukta oturan kişiyi gördüm.
Yaman.
Harika.
Hemen gözyaşlarımı silmeye çalıştım.
Ama çok geçti.
Görmüştü.
Uzun uzun baktı.
Sonra gözlerini kaçırıp,
“Ağlamak istiyorsan ağla,” dedi.
Bu sefer ona baktım.
“Sen neden geldin?” dedim.
Omuz silkti.
“Merak ettim.”
“Haberi nereden aldın?”
Birkaç saniye sustu.
“Aradım.”
Kaşlarımı çattım.
“Kimi?”
“Seni.”
Şaşırdım.
“Telefonunu annen açtı.”
Bir an durdu.
“Sonra olanları anlattı.”
Bakışlarımı kaçırdım.
Olanları.
Ne kadarını anlatmıştı bilmiyordum.
“Gelmek istedim,” dedi.
“O kadar.”
“Başka işin yok muydu senin?” dedim.
“Yokmuş demek ki.”
Gözlerimi devirdim.
Normalde bu cevaba sinir olurdum.
Ama şu an edecek hâlim yoktu.
Başımı yastığa yasladım.
Oda sessizdi.
Sessizlik hoşuma gitmiyordu.
Ama konuşmak da istemiyordum.
Bir süre sonra Yaman’ın sesi geldi.
“Şimdi nasılsın?”
“Daha iyiyim.”
Yalan söylediğimi ikimiz de biliyorduk.
Ama o bunu yüzüme vurmadı.
Başımı çevirip pencereden dışarı baktım.
Birkaç saniye geçti.
“Ne oldu?”
Soru o kadar sakindi ki cevap vermek istemedim.
“Bir şey yok.”
“Bu hâle bir şey yok diye mi geldin?”
İç çektim.
“Meraklı mısın sen hep böyle?”
“Hep böyle.”
İlk defa yüzümde küçücük bir gülümseme oluştu.
Çok kısa sürdü.
Ama Yaman fark etmiş gibiydi.
“Bana bak.”
Bakmadım.
“Baksana.”
Bu sefer gözlerimi ona çevirdim.
“Ne var?”
Bir süre sustu.
Sanki ne söyleyeceğini düşünüyordu.
“Bu sabah da iyi görünmüyordun.”
Kaşlarımı çattım.
“Beni mi izliyorsun?”
“Yok.”
Bir saniye durdu.
“Belki biraz.”
İlk defa gerçekten gülesim geldi.
Ama yapmadım
Tam o sırada kapı açıldı.
Annem içeri girdi.
Elindeki kahve bardağıyla önce bana baktı.
Sonra Yaman’a.
Sonra tekrar bana.
Yüzündeki ifadeyi görünce içimden,
Hayır.
dedim.
Çünkü annemi tanıyordum.
Ve o bakışın ne anlama geldiğini de biliyordum.
“Nasıl hissediyorsun kızım?” dedi.
“İyiyim.”
Annem kaşını kaldırdı.
“Defne.”
“Tamam, iyi değilim.”
Bu cevap onu pek tatmin etmedi ama en azından daha fazla sorgulamadı.
Yaman ayağa kalktı.
“Ben çıkayım isterseniz.”
“Yok, yok otur,” dedi annem o kadar hızlı ki ikimiz de dönüp ona baktık.
Bir an sessizlik oldu.
Annem boğazını temizledi.
“Yani… rahatsız olma diye söyledim.”
Yaman sırıtışını gizlemeye çalıştı.
Ben ise battaniyenin altına girip yok olmak istiyordum.
Gerçekten.
Şu an.
Hemen.