Zamanın ne ara geçtiğini anlamasam da şuan bulunduğum uçaktan Ankara'ya ay parçamın yanına gidiyordum.
Hem yaptığım inşaat projenin üstün seviyede beğenilmesi ve en kısa zamanda faaliyete geçirilmesi sevincini yaşarken, bir taraftan da sevdiğime kavuşabilmemin mutluluğu vardı.
Uçakdan indiğimde bulduğum ilk taksiye binerek mahallenin adresini verdim.
Kapımın önünde durduğunda ücreti ödeyerek taksiden indim. Evime girerek kısaca annem ve babamla hasret giderdikten sonra babama kısaca işi anlatarak evden ayrıldım.
Adımlarım yine ay parçamın olduğu yere doğru giderken" zahir abi topu atsana"diyen sokakta oynayan çocuklarla düşüncelerim dağıldı.
Ayağıma gelen topu hafiften onlara atarak oyuna devam etmelerini izledim. Yolun kenarında gözüme çarpan kırmızı güller ile bunlardan birini zerene verme isteğimi engelleyemedim.
Güzelinden ve büyüğünden bir tane kopararak yürümeye kaldığım yerden devam ettim.
Pastaneye geldiğimde bir süre izlesem de onun göremediğim için kaşlarım çatıldı.
Normal bir müşteri gibi görünmeye karar vererek pastaneye girdim. Boş masalardan birine oturunca etrafı kolaçan ettim ama yine göremedim.
Acaba bu gün gelmemiş miydi?
Yanıma zerenin en yakın arkadaşı sıla gelerek,"hoş geldin zahir, ne alırsın?"diye sordu.
Duyduğum sesi ve kızarmış gözleri dikkatimi çekti.
İçimde yeşeren korkuya engel olamayarak,"Zeren nerde?"diye sordum.
"Haberin yok mu?"diye sordu kederli sesi ile.
Sinirli sesime engel olamayarak,"ne oldu sıla, söyleyecek misin artık!?"diye çıkıştım.
Gözünden akan bir damla yaş ile,"babası onu zegin bir adama sattı"demesi ile bir hışımla yerimden kalktım.
Hayır!
Buna izin vermezdim! Ne olursa olsun onu alırdım.
Tam gideceğim sırada kolumdan tutarak gitmeme engel oldu." Dün gitti, nereye gittiğini kimse bilmiyor"dedi yüreğimi yaktığı kor alevlerden habersiz. Elimde sıkı sıkıya tuttuğum gülün dikenleri bile canımı acıtmadı bu kadar.
Gidemezdi.
Dolan gözlerime engel olmadan orayı terk ettim.
İçimdeki hüzün ve sinir karışımı ile ne ara kahvehaneye geldiğimi anlamadım.
Gözlerim iğrenç şekilde kahkahalar atıp oyun oynayan adamı buldu.
Ne ara yanına gelip yakasına yapıştığımı anlamadım."söyle Zeren nerde!"diye adeta kükredim.
Gözlerindeki saf korku ile,"bi- bilmiyorum"dedi.
"Yalan söyleme nerde o! Hangi piçe sattın!"
"Yemin ederim bilmiyorum para karşılığında karısı olmasını istedi dün de alıp götürdü. Yemin ederim nerde olduğunu bilmiyorum"
Yalan söylemediğini anladığımda daha da kahroldum. Onu itercesine bırakarak ordan hızla ayrıldım.
Açık havaya çıktığım gibi omuzlarım öne düştü. Bütün gücümün çekildiğini hissettim. Ben hiç bu kadar çaresiz kaldığımı hissetmedim.
Ağlamamak için kendimi nasıl sıktığımın farkına bile varmamıştım.
Evin önüne geldiğimde kapıyı annem açtı. Halimi görünce yüzündeki tebessüm soldu."oğlum ne bu halin?"diye sordu korkuyla.
İçeri girdiğim gibi yere çökerek ağlamaya başladım. Kimseyi umursamadan mavi gözlümün benden gidişine ağladım.
Belki ben burdan gitmeseydim onu kurtarabilecegime ağladım. Omuzlarım sarsıla sarsıla ağladım.
Annem yanıma çökerek beni kendine çekip sarıldı. Ona ihtiyacım varmış, küçük bir erkek çocuğu gibi daha da sokuldum.
"Anne gitmiş"dedim hıçkırıklarımın arasında." Yetişemedim"
Kim bilir şimdi ne haldedir. Belki benden yardım isteyecekti onun için bile olamadım yanında.
"Kurtaramadım"dedim fısıltıyla.
"Belki başka bir çaresi vardır oğlum"dedi annem beni rahatlatmak ister gibi.
Ama olaydan haberi bile yoktu. Tıpkı çaresizliğimden haberi olmadığı gibi
"Yok anne, bundan sonra hiç bir şeyin çaresi yok benim için"dedim.
Dünyam ışıksız kaldı. Ay parçamı benden kopardılar. Şuan onun yaşadığı korku ve çaresizlik ile bir kere daha kendi erkekliğime lanet ettim.
Kim bilir ne haldedir. Bu düşünce ile daha çok ağladım, erkek adam ağlamaz diyen sesleri susturarak sevdiğimi kaybettiğime ağladım.