İçeriğe geç

Zombi istilasi

Bölüm 8 · 2 dk okuma

Zombi istilasi

Bölüm 8

8.Bölüm

İlk Gün

Alarm sesi laboratuvarın duvarlarında yankılanıyordu.

Tolga ile Nazlı koşarak içeri girdi.

Kuzey’in çalışma masası dağılmıştı.

Bilgisayar ekranlarında kırmızı uyarılar yanıp sönüyordu.

Laboratuvar görevlilerinden biri telaşla yanlarına geldi.

“Doktor Tolga! Sera bölümünde çalışan üç personel aynı anda fenalaştı.”

“Neler oluyor?”

“Hepsinin belirtileri aynı. Ateşleri yükseldi, gözleri kızardı, şiddetli baş ağrısından şikâyet ediyorlar.”

Tolga hızla bilgisayara yöneldi.

“Onları karantinaya alın.”

Görevli başını eğdi.

“Denedik… ama biri odadan kaçtı.”

Nazlı endişeyle Tolga’ya baktı.

“Kaçtı mı?”

“Evet.”

Tolga yumruğunu sıktı.

“Bulun onu.”

Tam o sırada hastanenin anons sistemi yeniden devreye girdi.

“Tüm güvenlik personeli acil servise yönlendirilsin.”

Koridor bir anda hareketlendi.

Hemşireler koşuyor, doktorlar birbirlerine ne olduğunu sormaya çalışıyordu.

Kimsenin net bir cevabı yoktu.

Acil serviste…

Ahmet artık yatağında değildi.

Boş oda sessizdi.

Yerde kırılmış serum şişeleri ve devrilmiş bir sandalye vardı.

Kuzey şaşkınlıkla etrafına baktı.

“Bir insan bu kadar kısa sürede nereye kaybolabilir?”

O sırada koridordan panik dolu çığlıklar yükseldi.

“Kaçın!”

Ardından büyük bir gürültü duyuldu.

Tolga ile Nazlı koşarak sesin geldiği köşeye yöneldi.

Koridorun sonunda insanlar korkuyla geri çekiliyordu.

Ortada Ahmet vardı.

Ama birkaç dakika önce gördükleri adam gitmişti.

Yüzü solgundu.

Damarları koyulaşmıştı.

Nefes alırken göğsü düzensiz şekilde inip kalkıyordu.

En korkutucu olan ise gözleriydi.

Boş değillerdi.

İçlerinde hâlâ bir parça insan vardı.

Sanki yardım ister gibi etrafına bakıyordu.

Bir güvenlik görevlisi yavaşça yaklaştı.

“Ahmet Bey… Sakin olun.”

Ahmet başını çevirdi.

Bir an durdu.

Görevliyi tanımaya çalışıyormuş gibi baktı.

Sonra iki eliyle başını tuttu.

“Git…”

Görevli şaşırdı.

“Ne dediniz?”

Ahmet’in gözlerinden yaş aktı.

“…Git…”

Görevli bir adım daha attı.

Tam o anda Ahmet boğazından boğuk bir çığlık çıkardı.

Koridordaki herkes irkildi.

Ahmet bir anda kontrolünü kaybetti.

Önündeki sedyeyi bütün gücüyle itti.

Sedyenin duvara çarpmasıyla insanlar çığlık atarak kaçışmaya başladı.

Koridor birkaç saniye içinde tamamen karıştı.

Nazlı donup kalmıştı.

“Bu… mümkün değil…”

Tolga kolundan tutup onu geri çekti.

“Burada kalırsan sen de zarar görebilirsin.”

“Onu bırakacak mıyız?”

“Bırakmıyoruz.”

Tolga derin bir nefes aldı.

“O artık hasta bir insan. Önce diğer insanları korumamız gerekiyor.”

O sırada hastanenin farklı katlarından peş peşe yeni çağrılar gelmeye başladı.

“Dahiliyede iki hasta taşkınlık çıkarıyor.”

“Çocuk servisinde bir refakatçi aniden fenalaştı.”

“Yoğun bakım girişinde güvenlik desteği gerekiyor.”

Anonslar durmuyordu.

Tolga ile Nazlı birbirlerine baktılar.

İkisi de aynı gerçeği aynı anda anlamıştı.

Bu olay…

Tek bir kişiden ibaret değildi.

Tolga’nın yüzü bembeyaz kesildi.

“Polenler…”

Nazlı fısıldadı.

“Hastanenin her yerine ulaşmış…”

Tam o sırada laboratuvardan gelen telefon çaldı.

Tolga açtı.

Karşı taraftaki görevlinin sesi titriyordu.

“Doktor Bey…”

“Evet?”

“Şehirdeki iki farklı hastaneden de aynı belirtilere sahip hastalar bildiriliyor.”

Tolga’nın eli yavaşça aşağı düştü.

Artık bunun bir laboratuvar kazası olmadığını biliyordu.

Bu…

Kontrol edilemeyen bir felaketin başlangıcıydı.

Hastanenin cam kapılarının ardından ambulans sirenleri art arda duyuluyordu.

Şehrin üzerinde gri bulutlar toplanırken, hiç kimse bunun yalnızca ilk gün olduğunu bilmiyordu.

Devam edecek…

Bölüm sonu

2 yorum