Geri Dönüş Yok
Odadaki herkes donup kalmıştı.
Ahmet’in yüzündeki ifade bir insanın taşıyabileceği kadar acı doluydu.
Sanki iki farklı kişi aynı bedenin içinde savaş veriyordu.
Bir yanı eşine sarılmak istiyor…
Diğer yanı ise onu tanıyamıyordu.
“Kaç…” diye fısıldadı yeniden.
Bu kez sesi daha zayıftı.
Eşi gözyaşlarını silerek bir adım daha yaklaştı.
“Ahmet… Ben seni bırakıp gitmeyeceğim.”
Tolga sert bir sesle araya girdi.
“Hanımefendi, lütfen geri çekilin.”
“Hayır! O benim eşim!”
Nazlı da yavaşça kadının yanına geldi.
“Bakın, onu yalnız bırakmıyoruz. Ama şu an ne yaşadığını bilmiyoruz. Birkaç adım geri gelirseniz hem ona hem size yardımcı olabiliriz.”
Kadın tereddüt etti.
Tam o sırada Ahmet iki eliyle başını tuttu.
Boğazından boğuk bir inilti yükseldi.
“Susun…”
Odadakiler birbirine baktı.
Ahmet sanki görünmeyen sesler duyuyordu.
“Susun!”
Bu kez bağırmıştı.
Monitörün ritmik sesi hızlandı.
Kalp atışları aniden yükselmişti.
Tolga yavaşça yaklaşırken sesini olabildiğince sakin tuttu.
“Ahmet… Ben Tolga. Sana yardım edeceğiz.”
Ahmet başını kaldırdı.
Gözleri birkaç saniyeliğine normale döndü.
Sanki karşısındaki kişiyi gerçekten görüyordu.
“Doktor…”
“Evet.”
“Ben…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Yüzü yeniden kasıldı.
Elleri titremeye başladı.
Bir adım geri çekildi.
Sonra bir adım daha…
Sırtı duvara yaslandı.
Ve bir anda odadaki metal dolabı bütün gücüyle itti.
Dolap büyük bir gürültüyle devrildi.
Hemşirelerden biri korkuyla çığlık attı.
Kuzey refleksle hemşireyi arkasına çekti.
“İyi misin?”
Kadın başını salladı ama korkudan konuşamıyordu.
Ahmet ise nefes nefese kalmıştı.
Yüzünden ter damlıyordu.
Sanki yaptığı hareketin farkına yeni varmış gibiydi.
Ellerine baktı.
Sonra yere devrilen dolaba…
Ardından eşine…
Gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
“Ben…”
Sesi çatladı.
“Ben bunu yapmak istemedim.”
Kadın ağlayarak ona doğru bir adım attı.
Tolga kolunu uzatıp onu durdurdu.
“Lütfen…”
Ahmet gözlerini kapattı.
“Ben… kontrol edemiyorum…”
O cümle odadaki herkesin içine işledi.
Nazlı’nın boğazı düğümlendi.
İlk kez bunun sıradan bir kriz olmadığını hissediyordu.
Karşılarında sadece hasta biri değil…
Kendi bedenini kaybetmeye başlayan bir insan vardı.
O sırada hastanenin anons sistemi devreye girdi.
“Dr. Tolga Demir’in laboratuvarla acilen iletişime geçmesi rica olunur.”
Tolga’nın kaşları çatıldı.
“Kuzey, burada kal.”
“Sen nereye gidiyorsun?”
“Laboratuvar beni çağırıyorsa mutlaka önemli bir şey olmuştur.”
Nazlı hiç düşünmeden konuştu.
“Ben de seninle geliyorum.”
Tolga bir an ona baktı.
Dün sabah tanıştığı bu kadın artık yanında yürüyordu.
İlk kez itiraz etmedi.
“Tamam.”
İkisi hızlı adımlarla koridora çıktılar.
Koridor her zamanki gibiydi.
Doktorlar yürüyordu.
Hasta yakınları bekliyordu.
Kimse biraz önce o odada yaşananlardan haberdar değildi.
Asansöre bindiler.
Kapılar kapanırken Nazlı sessizce konuştu.
“Sence Ahmet iyileşecek mi?”
Tolga uzun süre cevap vermedi.
Asansör katları birer birer çıkarken sadece motorun sesi duyuluyordu.
En sonunda derin bir nefes aldı.
“Doktor olduğum günden beri hastalarıma hep umut verdim.”
Nazlı gözlerini ona çevirdi.
“Ama ilk defa…”
Tolga’nın sesi kısıldı.
“…ilk defa neyle savaştığımızı bilmiyorum.”
Asansörün kapısı açıldı.
Laboratuvar koridoru bomboştu.
Ama içeriden sürekli çalan alarm sesi geliyordu.
Tolga ile Nazlı birbirlerine baktılar.
İkisinin de içine aynı korku düşmüştü.
Bir şey daha olmuştu.
Ve bu kez, yalnızca tek bir hastayla ilgili değildi…
Devam edecek… 🌿📖🧟
