İlk Belirti
Ertesi sabah…
Ankara Biyogen Araştırma Merkezi her zamanki hareketliliğiyle güne başlamıştı.
Koridorlarda beyaz önlüklü doktorlar dosyalarla koşuşturuyor, hemşireler laboratuvarlardan çıkan numuneleri ilgili birimlere taşıyordu.
Kimsenin yüzünde endişe yoktu.
Dün yaşanan olay, yalnızca üç kişinin bildiği küçük bir aksilik olarak kalmıştı.
Tolga ise geceyi neredeyse hiç uyumadan geçirmişti.
Elindeki kahve çoktan soğumuştu.
Bilgisayar ekranında Hasan’ın kan sonuçları açıktı.
Bir sayı sürekli gözünün önüne takılıyordu.
Nazlı elindeki tabletle yanına geldi.
“Kan sayımı normal.”
Tolga cevap vermedi.
“Karaciğer değerleri normal.”
Sessizlik…
“Akciğer filmi temiz.”
Tolga yine konuşmadı.
Nazlı sandalyeyi çekip karşısına oturdu.
“Bak Tolga…”
Adam yavaşça başını kaldırdı.
“Bir şey söyleyeceksen, lütfen açık konuş.”
Nazlı derin bir nefes aldı.
“Dün akşamdan beri bütün sonuçları inceledim. Hasan Bey’in tahlillerinde korkulacak hiçbir şey yok.”
Tolga ekrana baktı.
“İşte beni korkutan da bu.”
Nazlı şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
“Nasıl yani?”
“Bir insanın gözleri bu kadar kızarmışsa, boğazı yanıyorsa ve durmadan öksürüyorsa bunun kan tahliline de yansıması gerekir.”
Nazlı sessiz kaldı.
Tolga devam etti.
“Vücudu hasta gibi davranıyor…”
“…ama testler sağlıklı olduğunu söylüyor.”
Nazlı ilk kez bu cümlenin ağırlığını hissetti.
O sırada kapı hızla açıldı.
Kuzey içeri girdi.
Yüzündeki rahat ifade gitmişti.
“Nazlı.”
“Efendim?”
“Hasan Bey’i bulamıyoruz.”
Tolga ayağa kalktı.
“Ne demek bulamıyoruz?”
“Sabah kan vermek için bekleme odasına alınmış. Sonra güvenlik kameralarında koridora çıktığı görülüyor.”
“Sonra?”
“Sonra yok.”
Nazlı hemen bilgisayarın başına geçti.
Güvenlik kameralarını açtı.
Koridor görüntüleri tek tek ekrana düşmeye başladı.
Saat 08.42.
Hasan bekleme odasından çıkıyordu.
Yürüyüşü normaldi.
Saat 08.47.
Bir an durdu.
Sanki başı dönmüş gibi duvara yaslandı.
Saat 08.49.
Boynunu sağa sola çevirdi.
Sanki görünmeyen bir sesi dinliyordu.
Saat 08.50.
Koridordan geçen genç bir hemşire omzuna dokundu.
“İyi misiniz?”
Hasan cevap vermedi.
Sadece hemşirenin yüzüne uzun uzun baktı.
Tolga’nın eli istemsizce yumruk oldu.
“Durdur görüntüyü.”
Nazlı videoyu durdurdu.
“Ekranı büyüt.”
Hemşirenin yüzüne bakan Hasan’ın gözbebekleri neredeyse tamamen büyümüştü.
Ama Tolga’nın dikkatini çeken başka bir şey vardı.
Hasan’ın burnu…
Sanki havayı kokluyordu.
Nazlı fısıldadı.
“Bir şeyi takip ediyor gibi…”
Tolga’nın sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
“Hayır…”
“Nedir?”
“Birini…”
Kuzey ikisine de baktı.
“Ne demek istiyorsun?”
Tolga gözlerini ekrandan ayırmadı.
“Bir kokuyu takip ediyor.”
O sırada kapı yeniden açıldı.
Bu kez içeri telaşla bir hemşire girdi.
“Doktor Bey!”
Tolga hemen döndü.
“Ne oldu?”
“Acil serviste garip bir hasta var. Sürekli ‘Çok açım.’ diye bağırıyor.”
Nazlı şaşırdı.
“E bunun için mi bizi çağırdınız?”
Hemşire başını iki yana salladı.
“Hayır…”
Kadının sesi titriyordu.
“Az önce önüne getirilen yemeği yemedi.”
Tolga’nın içini kötü bir his kapladı.
“O zaman ne yaptı?”
Hemşire yutkundu.
“Gidip… canlı akvaryumdaki süs balıklarını çıplak elleriyle yakalamaya çalıştı.”
Odanın içinde derin bir sessizlik oluştu.
Tolga ile Nazlı aynı anda birbirlerine baktılar.
İkisinin de aklından aynı düşünce geçmişti.
Bu artık sıradan bir hastalık değildi.

