Görünmeyen Misafir
Laboratuvarın havalandırma sistemi normal çalışmasına devam ediyordu.
İçerideyse üç doktor, birkaç dakika önce yaşanan olayı anlamaya çalışıyordu.
Nazlı, bilgisayar ekranındaki güvenlik kayıtlarını açtı.
“Belki de gereğinden fazla endişeleniyoruz.”
Tolga başını kaldırdı.
“Gereğinden fazla mı?”
“Evet. Sonuçta ortada sadece fanustan kaçan birkaç polen var. Laboratuvarın filtreleri bunları yakalayabilir.”
Tolga derin bir nefes aldı.
“Bu laboratuvarın filtreleri bakteri ve mantar sporlarını yakalamak için tasarlandı. Ama bu polenleri daha önce hiç test etmedik.”
Nazlı sustu.
Tolga’nın sesi yumuşamıştı.
“Bak Nazlı… Seni korkutmaya çalışmıyorum. Ama bilimde en tehlikeli şey, ‘Nasıl olsa bir şey olmaz.’ cümlesidir.”
Nazlı birkaç saniye düşündü.
“Ben de seni küçümsemek istemiyorum. Sadece elimizde henüz kesin bir kanıt yok.”
Tolga ilk kez ona hak verir gibi başını salladı.
“Haklısın. Kanıtımız yok. Ama içimde kötü bir his var.”
Kuzey aralarındaki sessizliği bozdu.
“İkiniz de aynı şeyi farklı kelimelerle söylüyorsunuz aslında.”
Nazlı ile Tolga aynı anda ona döndüler.
Kuzey gülümsedi.
“Biriniz ‘kanıt lazım’ diyorsunuz, diğeriniz ‘önlem alalım’ diyorsunuz. İkisi de doğru.”
Tolga istemsizce gülümsedi.
“İlk kez işe yarar bir cümle kurdun.”
“Not alıyorum. Bir daha tekrarlamam.”
Nazlı hafifçe güldü.
Laboratuvarın gergin havası birkaç saniyeliğine dağıldı.
Tam o sırada kapı çaldı.
İçeri temizlik görevlisi Hasan girdi.
Elinde paspas vardı.
“Kolay gelsin doktorlar.”
Tolga dönüp baktı.
“Buyurun.”
“Koridorun temizliğini yapacağım. Rahatsız etmeyeyim.”
Nazlı gülümseyerek,
“Estağfurullah. Buyurun.”
Adam paspasını kovaya batırırken birkaç kez öksürdü.
Kuru, kısa ama peş peşe gelen bir öksürük…
Kuzey dikkatle baktı.
“İyi misiniz?”
Hasan eliyle ağzını kapattı.
“Sabah beri boğazım yanıyor. Herhalde klima çarptı.”
Nazlı doktor refleksiyle yaklaştı.
“Ateşiniz var mı?”
“Yok gibi.”
Tolga ise gözlerini adamdan ayırmıyordu.
Öksürük…
Boğaz yanması…
Gözlerde hafif kızarıklık…
Tam da polenlerin ilk etkisini anlatan deney notlarında yazan belirtiler…
“Hasan Bey.”
“Evet hocam?”
“Bugün laboratuvarın bu bölümünde ne kadar kaldınız?”
Adam düşündü.
“Sabah erkenden geldim. Fanusların olduğu tarafı da temizledim.”
Tolga’nın içi buz kesti.
“Ne zaman?”
“Yaklaşık bir saat önce.”
Nazlı da durumu fark etmişti.
“Yani polenler havaya karışmadan hemen önce…”
Hasan şaşkınlıkla yüzlerine baktı.
“Bir sorun mu var?”
Tolga, adamı telaşlandırmak istemedi.
“Hayır. Sadece tedbir amaçlı birkaç test yapmak istiyoruz.”
Hasan omuz silkti.
“Olur hocam.”
Nazlı kan örneği hazırlarken Tolga sessizce fanusa baktı.
Yutan Sarmaşık, sanki hiçbir şey olmamış gibi hareketsizdi.
Ama yapraklarının arasından incecik altın renkli tozlar hâlâ yükseliyordu.
Kimse fark etmiyordu.
Laboratuvarın tavanındaki havalandırma kanallarından biri, şehir hastanesinin diğer bloklarına da bağlıydı.
Yoğun bakım…
Acil servis…
Poliklinikler…
Ve binlerce insan…
Polenler görünmez bir yolculuğa çıkmıştı.
Tolga pencereye doğru yürüdü.
Aşağıdaki hastane bahçesinde çocuklar oynuyor, insanlar banklarda oturuyor, ambulanslar giriş çıkış yapıyordu.
Her şey öylesine normal görünüyordu ki…
İnsan bazen en büyük felaketin, tam da her şey yolundaymış gibi görünen bir günde başladığını anlayamıyordu.
