İçeriğe geç

Zombi istilasi

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Zombi istilasi

Bölüm 2

2.Bölüm

Aynı Masada İki Yabancı

Nazlı, laboratuvardaki ilk gününün beklediğinden daha zor geçeceğini anlamıştı.

Dr. Tolga Demir hakkında duyduğu her şey doğru gibiydi.

Başarılıydı.

Disiplinliydi.

Ama bir o kadar da kimseyi yanına yaklaştırmıyordu.

Tolga, bilgisayar ekranındaki sonuçları incelerken Nazlı sessizce laboratuvarı dolaşmaya başladı.

Raflarda onlarca bitki örneği vardı.

Bazıları cam fanuslarda tutuluyor, bazılarıysa özel ışık sistemleri altında büyütülüyordu.

Nazlı, küçük siyah etiketlerden birini okumaya çalıştı.

“Etçil tür… Yüksek toksin seviyesi… Yalnızca koruyucu ekipmanla temas ediniz.”

Tam o sırada Tolga’nın sesi duyuldu.

“Onlara fazla yaklaşmayın.”

Nazlı arkasını döndü.

“Neden? Koruyucu kıyafetlerimizi giymiyor muyuz zaten?”

“Giyiyoruz ama bu bitkiler sıradan değil.”

Nazlı hafifçe gülümsedi.

“Şimdi bana ‘ısırırlar’ falan demeyeceksiniz herhâlde.”

Tolga da istemeden gülümsedi.

“Keşke mesele sadece bu olsa.”

Nazlı meraklanmıştı.

“O zaman anlatın. Laboratuvara ilk kez giren birine en azından neyle çalışacağını söylemeniz gerekmez mi?”

Tolga sandalyesini geriye çekti.

“Üç yıl önce Amazon’da keşfedilen birkaç bitki türü var. Normal bitkiler gibi görünmüyorlar. Bazıları avını kimyasallarla etkisiz hâle getiriyor, bazılarıysa kendini korumak için havaya polen salıyor.”

“Polen mi?”

“Evet.”

Nazlı’nın kaşları çatıldı.

“Alerjik reaksiyon gibi mi?”

“Hayır.”

Tolga başını iki yana salladı.

“Şimdilik yalnızca bitkileri etkilediğini düşünüyoruz. Ama bu polenlerin canlı hücrelerin yenilenmesini inanılmaz derecede hızlandırdığına dair bulgular var.”

Nazlı dosyalara göz gezdirdi.

“Bu yüzden kanser araştırmasında kullanıyorsunuz.”

“Aynen öyle.”

“Kulağa umut verici geliyor.”

Tolga birkaç saniye sustu.

“Umut veren her şey güvenli değildir.”

Nazlı, bu cümlenin ardında başka bir hikâye olduğunu hissetti ama üstelemedi.

Masadaki dosyaları açmaya başladı.

Sayfaların arasında laboratuvar kayıtları, mikroskop görüntüleri ve bitkinin hücre yapısına ait çizimler vardı.

Bir sayfada kırmızı kalemle yazılmış tek bir cümle dikkatini çekti.

“İnsan üzerinde denenmesi kesinlikle yasaktır.”

Nazlı dosyayı kaldırıp Tolga’ya gösterdi.

“Bu notu siz mi yazdınız?”

Tolga başını kaldırmadan cevap verdi.

“Evet.”

“Neden bu kadar kesin konuşmuşsunuz?”

“Çünkü elimizde yeterli veri yok.”

“Ama siz risk almaktan çekinen biri gibi görünmüyorsunuz.”

Tolga derin bir nefes verdi.

“Risk alırım.”

Nazlı bekledi.

Tolga devam etti.

“Ama kendi hayatımla. Başkasının hayatıyla değil.”

Bu cevap Nazlı’nın beklediğinden farklıydı.

İlk kez Tolga’nın kibirli değil, sadece ağır bir sorumluluk taşıyan biri olabileceğini düşündü.

Tam o sırada laboratuvarın kapısı açıldı.

“Selam millet!”

İçeri uzun boylu, kıvırcık saçlı bir adam girdi.

Elinde üç bardak kahve vardı.

“Beni yine unuttunuz değil mi? Ben gelmesem bu laboratuvarda açlıktan ölürsünüz.”

Tolga başını kaldırıp hafifçe gülümsedi.

“Kuzey, sabahın sekizinde bile susmayı başaramıyorsun.”

“Başaramam. Birileri bu laboratuvara hayat vermek zorunda.”

Kuzey, kahvelerden birini Nazlı’ya uzattı.

“Merhaba. Sen yeni doktorsun galiba.”

Nazlı bardağı alırken gülümsedi.

“Evet. Nazlı.”

“Ben de Dr. Kuzey. Buranın resmî olmayan psikoloğu, kahvecisi ve dedikodu uzmanıyım.”

Nazlı istemeden güldü.

“Demek öyle.”

Kuzey göz ucuyla Tolga’yı işaret etti.

“Sakın bunun suratına aldanma. İlk bakışta buz dağı gibi görünür.”

Tolga gözlerini bilgisayardan ayırmadan konuştu.

“Duyuyorum.”

“Zaten duy diye söylüyorum.”

Nazlı ikisinin atışmasını izlerken ilk kez rahatlamış hissetti.

Demek ki Tolga herkesle bu kadar mesafeliydi.

Sorun sadece kendisi değildi.

Tam kahvesinden ilk yudumu alacağı sırada laboratuvarın alarm sistemi kısa bir bip sesi verdi.

Üçü de aynı anda fanusların bulunduğu bölüme döndü.

Yutan Sarmaşık’ın yaprakları, birkaç dakika öncesine göre daha fazla açılmıştı.

Cam fanusun iç yüzeyinde ise altın rengini andıran, incecik tozlar birikmeye başlamıştı.

Nazlı şaşkınlıkla fısıldadı.

“Bu sabah böyle değildi…”

Tolga hızla ayağa kalktı.

Yüzündeki sakin ifade ilk kez kaybolmuştu.

“Hayır…”

Kuzey de fanusa yaklaştı.

“Ne oldu?”

Tolga gözlerini bitkiden ayırmadan konuştu.

“Bu bitki normalde yılda sadece bir kez polen üretir.”

Nazlı’nın sesi tedirgindi.

“Peki şu an neden üretiyor?”

Tolga’nın cevabı laboratuvarın sessizliğinde yankılandı.

“Çünkü bir şey onu buna zorladı…”

Ve o anda kimsenin fark etmediği küçücük bir çatlak, fanusun üst kapağında sessizce büyümeye başladı.

Devam edecek… 🌿🧟

Bölüm sonu

4 yorum