İçeriğe geç

Zombi istilasi

Bölüm 14 · 4 dk okuma

Zombi istilasi

Bölüm 14

14. Bölüm

Tedavi arayışı

Seranın içindeki herkes donup kalmıştı.

Camın arkasında Hasan duruyordu.

Yüzü solgundu.

Gözleri kıpkırmızıydı.

Ama hâlâ konuşabiliyordu.

— Yardım…

Tolga cama doğru bir adım attı.

Nazlı hemen kolunu tuttu.

— Tolga, yaklaşma.

— O Hasan.

— Biliyorum.

— Hâlâ kendinde.

Hasan yeniden cama vurdu.

— Tolga…

Tolga’nın gözleri doldu.

— Beni duyuyor.

Annesi sessizce yaklaştı.

— Oğlum, onu içeri alamayız.

Tolga başını salladı.

— Biliyorum.

Hasan’ın yüzü bir anda değişti.

Burnundan derin bir nefes aldı.

Gözleri Tolga’nın arkasındaki Nazlı’ya kaydı.

Bir an için yüzünde korkunç bir ifade belirdi.

Sonra kendi başını iki eli arasına aldı.

— Git…

Tolga kıpırdamadı.

Hasan dişlerini sıktı.

— Git buradan!

Ardından geri çekilip karanlığın içine koştu.

Tolga uzun süre arkasından baktı.

Nazlı sessizce yanına geldi.

— Hâlâ insan.

Tolga başını eğdi.

— Evet.

Annesi arkasındaki masaya doğru yürüdü.

— O zaman onu kurtarmanın hâlâ bir yolu olabilir.

Tolga hemen döndü.

— Ne dedin?

Kadın masanın üzerindeki defteri açtı.

— Eğer tamamen dönüşmüş olsalardı, Hasan konuşamazdı.

Nazlı yaklaştı.

— Yani hastalık beyni tamamen yok etmiyor.

— Hayır.

Tolga’nın gözleri deftere kaydı.

— O zaman geri çevrilebilir.

Annesi başını salladı.

— Belki.

Kuzey masaya birkaç cam kap koydu.

— “Belki” kısmını sevmiyorum.

Tolga ilk kez hafifçe gülümsedi.

— Ben de.

Nazlı bitkiye baktı.

— Önce neyi değiştirdiğini anlamamız gerekiyor.

Tolga eldivenlerini giydi.

— Bitkinin kendisini inceleyeceğiz.

Annesi hemen itiraz etti.

— Hayır.

Tolga durdu.

— Anne?

— Bitkiye doğrudan dokunmayacaksın.

— Neden?

— Çünkü sen hastalığın insanlarda ne yaptığını gördün. Ben ise bu bitkinin nasıl davrandığını yıllardır izliyorum.

Kadın küçük bir makas aldı.

Bitkinin yalnızca kurumuş bir yaprağından küçücük bir parça kesti.

— Önce bitkinin savunma mekanizmasını anlamalıyız.

Nazlı not almaya başladı.

Kuzey de mikroskobu hazırladı.

Saatler süren çalışma başladı.

Bitkinin yaprakları incelendi.

Polen örnekleri karşılaştırıldı.

Laboratuvardan getirdikleri eski verilerle annenin yıllardır tuttuğu notlar yan yana konuldu.

Tolga bir noktada defterin üzerine eğildi.

— Burada bir şey var.

Nazlı yanına geldi.

— Ne buldun?

— Şuna bak.

Defterde farklı bitkilerin yanında tarihler yazıyordu.

Tolga parmağını bir satıra koydu.

— Bu bitki polen üretmeye başladığında yanındaki başka bir bitki kurumuş.

Annesi başını salladı.

— Evet.

— Ama neden?

Kadın cevap verdi:

— Çünkü bu bitki çevresindeki diğer bitkilerin bazılarını etkiliyor.

Nazlı düşündü.

— Yani tek başına değil.

Tolga’nın gözleri parladı.

— Birbirleriyle kimyasal olarak etkileşiyorlar.

Kuzey kaşlarını kaldırdı.

— Ve biz hâlâ bunun insan vücudunda ne yaptığını anlamaya çalışıyoruz.

Tolga mikroskop görüntüsünü ekrana aktardı.

Hücre yapısında tuhaf bir değişiklik görünüyordu.

Nazlı yaklaştı.

— Şu bölgeye bak.

Tolga görüntüyü büyüttü.

Polenle temas etmiş hücrelerin çevresinde farklı bir yapı oluşmuştu.

Annesi uzun süre ekrana baktı.

Sonra yavaşça konuştu.

— Bitki insanı öldürmüyor.

Tolga ona baktı.

— Ne yapıyor?

— Vücudun bazı sistemlerini kendisine göre değiştiriyor.

Nazlı’nın aklına bir şey geldi.

— Peki tersine çevirebilirsek?

Tolga ona baktı.

— Nasıl?

— Bitkinin etkisini değiştiren başka bir bitki bulabilirsek?

Annesinin yüzünde ilk kez heyecan belirdi.

— Olabilir.

Hemen seranın başka bir bölümüne yöneldi.

— Çocuklar, beni takip edin.

Onları seranın arkasındaki küçük bölüme götürdü.

Burada diğerlerinden farklı olarak beyaz çiçekli bir bitki vardı.

Tolga şaşırdı.

— Bu ne?

— Bunu yıllardır saklıyorum.

Nazlı eğildi.

— Neden?

— Çünkü bu bitkinin poleni diğer bitkilerin etkisini bastırıyor.

Tolga kadına baktı.

— Bunu daha önce neden söylemedin?

Annesi gülümsedi.

— Çünkü sen bana hiçbir zaman bitkilerle ilgili soru sormadın.

Kuzey güldü.

— Abi, annen resmen sana yıllardır çözüm saklıyormuş.

Tolga başını iki yana salladı.

— Tamam, tamam. Bundan sonra her şeyi soracağım.

Nazlı beyaz çiçeğe dikkatle baktı.

— Peki ya insanlarda?

Annesi sustu.

— Bilmiyorum.

Tolga’nın yüzündeki heyecan biraz azaldı.

— Denememiz gerekiyor.

Kuzey hemen itiraz etti.

— İnsan üzerinde mi?

— Hayır.

Tolga seranın köşesindeki küçük kafese baktı.

İçeride iki laboratuvar faresi vardı.

— Önce onlarda.

Saatler sonra ilk küçük deney hazırlandı.

Enfekte olmuş farelerden birine bitkiden elde ettikleri özüt uygulandı.

Herkes sessizce bekledi.

Dakikalar geçti.

Fare kıpırdamadı.

Sonra başını kaldırdı.

Tolga mikroskoba baktı.

Hücrelerdeki değişim yavaşlamıştı.

Nazlı heyecanla ona döndü.

— Tolga…

Tolga nefesini tuttu.

— Bekle.

Bir dakika daha geçti.

Fare su kabına doğru yürüdü.

Kuzey gözlerini büyüttü.

— Bu iyiye mi işaret?

Tolga cevap vermeden mikroskoba baktı.

Sonra ilk kez gerçekten gülümsedi.

— Evet.

Nazlı’nın gözleri parladı.

— İşe yarıyor.

Tolga başını salladı.

— Tam bir tedavi değil.

— Ama başlangıç.

— Evet.

Tam o sırada dışarıdan bir ses geldi.

Cam kapının ardından bir hırıltı duyuldu.

Tolga başını kaldırdı.

Hasan geri dönmüştü.

Bu kez yalnız değildi.

Seranın önünde onlarca enfekte insan vardı.

Ve hepsi aynı anda camlara bakıyordu.

Tolga’nın gülümsemesi kayboldu.

Kuzey yavaşça silahını kaldırdı.

Nazlı fısıldadı:

— Tedaviyi bulduk.

Tolga camın arkasındaki kalabalığa baktı.

— Hayır.

Elindeki küçük tüpe baktı.

— Daha bulmadık.

Sonra Hasan’ı gördü.

Hasan kalabalığın en önündeydi.

Ve gözlerinde hâlâ küçücük bir insanlık kırıntısı vardı.

Tolga tüpü avucunun içinde sıktı.

— Ama artık onu kurtarabiliriz.

Bölüm sonu

2 yorum