İçeriğe geç

Zombi istilasi

Bölüm 13 · 4 dk okuma

Zombi istilasi

Bölüm 13

13. Bölüm

Annemin keşifi

Tolga çocuğu kucağına aldığı anda koridorun sonundaki karanlık hareketlendi.

— Koşun!

Nazlı önden ilerledi, Kuzey arkasını kolladı. Tolga çocuğu sıkıca tutarak peşlerinden koştu.

Koridor boyunca çığlıklar yükseliyordu.

Bir enfekte üzerlerine atıldığında Kuzey onu son anda kenara itti.

— Çabuk! Çıkışa!

Üçü acil çıkış kapısına ulaştı.

Tolga kapıyı açtığında dışarıdaki soğuk hava yüzlerine çarptı.

Hastanenin önündeki otopark tam anlamıyla kaosa dönmüştü.

Araçlar birbirine girmiş, bazı ambulansların kapıları açık kalmıştı.

— Arabamız nerede? diye sordu Nazlı.

Kuzey ileriyi gösterdi.

— Şurada!

Üçü arabaya koştu.

Tolga çocuğu arka koltuğa oturttu.

— Kemerini bağla.

Kız başını salladı.

Nazlı yanına oturdu.

Kuzey direksiyona geçti.

— Hazır mısınız?

Tolga kapıyı kapattı.

— Git.

Araba hızla hastanenin önünden uzaklaştı.

Ankara’nın sokakları birkaç saat içinde tanınmaz hale gelmişti.

Trafik ışıkları çalışıyor ama kimse ışıklara bakmıyordu.

Bazı insanlar evlerine ulaşmaya çalışıyor, bazıları araçlarını bırakıp kaçıyordu.

Radyodan sürekli aynı haberler geliyordu.

“Vatandaşlarımızın zorunlu olmadıkça dışarı çıkmaması…”

“Bazı bölgelerde saldırgan davranış gösteren kişiler…”

“Yetkililer hastalığın kaynağını henüz açıklamadı…”

Kuzey radyoyu kapattı.

— Aynı şeyi söyleyip duruyorlar.

Nazlı camdan dışarı baktı.

— Çünkü kendileri de bilmiyor.

Tolga annesini aradı.

Bu kez telefon hemen açıldı.

— Oğlum?

— Geliyoruz anne.

— Ne kadar?

— On beş dakika.

— Dikkatli olun. Bahçeye girmeyin, kapıyı ben açacağım.

— Tamam.

Telefon kapandı.

Kuzey dikiz aynasından Tolga’ya baktı.

— Annen gerçekten bitkiler konusunda iyi mi?

Tolga hafifçe gülümsedi.

— Çocukken onunla dalga geçerdim.

— Neden?

— Her bitkinin bir karakteri olduğunu söylerdi.

Nazlı gülümsedi.

— Belki de haklıymış.

Tolga cevap vermedi.

Çünkü aklına laboratuvardaki Yutan Sarmaşık geldi.

Ve annesinin sözleri.

“Hepsi aynı anda çiçek açtı.”

Araba birkaç dakika sonra sessiz bir sokağa girdi.

Sokağın sonunda eski, iki katlı bir ev görünüyordu.

Arka tarafındaki cam sera, ay ışığında belli belirsiz parlıyordu.

Ama seranın etrafında garip bir şey vardı.

Bitkiler.

Her yerde bitkiler vardı.

Bahçenin tamamını kaplamışlardı.

Kuzey arabayı durdurdu.

— Bunlar dün yoktu, değil mi?

Tolga başını salladı.

— Hayır.

Kapı açıldı.

Yaşlı bir kadın hızla dışarı çıktı.

Tolga arabadan iner inmez ona sarıldı.

— Anne…

— İyi misin oğlum?

— İyiyim.

Kadın Tolga’nın yüzünü iki eliyle tuttu.

— Gözlerin ne halde senin?

— Uzun hikâye.

Annesi Nazlı’ya baktı.

— Sen Nazlı’sın.

Nazlı şaşırdı.

— Beni nereden biliyorsunuz?

Kadın gülümsedi.

— Oğlum senden bahsetti.

Tolga hemen araya girdi.

— Anne, şimdi sırası değil.

Kuzey gülerek başını çevirdi.

— Bence sırası.

— Kuzey!

Kadın ilk kez güldü.

— İçeri girin. Size göstereceğim bir şey var.

Hep birlikte seraya girdiler.

İçerisi beklediklerinden çok daha büyüktü.

Raflarda yüzlerce saksı vardı.

Bazılarının yanında küçük notlar duruyordu.

Tarih.

Nem.

Sıcaklık.

Çiçeklenme zamanı.

Polen miktarı.

Nazlı hayranlıkla etrafa baktı.

— Bunların hepsini siz mi kaydettiniz?

— Yıllardır.

Tolga raflardan birinin önünde durdu.

— Anne… Bunlar ne?

Kadın bir defteri aldı.

— Salgından üç hafta önce bazı bitkilerde değişiklik fark ettim.

Defteri açtı.

— Daha fazla polen üretmeye başladılar.

Tolga sayfaları çevirdi.

— Üç hafta önce mi?

— Evet.

— Başka ne oldu?

Kadın bir sayfayı gösterdi.

— Böcekler bu bitkilere normalden fazla gelmeye başladı.

Tolga ile Nazlı birbirlerine baktılar.

Arının görüntüsü ikisinin de aklına geldi.

Kadın devam etti:

— Ve bir şey daha.

Defterin arasından küçük, kurumuş bir yaprak çıkardı.

— Bu bitkiyi yıllar önce buldum.

Tolga yaprağa baktı.

Rengi koyu yeşildi.

Damarları kırmızıydı.

Nazlı’nın yüzü değişti.

— Bu…

Tolga fısıldadı:

— Yutan Sarmaşık.

Kadın başını salladı.

— Aynı değil.

— Ne demek aynı değil?

— Sizin laboratuvarınızdaki bitki bunun geliştirilmiş hali.

Tolga’nın gözleri büyüdü.

— Anne, sen bunu nereden biliyorsun?

Kadın seranın en arka köşesine yürüdü.

Orada küçük, kapalı bir cam fanus vardı.

İçinde daha önce hiç görmedikleri bir bitki duruyordu.

Bitkinin yapraklarında altın renkli damarlar vardı.

Ve fanusun içinde…

ince bir altın toz bulutu dolaşıyordu.

Nazlı nefesini tuttu.

— Polen…

Tolga fanusa yaklaştı.

Annesi omzuna dokundu.

— Ona dokunma.

Tolga durdu.

— Neden?

Kadın gözlerini bitkiden ayırmadan konuştu.

— Çünkü bu bitkiyi yıllardır gözlemliyorum.

Kısa bir sessizlik oldu.

— Ve o bitki…

kadının sesi titredi.

— İnsanlara saldırmıyor.

Tolga kaşlarını çattı.

— O zaman ne yapıyor?

Annesi ona baktı.

— İnsanları değiştiriyor.

Seranın içi sessizliğe gömüldü.

Tam o sırada dışarıdan bir ses geldi.

Camın ardından.

Tık.

Herkes döndü.

Tık.

Bir el seranın camına vurdu.

Sonra bir tane daha.

Tolga yavaşça pencereye yaklaştı.

Dışarıda üç kişi duruyordu.

Gözleri kıpkırmızıydı.

Ama içlerinden biri…

Tolga’yı görünce başını kaldırdı.

Ve fısıldadı:

— Yardım…

Tolga’nın yüzü değişti.

Çünkü o sesi tanıyordu.

Hastanede kaybolan Hasan’dı.

Bölüm sonu

2 yorum