İçeriğe geç

Zombi istilasi

Bölüm 12 · 4 dk okuma

Zombi istilasi

Bölüm 12

12. Bölüm

Büyük kayıp ve yeni bir tehlike

Hastanenin acil servis koridorunda sirenler susmuyordu.

Bir tarafta hemşireler hastaları başka servislere taşımaya çalışıyor, diğer tarafta güvenlik görevlileri kapıları kapatıyordu.

Ama artık kimse neyi engellemeye çalıştığını tam olarak bilmiyordu.

Tolga, Nazlı ve Kuzey koridorun sonunda durmuş, hastanenin çıkışına bakıyordu.

Kuzey elindeki telsizi kontrol etti.

— Dışarıdaki ekipten hâlâ haber yok.

Tolga saate baktı.

— Kaç dakika oldu?

— On yedi.

— On yedi dakika mı?

— Evet.

Nazlı kaşlarını çattı.

— Bu kadar sürede en azından birinin cevap vermesi gerekirdi.

Kuzey başını salladı.

— Ben de onu söylüyorum.

Tam o sırada telsizden cızırtılı bir ses geldi.

Üçü birden sustu.

— …merkez… duyuyor musunuz?

Kuzey hemen telsize uzandı.

— Duyuyorum. Konuş.

Bir süre yalnızca parazit duyuldu.

Sonra boğuk bir erkek sesi geldi.

— Acil çıkış… kapatılmış…

— Kim kapattı?

Cevap gelmedi.

Kuzey yeniden sordu.

— Kim kapattı?

Bu kez ses daha yakındı.

— Onlar…

Tolga’nın kaşları çatıldı.

— Kim onlar?

Telsizin diğer ucundaki adam nefes nefese konuştu.

— İnsan değiller artık…

Bir çığlık duyuldu.

Ardından telsiz sustu.

Kuzey birkaç saniye cihazı elinde tuttu.

— Bitti.

Nazlı yutkundu.

— Dışarıdaki insanlar da dönüşmeye başladı.

Tolga başını kaldırdı.

— Hayır.

Nazlı ona baktı.

— Tolga…

— Eğer dışarıda dönüşüm başladıysa hastanenin çevresinde de enfekte insanlar vardır. Arabaya ulaşmamız sandığımızdan zor olacak.

Kuzey silahını kontrol etti.

— Peki ne yapacağız?

Tolga koridorun sonundaki pencereden dışarı baktı.

Ankara’nın ışıkları hâlâ yanıyordu.

Ama şehir artık normal görünmüyordu.

Uzakta araçlar birbirine girmişti.

Bir ambulans yolun ortasında durmuş, kapısı açık kalmıştı.

Bir grup insan cadde boyunca koşuyordu.

Ardından başka bir grup onları kovalıyordu.

Tolga’nın telefonu çaldı.

Annesiydi.

Hemen açtı.

— Anne?

— Oğlum, neredesin?

— Hastanedeyiz. Birazdan çıkacağız.

— Çabuk gelin.

Tolga’nın yüzü değişti.

— Neden?

Annesi cevap vermeden önce kısa bir sessizlik oldu.

— Seradaki bitkiler…

— Ne olmuş?

— Hepsi aynı anda çiçek açtı.

Nazlı Tolga’ya baktı.

Tolga’nın yüzündeki kan çekildi.

— Hepsi mi?

— Hepsi.

— Anne, seraya girme.

— Girmedim.

— Kapıları kilitle.

— Zaten kilitledim.

Tolga rahatlayacak gibi oldu.

Sonra annesinin sesi yeniden geldi.

— Ama bir sorun var.

— Ne?

— Seranın dışında da bir bitki var.

— Nasıl yani?

— Daha önce hiç görmediğim bir bitki.

Tolga sustu.

— Nerede?

— Bahçenin arka tarafında. Dün yoktu.

Nazlı hemen Tolga’nın koluna dokundu.

— Ne diyor?

Tolga telefonu hoparlöre aldı.

— Anne, o bitkiye yaklaşma.

— Yaklaşmadım.

— Fotoğrafını çekebilir misin?

— Çektim.

Telefonuna birkaç saniye sonra bir fotoğraf geldi.

Tolga ekrana baktı.

Nazlı yanına eğildi.

Kuzey de onların arkasından baktı.

Üçü de sustu.

Bitki, bahçenin toprağından neredeyse bir insan boyunda yükselmişti.

Gövdesi koyu mor renkteydi.

Yapraklarının damarları ise…

Altın rengindeydi.

Nazlı’nın sesi kısıldı.

— Bu normal değil.

Tolga fotoğrafı büyüttü.

Yaprakların arasında küçük, şeffaf kesecikler vardı.

— Bunlar ne?

Kuzey yaklaştı.

— Polen keseleri olabilir.

Tolga başını salladı.

— Hayır.

Nazlı ona baktı.

— Nereden biliyorsun?

Tolga’nın gözleri fotoğraftan ayrılmadı.

— Çünkü laboratuvardaki Yutan Sarmaşık’ta bunlar yoktu.

Annesinin sesi telefondan geldi.

— Oğlum…

— Efendim?

— Bu bitki dün yoktu.

Tolga cevap vermedi.

Annesi devam etti.

— Ama bugün sabah uyandığımda bahçenin her tarafında küçük filizler vardı.

Nazlı’nın yüzü gerildi.

— Tolga…

— Duydum.

— Eğer bunlar aynı kaynaktan geldiyse…

Tolga cümleyi tamamladı.

— Salgın artık sadece insanlardan yayılmıyor olabilir.

Tam o anda hastanenin ışıkları söndü.

Koridor karanlığa gömüldü.

Çığlıklar yükseldi.

Kuzey telefonunun fenerini açtı.

— Jeneratör devreye girmedi.

Tolga bağırdı:

— Herkes yerinde kalsın!

Bir kapı sesi duyuldu.

Tak.

Üçü birden o tarafa döndü.

Tak.

Bir kez daha.

Nazlı fısıldadı:

— O kapının arkasında ne var?

Kuzey telsizi kaldırdı.

— Çocuk servisi.

Tolga’nın kalbi hızlandı.

— Hayır…

Kapının arkasından küçük bir çocuğun ağlama sesi geldi.

— Anne…

Nazlı’nın yüzü bembeyaz oldu.

— İçeride çocuklar var.

Kapıya doğru ilerledi.

Tolga kolundan tuttu.

— Bekle.

— Tolga, çocuklar içeride!

— Biliyorum.

— O zaman bırak beni!

— İçeride ne olduğunu bilmiyoruz!

Kapının arkasından yeniden ses geldi.

Bu kez çocuk ağlamıyordu.

Sessizlik vardı.

Tolga yavaşça kapıya yaklaştı.

Kulağını kapıya dayadı.

Hiçbir şey duymadı.

Sonra…

Kapının diğer tarafından çok hafif bir tırnak sesi geldi.

Çizik.

Çizik.

Çizik.

Nazlı’nın nefesi kesildi.

Kuzey silahını kaldırdı.

— Tolga…

Tolga elini kapı koluna koydu.

— Geri çekilin.

— Ya içeride çocuklar varsa?

Tolga gözlerini kapattı.

— O yüzden açacağım.

Kapı yavaşça açıldı.

Karanlık koridorun içinden soğuk bir hava geldi.

Tolga fenerini içeri tuttu.

İlk gördüğü şey yerdeki oyuncak ayıydı.

Sonra duvarın dibinde oturan küçük bir kız gördü.

Kız başını kaldırdı.

Gözleri kırmızıydı.

Ama ağlamıyordu.

Tolga diz çöktü.

— Korkma. Sana yardım edeceğiz.

Kız ona baktı.

Dudakları titredi.

— Doktor amca…

Tolga’nın gözleri doldu.

— Buradayım.

Kız elini kaldırdı.

— Annem…

Tolga yaklaştı.

— Annen nerede?

Kız koridorun karanlığına baktı.

Sonra çok sessiz bir şekilde fısıldadı:

— Annem artık beni tanımıyor.

Tolga’nın yüzü dondu.

Karanlığın içinden bir ses geldi.

Derin bir nefes.

Ardından bir başka ses.

Hırıltı.

Nazlı geri çekildi.

Kuzey fenerini karanlığa çevirdi.

Bir çift kırmızı göz parladı.

Sonra ikinci bir çift.

Üçüncü…

Tolga çocuğu kucağına aldı.

— Koşun!

Koridor bir anda hareketlendi.

Karanlığın içinden onlarca kişi üzerlerine doğru koşmaya başladı.

Ve o anda Tolga’nın telefonu yeniden çaldı.

Annesi.

Tolga telefonu açamadı.

Çünkü artık hastaneden çıkmaları gerekmiyordu.

Önce hastanenin içinden sağ çıkmaları gerekiyordu.

Devam edecek…

Bölüm sonu

2 yorum