İçeriğe geç

Zombi istilasi

Bölüm 11 · 4 dk okuma

Zombi istilasi

Bölüm 11

11. Bölüm

Kilit kişi

Hastanenin koridorlarında siren sesleri birbirine karışırken Tolga’nın aklında tek bir şey vardı.

Annesi.

Telefonunu yeniden eline aldı.

Aradı.

Bir kez…

İki kez…

Üçüncü çalışta telefon açıldı.

— Oğlum?

Tolga’nın omuzları bir anda gevşedi.

Annesinin sesini duymak, bütün o karmaşanın içinde birkaç saniyeliğine de olsa ona nefes aldırmıştı.

— Anne, iyi misin?

— İyiyim. Evdeyim. Sen neredesin?

Tolga gözlerini kapattı.

— Hastanedeyim. Ama burası artık güvenli değil.

Annesinin sesi değişti.

— Ne oldu?

— Sana telefonda anlatamam.

— Tolga, ben senin annenim. Bana ne olduğunu anlatmadan telefonu kapatamazsın.

Tolga kısa bir süre sustu.

Nazlı, birkaç adım ötede onu izliyordu.

— İnsanlar hastalanıyor anne. Ama normal bir hastalık değil.

— Nasıl yani?

— Önce öksürüyorlar. Gözleri kızarıyor. Sonra…

Tolga cümlesini tamamlayamadı.

Nazlı yaklaşıp alçak sesle konuştu.

— Annenize dikkatli olmasını söyleyin.

Telefonun diğer ucundan annesinin sesi geldi.

— Yanındaki kız kim?

Tolga şaşırdı.

— Ne?

— Sesini duydum. Yanında biri var.

Nazlı istemsizce gülümsedi.

— Anneniz iyi duyuyor.

Tolga telefonu biraz uzaklaştırdı.

— Nazlı.

Sonra tekrar annesine döndü.

— Yanımda ekipten biri var. Dr. Nazlı.

— Ekip mi?

— Evet.

Annesi birkaç saniye sustu.

Ardından beklenmedik bir soru sordu.

— Oğlum, senin laboratuvarında yetiştirdiğin o bitki…

Tolga’nın yüzündeki ifade bir anda değişti.

— Hangi bitki?

— Fotoğrafını bana aylar önce göndermiştin ya. Koyu yeşil yaprakları, kırmızı damarları olan…

Tolga’nın kalbi hızlandı.

— Yutan Sarmaşık mı?

— Adını bilmiyorum. Sen söylemiştin.

Nazlı, Tolga’nın yüzündeki değişimi fark etti.

— Ne oldu?

Tolga eliyle telefonu kapatır gibi yaptı ama annesinin sesi yeniden duyuldu.

— O bitkinin poleninden bahsediyorsun, değil mi?

Tolga dondu.

— Anne… Sen bunu nereden biliyorsun?

— Çünkü ben o bitkilerle yıllardır uğraşıyorum.

Nazlı’nın gözleri büyüdü.

Tolga hiçbir şey söylemeden dinledi.

Annesi devam etti:

— Sen küçükken bahçedeki bitkilerle saatlerce uğraşırdım. Hatırlamıyor musun? Bazı bitkilerin sadece güneşe değil, havadaki değişikliklere de tepki verdiğini söylerdim.

— Hatırlıyorum.

— Geçen yıl seramdaki bazı bitkilerde garip bir şey fark ettim. Aynı türden iki bitkiden biri polen bırakırken diğeri bırakmıyordu. Sonra fark ettim ki odadaki hava hareket ettiğinde davranışları değişiyordu.

Tolga’nın nefesi kesildi.

— Anne, neden bunu bana daha önce söylemedin?

— Söyledim.

— Ne zaman?

— Sen bana “Anne, bitkiler üzerine teoriler kurmayı bırak” dediğinde.

Nazlı kahkahayı zor tuttu.

Tolga gözlerini kapattı.

— Tamam. Bunu sonra konuşuruz.

— Hayır, şimdi konuşacağız. Çünkü evimde hâlâ o bitkilerden var.

Tolga’nın yüzü bembeyaz oldu.

— Ne dedin?

— Bazılarını yıllar önce toplamıştım. Benzer özellikleri olan türler.

Nazlı hemen yanlarına geldi.

— Hoparlöre alın.

Tolga telefonu hoparlöre verdi.

Annesinin sesi laboratuvarın koridorunda yankılandı.

— Eğer bu hastalığın kaynağı gerçekten bitkilerse, benim serada sizin bilmediğiniz şeyler olabilir.

Nazlı Tolga’ya baktı.

— Onu buraya getirmemiz gerekiyor.

Tolga başını salladı.

— Anne, evden çıkma. Biz gelip seni alacağız.

— Hayır.

Tolga şaşırdı.

— Anne?

— Siz beni almaya gelmeyeceksiniz.

— Neden?

— Çünkü ben size geleceğim.

Tolga istemsizce güldü.

— Anne, Ankara’nın yarısı karışmış durumda. Sen buraya nasıl geleceksin?

— Oğlum, sen beni hâlâ evinde çiçek sulayan yaşlı kadın sanıyorsun.

Nazlı bu kez gerçekten güldü.

Tolga ise şaşkınlıkla telefona bakıyordu.

Annesi devam etti:

— Seramda yıllardır tuttuğum notlar var. Hangi bitkinin ne zaman polen verdiği, hangi ortamda nasıl tepki verdiği, hangi böceklerin onlara yaklaştığı… Hepsi kayıtlı.

Tolga’nın yüzündeki şaşkınlık yerini ciddiyete bıraktı.

— Hepsi mi?

— Hepsi.

— Anne…

— Eğer bu hastalığın kaynağı gerçekten senin laboratuvarındaki bitkiyse, belki de çözümünü bulmak için ihtiyacınız olan şey benim seramdadır.

Tolga birkaç saniye konuşamadı.

Sonunda yalnızca şunu söyleyebildi:

— Seni almaya geleceğim.

Annesinin sesi yumuşadı.

— Gel oğlum.

Telefon kapandı.

Koridorda birkaç saniye sessizlik oldu.

Kuzey uzaktan onlara doğru gelirken:

— Ne oldu? Annen iyi mi?

Tolga ona baktı.

— İyi.

— O zaman neden öyle bakıyorsun?

Tolga derin bir nefes aldı.

— Annem ekibe katılıyor.

Kuzey kaşlarını kaldırdı.

— Nasıl yani?

Nazlı gülümsedi.

— Bitkiler konusunda Tolga’dan daha bilgiliymiş.

Kuzey birkaç saniye Tolga’ya baktı.

Sonra başını salladı.

— Abi… Ailede herkes senden daha işe yarar çıktı galiba.

Tolga ilk kez o gün gerçekten güldü.

Ama gülümsemesi uzun sürmedi.

Çünkü hastanenin diğer ucundan yeniden çığlık sesleri yükseldi.

Üçü aynı anda o tarafa döndü.

Kuzey’in yüzündeki gülümseme silindi.

— Sanırım annene ulaşmadan önce şu insanları buradan çıkarmamız gerekecek.

Tolga başını salladı.

— Önce hastaneyi kurtaracağız.

Nazlı gözlerini Tolga’ya çevirdi.

— Sonra annenin serasına gideceğiz.

Tolga birkaç saniye düşündü.

Artık yalnızca hastalığın kaynağını aramıyordu.

Belki de ilk kez…

bir çözümün izini sürmeye başlamıştı.

Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı.

Tolga’nın annesinin serasında bulunan bazı bitkiler, salgın başlamadan birkaç gün önce normalden çok daha fazla polen üretmeye başlamıştı.

Ve o bitkilerden biri…

Henüz kimsenin fark etmediği şekilde…

seranın kapısına doğru uzanıyordu.

Bölüm sonu

2 yorum