İçeriğe geç

Zeynebim Zeynebim

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Zeynebim Zeynebim

Bölüm 6

6

Narin Hanım o gece kimseye belli etmeden derin bir nefes aldı. Günün ağırlığı omuzlarına çökmüştü ama Zeynep’in başını koyacağı yeri hazırlamadan içi rahat etmeyecekti.

“Gel kızım…” dedi yumuşakça.

Üst kata çıktılar.

Ahşap merdivenler gece sessizliğinde daha belirgin sesler çıkarıyordu. Her basamakta ince bir gıcırtı, sanki evin geçmişten gelen hatıralarıydı. Zeynep yavaş adımlarla çıkıyordu. Başı hafif öne eğik… Gözleri dolu ama ağlamıyordu artık. Sanki gözyaşları bile yorulmuştu.

Üst kat daha sakindi.

Uzun koridorun iki yanında odalar vardı. Bir oda Murat’ın… kapısı kapalı, ağır… Diğeri misafir odası… Bir de küçük bir oda daha, fazla kullanılmayan, eski sandıkların olduğu.

Narin Hanım misafir odasının kapısını açtı.

İçerisi tertemizdi. Beyaz çarşaflı bir yatak, pencere kenarında küçük bir sehpa, duvarda eski işlemeli bir örtü… Oda sade ama huzurluydu.

Yatağı kendi elleriyle serdi. Yorganı kabarttı, yastığı düzeltti.

“Al kızım…” dedi,

“Burada yatacaksın.”

Zeynep sadece başını salladı.

Ağzını bıçak açmıyordu.

Sanki konuşursa içindeki her şey dökülecekmiş gibi…

Narin Hanım onun yüzüne baktı. İçinden bir şey koptu yine.

“Güzel kızım…” dedi, sesini iyice yumuşatarak,

“İyi geceler. Bu gece hiçbir şeyi düşünmeden güzelce uyu…”

Bir an durdu.

“Yarın ola… hayır ola.”

Zeynep gözlerini kaldırdı. Hafifçe başını salladı.

“İyi geceler…” diyebildi sadece.

Narin Hanım kapıyı kapatıp çıktı.

Aşağı indiğinde, alt katta sobanın yanında Mustafa Bey ile Murat oturmuşlardı. Çaydanlıktan ince ince buhar çıkıyor, bardakların içindeki çay koyu bir renk almıştı.

Sohbet… yeni başlamıştı ama ağırdı.

Mustafa Bey elini Murat’ın sırtına koydu. O babacan dokunuş…

“Oğlum…” dedi sakince,

“Sen haklısın.”

Murat başını kaldırmadı.

“Annen düşünmeden… sana sormadan hareket etti.”

Bir yudum çay aldı.

“Ama şimdi de bakalım… bu işin haline çaresine nasıl bakacağız.”

Murat derin bir nefes aldı.

Mustafa Bey devam etti:

“Sen okumuş adamsın… aklı başında… söyle bana… bu kızcağızı nereye yerleştireceğiz?”

Sözleri ağır ağır dökülüyordu.

“Evinde tek başına kalamaz…”

“Burada desen… benim başımın üstünde yeri var…”

Ama yüzü gerildi.

“Lakin…” dedi,

“İki gün içinde köylünün ağzı durmaz.”

Sobanın çıtırtısı yükseldi.

“Kıza hayatı zehir ederler oğlum…”

“Biz birinin önüne geçsek… diğerinin geçemeyiz…”

Bu sözler odanın içinde ağır bir sis gibi yayıldı.

Murat başını kaldırdı.

Gözleri düşünceliydi… ama içinde başka bir şey de vardı.

İçinde bir ateş…

“Ben…” diye geçirdi içinden,

“Ben ‘evleniyoruz’ desem…”

Kaşları çatıldı.

“Bu kız daha kaç yaşında…”

“Aramızda dokuz yaş var…”

İçinden kendine kızdı.

“Zorunda olduğu için benimle evlensin istemem ben…”

Çenesini sıktı.

Sessiz kaldı bir süre.

Sonra başını kaldırdı.

“Bulacağız bir yolunu baba…” dedi, sesi daha sakindi ama kararlıydı.

“Ben yolunu bulana kadar da burada kalacak.”

O an karar vermiş gibiydi.

—

O gece…

Zeynep gerçekten de yatağa uzandığında önce annesini düşündü.

Annesinin sesini…

Babasıyla geçirdiği akşamları…

Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.

Ama sonra…

Uyku geldi.

Günlerdir uykusuz kalan bedeni daha fazla direnemedi.

Derin… huzurlu… korkusuz bir uykuya daldı.

—

Günler geçti.

Bir… iki… üç…

Dördüncü gün…

Zeynep birkaç kez “gideyim” dedi.

Ama Narin Hanım her defasında aynı kararlılıkla karşısına dikildi.

“Yok kızım.”

“Bir yere gitmek yok.”

Bir gün Murat’ın sesi de geldi kulağına.

Sert ama koruyucu:

“Hiçbir yere gidemezsin.”

“Senin rahatın için bir yolunu bulacağım.”

“O zamana kadar bu çatı altında olacaksın.”

Zeynep bir şey diyemedi.

Kabullendi.

—

Zamanla…

Evin içini öğrenmeye başladı.

Hangi eşya nerede…

Hangi kap kimin…

Hangi dolapta ne var…

Mutfakta Narin Hanım’ın eli kolu oldu.

Sabah erkenden kalkıyor, sofrayı hazırlıyor, evi topluyor, çayı demliyordu.

Mustafa Bey onu kendi kızı gibi sevdi.

“Sağ ol kızım…” demeyi hiç eksik etmedi.

—

Murat ise…

Akşamdan akşama geliyordu.

Ama bir şey fark etmişti.

Ev değişmişti.

Evin kokusu değişmişti.

Eskiden odun, yemek, toprak kokan ev…

Şimdi…

İnce, çiçeksi bir kokuyla doluydu.

Zeynep’in kokusuydu bu.

Ve Murat bunu fark ediyordu.

Her akşam sofraya oturuyor… yemeğini sessizce yiyor… sonra odasına çıkıyordu.

Ama…

Bir akşam…

Kısa bir an oldu.

Zeynep ekmeğe uzandı.

Aynı anda Murat da başka bir şeye uzandı.

Eller çarpıştı.

Bir anlık temas…

Zeynep’in eli… beyaz, ince, naif…

Murat’ın eliyle değdi.

Ve yine…

Aynı şey oldu.

Sanki elektrik çarpmış gibi elini geri çekti.

Kalbi hızlandı.

Zeynep hemen geri çekildi.

Murat başını eğdi.

Ama zihninde o an kaldı.

O eller…

O beyaz, ince parmaklar…

Bir an için hayal etti…

Kendi avuçlarının içinde…

Sonra aniden kendine kızdı.

İçinden küfür etti.

“Ne düşünüyorsun sen…” diye.

—

Mustafa Bey o sırada konuşuyordu.

“Hayvanlar nasıl oğlum?”

“Köyde bir sıkıntı var mı?”

Murat cevap veriyordu ama aklı başka yerdeydi.

Zeynep ise…

Sessizce sofrayı topluyordu.

Tabakları alıyor… çayı getiriyor…

Hiç konuşmadan…

Ama her hareketi düzenli, zarifti.

“Sağ ol kızım…” dedi Mustafa Bey.

Zeynep çayı Murat’a uzattı.

O an…

Saçlarından yayılan o koku…

Murat’ın içine doldu.

Derin… hafif… çiçeksi…

Sanki bahar rüzgârı gibi…

Bir an nefesi değişti.

Başını kaldırdı.

Zeynep’in saçlarının arasından gelen o koku…

Kalbine kadar indi.

—

O gece…

Zeynep hiçbir şeyden habersizdi.

Kapı aralığında biri vardı.

Murat…

Sessizce durmuş, onları dinliyordu.

İçeride Zeynep ve Narin Hanım sohbet ediyordu.

Zeynep…

O hep suskun kız…

Şimdi biraz daha neşeliydi.

Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.

Saçındaki yazmayı çıkarmıştı. Üzerinde sade bir gecelik… Saçlarını tarıyordu.

Sarı saçlar omuzlarına dökülüyordu.

Murat kapıdan bakarken…

Gözlerini alamadı.

Narin Hanım konuştu:

“Kızım… yarın misafirlerimiz var. Ne hazırlasak?”

Zeynep hemen cevap verdi:

“Sen meraklanma Narin teyzem… ben hazır ederim. Sabah erkenden kalkar birkaç çeşit yaparım…”

“Olmaz öyle kızım,” dedi Narin Hanım,

“yorulursun. Beraber yaparız.”

Zeynep hafifçe gülümsedi.

Narin hanım “Ben ondan mı diyorum sana… beraber düşünelim diye diyorum…” dedi

Sonra bir an durdu.

“Narin teyzem…” dedi,

“Bana zahmet olmaz… ben severek yapıyorum bu evde her şeyi…”

Sesi yumuşadı.

“Sen bana kapını açtın… zorda kaldım…”

Gözleri doldu.

“Oğlunla aran bozulacaktı az kalsın benim yüzümden …”

Başını eğdi.

“Hakkını nasıl öderim ben senin…” dedi.

“Ömür boyu hizmetini etsem… şu bir haftada uyuduğum rahat uykunun hakkını ödeyemem…”

Sesi iyice kısıldı.

“Zaten… böyle nereye kadar gider bilmiyorum…”

Bir an durdu.

“Murat ağam öyle dedi diye gitmedim evime…”

Kapının arkasında duran Murat…

Donakaldı adını duyunca dudaklarından bir dua gibi dökülen .

Bir daha desin istedi Murat diye …

İçinde bir şey parçalandı.

Kendine kızdı.

Bu hale düşmesini istemezdi.

Böyle bir şekilde gelmesini…

Böyle tanışmayı…

İstemezdi.

Az önce gülen yüz… şimdi hüzünle dolmuştu.

Bu dünya güzeli kızı böyle görmek…

İçine dokundu.

Ve o an…

Bir şeyi fark etti.

Onun gitmesini istemiyordu.

Onu tanımak istiyordu.

Onunla konuşmak…

Hatta…

O kokuyu daha yakından duymak…

Ama…

Kendine bile itiraf edemedi.

Başını duvara yasladı.

“Yarın…” diye geçirdi içinden,

“Yarın bir yolunu bulacağım…”

Ama o yarın…

Henüz gelmemişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.