İçeriğe geç

Zeynebim Zeynebim

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Zeynebim Zeynebim

Bölüm 7

7

Sabah henüz tam aydınlanmamıştı…

Konağın kalın taş duvarlarına vuran ilk ışıklar, pencerelerin kenarından süzülüp içeriye usulca dolarken evin içinde derin bir sessizlik vardı. O sessizliği bozan tek şey, mutfaktan gelen hafif tıkırtılardı.

Zeynep çoktan uyanmıştı.

Üzerine ince bir hırka almış, saçlarını başının arkasında gevşekçe toplamıştı. Yazması omuzlarına düşmüş, farkında bile değildi. Günlerdir süren yorgunluğuna rağmen sabahın ilk saatlerinde uyanmak artık onun için bir alışkanlık olmuştu. Sanki uyku bile ona fazla geliyordu… ya da huzur bulduğu tek yer bu mutfaktı.

Ocağın altını yaktı. Alevin çıtırtısı, kalbinin ritmiyle uyumlu gibiydi.

Hamuru yoğurmaya başladı.

Parmakları hamurun içinde kayarken, içinden geçenleri susturuyordu aslında. Her bastırışta bir düşünceyi gömüyor, her katlayışta kendini toparlıyordu. Gözleri yerdeydi… ama zihni çok uzaklarda.

O sırada kapı hafifçe aralandı.

Narin Hanım kapının eşiğinde durdu.

Bir süre hiç ses çıkarmadan Zeynep’i izledi.

Genç kızın o mahcup hali… sessizliği… yaptığı her işe kattığı özen… Sanki bu evin yükünü değil, gönlünü taşıyordu.

İçinden derin bir nefes aldı.

“Ben de yardım edeyim kızım,” dedi yumuşakça.

Zeynep irkildi hafifçe. Hemen toparlandı.

“Olur mu Narin teyzem… siz oturun ben yaparım,” dedi ama sesi yine o bildik çekingenliği taşıyordu.

Narin Hanım yaklaşırken hafifçe başını salladı.

“Beraber yapalım,” dedi.

Ve gerçekten de beraber yaptılar.

Biri hamuru açtı, biri içini hazırladı… biri ocağın başında, biri sofranın etrafında… Ama aralarında kelimelere dökülmeyen bir bağ vardı artık.

Narin Hanım’ın gözleri ise sık sık kapıya kayıyordu.

Çünkü o artık farkındaydı.

Günlerdir sessizce izliyordu oğlunu…

Murat artık eskisi gibi değildi.

Sabah işe giderken ayakkabısını giyip çıkacakken bir an durup mutfağa bakışı…

Zeynep’i görmeden çıkmaması…

Akşam eve geldiğinde ilk işi gözleriyle onu araması…

Sofrada başını eğmiş gibi yapıp aslında onu izleyişi…

Bir anneydi o…

Hem de çok şey görmüş, çok şey yaşamış bir anne…

O bakışların ne anlama geldiğini bilmeyecek değildi.

İçinden bir sıcaklık yayıldı.

“Artık bırakmaz…” diye geçirdi içinden.

“Bu kız bu evden gitmez… gelin olur.”

Ama belli etmedi.

Sustu. Bekledi.

Onlar fark etsin istedi…

Birbirlerine alışsınlar, gönülleri kendiliğinden birleşsin istedi.

Öğlene doğru ev tamamen hazırdı.

Mis gibi kokular konağın her köşesine yayılmıştı. Tepsiler dolmuş, sofralar hazırlanmış, her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Zeynep bir an bile durmamıştı. Ama yüzünde en ufak bir şikayet yoktu.

Kapı çaldığında herkes yerindeydi.

İçeriye köyden kadınlar doluştu.

Güldane Hanım,

Fatma Hanım,

Sultan Hanım…

Ve onların yanında gözleri sürekli bir şey arayan, bakışları keskin bir genç kız:

Merve.

Merve içeri girer girmez gözleri Zeynep’i buldu.

O an yüzünde beliren ifade… kıskançlıkla karışık bir rahatsızlıktı.

Sohbet başladı.

Çaylar dağıtıldı. Fincanlar tıngırdadı. Kahkahalar yükseldi. Ama Zeynep yine her zamanki gibiydi. Sessiz… arka planda… görünmeden var olan biri gibi…

Ta ki o cümleye kadar…

Merve birden öne eğildi, dudaklarını bükerek konuştu:

“Eeeee Zeynep daha ne kadar misafiri olacaksın narin teyzoşumun gel birazda bizde kal aaaa bak abimde var alırız seni onu demi kız anne”

O an zaman durdu sanki.

Zeynep’in eli titredi. Çay tepsisini tutan parmakları gevşedi. Yüzü kızardı. Kalbi sıkıştı.

Kızdı… gerildi… utandı… ama tek kelime edemedi.

Gözlerini yere indirdi.

Fatma Hanım hemen sertçe konuştu:

“Kızım dediğin laf mı şimdi! İsteyeni mi yok Zeyneb’in! 7 köy aşağıdan dünürcüleri gelirdi bir gün olmazsa bir gün kapılarını çalarlardı rahmetli annesi daha küçük deyip kıyamazdı Zeyneb’e bile söylemeden gönderirdi dünürcüleri gerisin geri!”

Zeynep içinden bir şeylerin sızladığını hissetti.

Biliyordu…

Ama çoğunu da bilmiyordu.

Ve açıkçası umurunda da değildi.

Kim gelmiş, kim istemiş… o istemiyordu.

O sırada Güldane Hanım söze girdi:

“narin Merve doğru der aslında biz konuştukta tanerin de gönlü var görmüş bir kaç kez kapıda bahçede sizde he derseniz Zeynep kızımda he derse köylü konuşur durur bir adını koymak lazım kızınız olarak gördünüz açtınız kapınızı bizde gelip sizden isteyelim ne dersiniz”

O an odanın havası ağırlaştı.

Bir yandan çaylar içiliyordu…

Ama bir yandan da Zeynep’in hayatı konuşuluyordu.

Sanki o orada yokmuş gibi…

Narin Hanım bir anda gerildi.

“Olmaz!” dedi birden, sesi sert çıktı.

Sonra hemen toparladı kendini.

İçinden geçen cümleyi zor tuttu:

“Benim oğlumun gönlü düştü Zeyneb’ime…”

Yutkundu.

“Bunu biz sonra konuşalım sana haber ederim ben Güldane şimdi yeri zamanı değildir,” dedi.

Ama Merve durmadı:

“hem Murat taner abimi iyi tanır okul arkadaşıymışlar oldu bence bu iş anne”

Narin Hanım bu kez açıkça hoşnutsuz baktı.

Bir Merve’ye… bir Zeynep’e…

Aradaki fark o kadar derindi ki…

Zeynep ağırdı… oturaklıydı… sanki yaşadıkları onu büyütmüştü.

Merve ise yerini bilmeyen, ölçüsüz bir telaş gibiydi.

Narin Hanım içinden şükretti.

“İyiki bu meleği gönderdin evimize…” dedi sessizce.

Misafirler kalktıktan sonra ev yine sessizliğe gömüldü.

Zeynep bütün evi toparladı. Yorulmuştu… hem bedenen hem ruhen.

Tam o sırada Narin Hanım yanına geldi.

Ellerini tuttu. Avuçlarının içine aldı.

“Sakın ola unutma kızım…” dedi yavaşça.

“İstemediğin hiç bir şey olmayacak sen bizim başımızın tacısın o densizlerin konuşmalarına aldırış etme bir daha giremezler kapıdan içeriye”

Zeynep o an gözlerini kaldırdı.

Dolu dolu…

Ama yine konuşamadı.

Kapı açıldı.

Murat ve Mustafa Bey içeri girdi.

Sofra hazırlandı. Zeynep her şeyi yerli yerine koydu. Yemese bile oturdu. Çünkü artık bu sofraya oturmak bir kural olmuştu.

Narin Hanım göz ucuyla oğlunu süzdü.

Ve konuyu açtı:

“Şu taner yokmu bey?

Bizim oğlanla aynı okumuştu hatta tanırsın güldaneyle nazif beyin oğlu bizim kızımızı istemeye geleceklermiş oğlanın gönlü düşmüş bizim kıza”

Murat bir anda sert bir öksürüğe tutuldu.

Zeynep ne olduğunu anlamadı. Az önce kapanan konu neden yeniden açılmıştı?

Telaşla kalktı. Su doldurdu. Elleri titriyordu.

Bardağı uzattı.

Murat o an onun ellerini tuttu.

Avuçlarının arasına aldı.

Zaman durdu.

Göz göze geldiler.

Zeynep’in kalbi hızlandı…

Murat’ın içi yandı…

Bir bardak su…

İki çift el…

Ve suskunluk…

Birkaç saniye…

Sonra Murat bardağı aldı ve tek seferde içti.

Ve tok bir sesle konuştu:

“Sen ne dersin anne”

Narin Hanım hiç durmadı:

“Ne dermişim oğlum bugün misafir gelmedi mi kızım sen söyle”

Zeynep başını salladı şaşkınca.

“Seni istemediler mi oğlanın gönlü düşmüş görmüş bir kaç kez demedimi annesi gelip isteyeceklermiş oğlum bunu derim işte”

Murat’ın bakışları Zeynep’e döndü.

Sertti.

“Ne ara görmüş… ne ara düşmüş… nerde görmüş…” diye sıraladı.

Zeynep başını kaldıramadı.

Ama Murat içinden biliyordu…

“Bu kız tertemiz… bana bile bakmadı…”

Haftalardır aynı evdeydiler…

Bir kez olsun gözlerini kaldırıp uzun uzun bakmamıştı.

Ama yine de…

İçinde bir kıskançlık ateşi büyüdü.

Bir anda kalktı.

Sandalye sertçe geri kaydı.

Narin Hanım peşinden koştu.

Kapıda yakaladı:

“Nereye oğlum?”

“Şu işin aslını astarını öğreneceğim anne! Taner itini bulacağım!”

“Neden it oluverdi çocuk…” dedi Narin Hanım.

“Yakışıklı, işinde gücünde… git bir konuş bakalım, ona göre gün belirleyelim…”

Murat’ın gözleri karardı.

“Anne ne diyorsun sen!” diye yükseldi sesi.

“İsteme falan yok! Yan gözle bakanın gözünü oyarım!”

Ve kapıyı öyle bir çarptı ki…

Konağın duvarları bile sarsıldı.

Geride kalan sessizlikte ise artık herkes şunu biliyordu:

Bu sadece bir öfke değildi…

Bu… adı konmamış bir sahiplenişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.