İçeriğe geç

Zeynebim Zeynebim

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Zeynebim Zeynebim

Bölüm 4

4

Kapının tokmağı ağır ağır vurulduğunda, evin içindeki hava bir anda değişti.

Narin Hanım’ın kalbi bir an duracak gibi oldu… sonra hızla çarpmaya başladı. Elleri istemsizce birbirine kenetlendi. Gözleri kapıya kaydı.

“Geldi…” diye geçirdi içinden.

Mustafa Bey sakin adımlarla kapıya yöneldi. Kapıyı açtı.

Murat…

Eşiğin önünde dimdik duruyordu. Üzerinde gün boyu çalışmanın yorgunluğu vardı ama duruşu yine de güçlüydü. Gözleri canlı, yüzünde o kendine has kendinden emin ifade…

“Selamün aleyküm baba.”

“Aleyküm selam oğlum, hoş geldin.”

Murat içeri adım attı. Üzerindeki tozu silkeledi, ayakkabılarını çıkardı. Daha içeri girer girmez burnuna gelen koku yüzünü değiştirdi.

Gülümsedi.

“Ooo…” dedi neşeyle,

“Narin Sultan… En sevdiğim böreğin kokusunu mu alıyorum yoksa bana mı öyle geliyor?”

Sözünü tamamlamadan mutfağa doğru yürüdü. Adımları rahattı, sesi evin duvarlarında yankılandı.

Ama…

Bir adım sonra durdu.

Gözleri sedire takıldı.

Zeynep…

İncecik bedenini örtünün altına sarmış, başı hafif yana düşmüş, derin bir uykudaydı. Yüzündeki o huzur, sanki bu dünyadan değilmiş gibiydi. Saçlarının ince telleri yanağına düşmüş, nefesi düzenliydi.

Murat’ın bakışı orada kaldı.

Kaşları hafifçe çatıldı.

Bu kimdi?

Bu evde… bu şekilde…?

Gözleri yavaşça annesine döndü. Bakışında şaşkınlık, anlamaya çalışma ve hafif bir huzursuzluk vardı.

Narin Hanım o bakışı görür görmez içinden bir şey koptu sanki.

Hiç beklemeden Murat’ın koluna hafifçe dokundu.

“Oğlum…” dedi alçak sesle,

“Gel sen benimle.”

Onu mutfaktan çıkardı. Sessiz ama aceleci adımlarla odaya yönlendirdi.

Mustafa Bey de arkalarından geldi. Kapı kapandı.

Odanın içindeki hava ağırlaştı.

Narin Hanım derin bir nefes aldı.

“Oğul…” dedi yumuşak ama titrek bir sesle,

“Hoş geldin.”

Murat hâlâ anlamaya çalışıyordu.

“Babanla konuştuk…” diye devam etti Narin Hanım.

“Bu kızcağız… geçenlerde trafik kazası geçirip vefat eden ailenin kızı.”

Mustafa Bey söze girdi:

“Babası Rıza Bey’di… cenazesine gittiydin. Hatırladın mı?”

Murat’ın yüzü bir anda ciddileşti.

“Nasıl unuturum baba…” dedi,

“Hatırlarım elbet.”

Ama hâlâ zihni başka yerdeydi.

Kaşları çatık bir şekilde dinledi. İçinde bir huzursuzluk büyüyordu ama sebebini tam koyamıyordu.

Bir an sonra omuzlarını silkti.

“Hoş gelmiş…” dedi, sanki konuyu kapatır gibi.

“Hadi sofraya geçelim, çok açım.”

Tam dönüp çıkacaktı ki—

“Oğlum…” dedi Narin Hanım.

Sesi bu sefer daha farklıydı. Durdurucu.

Murat durdu. Yavaşça döndü.

Annesinin yüzüne baktı.

“Bu kızcağıza…” dedi Narin Hanım, gözlerini kaçırmadan,

“Ben senden habersiz bir şey deyiverdim.”

Murat’ın bakışı keskinleşti.

“Ne deyiverdin annem?” dedi, hafif bir gerilimle.

Narin Hanım bir an durdu… ama geri adım atmadı.

“Gelinim ol…” dedi,

“deyiverdim.”

Odanın içindeki hava bir anda dondu.

Murat bir an boş boş baktı.

Sonra…

Güldü.

Ama bu gülüş… sıcak değildi. İçten değildi. Sanki ne duyduğunu anlamamış gibi, tuhaf bir boşlukla güldü.

“Ne dedin ana sen…” dedi yavaşça.

Sonra sesi yükseldi.

“Ne diyorsun sen?!”

Bir adım attı.

“Ben ne diye evlenecekmişim tanımadığım kızla?!”

Sesi artık evin duvarlarına çarpıyordu.

“Sesini oldukça yükseltmişti…”

“Adını bile bilmediğim bir kızla evlenesin diyorsunuz!” diye devam etti, öfkesi büyüyerek.

“Ailesini kaybettiyse sahip çıkarız, başımızın üstünde yeri var! Ama evlenmek nedir?! Siz kafayı mı yediniz?!”

Narin Hanım’ın gözleri doldu ama susmadı.

Murat durmuyordu.

“Evlilik öyle ha deyince olur mu?!” dedi sertçe.

“Yıllardır siz değil miydiniz ‘kimi seversen, kimi istersen gidip onu isteyeceğiz’ diyen?!”

Eliyle havayı işaret etti.

“Şimdi ne oldu da… dan diye bana evleneceksin diyorsunuz?!”

Tam o anda—

Sedirde bir hareket oldu.

Zeynep…

Sıçrayarak uyandı.

Kalbi hızla çarpıyordu. Gözlerini açmaya çalıştı ama sanki dünya dönüyordu. Gelen sesler yabancıydı.

Tok… sert… bir erkek sesi…

İçine bir korku düştü.

Kulağı kapıya yöneldi.

Her kelime, her cümle açıkça duyuluyordu.

“…adını bile bilmediğim bir kızla…”

Zeynep’in nefesi kesildi.

Anladı.

Bu bağırışlar… bu öfke…

Kendisi yüzündendi.

Gözleri doldu. Kalbi sıkıştı.

“Ne diye…” diye geçirdi içinden,

“Ne diye çıktım geldim ki ben bu eve…”

Yavaşça doğruldu. Üzerindeki örtü kaydı. Elleri titriyordu.

Murat’ın sesi hâlâ geliyordu:

“Evlenecekmişim!”

Zeynep başını eğdi.

Haklıydı…

Kos koca bir adamdı. Hem de köyün en saygın, en iyi meslek sahibi… Herkesin imrendiği biri.

“Gel evlenelim” der miydi hiç…?

Gözlerinden yaşlar sessizce süzüldü.

Zaten…

Zaten onun aklında ne evlilik vardı… ne yuva…

Daha annesinin kokusu gitmemişti üzerinden. Daha babasının sesi kulaklarında yankılanıyordu.

O sadece…

Sadece huzurla uyumak istemişti.

Bir gece korkmadan uyumak…

Bu eve gelirken niyeti buydu.

Ama şimdi…

Şimdi ne olacaktı?

Bu insanların yüzüne nasıl bakacaktı?

İçinde koca bir utanç, koca bir çaresizlik büyüdü.

Ayağa kalkmaya çalıştı ama dizleri titredi.

Kapıya doğru bakakaldı.

Sanki o kapının ardında… kaderi bağırıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.