Artık hayallerimin peşine düşme vakti. Daha çok çabalamak... Daha hızlı olacak. Bu süreçte Yorhun'da benim yanımda. Bu beni mutlu ediyor. Hem de oldukça mutlu ediyor. Hayalim ise okul okumak. Bu yaşa gelsem de yine okuyacağım ancak bu şehirde değil. Lilernik şehrinde okuyacağım çünkü burada iyi bir üniversite yok. Orada güzel bir okulda okuyabilirdim.
"Sevgilim ne dersin seni Lilernik şehrindeki ünlü tıp Fakültesi'ne yazdıralım mı? "
Kucağına sarmış bedenimi kendine çekerek bu soruyu sormuştu. Yüzü yüzüme yakındı. Kafasını çok eğmemişti. Biraz tebessümlü birazda çatık kaşlı bir şekilde bana bakıyor, sorusuna cevap bekliyordu. Meraklı ve anlamlı bakan gözleri bir küçülüyor bir büyüyordu.
"Tabi yazdıralımda sen yazılmayacakmısın? Ben sensiz gitmem oraya. "
Birazda duygusallık kattık mı hazırız. Kendimi kollarından kurtardım. Geri çekilerek cevabıma karşılık bekledim. O ise sadece yana kıvrılmış dudak hareketiyle bana sırıtıyordu. Ancak gözleri yazılmayacağını söylüyordu. Bana yaklaşarak ellerimi ellerine aldı.
"Maalesef serçem. Maalesef. Ben yazılmayacağım. Ben zaten üniversite okudum. Nastanya Kraliçe bana görevi verince mesleğimi ele alamadım. Sende okuyunca beraber olacağız. "
Birazda hüzünlü bakıyordu. Gözleri dolmuştu. Beni burada bekleyecek olmamalıydı. Ben yalnız oraya gitmeyecektim. Ellerimi tekrar çektim. Bu sefer tutmasına izin vermedim. Ellerimi arkaya götürdüm.
"Ne yani benimle de gelmeyecek misin? Sen gelmezsen bende gitmem. "
"Yok yok geleceğim. Seninle her zaman aynı yerde olacağız. Ben seni daha bırakmam. Ben bu kulakların 'Evet' kelimesini duymasını çok bekledim. Teklifimi kabul etmesini çok bekledim. "
Sesi heyecanlıydı. Heyecandan ter kabarcıkları bir dizi inci kolye gibi boynundan asılmıştı sanki. Bu onu rahatsız ediyordu. Cebinden çıkardığı mendille boynunu sildi. Mendili tekrar cebine koyduğunda gözü yeşil koltuğun yanındaki valizlerime baktı. Ardından bende oraya baktım. Kafasını bana çevirmeden ağzını oynattı.
"Yarın gidelim. Ben seni çoktan kaydettim. Biliyorum bu işi çok acele yapıyoruz ama hayat kimseyi beklemiyor. Yarın 10.00 da sınıfta olman gerek. "
Kafası bana döndü. Bende ona doğru baktım. Onayımı aldıktan sonra arkasını döndü ve kapıya doğru ilerledi. İlerlerken kafasına bana çevirdi.
"İyi geceler. Yarın 7.30 da çeşmenin orada buluşalım ve gidelim. Hem herkes oraya gelir vedalaşırız. "dediği cümleden sonra bana göz kırpıp ilerledi. Gülümsememi gördükten sonra o da gülümseyerek evden çıktı. Yani artık yatmamız gerek. Geç oldu.
Hızla odama gittim. Yarın uzun zamandan sonra ilk okul günüm olacaktı. Eskiden zeki bir öğrenciydim ama bakalım şimdide zeki bir öğrenci mi olacaktım? Kendini pofuduk yatağıma bıraktım. Günün yorgunluğunu saldım gitti bile.
Sabah(7.00)
Hadi ama geç kalacağım. Akşam bir anda uyumuşum. Akşam üşütmüşüm. Akşam ne olmadıki. Yeşil çizgili beyaz üniformam çok güzeldi. Gideceğim üniversite özel bir üniversite idi. Sıkı kuralları olan forma giymek zorunlu bir okul. Hiç şikayet edemeyeceğim okul formaları acayip iyi. Çoğu okulun iyi değil ama onlarınki bir şahane. Kahvaltım neredesinnn? Yine ekmek arası yemek zorundayım. Domates, peynir, marul... He bir de ekmek.
Olamazzz saat 7.15 olmuş ben hâlâ evdeyim çabuk çıkmam lazım. 15 dakikaya orada olmam lazım. Üstüme deri ceket giydim ve saçlarımı da at yaptıktan sonra çantamı, valizimi alıp beyaz spor ayakkabılarımı giydim ve çıktım. Saat tam 7.20 idi ben evden çıkarken. Hadi bakalım 10 dakikada varmalıyım. Koşar adımlarla çeşmenin oraya gittim. Oraya vardığımda Yorhun orada öylece bana bakıyordu. Acaba geç mi geldim? Tam vardığımda durmakta zorlandım.
"Geç mi kaldım? Saat kaç? "
Soruları art arda sıralarken Yorhun bana garip garip bakmaya devam ediyordu.
"Sakin ol. Geç kalmadın. Saat daha 7.28."
2 dakika kala yetişmiştim. Dakik biri olmalıydım. Bunu ilk böyle denedim.
Hemen yola koyulduk çünkü gideceğimiz şehir bize baya uzaktı. Yürüyerek anca 2 saat sonra orada olurduk. Bu demek oluyor ki acale etmeliyiz. Yol boyu her ne kadar molalar vermek istesemde okul heyecanıyla vazgeçtim.
2 Saat Sonunda
Şehre vardık. Kalabalık bir şehirdi. Evimiz hazırdı. Hemen evimize girdik. Ben kendi odama o kendi odasına yerleşti. Ay'ı da almayı unutmadım. O da evde yatıyor. Hemen kuruldu bıcırık. Ancak son 5 dakikam kaldı. Okula yetişmem gerek. Yoksa içeri almazlar. Bu da bir kural. Kendimi direk dışarı attım ve Yorhun ile beraber okula koştuk beni bıraktıktan sonra eve dönecekti çünkü ben buraları pek bilmiyordum. Okulun önündeydik. Ben ihtişama baka baka yürüyordum. Büyük bir bina idi. Ancak arabasıyla drif atarak okula giren psikopat yüzünden daldığım ihtişamdan çıkarak ıslanmış çoraplı pantolonumu baktım. Sırılsıklam olmuştum. Yerdeki yağmur birikintisi komple üstüme gelmişti.
İçeriden uzun boylu, kaslı, yakışıklı bir çocuk çıktı. Saçmalama Zeynep ne diyorsun? Kendine gel. Tek yakışıklı Yorhun. Üstünde okul forması yoktu. Sanırım buradan bir öğrenci değildi. Arabası son model olduğuna göre zengindi. Bana doğru yaklaşınca Yorhun kendini öne attı.
"Ağır ol sen kimsin? "
"Sakin ol dede ben buranın bir öğrencisiyim. "
"Dede falan sen hayırdır. "
"Sakin oluuuun."diyerek öne atıldım. O kendini bilmiş çocuğa bakarak kaşlarımı çattım.
"Ne diye ıslattın beni. Amacın ne? "
"Sakin ol prenses. Kızınca daha bir güzel oluyorsun. "
"Olum bak seni gebertirim. Prenses falan sen hayırdır. Elimde kalma bak. "
Kendini beğenmiş çocuk pek aldırış etmiyordu. Bana döndü ve göz kırptı. Gülümsüyerek bakıyordu.
"Prenses bu senin deden ne diyor? "
İlgilenmeyerek kafamı yana çevirdim.
"He kardeş he dedesiyim ben. Sen bir gerile bence."
Yorhun gitgide geriliyordu.
Eli ile kendini beğenmiş çocuğun omzunu itti.
"Sen neyisin hı? Bu prenses sana yakışmıyor. "
kendini beğenmiş olan çocuk iyice ortalığı karıştırıyordu. Biraz daha zorlarsa yumruk atmaya çalışan Yorhun'u tutmayacaktım. Saldıracaktı. Ağzı burnunu yamultacaktı.
"Aa o ne zil çaldı. Hadi Yorhun sen git ben derse gireceğim. "
"Tamam ama ondan uzak dur. Sana yaklaşmasına izin verme yoksa sonu yumruklarım olacak. Ağzı kaymasın bence. "
"Merak etme hadi hoca kızacak. "
Yorhun ile vedalaşırken o çocuk hâlâ bana bakıyordu. Yorhun ise o çocuğa. Ona döndüm ve
"Sen neyi bekliyorsun acaba gitsene sınıfına? "
Kaşlarım çatık ona sinirli sinirli bakıyordum.
"Prenses sen ne agresif çıktın. Gel beraber gidelim. Ben seni yeni görüyorum seni müdüre götürürüm. Sınıfını söyler sonrada götürür sınıfına. "
"Gerek yok ben de gidebilirim. "Sanki beni etkilemeye çalışıyordu. Ben bu numaraları yemem.
"Peki sen bilirsin. Bu arada ismini söylermisin? Numaranı da verebilirsin. "Bu iyice benimle olmak istiyordu.
"İsmim Zeynep. Seninki ne? Numaramı hiç bir daha sorma öğrenemezsin. "
diyerek geçiştirdim.
"Benimde ismim Barçın. Bana bela derler. Numaranı alırım merak etme Prenses Zeynep. "
Ooo bela imiş lakabı. Çok havalı değil mi? Bu ne saçmalıyor. Bad boy falan mı bu? Böyle havalı mı olunur?
"He he tamam. Hadi görüşürüz. Pardon görüşmeyiz. "
"Görüşürüz prenses. "
Buradan hızla merdivenleri çıkarak uzaklaştım. O ise tıngır mıngır gidiyordu ve üstünde okul forması yoktu. Bu ne rahatlık böyle. Orangutan.
Müdürün kapısını yaklaşık 3 dakika sonra bulmuştum. Ben kapıyı tıklatırken Barçın hâlâ yürüyor, yürürken ise bana bakıyordu. İçeri girince rahatlamıştım. Müdüre sınıfımı sordum ve oraya doğru gittim. Sınıfım ilk koridorun son sınıfıydı. Odadan çıktığımda Barçın çoktan gitmişti. Bende normal bir hızla yürüyerek sınıfa ilerledim. Sınıfa vardığımda kapıyı 2 kez tıklattım ve 'gelll' sözcüğünü duyar duymaz kapıyı açtım. İçeri girdiğimde herkesin 'bu kim' dediğini duyuyordum. Şaşkın gözlerle bana bakıyorlardı. Derse ilgisi olan 2 öğrenci vardı ama onlar bile bana dikkatle bakıyordu. O da. Nasıl yani bu sınıfta mı? Olamaz. Nasıl bir şans bu?
Barçın ile aynı sınıftayız. Hâlâ farkına varmamıştı. Sıranın üstünde bir notla uğraşıyordu. Tam bir lise öğrencisi gibiydi. Ben bile buranın üniversite olduğuna inanamıyorum çünkü tıpkı lise gibiydi. O elinde uğraştığı not heralde bir aşk notuydu çünkü eminimki herkesin beğendiği o liseli çocuktu. O yüzden milyonlarca not alabilirdi. En son bir kız öğrenci 'çok güzeell ismin ne? ' diye sorunca kafamı o yöne çevirdim.
"Teşekkürler ismim Zeynep. "
Barçın Zeynep ismini duyunca başını kaldırdı. O ekşi yüzü gülümsemeye başladı. Derken söze öğretmen girişti.
"Evet gençler yeni arkadaşımız Zeynep. Latibule şehrinden geldi. Zeki bir ögrenci. Umarım iyi anlaşırsınız. Boş bir yere otur Zeynep hadi derse başlayalım. "
Öğretmenin boş dediği tek bir yer vardı o da Barçın'ın sırası idi. Ben başka bir yer ararken Barçın gülümsemiş dudakları ile
"Buraya oturabilirsin prenses"diyerek yanını gösterdi. O sırada bütün sınıftan tek bir ses çıkmıştı.
Herkes:(Ooooooooooo)
Ben onaylamamıştım. Ancak öğretmen 'evet hadi oraya otur'deyince mecbur oturdum. Barçın her haliyle mutlu gözüküyordu.
Dersin sonlarına yakındı. Zilin çalmasına 2 dakika kalmıştı. Yanımdan kaslı bir erkek
"Şşşt güzellik numaranı versene"demişti. Barçın bir an döndü ve
"Heyy önüne dön pislik. "diye atarladı onu.
Arkasındaki kız ise bir şeyler geveliyordu.
"Sevgilisine bulaşma Doruk. "
"Sahi siz ne ara sevgili oldunuz? "
Barçın bir an söze atladı.
"Yakın zamanda olduk. "
"Hey öyle bir şey yok sevgili falan değiliz. "
Az önce numaramı isteyen erkeğin arkasındaki kız bana doğru eğilip bir kağıt verdi.
"Numaranı bu kağıda yaz kanka oluruz. "derken ses tonu çok ciddi idi ve kalındı. Oysaki yüzünde tebessüm vardı. Elinden kağıdı aldım ve numaramı yazdım. Ardından kıza verdim. İsmi Selin imiş. Benim bir aralar kullandığım takma isim. Merak etmeyin Elisa Latibule şehrinde Mariya'ya bakıyor.
Zil çalmıştı. Barçın kulağıma doğru eğildi ve numaranı çoktan bende deyip kağıdı gösterdi. Kağıtta numaram yazıyordu.
"Seni pislik ver o kağıdı. "
"Yakalayabilirsen alırsın. "
"Gel buraya bad boy Barçın. "
İkimizde koridor başından sonuna kadar, oradan bahçeye, oradan sınıfa kadar kovaladık birbirimizi. Ders zili çalınca anladımki başka çare yok kabullendim.
Çıkış zili çalmıştı. Ben hızla dışarı çıktım. Dışarıya baktığımda Yorhun yoktu. Gelmemişti. Belkide bir işi çıkmıştı. Bekleyebilirdim. Barçın ise benim ile birlikte bekliyordu. Saate bakıyor, Yorhun'a sövüyordu. En sonunda yarım saat geçmişti. Benim ise eve gitmem gerekiyordu. Barçın hâlâ bekliyordu.
Saate tekrar baktıktan sonra bana yaklaştı.
"Bence ben seni götüreyim. Baksana unuttu seni. "
"Yok unutmaz ya gelir birazdan. Sen işini git. "
"Saçmalama bulutlar toplandı yağmur yağacak."
"Gerçektende yağacak gibi. Biraz daha beklesem nolur ki gelir o. "
Hâlâ onu bir umutla bekliyordum.
(Yarım saat sonra)
"Neyi bekliyorsun? Yağmur başladı hadi gel. "
Yorhun'u gerçekten beklemiştim ama gelmedi. İşi çıkmış olabilirdi ama zaten bu sabah üşütmüştüm. Şimdi yağmurda da ıslanırsam kesin hasta olurum. Aha burnum akmaya başladı.
"Tamam geliyorum seninle. "daha fazla ıslanamazdım. Arabasına doğru gittik. Bana kapımı açtı. Tam binecektimki arkamdan dişilerin arasından boğuk ve çaresiz bir ses çıktı. Hemen doğruldum ve sesin olduğu yöne yürüdüm.
Seslerin arasından Yorhun çıkmıştı. Hem öfkeli hem de üzgün bir yüz ifadesi vardı yüzünde.
"Zeynep gerçekten ne yapıyordun? Onun arabasına neden biniyordun?"
dediklerinden sonra yanıma geldi ve kolumdan tutup beni hızla oradan uzaklaştırmaya çabaladı. Barçın ise arkadan bağırıyordu.
"Kızı yalnız bıraktın. "
"Pislik herif kız donuyordu."
"Senin suçun ona ancak ben eş adayıyım. "
Yorhun'un yüzündeki öfke tomurcuklanmışdı. Kırmızıdan gözleri korkunç görünüyordu.
