İçeriğe geç

ZERRİN

Bölüm 45 · 8 dk okuma

ZERRİN

Bölüm 45

Kıskançlıktan Öte

Yağmur ellerini ıslattığından üzerindeki ufak kabanına sildi avuçlarını. Babasına yetişmek için kendince büyük adımlar atıyordu aslında ama hep adamın gerisinde kalıyor, kalenin etrafına bakınmaktan da ara sıra tökezliyordu. Adam çocuğun bu haline gülüp sahte bir kızgınlıkla konuştu. " Sana halanla kal demiştim, bak yoruldun."

Kuvvetli kollar arasında havaya kalkan çocuk bir koluyla babasının boynundan tutunurken hâlâ kalenin büyüklüğüne şaşkınlıkla bakıyordu. Çünkü şimdiye kadar gördüğü en büyük yapıydı, hatta yaşadıkları konaktan bile büyük olmasına şaşırmıştı. Kalenin surlarına uzanan yüksek tepeden aşağı koşmayı hayal etmeye başlamıştı bile. Babası orada Şehzade ile görüşeceklerini, haylazlık etmemesini tembihledi. Birlikte baba oğul kaleden içeri girdiklerinde onları Şehzade'nin kâtibi karşıladı. "Tahir Efendi, Şehzade'm sizi bekliyor."

Tahir Efendi kucağında oğluyla birlikte kalenin duvarları arasında yürürken kendinden emin adımlar atıyor, dik duruyordu. Şehzade'nin dairesine girdiklerinde Tahir Efendi oğlunu kucağından indirdi ve Şehzade'yi usulünce selamlayıp buyur edilen yere oturdu.Havadan sudan konuşurlarken Şehzade ara sıra çocuğun meraklı bakışlarına gülümsüyordu. Adını sormadığını fark ettiğinde sohbeti böldü. "Adın ne senin?" Küçük çocuk konuşmak için izin ister gibi baktı babasının yüzüne. Uzun tembihlerin sonucuydu bu tavır.

"Kutay benim adım."

Turgut çocuğun çekingen haline gülümserken isterse daireyi gezebileceğini söylese de Kutay yerinden kalkmadı başta. Fakat vakit geçtikçe gözleri kapıya gidiyor, dışarıda bekleyen muhafızların neden orada olduğunu düşünüyordu. Babası ve Şehzade koyu bir sohbete daldıklarında kapıya doğru ilerlerken Tahir fazla uzaklaşmamasını söyledi oğluna. Babasının tembihleri bir kulağından girip diğerinden çıkmıştı.

Koridorda sağa sola koşturup cebinden çıkardığı misketlerle oynadı bir süre. Sonra merakına yenik düştü ve merdivenlerden inip pek de aklında kalmayan koridorlardan geçti. Kalenin camlarından dışarı bakıp denizin ne kadar büyük olduğunu düşündü. Sonra kulağına ilişen sesleri dinledi. İki kadının konuştuğunu duyuyordu ve sesler git gide yaklaşıyordu. Birisinin ona kızabileceğinden korkmuş, olduğu yere iyice sinmişti. Endişeli bakışlarla beklerken iki kadın durdu önünde. İkisinin de boyu kısa sayılmazdı ve ilk sarı uzun saçları olan kadın fark etti onu. Konuşmayı kesmiş, şaşkınlıkla bakmıştı.

"Bala Hatun, sanırım kalede bir misafir var." Bala, Melike'sinin baktığı yere döndüğünde çocuğa gülmeden edemedi.

"Hem de oldukça sevimli bir misafir, Melike'm." Zerrin çocuğa yaklaşıp onunla aynı göz hizasına gelmek için eğildi. "Söyle bakalım, ne yapıyorsun sen burada?" Çocuk iyice çekinmişti ama kendini düzgünce ifade etti. "Babam uzaklaşma dedi ama ben kalede yürüyordum." Zerrin çocuğun saçlarını okşarken merakla konuştu. "Anladım, sanırım biraz sıkılmıştın. Peki baban nerede, hatırlıyor musun?" Kutay kafasını sallayarak onayladı. "Babam önemli şeyler konuşuyor Şehzade ile."

Bala ve Zerrin birbirine bakıp kıkırdadılar, misafirlerine ikisi de bayılmıştı. "Bala Hatun, sen bugün yalnız ilgilen ambar defterleriyle. Ben de misafirimizi babasına götüreyim." Bala Hatun, "Emriniz baş üstüne," deyip uzaklaşırken Zerrin çocuğun elinden tutup Şehzade'nin dairesine ilerlemeye başladı. Giderken de kaç yaşında olduğunu sormuş, tek başına kaybolabileceğini söylemişti.

Kutay kendine iyi davranan kadını sevmişti ve koridorda yürürken bir an durdu. Zerrin de doğal olarak durmuştu. "Babam güzel bir hatunla tanışırsam eğer onunla evlenmeme izin verdi." Zerrin çocuğun dediklerine sesli güldü. Çapkınlığa erken başladığını düşündü içten içe. "Tanıştın mı peki?" Kutay, işaret parmağıyla "sensin" diye Zerrin'i işaret ederken Zerrin dayanamayıp çocuğun yanaklarını sevdi.

"Daha bana adımı bile bilmiyorsun ki tanışmış sayılmayız". Çocuk bu büyük ayrıntıyı fark ettiğinde adeta parladı. "Peki senin adın ne?"

Genç kadının gülümsemesi iyice yüzüne yayılırken eğilip konuştu. "Zerrin benim adım. Zerrin Hatun'um diyorlar bana bu kalede." Çocuk merakını giderdiğinden kalan kısacık yolu sessizce ilerlediler ama Zerrin hâlâ gülüyordu küçük çapkına. Şehzade'nin dairesinin önüne geldiklerinde kapıdaki muhafızlar Şehzade'ye Zerrin'in geldiğini haber verdiler ve "gelsin" cevabını aldıktan sonra genç kadın elinden tuttuğu çocukla içeri girdi. Şehzade de Tahir de çocuğa bakıyordu, zira Zerrin'in elini tutarken sırıtıyordu. "Şehzade'm, koridorda bu tatlı misafirle karşılaştım. Böylelikle tanışmış olduk." Tahir, Melike Hatun'u saygıyla selamlayıp oğlu için özür diledi ama Zerrin sadece gülümseyerek karşılık verdi, zira özür dileyecek bir mesele yoktu. Zerrin, Şehzade'nin yanına otururken Kutay da babasının çağırmasıyla kollarının arasına gitti. Söze Şehzade girdi. Karısının şehirle ilgili planlarında Tahir'in faydası olacağını biliyordu, zira uzun zamandır buradaydı ve çoğunluk onu tanırdı. "Melike'm şehirde bir imarethane kurmak istiyor. Düşündüm ki Tahir Efendi, sen bunun için iyi bir yardımcı olabilirsin. Buradaki insanları tanıyorsun."

Tahir düşünceli baktı Şehzade'nin yüzüne. Melike'nin böyle bir düşüncesinin olması çok yerindeydi. Görünüşünün ve gençliğinin aksine ağır başlı bir hatun olduğu anlaşılıyordu zaten. "Melike'm çok güzel düşünmüş ama siz de takdir edersiniz ki bu mevsim şartlarında yeni bir imarethane inşa etmek neredeyse imkânsız."

Zerrin'in başta hevesi kırılsa da hemen pes etmek istemiyordu. Bu yüzden aklına gelen fikirle söze girdi. "İnşa etmeyi bahara erteleyelim o halde. Bana geçici kullanabileceğimiz bir konak lazım, özellikle de çocuklu hatunlar için. Eli iş tutan adamlar içinse şehrin belli yerlerinde imaret çadırları kurulur." Şehzade Turgut karısının yerinde fikirlerine belli etmeden tebessüm etti. Onunla gurur duymuştu içten içe.

Tahir, karşısındaki kadının söylediklerini onaylamaktan başka bir şey yapmanın yersiz olacağının farkındaydı. "Melike'm, dedikleriniz oldukça makul. Hatta yaklaşan kış için oldukça yerinde fikirler. Lakin birçok çalışan ve gıdaya ihtiyacımız olacak." Zerrin kısa bir süre düşündü. Şehrin esnafından destek almak, bu yükü tek başlarına taşımaktan daha makul görünüyordu. "Bunun için esnafın da gönüllü olması lazım. Öncelikle Ahi reisiyle konuşalım. Şehirde kimlerin destek olabileceğini öğrenir, sonra ihtiyaçlarımızı ona göre belirleriz." Şehzade Turgut da söze girerek destek verdi.

"Ural Sarayı'ndan gelen ödeneği de bu iş için kullanabiliriz. Fakat masrafın ne kadar olacağını bilmeden hareket etmek doğru olmaz. Önce Tahir Efendi'nin çarşıdaki esnafla görüşmesi daha yerinde." Tahir başıyla onayladı. "Emriniz baş üstüne Melike'm. Yarın ilk iş Ahi reisiyle ve çarşı esnafıyla görüşeceğim." O sırada ikramlar gelmiş, üç genç başka konulardan konuşarak vakit geçirmişlerdi. Tahir ve oğlu gitmek üzere ayaklandıkları sırada Zerrin, Kutay'ın saçlarını okşayıp güldü çocuğa. Küçük çocuk hem ortama alıştığından hem de kendini rahat hissettiğinden olsa gerek Zerrin'in eteklerinden tutarak konuştu.

"Zerrin Hatun'um, konağa gittiğimde halama da güzel bir hatunla tanıştığımı anlatacağım." Zerrin hem utanmış hem de komik bulmuştu çocuğun bu halini. "Seninle evlenmeme Şehzade'm izin vermez." Şehzade Turgut karısına kur yapan çocuğa gülse de imalı konuşmaktan çekinmedi, kıskançlığı tutmuştu.

"Biz burada devletin mühim işlerini konuşalım, uç beyliğinin kış tedbirlerini tartalım ama görünen o ki Kutay Bey kalenin kalbini fethetmeye çalışıyor. Bir dahaki gelişinde kılıcını da getir de bir Şehzade'nin karısına kur yapmak neymiş göstereyim sana." Şehzade Turgut'un bu sözleri odadakileri neşeli bir kahkahaya boğarken Zerrin hafifçe kızararak gözlerini kocasına çevirdi. İçten içe duyduğu bu tatlı kıskançlık hoşuna gitmişti. Küçük Kutay ise gözlerini kocaman açıp Şehzade'ye baktı. Kılıç lafını duyunca biraz ürkse de minik gururundan ödün vermeyerek babasının bacaklarının arkasına saklandı ama boynunu uzatıp bakmaktan da geri kalmadı.

Tahir Efendi hem oğlunun bu sevimli cüretkârlığına gülüyor hem de Şehzade'nin huzurunda daha fazla uzatmamak için toparlanıyordu. Eğilip Melike Hatun'u ve Turgut'u selamladıktan sonra oğlunu kucağına aldığı gibi kapıya yöneldi.

Misafirler odadan ayrılıp ağır ahşap kapı ardına kadar kapandığında, büyük oda derin bir sessizliğe büründü. Şehzade Turgut sedire yaslanmış, hâlâ hafifçe tebessüm ediyordu ama içindeki o kıskançlık damarı, odadaki havanın seyrini aniden değiştirmişti. Gözlerini karısına dikip buyurgan bir tonda seslendi "Gel bakalım Zerrin Hatun'um". Zerrin daha ne olduğunu anlayamadan, Turgut'un güçlü kolları bileğinden yakaladığı gibi onu çekti ve bir solukta kendi kucağına oturttu. Zerrin'in nefesi kesilir gibi olurken, elleri istemsizce kocasının omuzlarına tutundu. Turgut, karısının belini saran kolunu biraz daha sıkılaştırarak yüzünü Zerrin'in yüzüne yaklaştırdı, sesindeki o tehlikeli ama bir o kadar alaycı tını odayı doldurdu "ufaklık falan ama cesaretli çıktı, karıma resmen gözümün önünde iltifatlar etti". Zerrin kocasına kıkırdarken Şehzade'nin uslu durmayan elleri elbisesinin bağlarında geziniyordu "Şehzade'm o daha küçük bir çocuk sadece". Turgut sanki duyduklarından sonra daha da huysuzlaştı "uzat ellerini hangisini tuttu o haylaz?" Zerrin avuç içleri öpülürken olduğu yerde de daha da kıpırdandı bunun Şehzade'nin bütün arzusunu uyandırdığından haberi yoktu ama sonucuna katlanacaktı. "Küçük de olsa bir erkek o hem de çapkın bir erkek". Turgut, karısının endişeyle aralanan dudaklarından dökülecek kelimelere fırsat vermeden sabırsız bir öpücükle susturdu. Zerrin'in soluğu kesilir gibi olurken, kocasının kucağında hafifçe kıpırdanması odayı saran ateşi daha da hırslandırdı. Turgut, bu kımıldanışın bedeninde yarattığı etkiyle koyu bir soluk bırakıp geri çekildi, gözleri karısının aralanmış dudaklarında ve heyecandan inip kalkan göğsündeydi. "Hatun farkında değilsin elimden gelse seni günlerce dairenden dışarı çıkarmam". Zerrin'in kocasının bu arsız ve sahiplenici itirafı karşısında yanakları alev alev yanarken, vücudundaki tüm kaslar gerildi. Turgut'un iri elleri, ince kumaşın üzerinden belini kavrayıp onu biraz daha kendine bastırdığında, aralarında azıcık bir boşluk kalmamıştı. Genç kadının elleri Turgut'un boynuna tutundu; fakat bu tutunuş bir itirazdan ziyade, kocasının çekimine teslim olan bir boyun eğişti. Şehzade'nin dudakları Zerrin'in boynundaki hassas çukurda geziniyor, her nefesi genç kadının tenini ateşe veriyordu. Ardından hırsla soluklanarak dudaklarını Zerrin'in köprücük kemiğine bastırdı, kalın kumaşın engeline öfkeyle mırıldanarak ellerini kaftanın eteklerinden içeri, pürüzsüz ve sıcak tenine doğru kaydırdı. Turgut'un elleri belinden kalçasına doğru inerken, her bir teması Zerrin'in iradesini biraz daha eritiyordu. Genç kadın, kocasının kucağında daha rahat edemeyeceğini bilmesine rağmen, bu hareketin Turgut'ta yarattığı yakıcı arzunun farkında olarak hafifçe kıpırdandı; fakat bu hamle, Şehzade'nin sabrını sonuna kadar zorlayan bir kıvılcım oldu. Zerrin'in nefesi kesik kesik çıkarken, kocasının omuzlarındaki elleri hafifçe sıkılaştı, endişesi ile içindeki coşku birbirine karışmıştı.

"Şehzade'm..." diye fısıldadı Zerrin, sesindeki titremeyi gizleyemeyerek başını geriye çekti ve kapıya doğru kaçamak bir bakış attı gözleri kapıdaydı sanki her an içeri birisi girebilir gibi hissediyordu. "Birisi gelirse ya da bizi duyarlarsa... Kapıda muhafızlar var, koridorlardan geçen olursa bizi duyabilirler...". Şehzade karısının kıyafetlerinden bir bir kurtulurken sırt üstü uzanmasını sağladı ikisi de nefes nefese kalmışlardı. Turgut karısının bedenini kendisininkiyle mühürlerken öpülmekten kızaran dudaklara doğru konuştu "Hiçbir ahmak ben seninleyken bu daireye destursuz girmeye cesaret edemez".

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.