İçeriğe geç

ZERRİN

Bölüm 42 · 7 dk okuma

ZERRİN

Bölüm 42

Gök Gürültüsü

Taş avluya adım attıkları anda ağır demir kapılar artlarında yavaşça kapanırken kalenin sessizliği yerini hareketli bir telaşa bıraktı. Seyisler atları teslim almak için aceleyle öne çıkıyor, hizmetkârlar avlunun iki yanına çekiliyor, muhafızlar ise bir nizam içinde yerlerini alıyordu. Tam o sırada burçlardan birinde nöbet tutan asker nefirini dudaklarına götürdü. Taş surlarda yankılanan uzun ve tok ses, Şehzade'nin kaleye teşrif ettiğini herkese duyurdu. Nefirin yankısı henüz dinmeden avlunun karşısındaki kapılar açıldı; günler öncesinden kaleye gelerek hazırlıkları tamamlayan dizdar, hazinedar, kâtipler ve diğer devlet görevlileri ağır adımlarla meydana çıktı. Birkaç adım gerilerinde hizmetkârlar hürmetle beklerken muhafızlar iki sıra hâlinde dizildi. Kalabalık aynı anda sağ elini göğsüne götürerek saygıyla eğildi. "Hoş geldiniz yiğit Şehzadem." sözleri taş avluda yankılanırken Şehzade Turgut dizginleri gevşetip etrafına kısa bir bakış attı. Hazırlıkların eksiksiz yapıldığını görmekten memnun olmuştu. Başını hafifçe eğerek selamı kabul etti. "Allah gayretinizi bereketlendirsin." dedi sakin bir sesle. "Kalede her şey yolunda mı?" Dizdar bir adım öne çıkarak, "Şükürler olsun Şehzadem. Emriniz üzere bütün hazırlıklar tamamlandı. Saray odaları hazırlandı, erzak depoları gözden geçirildi, nöbetler yeniden tertip edildi. Gelişinizi bekliyorduk." diye karşılık verdi. Bu konuşmalar yaşanırken Zerrin ise sessizce etrafını seyrediyor, yüzlerce yıllık taş duvarların arasında başlayacak yeni hayatının ilk nefesini içine çekiyordu. Kuzeyin serin rüzgârı ince örtüsünü hafifçe dalgalandırırken, daha şimdiden bu toprakların alıştığı dünyadan bambaşka olduğunu hissedebiliyordu.

Kalabalığın arasından Atabey Danişmend Fasıh ile eşi Feride Hatun ağır adımlarla öne çıktı. Yolculuktan günler evvel öncü kafileyle birlikte kaleye ulaşmış, Şehzade'nin gelişine dek sarayın bütün hazırlıklarını bizzat denetlemişlerdi. Atabey, sağ elini göğsüne götürerek Şehzade'nin önünde hürmetle eğildi. "Hoş geldiniz Şehzadem." Ardından bakışlarını Zerrin'e çevirdi. "Hoş geldiniz Melike'm. Cenab-ı Hak bu yurdu sizlere hayırlı eylesin." Feride Hatun da usulca öne çıktı. Yüzünde ne belirgin bir tebessüm ne de sertlik vardı; yılların yükünü taşıyan sakin ve okunması güç bir ifade... Başını saygıyla eğerek konuştu. "Odanız hazırlandı Melike'm. Yolculuğun yorgunluğunu atmanız için gereken her şey hazırdır." Sesi son derece ölçülüydü; ne fazladan sıcaklık barındırıyor ne de mesafe koymak ister gibi duyuluyordu. Zerrin, karşısındaki kadının bakışlarında kelimelere dökülmeyen bir tavır sezmiş, sebebini anlayamasa da istemsizce aralarında bir mesafe hissetmişti. "Emeğinize minnettarım Feride Hatun." diyerek hürmetle karşılık verdi. Feride Hatun ise yalnızca başını hafifçe eğdi ve "vazifemizdir Melike'm." demekle yetindi.

Kalenin içi, Zerrin'e büsbütün yabancıydı. Yüksek coğrafyası sebebiyle hava alıştığından çok daha serinken, yer yer taş duvarların arasından geçen rüzgâr ise insanın içine işleyen cinstendi. Zerrin, Feride Hatun eşliğinde çıktığı dairesine girer girmez Şehzade'nin bahsettiği manzarayı gördü. Hem koyu renkli orman hem de uçsuz bucaksızmış hissiyatı veren deniz ayaklarının altında gibiydi. İçeri giren hizmetliler dairenin içinde sağa sola koştururken Zerrin'in rahat etmesi için ellerinden geleni yapıyorlardı. Afife ve Sıdıka'nın dinlenebilmeleri için onların yerine başkaları görevlendirilmişti. Üzerinden ayazın kokusunu atmış, bir hatunun onu yıkamasına müsaade etmişti, çeyiz sandığından çıkarılan özel bir yağın kokusu yanan ocağın sıcaklığıyla havaya karışmış dairesini yumuşak bir koku sarmıştı. Üzerini giyinmiş sedirinde sıcak şerbetini yudumlarken Feride Hatun izin isteyerek içeri girdi. Kadının yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı olmasa da rahatsız etmiyordu, Zerrin'in de ona tepeden bakmak ya da saygısızlık etmek gibi bir niyeti yoktu. "Melike'm size Şehzade Turgut'un dairesinin hazırlandığı haberini vermek için geldim, dairede bir noksanlık yok". Zerrin duyduklarını anlamamış gibi baktı bir an. Ayrı odası olacağını tahmin ediyordu ama nedense bu süreç içinde hiç düşünmemişti halbuki tarihi bir gerçeklikti bu da. "Elinize sağlık Feride Hatun, hizmetinizden ziyadesiyle memnunum. Arzu ettiğim başka bir şey yok, akşam yemeğine kadar dinleneceğim hatunlara söyle çekilebilirler".

Manzarayla birlikte yalnız kalmış bir süre ilgiyle izledikten sonra küçük bir çocuk gibi kendi dairesini keşfetmeye başlamıştı. Dairesi oldukça büyüktü öyle ki sedirli bir köşenin yanı sıra çalışması için bir köşe de yapılmış hatta o kısım normal zeminden bir tık daha yüksek inşa edilmişti, çıkılması gereken bir eşik vardı. Çalışma masasının yanında büyük bir sandıkta sarraflık ve kuyumculuk için kullandığı alet edevat varken değerli taşlar ve altın levhaları bulamadı, çeyizine koyulduğundan emindi, aklının bir köşesine Feride Hatun'a sormayı not ederken yatağına uzandı hava kara bulutlarla kararmıştı şiddetli bir yağmur geliyor gibiydi. Saatler sonra yıkanmasına yardım eden hatunun seslenmesiyle uyandı. İyice dinlenmiş uykusunu almıştı, akşam yemeği çoktan dairesine gelmiş sofra kurulmuştu. Uykunun ağırlığını üzerinden attığında yalnız başına oturdu sofraya, çeşit çeşit yemeğin olduğu siniye baktı durdu. Yüreğine bir ağırlık çökmüştü hem yalnızlığından hem de yabancı olduğu ortamdan olsa gerek ailesi yanında olmayınca huzursuz hisseden ağlamaklı bir çocuk gibiydi. Bir süre hiçbir yemeğe dokunmadan oturduğu sofradan kalkacaktı ki kapı üç kez tıklatıldı "Müsaade var mıdır Melike'm?" Bala Hatun'un tanıdık sesi Zerrin belli etmese de içinde bir sevinç yaratmıştı "Buyur Bala Hatun elbette müsaade var sana". Bala Hatun yüzünde hafif bir tebessümle girdi içeri aydınlığa doğru birkaç adım attı anlaşılan yabancılık çeken bir tek Zerrin değildi. "Melike'm sizi merak ettim ve bana hayli özenli bir daire tahsis edilmiş çok mahcup oldum hem teşekkür etmek hem de yüreğimi saran bu hüzünden sıyrılmak için geldim yanınıza". Zerrin kendini tutmasa karşısındaki genç kadının boynuna sarılıp hüngür hüngür ağlayabilirdi. Bala'yı sofraya davet etti bir şey yemediğine emindi genç kadın her ne kadar reddetse de Zerrin'in davetini kıramadı işin aslı dairesine getirilen yemeği de yiyememiş boğazındaki yumru izin vermemişti. Birlikte üzerinde dumanı tüten yemekleri yerken bir yandan da sohbet ediyorlardı. İki kadın da kalenin büyüklüğünden ve kuzeyin sert ikliminden etkilenmişti ama Bala tamamen yabancı sayılmazdı zira babasıyla birlikte birçok şehirde hatta başka topraklarda vakit geçirdiği olmuştu. "Bala Hatun daireni beğenmene sevindim hem senin itibarına da yakışan bir yer hazırladıkları için memnun oldum". Bala Hatun önündeki sıcak içecekten bir yudum aldıktan sonra tebessümle konuştu "aslını söylemek gerekirse Melike'm pek de daire işlerinden anlamam, babamla birlikteyken elbette karadaki konağımızın aylık ve yıllık harcamalarını inceliyordum konağın hanımı olarak, hatta bazı zamanlar geminin belgelerini incelediğim de oldu lakin iş kumaşlara, mobilyalara ve süslü eşyalara gelince pek de maharetli sayılmam". Zerrin, kızın sözlerine şaşkınlıkla baktı, sanki bir anıyı yeniden yaşıyormuş gibi hissetmişti "Bala Hatun zamanında benzer bir meseleden ötürü ağabeyim Yusuf beni kendimi hafife almamam konusunda uyarmıştı aynı şey senin için de geçerli. Okuma yazması olan, birçok hatırı sayılır ailenin kızlarının aksine farklı diyarları görmüş gezmiş bir hatunsun üstelik kılıç da kuşanıyorsun nasıl kendinden bu kadar basit bahsedersin şaşılacak şey doğrusu". Bala, karşısında tazecik bir Melike ile mi yoksa yıllardır arkadaş olduğu bir kadınla mı konuşuyor anlayamıyordu böylesine destekleyici bir teselli beklememişti "Yine de itiraf etmeliyim Melike'm... Denizleri görmek başka, böyle bir uç kalede yaşamak bambaşka. Babamın yanında şehir şehir dolaşırken her vakit geri döneceğimizi bilirdim. Şimdiyse ilk defa bir yere tam anlamıyla yerleşiyormuşum gibi hissediyorum."

O akşam iki kadının arasındaki dostluk bağı ağır ağır örülmüştü, ikisi de birbiri hakkında yeni şeyler öğrenirken koca dairenin içini güzel kıkırtılar doldurdu. Uzun muhabbetin ardından Bala Hatun dairesine çekilirken Zerrin yüreğindeki yalnızlıktan büyük ölçüde kurtulmuştu. Dairesindeki sofra toplanıp yalnız kaldığında geceliklerini giyinip yatağına geçti. Kandillerin bir kısmının söndürülmesini istemişti ve ocağın ateşi de içeriyi aydınlatıyordu. Gündüz uyuduğundan bir türlü uyku girmedi gözüne. Dışarıda esen kuvvetli rüzgar ürkütücü bir uğultu çıkarıyor denizin sert dalgalarının kayalara çarptığını görebiliyordu dışarı baktığında. Saat ilerledikçe yabancı olduğu dairesi daha da ürkütücü gelmeye başladı bazı kandiller söndü, Bala Hatun'a yanında kalmasını söylese münasip olmazdı ama teklif etmediği için de pişmandı zira korkmuştu gökyüzünde çakan şimşekler zaman zaman içeriyi aydınlatıyor çıkan muhteşem gürültü de çok net işitiliyordu. Tekrar bir gök gürültüsüyle yerinde sıçradığı sırada dairesinin kapısı hafifçe açıldı kapıdaki kimse hem müsaade istememiş yanı sıra koridorun başında bekleyen iki asker de kimin geldiğini haber vermemişti. Korku ve tedirginlikle yatağında doğrulup yatağının etrafını saran kalın tüllerin arasından gelenin kim olduğuna baktı. Şehzade'nin geleceğinden haberi olmadığı için şaşırmıştı "Şehzade'm siz uyumadınız mı?" Şehzade Turgut da aynı şeyi ona soracaktı ama vazgeçti "İşlerim geç bitti Hatun. Daireme geçtiğimde de uyku tutmadı bir türlü". Şehzade yatağa gelip oturduğunda karısının tekrar uzanması için omuzlarından tutarak yatırdı onu nazikçe ama Zerrin meraklanmıştı bir kere "Neden Şehzade'm yorgun değil misiniz?". Turgut karısının yanına uzandı yüz yüzeydiler "yorgunum ama uykuya dalamadım bir türlü". Zerrin gülümsedi istemsizce, elini Şehzade'nin yanağına koyup öptü, bir şey söylemedi anlaşılan Şehzade de yerini yadırgıyordu. "Sen neden uyumadın Hatun?" Zerrin sanki onun yerine cevap veren gök gürültüsüyle yerinde tekrar sıçradığında sebebi anlaşılmıştı. Şehzade, karısını kollarının arasına alıp sıkı sıkı sarıldı. Böylelikle hem onun hareketlerini kısıtlıyor hem de kendi arzusuna engel oluyordu ama Zerrin yerinde kıpırdanıp başını hafifçe yukarı kaldırdı, dudak dudağa konuşuyorlardı "Şehzade'm neden kendi dairenize gittiniz de en başında benim daireme gelmediniz?".

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.