İçeriğe geç

ZERRİN

Bölüm 33 · 7 dk okuma

ZERRİN

Bölüm 33

Hakikat

Günlerdir seyreden ılık havanın yerini her yeri çamura bulayan şiddetli yağmurlar almıştı. Gökyüzü öyle karanlıktı ki ister istemez bu durum insanın ruhuna sirayet ediyor nefesini daraltıyordu sanki. Zerrin masanın üzerindeki kağıtlardan en üstte duranı alıp yatağına doğru ilerleyip oturdu. Çoktan gece yarısı olmuştu ama gözüne uyku girmiyordu, hem uzun zamandır da asıl Zerrin'den kalan kağıtlara da göz atmamıştı. O gece fark ettiğine göre son okuduğu kağıttan sonra uzun bir süre asıl Zerrin bir şey yazmamıştı yani son okuduğu kağıtla şimdi okuyacağı kağıt arasında bir hayli zaman vardı en azından o böyle düşünmüştü. "Hava güzel bugün, rüyalarıma uğrayan adam yine tüm gece zihnimdeydi bir hayalle yaşıyor olmak insana deliymiş gibi hissettiriyor her baktığım yüzde onu arıyorum. Gördüğüm yer neresi sahi, belki bir konak bizimki gibi belki de bir saray, bilmiyorum. Onun yüzünü gülerken görmek güzel olsa da her kıkırtısında tatlı uykumdan uyanmak eziyet gibi zira gerçekler acı. Yalnızlığa uyanıyorum Yusuf'un gelişinden bu yana uzun zaman geçti ama sanki Yusuf başka birisi artık bana şefkatle bakmıyor nedenini tahmin edebiliyorum artık o da annemin katilinin ben olduğumu duymazdan gelemiyor, haklı bir öfkesi var. Odamdan çıkmıyorum artık aynada gördüğüm yüz güzelliğini kaybediyor. Masum doğmayan bir kız çocuğuna yakışır bir bakış var gözlerimde". Eğer asıl Zerrin'le karşı karşıya gelebilecek olsa ona hiçbir şey senin suçun değil diye bağırmak isterdi, şu an var olduğu dönemde kadınların doğumda ölmesi pek de şaşılacak bir şey olmasa gerekti. Annesiz büyümesi elbette çok talihsiz bir şeydi ama kesinlikle onun suçu değildi buna emindi. Kağıtları toplayıp kaldırdı. İyice bunalmıştı okuduklarının da etkisiyle, sedire oturup dışarıya göz gezdirdi karanlıktan başka bir şey görünmüyordu. Şehzade Turgut'u düşündü Yusuf'a gelen mektuptan sonra hiç iletişim kurmamıştı belki kızgındı, belki de Zerrin'den şüphe ediyordu artık. Bu düşünce Zerrin'in karnına kramplar girmesine neden olurken dayanamayıp kalktı, mürekkebini ve kağıtlarını çıkardı Şehzade'ye yazacaktı. Saatlerce bir şeyler karalasa da gün aydınlandığında dahi elinde düzgün bir metin yoktu kendini uykusuzlukla cezalandırdığıyla kaldı. Gün boyunca sedirin üzerinde uyuklamış Yusuf'un da ısrarlarıyla öğleden sonra derin bir uyku çekmek üzere yatağına yatmıştı. Saatler sonra odasındaki konuşmalara uyandı aslında fısıldıyorlardı ama uyanmıştı işte. Gözleri Ayşe'yi bulduğunda kızın elindeki zarf çekti dikkatini. Sıdıka zarfı kızın elinden alıp Zerrin'e uzatırken konuştu "uyandırdın bile sana bekle demiştim". Zerrin gülümsedi "kızma iyi yaptı". Ayşe nispet yapar gibi sırıttı Sıdıka'ya doğru odadan çıkmadan önce. Zerrin uyku sersemliğini üzerinden atmış okumaya başlamıştı çoktan "Zihnim öfke ve korkuyla dolu senin nasıl bir tehlike içerisinde olduğunu düşünüp duruyorum Talas sürekli her şeyin yolunda olduğunu söylüyor hatta ağabeyinin yaptığından bile haberim var buna mecbur bıraktı beni, onu sana dikkat etmesi konusunda uyarmıştım. Sana gelince Zerrin Hatun öfkeli değilim lakin kırgınım o adam seni daha önce de rahatsız etmiş olmalı kendi başına mücadele etmek yerine bana ya da ağabeyine söylemeliydin bir çaresine bakar senin yanına yaklaşmadığından emin olurduk. Neyse ki artık güvendesin ve az kaldı tamamen yanımda olacaksın". Haklıydı gerçekten az kalmıştı aslında, Zerrin bir bakıma Alexis mevzusu ortaya çıktığı için artık içi rahattı en azından tam anlamıyla olmasa da birileri yaşadığı sıkıntının farkındaydı hem ağabeyi ne yapmıştı Şehzade neyden haberdardı anlamadı. Sıdıka'ya aldırmadan masasının başına geçip yazmaya başladı "Şehzade'm, kalbimin sahibi, ruhumun ışığı haklısınız lakin korktuğumu bilmenizi isterim ailemin itibarını zedelemesinden ve hatta bize zarar vermesinden çekindim bu denli ileri gidebileceğini düşünmemiştim. Aslında haberiniz yok bilmiyorsunuz ama siz de bu konuda pek masum sayılmazsınız yani payınız var. Bana atlas şal hediye ettiğiniz hani nehir kenarında buluştuğumuz gün başladı her şey. Onunla konağın bahçesinde karşılaştım ve atlas şalın yeni olduğunu fark etti sanırım, bana birisiyle buluştuğumu aileme söyleyeceğini ima etti fakat umursamadım onu azarlayıp gönderdim lakin yetmemiş anlaşılan. Konağa girip çıkarken daha dikkatli olmalıydım neyse ki dediğiniz gibi bu mevzu kapandı artık güvendeyim içiniz rahat olsun benim yanım sıra Yusuf da çok dikkatli davranıyor". Bir kadın olarak tüm yükü sırtlamak anlamsızdı hem fark edilmesinin tek sorumlusu da kendi değildi, sonuçta Şehzade ile buluşmak için gidiyordu nehir kenarına neden tüm sorumluluğu omuzlamak zorunda olsundu hem biliyordu ki kötü birisine karşı ne yaparsa yapsın hatta hiçbir şey yapmasa dahi kötülük görürdü. Ayşe'yi çağırıp mektubu verdi, yakın zamanda karşılık alırdı. Hem bir haber gelmesinin hem de cevap vermenin rahatlığıyla akşam yemeği yedi, Sıdıka ile muhabbet etti düğüne az kalmıştı. Elçinin getirdiği ve Mehmet Efendi'nin bahsettiğine göre nişan ve nikah için temsilen Vezir Nizameddin ve karısı Nesibe Hatun teşrif edecekler Zerrin bir alay ile birlikte saraya hareket edecekti. Bizzat Şehzade katılmayacaktı Mehmet Efendi bunun güvenlikleri için önemli odluğunu söylemişti. Bulunduğu dönemde düğünler nasıl olur az çok dinlemişti Gülizar'dan ama söz konusu bir Şehzade olunca değişiyordu her şey. O günlerde Gülizar da bir tuhaftı Zerrin az çok bir şeyler seziyordu ama Gülizar kendisi anlatsın istiyordu. Düğüne az bir vakit kala çeyizi tamamlanmıştı yanı sıra hizmetinde gidecek bir iki kişi ayarlamak istiyordu ama vazgeçti Sıdıka yeterdi her ne kadar Mehmet Efendi bir iki kişi daha bulmakta ısrar etse de kızını ikna edemedi. Zerrin'in başka bir planı vardı. Akşam vakti elindeki hançer kılıfını işlemeyi bıraktı masanın üzerine, yorulmuştu çalışma odasından çıkıp odasına ilerlerken Ayşe ile karşılaştı mektup getirdiği belliydi Zerrinle birlikte girdi odaya ve mektubu verip çıktı.

"Hatun'um, ışığım sözlerin beni yaraladı ve hakkın var bir günahın yok biliyorum sadece endişelendim. Daha dikkatli davranmam gerekirdi. Yaşanan bu kötü hadiseyi geçmişte bırakalım güzel günleri düşünmek alsın vaktimizi. Sabah vakitlerinde Validem Begüm ile konuştuk senin bir eksiğin olup olmadığı konusunda düşünüyordu. Eğer bir eksiğin ya da bir isteğin varsa yapamayacağım bir şey olmadığını bilmeni isterim bana ne istediğini yazman yeterli." Zerrin ne isteyeceğini biliyordu elbette bir eksiği yoktu ama yanında olmasını istediği birisi vardı. "Şehzade'm haklısınız iyiyi düşünmek yüreğimizi hafifletecek. Valide Begüm Sultan'ım her zamanki gibi düşünceli bir anne lakin bir eksiğim hakikaten yok sadece saraya nazaran küçük konağımdan ayrılacak olmak beni endişelendiriyor yalnız kalmaktan yetersiz olmaktan korkuyorum. Sizden ricam Afife Hatun'u benim hizmetim için istemenizdir fakat Valide Begüm Sultan'ım buna izin verir mi bilmiyorum hizmetime birisini istemekle haddimi aşıyor muyum ya da ayıp mı ediyorum bunu da bilmiyorum. Eğer haddimi aşan bir şey istiyorsam lütfen beni mazur görün". Gerçekten çekine çekine yazmıştı son satırları zira Afife Hatun bizzat Valide Sultan'ın emri altındaydı. Bu isteğine ne tepki verirdi bilmiyordu. Mektubu ertesi gün gönderdi fakat düğün gününden bir iki gün öncesine kadar bir cevap alamadı. Beklemenin yanı sıra büyük günün gelmiş olması da iyice heyecanlandırmıştı onu artık geceleri düşünmekten uyuyamaz olmuştu üstelik evi saran hazırlıklar da hayli yoruyordu onu buna rağmen uyuyamadığından Yusuf da hastalanmasından endişeleniyordu. Uyuyamadığı bir gece kapısının tıklatılmasıyla toparlandı Yusuf olduğunu düşünmüştü babası Mehmet Efendi içeri girince şaşırmıştı. Yüzünde hafif bir tebessüm vardı, onu görünce konağa geldiği ilk günleri hatırladı aralarındaki baba kız ilişkisi hayli yumuşamıştı. Babası gelip yatağının kenarına oturdu. Uyumadığı ve kendini çok yorduğu için ona öğütler verdikten sonra konuşmaya devam etti "...Zerrin sende annenin çehresini görüyorum kızım son zamanlarda, o da bir şey hakkında endişelensin ya da meraklansın senin gibi sessizce dolaşır ortalıkta yavaş yavaş hallederdi işlerini. Eskiden bu kadar benzemiyordun annene daha serttin öfkeliydin sanki ama artık büyüdün bir evi hatta koca bir konağı çekip çevirecek bir hatun oldun. Bakışların daha yumuşak o da senin gibi bakardı gözlerinden okurdun ne hissettiğini ne düşündüğünü".

Babasının söylediklerine tebessüm etti aslında boğazındaki yumru çoktan belirmişti. Asıl Zerrin bunları duysa belki onu yiyip bitiren düşüncelerinden kurtulur onu zehirleyen, üzüntüden göz yaşlarına boğan satırları yazmazdı. Derin bir nefes aldı babası konuşmaya devam ediyordu. "Bak kızım benim sana güvenim de inancım da tam lakin küçük bir eve ya da bizimki gibi bir konağa gelin gitmediğinin farkındasındır orada seni destekleyenler kadar karşında duracak insanlar da olacaktır. İyi bir siyaset yapman yanı sıra hakkaniyetli davranman gerekecek. Bir kendine bir de sarayın senin yanındaki iradesi Şehzade'ye güvenmen gerek. Seninle Yusuf da ben de irtibatta olacağız, arkanda güçlü bir manevi ve maddi desteğin olduğunu unutma sarayın faydasına bir şey yapmaktan çekinmem, sen güçlü ve iyi bir ailenin kızısın kimsenin senin üzerine basıp geçmesine izin verme". Sanki Mehmet Efendi korkularını okumuş gibi konuşmuştu ama Zerrin duyduklarından sonra gerçekten rahatlamış ailesinin desteğini hissetmişti. Babasına teşekkür edip ona sarıldı, güzel bir esans kokuyordu adam, çalışma odasındaki koku üzerine sinmişti. Babasına belli etmemeye çalışarak gözlerinden yavaşça süzülen yaşları sildi. Mehmet Efendi gitmek üzere ayağa kalkıp kapıya kadar ilerlediğinde Zerrin yatağından kalkıp ona doğru ilerledi ve baba diye seslendi aklındaki o soruyu soracak asıl Zerrin'i derin bir acıya sürükleyen kederi de anlayacaktı. Mehmet Efendi ona döndüğünde başta duraksamış hatta sesi kısık çıkmış da olsa konuşmuştu Zerrin "Annem öldüğünde yani annemin ölümüne sebep olduğumu düşünüyor musun içimde tuhaf bir acı var ne olur cevap ver nefes alayım biraz". Mehmet Efendi cevap vermedi başta Zerrin'in elleri titriyordu alacağı cevaptan deli gibi korkuyordu nihayet adamın sesini duyduğunda dikkat kesildi zaten gözlerini bile ayırmamıştı "Hayır seni sorumlu tutmadım hiç aksine üzüntümün sebebi çok arzuladığı kız çocuğunu hiçbir zaman kucağına almamış onun büyüdüğüne şahit olamamış olması üzüyor beni öfkemse kaderden başkasına değil". Duydukları zihnine sirayet ederken kendini büyük bir boşluğun içinde gibi hissetti asıl Zerrin bunları duymalıydı, keşke duysaydı keşke onu o acı girdabının içinden çekip çıkarabilseydi. Görüşü karardı, kalbine saplanan acı dizlerinin üzerine çökmesine neden olmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.