Gülizar, dokuduğu halıyla uğraşır gibi görünse de aklı Yusuf'ta kalmıştı. Gece boyunca da doğru düzgün uyuyamamıştı düşünmekten. Yusuf'un her zaman hissettiği şefkatinin yani sıra yeni yeni fark edilir cinsten gösterdiği ilgisi hoşuna gidiyordu. O akşam kuşunu kafesiyle birlikte kendi odasına çıkarmış halkayı da uzun uzun inceledikten sonra kafese güzelce takmıştı, halkanın üzerinde öyle güzel işlemeler vardı ki uzun uzun incelemiş parmaklarının ucuyla dokunmuştu. Kuşu ise sanki nispet yapar gibi halkanın üzerinde sallanıyor keyifle oynuyordu. İşin aslı o gün Gülizar, Zerrin'i ziyaret etmek istese de utandığından gidememiş Zerrin de aksi gibi yanına gelmemişti. Bir şeyler olduğunu tahmin etse de aklı hep olduğu gibi Zerrin'den ziyade Yusuf'taydı. Derin bir nefes oturduğu sedirden kalktı cama doğru ilerledi. Evin duvarına yakın bir yerde Yusuf'u gördüğünde ilk yapmak istediği içeri kaçmaksa da durdu Yusuf ona bakmadığı gibi yanında iyi giyimli bir adamla yürüyordu. Gözden kaybolana kadar izledi onları. Tam sırasıydı işte hızlıca giyindikten sonra erkek kardeşini de alıp Zerrin'in evine gitti. Gittiğinde Zerrin onu kapıda karşıladı birlikte üst kata çıkıp oturdular Zerrin olan bitenlerden bahsettiğinde Gülizar'ın yüzündeki şaşkınlık görülmeye değerdi. Şehzade'nin ciddi olduğunu biliyordu dinlediği kadarıyla ama şaşırmıştı işte yine de. Zerrin'in adına mutlu olsa da arkadaşının uzaklara gidecek olması onu üzmüştü buna rağmen belli etmedi üzülmemeleri gerekiyordu ve hüzünlü havayı dağıtan Zerrin oldu "Yusuf'la karşılaştın mı o da sen gelmeye yakın çıkmıştı?". Gülizar hayır anlamında kafasını sallarken her zaman yaptığı gibi üzerindeki ince yeleğin kenarıyla oynarken konuştu "dün akşam Yusuf geldi". Zerrin'in olan bitenden haberi olmadığı için elindeki bardağı sehpanın üzerine bırakıp arkadaşına dikkat kesildi "e devam et" der gibi baktı. "Kuşum var ya benim onun için bir halka yapmış onu vermeye gelmiş ama Zerrin ben öyle bir şey yaptım ki ağabeyine çok utanıyorum". Zerrin gülmemek için kendini zor tutarken konuştu "ne yaptın Gülizar dövdün mü sanki koskoca Yusuf'u hem babanlar bir şey demedi mi Yusuf'un akşam vakti gelmesine?". Gülizar da hafif bir tebessümle konuşuyordu ama gerginliği de belliydi suratından "yok babamlar görmedi onu, camıma taş attı Allah biliyor ya sokaktaki birkaç velet sandım bir baktım ki Yusuf. Aşağı gelmemi söyleyince bizimkilere görünmeden indim bahçeye Yusuf da oradaydı indiğimde. Bana yaptığı halkayı verdi konuşuyordu ki evdeki çalışanlardan birisi çıkıverdi dışarı adımı bağıra bağıra. Ne yapacağımı bilemedim can havliyle ardına ittim Yusuf'u". Zerrin'in kahkahası odayı doldururken Gülizar kıpkırmızı kesilmiş Zerrin'in bacağına vurmuştu gülmesin diye. Zerrin gülmeyi bırakmadan sordu "ne oldu sonra gördü mü sizi birisi?". Gülizar ellerini yanaklarına götürüp utançla yaslandı arkasına "yok kimse görmedi şükür olsun ama Yusuf fena düştü arkasına e ben de mecbur eve girdim arkama bile bakamadan". Zerrin'in ikinci kahkahası odayı inletirken Gülizar ağlamaklıydı. Zerrin'e ağabeyi ile uğraşması için malzeme çıkarken Gülizar'ı teselli etti "merak etme sabah gördüm sapasağlamdı keyfi de yerindeydi, hem ne konuştunuz bakalım aşağı indiğinde ne dedi sana?" Zerrin'in sorularına rağmen Gülizar pek konuşmadı hem utanmıştı hem de açıkçası anın heyecanı ile ne konuştuklarını hatırlamıyordu. Öğlen sonuna kadar Gülizar ile vakit geçirmiş arkadaşı ile uğraşıp durmuştu Zerrin. Gülizar eve döndükten sonra da elçi ile birlikte Yusuf eve geldi. Şehir hakkında konuştuklarını duyuyordu. Bir yer yapmak niyetinde olduklarını fark etmişti ama anlamamıştı tam olarak. Ağabeyine sormayı aklının bir köşesine not etmişti ki koridorda duyduğu ayak sesleriyle odasına çekildi. Yusuf çok geçmeden odasının kapısını tıkladıktan sonra içeri girdi. Ufak bir sohbetten sonra nihayet ağzındaki baklayı çıkarmıştı genç adam "bu akşam babam elçiye bir mektup yazıp verecek elçi de sabaha karşı yola çıkacak. Babam söylediğine göre hazırlık için 3 ay kadar vakit isteyecekmiş Sultan Alpay'dan lakin bu süreçte kimseye duyurmamakta kararlı aman diyeyim sen de dikkatli ol Zerrin". Zerrin sadece "tamam" derken sadece üç ayın kısa olduğunu düşünmüşse de bir şey demedi zira makbul olan sürenin de ne kadar olduğunu bilmiyordu zaten. Kendini bir kenara bırakıp ayağa kalktı ve ağabeyinin yanına yaklaşıp adamı gözleriyle kolaçan etti Yusuf bu hareketine şaşırmış olacak ki sordu merakla "hayırdır niye bakıyorsun öyle?" Zerrin gülmesini zar zor bastırırken konuştu "yok bir şey sadece duydum ki fena düşmüşsün". Yusuf, kardeşine gözlerini devirirken ne ara duyduğunu da anlamamıştı bu boşluktan yararlanan Zerrin konuşmaya devam etti "aslında Gülizar da ufak tefek bir kız ama nasıl itelediyse seni pek korkmuş sana bir şey oldu diye ama merak etme ben ona senin sapasağlam olduğunu söyledim". Yusuf'un yüzü utançla öfke arasında gitti geldi tıpkı Gülizar gibi utanmıştı. Kardeşinin odasında kapıya doğru ilerlerken konuştu "aslında pek kuvvetli itmedi beni ama beklemediğim bir anda olduğu için düşüverdim". Zerrin "tabi tabi" derken bir yandan da sırıtıyordu ama içten içe de daha fazla şaka yapmamaya karar vermişti, Gülizar ile Yusuf'un yaşadıklarına müdahil olmamak iyi bir karardı her şey olması gerektiği gibi devam etmeliydi. O sabah Yusuf'un da dediği gibi elçi erkenden ayrıldı. İlk birkaç haftanın içinde eve bir sürü tüccar gelip gitmişti hepsi bahçenin içinden girilen salonda ağırlanıyor kiminden güzel kumaşlar seçiliyor kimindense gösterişli elbiselerin yanı sıra kürkler satın alınıyordu bunun yanı sıra Mehmet Efendi bizzat kendisi dokuma halılar seçmişti. Gümüş aynalar, el yapımı yorganlar ve birçok el yazması kitap da sandıklara doldurulmuştu ve evin güvenli bir kısmında muhafaza ediliyordu. Zerrin, babasının çabasına hayran kalmıştı ve buruk bir his de vardı içinde. Mehmet Efendi'nin sevgisini pek belli edemediğinin farkındaydı kendince kızına annesizliği hissettirmemek için çabalıyordu işe de yarıyordu zira düşünceli davranışları sevgisini hissettiriyordu yanı sıra Yusuf da özellikle tüccarlar geldiğinde düşünceli düşünceli oturuyordu, başlarına gelen onca şeyden sonra toparlanmış olabilmelerine şükürler ediyordu içten içe. Geçen uzun bir sürenin ardından Ayşe bir mektupla girdi içeri, havalar yavaş yavaş ısındığından bahçede ve mahallede rahat rahat geziniyor geleni gideni de görüyordu. Her zaman yaptığı gibi Zerrin'e mektubu verdikten sonra eline tutuşturulan birkaç kuruşla ayrıldı odadan. Sıdıka da odada değildi aşağı işlere yardım etmek için inmişti. Zerrin camının perdesini çekip sedire oturdu kapısını da kilitlemişti, rahatça okuyabilirdi. "Ruhumun incisi, ay yüzlüm rüyamda seni gördüm. Yüzün gülüyordu lakin gözlerin hüzünlüydü yüreğini sıkan bir şey mi var yoksa? Talas'ı tekrar tembihledim gözünü dört açması için o dikkat ediyor lakin sen de temkinli ol sevgilim. Konaktan çıkmanı istemiyorum o narin canına, bedenine bir şey olacak korkusu beni mahvediyor". Şehzade Turgut'un endişesine anlam veremese de anlamaya çalıştı Zerrin; sonuçta kötü bir rüya görmüş ve endişelenmişti olay bundan ibaretti daha fazla bir anlam yüklemeden cevapladı kendi satırlarıyla "Şehzade'm, gönlümün efendisi endişelenmenizi gerektirecek hiçbir şey yok. Babam da ağabeyim de benim için hayli çabalıyor hem konaktan da pek çıkmıyorum. Bu sıralar çeyiz eşyaları ile alakadar oluyorum ve inanın bazen öyle yoruluyorum ki konaktan dışarı çıkmayı bırakın camdan dışarı bakacak halim kalmıyor. Sizinle görüşeceğimiz günü hasretle bekliyorum". O gün mektubu Leon ile gönderdikten sonra mektupta da bahsettiği gibi yorgunlukla uzandı uyumaya niyetliydi ta ki Gülsüm Hatun ağlamaklı bir şekilde odasına gelene kadar.
Bölüm 31
Ruhun İncisi
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.