İçeriğe geç

ZERRİN

Bölüm 29 · 5 dk okuma

ZERRİN

Bölüm 29

Elçi

Ağabeyinin bakışlarından kaçırdı gözlerini. Kafasının karıştığının farkındaydı önceki gün onu neredeyse büyük bir çıkmaza sürükleyen kadını affettiğini söylemiş haliyle bu davranışı da ağabeyini şaşırmıştı. Yusuf düşüneceğini söylemişse de Zerrin biliyordu ki Gülsüm'ün olayını kimse duymayacaktı. Düşündüğü gibi de olmuştu görünürde evde olup biten bir şey yoktu. Zerrin öğlenden sonra Gülizar'ı ziyaret etti. Yusuf ayaküstü Gülizar'ın babası ile muhabbet ettikten sonra akşama doğru tekrar uğrayacağını söyleyip gitmişti. Zerrin, arkadaşına olan biteni anlatırken atacağı yeni adımları kendine saklamıştı Gülizar'ın bir şeyler bildiği ortaya çıkarsa bir hedef haline gelebilirdi ve kesinlikle böyle olsun istemiyordu. Aklına her geldiğinde gülümsemesine neden olan cümleler aklına geldiğinde sırıttı Gülizar kızın sırıtışına aynı şekilde gülerek karşılık verdi "hadi çıkar ağzındaki baklayı var sende bir şeyler". Zerrin elindeki sıcak şerbeti ortadaki metal tepsinin üzerine bıraktıktan sonra daha da yaklaştı arkadaşına sesini normalden daha kısık tutuyordu ki aslında o ikisinden başka kimse yoktu odada "dün gece ne bu kayıp bilezik meselesinde ağabeyime en son senin denediğini söyledim devamında senden geri aldığımı söyleyecektim ama ağabeyim daha lafımın sonunu beklemeden Gülizar almaz deyiverdi; o an orada olmalıydın Gülizar, garibimin suratı öyle allak bullak oldu ki neredeyse azarlayacaktı beni". Gülizar ellerini yanaklarına götürdü bunu utandığında yapıyordu "doğru mu söylüyorsun Zerrin bak beni olmadık yere kandırma". Zerrin, arkadaşıyla uğraşmanın verdiği keyifle kıkırdadı "vallahi doğru söylüyorum". Günün geri kalanı havadan sudan konuşup güzel vakit geçirmişlerdi yanı sıra Gülizar tam bir leyla gibiydi. Yusuf, Zerrin'i almaya geldiğinde Gülizar her zaman yaptığı gibi babasının bir adım arkasında vedalaştı arkadaşıyla. Yusuf'la bir anlığına göz göze geldiyse de ona yetmişti. Çocukluğundan bu yana sevdiği birlikte büyürken her tepkisini ezberlediği adamın ona bazı şeylerin yakışmayacağını, yapmayacağı şeyleri bilmesi mutlu etmişti. Tanıyanın sadece kendisi olmadığını bilmek sevdiği adama daha da bağlanmasına neden olmuştu. Girişte tavandan sarkan bronz kafesi de alıp odasına çıktı daha birkaç dakika önce Yusuf'un da kuşu nasıl şefkatle sevdiğini izlemişti Yusuf hep böyle bir adamdı zaten. Arkasında hayallere dalmış bir kadın bıraktığının farkındaydı Zerrin ve artık emindi Yusuf da Gülizar'a karşı boş değildi. Bir süre onları uzaktan izlemeye karar verirken Yusuf'un neler yapacağını görmek istiyordu. Eve vardıklarında babasının yanında oturdu biraz eskiye nazaran aralarında daha kuvvetli bir bağ vardı. Odasına çekildiğinde Sıdıka'yı gönderip Gülsüm'ü çağırdı gün içinde neler yaptığını sordu. Söylediğine göre bir şey olmamış Alexis de hiç uğramamıştı. Zerrin kafasını sallayıp çıkmasını işaret ettiğinde yatağına uzandı. O sırada Sıdıka elindeki bir bardak sıcak sütü yudumlayarak camdan dışarıyı seyrederken kapı tıklatıldığında ayağa kalkıp açtı gelenin Ayşe olduğunu görünce kenara çekilip içeri girmesine izin verdi. Ayşe'nin soğuktan yanakları kızarmıştı burnunu çekerken gülümsüyordu. Kalınca bağladığı kuşağından bir zarfı çıkardığında Zerrin'in gözleri parlamıştı. Uzanıp zarfı alırken Ayşe zarfı birkaç dakika önce ahırın orada oynarken Leon'un verdiğini söyledi. Zerrin kızın üşütmemesi için sedirin üzerindeki ufak battaniyeyi almasını söylerken Sıdıka'dan kıza bir bardak süt getirmesini rica etti. Zarfı her zamanki heyecanıyla açarken Şehzade Turgut'tan haber aldığına şükrediyordu. Sıdıka odadan çıktığında Zerrin çoktan yatağının üzerine oturmuş ilk mektubunu aldığında nasıl heyecanlıysa aynı şekilde açtı zarfı, mührü açarken acıyan parmaklarını bile umursamamıştı. İlk kelimeleri okurken içinden dua etmeye çalışıyor Şehzade'den iyi haber almayı diliyordu "Feriştem, gül yüzlüm, özlemi yüreğimi yakan sevgilim. Seni düşündükçe şu soğuk kışa, ayaza rağmen kalbimdeki bahar yeşerir. Biliyorum yakınında olduğumu bilmek seni mutlu edecek. Yarın öğleden sonra seni nehrin kenarında bekleyeceğim". Sıdıka içeri girdiğinde mektubu okumayı çoktan bitirmişti ve kadının yüzüne saf saf baktı ve kısık bir sesle konuştu "yarın beni bekleyecekmiş". Sıdıka'nın da yüzü gülüyor olsa da son olayların da etkisiyle içini kötü bir his kaplamıştı. Zerrin o gece doğru düzgün uyuyamadığından ertesi gün öğlene doğru uyandı. Hızlı bir kahvaltının ardından güzelce hazırlanıp vakit geldiğinde çıktı evden. Ağabeyi evde değildi ve babası da yeni bir taşla uğraşıyordu. Saçlarını örten kalın ipek şalın üzerine kürk bir başlık geçirmiş soğuk havaya karşı korumuştu kendini elinden geldiğince yanı sıra tanınmadığına da emin olmaya çalışıyordu. Uzun zamandır tek başına geçmediği sokaklar mevsimden dolayı olsa gerek pek de kalabalık değildi ve pek de dikkat çekmemişti. Nehrin olduğu ağaçlık yola girdiğinde atı sanki kime gittiğini biliyormuş gibi daha özgürce hareketlendi. Şehzadeyi uzaktan gördüğünde heyecanı sanki daha da katlanmıştı. Ona yaklaşmasına metreler kala atından indi Şehzade de aynısını yapmıştı. İyice yaklaştığında cüretkar davranmış elini uzatan Şehzade Turgut'un önce elini tutmuş sonra açtığı kollara bırakmıştı kendini. Belini sıkı sıkı saran kolların verdiği güven onu mutlu ederken yüzüne konan öpücükler utanmasına neden olmuştu. Şehzade'den uzaklaşsa da ellerini daha sonra ayırdı onunkilerden, adamın yüzünü talan ediyordu gözleri ve neredeyse kulağından çenesine kadar olan çiziği gördüğünde istemsizce oraya götürdü elini. Şehzade Turgut, kızın bu hareketine gülümserken avuçlarından öptü "endişelenme bir şeyim kalmadı". Zerrin konuşurken bir yandan da adamın eline yüzüne bakıyor başka bir yara olmadığına ikna etmeye çalışıyordu kendini o gün fark etmese de gerçeği gelecekte öğrenecekti. Birbirlerinin meraklı sorularını cevaplarken Şehzade Turgut nihayet ağzındaki baklayı çıkardı ve bu akşam konağa bir elçi geleceğini söyledi. Ne konuda olduğunu Zerrin'in ısrarlarına rağmen söylememişti. Ayrılırken Zerrin'i uzun uzun öptü ve kulağına fısıldadı "çok yakında tekrar görüşeceğiz" dediğinde güldü. Zerrin bir şeyler olduğunun zaten farkındaydı ama seçtiği adamın cesareti onu hâlâ şaşırtıyordu. Şehzade, konağa kadar uzaktan takip etti Zerrin'i hava kararmak üzereydi ve güvenle eve dönmesini istemişti. Genç kadın, atını ahıra bırakırken koşar adım kendisine doğru gelen Sıdıka'yı gördüğünde telaşlanmıştı "Ne oldu Sıdıka ne bu telaşın?". Sıdıka sanki küçük bir çocuğa kızıyormuş gibiydi ve Zerrin'in kolundan tutup kızdı bir güzel, gözünü karartmıştı "Neredesin Allah aşkına Zerrin Hatun sen! Aklım çıktı başına bir şey geldi sandım". Zerrin kısa cevaplar vererek geçiştirirken hızlıca odaya çıktılar. Bir şeyler yemiş olanlardan Sıdıka'ya bahsetmeye başlamıştı ki bahçenin kapısının açıldığını duyduklarında Sıdıka cama doğru gidip baktı. Gelenin kim olduğunu bilmediğini söylediğinde Zerrin gelip oturmasını ve beklemesini söyledi. Konakta bir hareketlilik vardı ve Zerrin sadece beklerken uzun dakikaların ardından merdivenlerdeki adım sesleri odasına yaklaştığında nefesini tutmuştu. Gelen ağabeyiydi yüzünde tuhaf bir ifade vardı gülmüyordu ama ciddi de değildi. "Ural Sarayı bir elçi göndermiş. Bizzat Sultan Alpay tarafından gönderilmiş içeride babamla birlikte oturuyorlar yemek yiyecekler. Elçi bir mektup okudu babama, Sultan Alpay da Valide Begüm de seni övmüşler hakkında iyi yetiştirilmiş olduğunu söylemişler. Eh bir de Sultan Alpay babamı iyi bir arkadaşı olarak gördüğünden seni Şehzade Turgut için istiyormuş. Düşünmek için de vakit vermiş". Zerrin buluştuklarında Şehzade Turgut'tan bir şeyler öğrenmişse de bu kadarını beklemiyordu. Yusuf'un söylediklerine tepki veremezken sadece kafasını salladı. Yusuf bıyık altından gülerken tekrar konuştu "hizmetçilerden birini seç hem misafirhaneyi hazırlasın hem de düzgün hizmet etsin elçi bugün burada kalacak". Sadece "tamam" demiş ağabeyinin arkasından kapanan kapıya bakakalmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.