İçeriğe geç

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 9 · 7 dk okuma

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 9

9. Karar

9. KARAR

Konağa geldiğimizde Alihan'ın amcaları ve dayıları avludaki masanın etrafında toplanmış bizi bekliyorlardı. Olanları Sena abla, Melike ve ben üst kattan izliyorduk. Nimet hala, Zahide Hanım ve Pamuk nene karar masasına sonradan dahil olmuşlardı. Yabancı simaları tek tek incelerken birden Alihan'ın gür sesi duyuldu.

"Saygıda kusur etmediğim amcalarım, dayılarım ve ailem! Biliyorsunuz haftalar önce bir olay yaşadık. Aysun beni, anamı, rahmetli ağabeyimin ve babamin ruhunu çiğneyip Süleyman ağanın oğlu Kemal Kara'ya kaçtı. Öfkelendim öfkeme yenik düştüm bu ihanetin bizim aşiretimizde kaldırılamayacak bir hareket olduğunu herkes bilir. Ağabeyimin ölümüyle daha da sarsıldım ve o evden de birilerinin bu diyeti ödemesi gerektiğini düşündüm."

Alihan'ın benim için üzerine aldığı sorumluluk, başkasının kılığına girmesi, köyde adı cıkmış bir kız ile evlenerek risk alması... Bunları neden yapıyordu? Benim hapse girmemi engelleyip bana zorla sahip olduğunu söylemesi neden onun için kafi gelmemişti? Boğazını temizledikten sonra tekrar bir konuşma daha yaptı. "Ve Zerda Kara'yı yani Kemal Kara'nın bacısını bu konağa getirmeye karar verdim."

Zahide Hanım'ın sanki başından kaynar sular dökülmüştü. Nimet Hala ve Pamuk nene onun kadar şaşırmamışlardı. Amcaları ve dayıları da rıza göstermişti ama bir adam hepsinden önce kalkıp "karar masasını" terk etmişti. Buna anlam veremesem de bu konuşmadan sonra ya her şey yoluna girecekti ya da sarpa saracaktı.

Herkes evlerine dağıldığında tüm aile sakinleri ile büyük bir salonda toplandık. Kapıdan Alihan ve ona bağıran annesi girdi ve beni görünce karşıma geçip hakaretlerini savurmaya başladı. "Sen hem oğlumun goynuna hem de kanına girdin. Büyü mü yaptın ha seni yılan!" Alihan yüzüme inecek bir tokadı daha engelleyip "Ana! Yeter! Siz hiçbir şey bilmiyorsunuz. Zerda'nın hiçbir suçu yok! Ben...ben zorla sahip oldum ona.” Dedi elini saçlarına atıp sağ sola çekiştirerek. “Aysun kaçtıktan bir gün sonra da ben Zerda'yı kaçırdım. Ailemize uzanan dilleri kesmek susturmak için intikam hayalleri kurdum nefsime yenik düştüm ana... Zerda aramızdaki en masum kişi."

"Yalan söylüyon!"

Bu evde de aynı şeyler yaşanıyordu. Suçlu olan suçunu itiraf da etse kirlenen kız temize çıkamıyordu. Bu damganın yükünü mezara, ölüme kadar taşıyacaktım. Pamuk nene ağır ağır yanımıza doğru yaklaşıp bastonunu yere vurdu ve "Benim torunum yalan söylemez bilmiyon mu Zahide? Hata onun günah onun şeytana uyan Alihan, Zerda değil. Bu masum kızcağızı ortada bırakmak bize yakışır mı hiç! Aysun'un gaçtığı adamı gördün, öz bacısına nasıl davrandığını da. Biz de mi öyle olacaz?!" dedi bir solukta. Zahide Hanım herkese olduğu gibi kaynanasına söz geçiremeyeceğini anlayıp bir bana bir oğluna baktı ve "Ne haliniz varsa görün!!" deyip bir hışımla çıktı dışarı.

-Bir Ay Sonra-

Aradan bir ay geçmişti. Alihan'ı, verdiği karardan kimse döndürememişti ve bugün olacak kına gecem için hummalı bir hazırlığa başlanmıştı. Bana bir gelinlik, bindallı ve iki çift ayakkabı alınmıştı. Hiç biri alınırken vakıf olmadığım çeyizler de geliyordu bugün. Kendi ellerimle yaptığım çeyizlerim bile yanımda yoktu. Kimsem yoktu, annem bana ne oldu diye düşünüyor muydu hiç, onun da yüreği sızlıyor muydu? Hiç yaşamamış gibi unutulup gidecek ruhsuz, silik bir insan mıydım ben?

. . .

Ve kınam yanmıştı. Bordo, üstüne sarı işlemeleri olan kadife bir bindallı giymiştim. Nimet hala sürmüştü kınayı avcumun içine ve tüm altın koymuştu. Bu nedense güldürmüştü beni, köyde herkes çeyrek altın koyardı çünkü gelinlerin avuçlarına. Kendi kına geceme yabancıydım, ara ara gözlerim doluyor ara ara tebessüm ediyordum. Alihan'la karşılıklı çifte telli bile oynamıştık. Lacivert-siyah takıp elbise ona çok yakışmıştı. Ben ona çekinerek bakıyordum ama o gözlerini benden alamıyordu.

İhtişamlı, gösterişli, Makal ailesine yaraşır bir kına gecemiz olmuştu. Saat on ikiye gelince bahçeyi doldurup taşıran kalabalık dağılmıştı. Ben de odama çıkıp üstümdeki bu ağır şeyi çıkarmaya başlamıştım ki kapı vurulup içeri Sena abla ve Melike girmişti. Melike birden boynuma atlayıp "Çok güzelsin Zerda ablaa! Büyüyünce ben de senin gibi olucam!" dedi.

Melike'ye buruk bir tebessüm attım. Evet güzel kızdım. On beş yaşımdan beri görücüler kapımızdan eksik olmazdı ama ben istemezdim. En sonunda Alihan'ın gelini olmuştum. Öyle ya da böyle kader bizi bir şekilde buluşturmuştu.

Sena ablanın "İstersen baş örtünü, tülleri falan çıkarmana yardımcı olayım." Sözünü duyunca Melike’yi bedenimden ayırdım gülümseyerek. Sena ablanın yardımına onay verdiğimde usulca yanıma yanaştı ve "Zerda..." dedi. Bu sesi tanıyordum. Bir şeyler söylemek istiyor gibiydi ama söyleyemiyordu. "Efendim abla?" dedim konuşması için cesaretlendirerek.

"Ben sana inanıyorum... Annemin kusuruna bakma sen.” dedikten sonra asıl konuya girmişti: “Alihan sana çok büyük bir yanlış yapmış. Sen nasıl dayandın bu kadar acıya? Ailen de sırt çevirmiş sana. "

Gözlerim anında dolmuştu. Terk edilmişlik küçücück bir çocuk gibi hissettiriyordu beni. Ama güçlü kalmalıydım. Oyunu oynamalıydım: "Imm. Kimsenin yaşamak istemediği şeyler yaşadım evet. Çocukluğumdan beri hep ezildim, itildim. Alihan saçma sapan törelerin cehalet dolu adetlerin kölesi oldu. Masum birinin hakkına girdi ama ben sandığınızdan daha güçlüyüm. Yere düşebilirim ama yerde kalmak zorunda değilim. Alihan'ı da bana yüz çeviren ailemi de Allah affetsin ben değil.”

Alihan'a asla konduramadığım bu lafları o hak etmiş gibi söyledikçe içim bin parcaya bölünüyordu. O bütün yükü omuzlarında taşımak icin gönüllü olup sırtlarken hakkında konuşulacakları hiç mi düşünmemişti? O bu köyün veli nimetiydi. Herkesin en güvendiği, ihtiyarların bile dostu, çocukların rol modeliydi. Bu yükü ömür boyu taşımayı kabul ederken kendini niye hiçe saymıştı ki?

"Haklısın Zerda çok haklısın. Hep güçlü kal, kimsenin oyununa gelme, ben yarın bir gün gideceğim, evim burası değil ama ne zaman bir şeye ihtiyacın olsa beni ara tamam mı?" dedi ellerimi sıkıca tutup. "Tamam abla söz arayacağım."

Sena abla ile birbirimize sarıldık, bir süre sonra bu sarılmaya Melike de katıldı. Umarım Melike sadece güzellik değil iyi bir aile ve iyi bir hayat da isterdi...

Sena abla ve Melike gittiğinde yüzümdeki makyajı da temizlemiş kuş gibi hafiflemiştim. Yarın büyük gündü. Hayatımın en önemli günü...

. . .

Uyandığımda saat ona geliyordu. Gözümü açar açmaz fırladım yataktan, lavaboda işlerimi halledip dünden hazırladığım beyaz elbisemi ve beyaz şalımı takıp çıkmıştım. Düğünden önce nikahımız kıyılacağı için bu rengi tercih etmiştim. Aşağı indiğimde evren günümü en güzel haliyle selamlamıştı: Zahide anayla karşılaşmıştım.

"Şuna bak! İlk günden öğlene kadar yatıyor. Gelin dediğin sabah altı oldu mu kalkar etrafı derler toplar.”

İçimden hiç de hoş olmayan kelimeleri sıralasam da uysal olmaya karar vermiştim: "Affedersin Zahide Hanım, ben saat kurmuştum ama uyanamadım çok yorulmuşum."

"Neyse, ilk gün diye bir şey demiyorum." dedi mağrur bakışlarını bedenimde gezdirip. Zahide Hanım ben bu eve ilk geldiğimde tabağımı kaldırırken “Bu senin işin değil!” demişti ama artık gelini olduğum için işler değişmişti anlaşılan.

Kahvaltı masası kaldırıldığı için mutfağa gidip bir şeyler atıştırmıştım. Çalışanlarla da tanışma fırsatı bulabilmiştim bu defa. Üç kişilerdi: Safiye abla, Safiye ablanın kızı Narin ve Cihat'ın kardeşi Zeynep. Cihat bu evin hem şoförü hem de Alihan'ın en sıkı dostuymuş. Yıllardır buradalarmış ama ben Cihat'tan da Cihat'ın bakışlarında da hoşlanmamıştım.

Kahvaltımı bitirdikten sonra büyük salona geçtim, burada hem dini nikahımız hem de resmi nikahımız kıyılacaktı. Divana henüz oturmuştum ki Alihan girdi içeri. O girer girmez incelemeye başlamıştım bile. Siyah bir takım elbise giymiş gömleğinin ilk iki düğmesini açmış papyon veya kravat takmamıştı. Papyonu ben de sevmiyordum onu takan erkek hediye paketi gibi görünüyordu bence. İncelemelerim sürerken şahitlerimiz de odaya gelmişlerdi. Benim şahidim Sena abla onunki ise Cihat'tı. Tören son süratle başlamış ilk önce imam nikahımız kıyılmıştı akabinde geleceğimize imza atmıştık. Artık Alihan Makal'ın karısı Zerda Makal'dım.

Hoca ve nikah memuru gidince Alihan cebinden bir yüzük kutusu çıkarıp parmağıma nazikçe taktı. Kendi parmağına da takmam için bir alyans çıkardı. Ellerim titreyerek bağlılık yüzüğümüzü parmağına geçirmiştim. Tarifi imkânsız duygular sarmıştı etrafımı.

Yıllarca bu anın hayalini kurmuştum, bu anın olmasını zorlayan durumun hayalini değil. Alihan'ın gerçek düşüncelerini çok merak ediyordum. Kaç kere benimle evlenmek zorunda olmadığını söylemiştim ama her defasında kararından dönmeyeceğini dile getirmişti.

Gökyüzü alacakaranlığa bürünmeye hazırlık yaparken misafirler teker teker gelmeye başlamıştı. İki ay önce Aysun'la Kemal'in çalı düğününü pencereden izliyordum ruhsuz bir şekilde. Şimdi de durum çok farklı değildi ne çok mutluydum ne de hüzünlü. Sadece olayların akışına göre davranıyordum.

Kuaför makyajımı en güzel şekilde yapmıştı. Her şey tamamlandığında gerçekten çok güzel görünüyordum.

Beni bu gece tek hüzünlendiren şey belimde kırmızı kuşağımın olmamasıydı. Bekaretin, saflığın simgesiydi kırmızı kuşak. Bir gecede alınan bekaretimin... Ben aynaya dalgın dalgın bakarken odaya biri girdi ve üstüme üstüme gelmeye başladı. Davranışları ve büyüyen gözleri hiç normal değildi.

"Ki-kimsin sen?" diyebildim dibime kadar yanaşan kadına. Cırtlak sesiyle kulaklarımı uğuldatacak o kelimeleri sıraladı:

"Ben Alihan'ın sözlüsü Dilek, asıl sen kimsin?"

Bölüm sonu

3 yorum