İçeriğe geç

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 10 · 6 dk okuma

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 10

10. Hayal Kırıklığı

10. HAYAL KIRIKLIĞI

Duyduklarım karşısında şok olmuştum. Bayılacak gibi hissediyordum, kulaklarım uğulduyordu, nefes alışverişlerim hiç normal seyrinde ilerlemiyordu. Tam o sırada odaya Sena abla girdi. O da Dilek'i karşısında beklemiyormuş gibi telaşa kapıldı. Üçümüz de birbirimize bakarken Dilek bana ölümcül bakışlar atıp odadan çıktı. O çıktıktan bir süre sonra Alihan girdi içeri.Öyle hızlı gelişiyordu ki her şey ben hala şoktan çıkamamıştım.

"Hadi, hadi Zerda'yı da al inin aşağı Alihan." dedi Sena abla telaşla.

"Sen iyi misin Zerda?" Alihan tam önüme geçmiş neyim olduğunu inceliyordu dikkatle. Suratıma yansıyan neydi bilmiyorum ama şaşkınlık, üzüntü, hayal kırıklığı beni esir aldığı kesindi. Kapı tekrar açıldı ve Zahide ana girdi bu defa da.

"Herkes sizi bekliyor ne ayak eştiriyonuz* burada.

*Ayak eştirmek: Çukurova yöresine ait bir deyimdir. Oyalanmak anlamına gelir.

Alihan sağ elimi tutmuş ağır adımlarla ilerliyorduk. Elimi çekecek halim yoktu. Merdivenlerden aşağı indiğimizde alkışlar, zılgıtlar ve sayamadığım kadar davul ve zurnayla karşılaşmıştık. Alihan çok mutlu görünüyordu benim aksime. Başımdan aşağı buğday, mısır, fıstık, şeker ve para yağıyordu. Alihan'la karşılıklı oynuyorduk ve amcaları paraları tereddüt etmeden saçıyordu. Her yer renk cümbüşüydü ve bu abartı ışıklar gözümü alıyordu. Oyun bitip masaya geçtiğimizde köyün genç delikanlıları ve kızları üç ayrı halay kuyruğu oluşturmuştu bile.

Masaya oturduğumuzda yine soyutlamıştım kendimi, gözümü daldığım yerden kaldırdığımda Dilek'in hedefindeydim. Gözlerini dikmiş Alihan ve bana bakıyordu. Böyle yorum yapmak doğru değildi belki ama kızın içindeki fesatlık, kin ve kibir dışına vurmuştu sanki. Kapkara saçları, saçları gibi koyu teni ve çatık kaşlarıyla korku salıyordu. Beni bir an huzursuzluk kaplamıştı. Sol tarafıma baktığımda ise Alihan'ın keyfinin gayet yerinde olduğu apaçık ortadaydı. İki ayrı insanın da hayatını zindana çeviren bir insan nasıl böyle gülebilirdi? Ona “Sevdiğin biri vardır, grime bu yola.” dediğimde öyle bir şeyin olmadığını söylemişti. Peki dakikalardır hedefinde olduğum kadını neden saf dışı bırakmıştı?

Bir iki kez oyuna çıkıp oturmuştum Sena abla ve Cemil'le Antep'in hamamlarını oynamıştık. Alihan ise masadan bir kez kalkmış ve bir daha oturmamıştı, yerinde duramıyordu. Meyve suyumdan bir yudum alırken Cihat'ın bana değişik manalarda baktığına şahit olmuştum. Sanki “Bu konakta gününü göreceksin!” der gibiydi. Neden öyle bakıyordu, neden her defasında bu bakışlarla karşılaşıyordum çok merak ediyordum. Alenen fakat esrarengiz...

Bu gece benden başka huzursuz biri daha vardı... Zahide Hanım... Sanırım oğlunu Dilek'le evlendirmek istiyordu. Bu yüzden geldiğimden beri buz gibiydi ve kabaydı. Alihan kendi ağzıyla Zerda'ya tecavüz ettim demesine rağmen oğluna hiçbir şey demiyor aksine başkasıyla mutlu bir aile kurması için çaba gösteriyordu.

Saat gece yarısını bulup misafirler dağıldıktan sonra odaya gitme zamanı gelmişti. Alihan'la yaşayacağım odaya... İçeri girdiğimizde saatlerdir içimde tuttuğum öfkemi daha fazla içimde saklayamadım.

"Sen ne yalancı biriymişsin ha?"

"Ne diyorsun sen Zerda?" dedi ceketini bir tarafa gelişigüzel fırlatıp.

"Benden daha iyi bilmen gerek senin. Adi, yalancı, düzenbaz seni!" her bir kelimede Alihan gözlerini bir kat daha açıyor, duyduklarına inanamıyormuş gibi bakıyordu. Ben küfürlerimi fütursuzca sıralarken göğsünü yumrukluyordum. Ve vurdukça kolumdaki altınlar tiz sesler çıkarıyordu.

"Hey, hey noluyor dedim sana!" dedi hiç bir şey bilmiyormuş gibi.

"Sözlüymüşsün! Dilek'le! Sen… Sen nasıl bir insansın? Daha kaç yüzün taktığın dürüstlük maskesinin altında? Benimle evlenerek hem benim hem de başkasının hayatını mahvettin sen Alihan Ağa!” deyip bir kaç saniye nefeslendim. Nefesimi düzene sokunca gelinliğimin eteklerinden tutup “Gideceğim burdan. Başkasının yıkılmış yuvasının üzerine yuva kuramam ben." diyerek omzuna çarpıp gidiyordum ki kolumdan kavrayıp "Hiçbir yere gidemezsin Zerda Makal." dedi bıçak gibi keskin bir sesle.

"Senin tüm derdin Makal soyadının sarsılan itibarını geri kazanmakmış meğer." dedim gözlerine kararlılıkla bakıp. Geri adım atmıyordum, atmayacaktım!

"Kulaklarını aç ve beni iyi dinle. Dilek benim dayımın kızı. Daha çocukken ben sana varacağım derdi hep. Anam da "Gelinim, gelinim." diye heveslenirdi. Dayımın ise kızını konağa sokmak gibi hayalleri vardı. Evet sevgilimdi, sözlümdü ama sevdiğim değildi anladın mı?"

Şaka. Şaka demi duyduklarım?

"Sen... Sen bir insanın duygularıyla nasıl bu kadar kolay oynayabiliyorsun? Oyuncağın mıydı o kız? Ne demek sevgilimdi ama sevdiğim değildi? Sen ona ümit vermişsin ki, seviyormuş gibi yapmışsın ki seni evleneceği adam olarak bilmiş."

"Ben ona ümit falan vermedim Zerda! Dedim ya üçünün kurduğu aptal hayaller işte."

"Sen çok acımasızsın Alihan ağa, çok!"

"Ben mi acımasızım? Baban, abin seni ayağıma attı lan. Şimdi evlenmeseydik ne halde olurdun bir düşün bakalım."

İşte bu sözleri beni haklı çıkarmıştı. Kimsesizliğimi yüzüme vurması acımasızlık değildi de neydi? Gözlerinin ta içine baktım. Kırgındım. Kırılmıştım. Az önceki kararlı tutumu uçup gitmişti ama. Bu delici sözleri söyledikten sonra pişman olmuştu ama nafile… Söz ağızdan çıkmıştı bir kere.

"Zerda..." Sesine pişmanlık kırıntıları bulaşmıştı ama balık gibi hemen unutacak değildim aşağılamalarını.

"Bırak beni!!"

Kolumu kurtarıp banyoya atmıştım kendimi. Kafamda taşıdığım elli beş kilo duvağı, baş örtüsünü sinirle söküp atmıştım. Zor da olsa gelinlikten de kurtulmuştum. Bana iyi gelecek şey suyun altında saatlerce ağlamaktı, sadece ağlamak…

'Yusuf' sana hangi adınla seslendi de onu kör kuyulardan kurtardın Allah'ım, beni de bu kör kuyudan, bu azap gibi geçen günlerden kurtar. Yaşadığım bu durumu Hayr ile sonuçlandır. Bana merhamet et sen merhametlilerin en merhametlisisin Rabbim.

Sıcak suda artık uyuşmak üzereydim. Üzerime dolaplardaki bir bornozu geçirip çıkmıştım. Odayı köşe bucak incelediğimde Alihan’ın gitmiş olduğunu fark ettim ve hemen gidip kapıyı kilitledim. Bu oda benim kaldığım misafir odası değil Alihan'ın odasıydı ve onun odası etnik desenlerle değil modern yapılarla döşenmişti. Sıkıcı ve soğuk... Şimdiden sevmemiştim burayı. Her yer oldum olası sevmediğim buz mavisi ve gri tonlarla bezenmişti. Buz mavisi ve gri: ısıtmayan iki renk... Benim rengim kırmızıydı: sıcak ve duygusal...

Dolapları karıştırıp daha önce çeyizlerle gelen eşyaları aramaya başladım. Dantelli kırmızı-siyah-leopar gecelikler bana dalga geçer gibi bakıyorlardı. Bunları kim koymuştu Allah aşkına? Verdiğim uğraş sonrası saten uzun kollu toz pembe bir pijama bulup giydim. Kapıyı da tekrar açıp uyumak için çift kişilikten daha büyük bir yatağa doğru ilerledim. Komodinin birinde Alihan'ın fotoğrafı duruyordu. Fotoğraf sol tarafta olduğu için yönümü değiştirip sağa tarafa doğru ilerleyip yattım. İpek çarşafı üzerime doğru çekerken namaz kılmadığım aklıma gelmişti. Namaz için uygun kıyafetleri bulduktan sonra seccadeyi serip kılmaya başladım. Son rekattayken kapı açılıp biri girmişti. Muhtemelen Alihan’dı. Selam verip namazımı sonlandırdım ve seccadeyle namaz kıyafetlerimi berjerin üzerine bıraktım. Arkamı döndüğümde Alihan yatağın ucuna oturmuş bana bakıyordu.

"Allah kabul etsin." Dedi sevecen bir şekilde. Alihan galiba ikizler burcuydu. Yumuşamayacaktım! "Sağ ol." dedim robot gibi.

"Sağ tarafa yatmışsın. İyi yaptın ben sola yatıyorum." dedi hiç bir şey olmamış gibi. "Diyecek bir şeyin yoksa yatacağım." Sesimi buz gibi tutmaya özen gösteriyordum.

"Ben öyle demek istemedim, yani başına kalkmadım. Sadece...sana karşı acımasız olmadığımı ve benim de vicdanımın olduğunu bil." Sonunda ağzındaki baklayı çıkarmıştı.

"Başıma kalk ya da kalkma, bu beni ilgilendirmez. Ben ailemi savunmadım savunmam da. Herkes yaptığından sorumludur elbet. Sen de öyle. Sözlünün hayatını alt üst ettin şimdi onu düşün."

Sıkıntılı bir nefes verip tan tane anlatmaya başladı. "Evet senin hayatın alt üst oldu ama Dilek'e hiçbir şey yapmadım Zerda. Sevmiyordum anlasana!"

Son cümlesi ne anlama geliyordu? Bana şu soruyu sorma hakkı doğuyordu: "Beni sevdiğin için mi evlendin benimle sanki?"

"Sen..." dedi ve sustu. Ama bu gece bu sorunun cevabını vermeden kimse bir yere gidemezdi.

Bölüm sonu

5 yorum