7. İTİRAF
Beni yatağa yatırdığında başını kaldırıp bakamıyordu bile. Odaya hiç kimsenin girmemesini istemişti. Belli ki artık konuşma vaktinin geldiğini düşünüyordu ama tek kelime dahi etmiyordu. Tüm cesaretimi toplayıp bu ölüm sessizliğini bozmaya karar vermiştim. Yarınımı düşünmeden yaşıyordum artık. Kimin ne dediğini umursayacak halim kalmamıştı. Boğazımı temizleyip konuşmaya başladım: "Biz Aysun'la aynı lisedeydik. Ben dokuzuncu sınıfa geçtiğimde o onuncu sınıftı, sen de üniversite iki. Ziraat mühendisliği okuyordun İstanbul'da."
Alihan bu söylediklerimi duymayı beklemiyor gibiydi. Çenem sanki konuşmamam için mıknatısın iki ayrı kutbu gibi birbirine yapışıyordu. Ama konuşacaktım. Artık ölümün beni her an beklediğini hissediyordum ve içimde yıllardır biriktirdiğim ne varsa bilmesini istiyordum.
"Seni hem köyden tanıyordum hem de Aysun'u almaya geliyordun okul çıkışına. Hep seni beklerdim, bilerek geç çıkardım sınıftan, Kemal'den dayak yemeyi göze alırdım seni görmek için.” Derin bir nefes alıp tekrar devam ettim. “Beni en çok ne yaraladı biliyor musun Alihan? Ben sana aşıktım ve bu içimdeki Alihan aşkı sahipsiz kaldı..."
Başını nihayet yerden kaldırıp bana uzun uzun baktı, gözleri dolmuş gibiydi. Elimi tutup "İzin ver bu aşka sahip çıkayım Zerda..." dedi. Gözümden bir damla yaş düştü elime. Başımı olmaz dercesine iki yana salladım. Olmazdı, geçen zaman geri gelmezdi. Olanı da olmamış sayamazdık. "Ölüler tekrar dirilir mi Alihan?" dedim başımı yeniden yastığa atıp ve diğer tarafa çevirdim yüzümü. Ses gelmedi Alihan’dan. Sıkıntılı bir nefes verdi sadece.
"Bu sözlerimi sakın yanlış anlama, senden aşk istediğim falan yok..."
"İzin ver bir yolunu bulayım Zerda. Bu vicdan azabı beni yakıp kül ediyor. Günlerdir uyku uyuyamıyorum, ben... ben çok üzgünüm yaşadıkların için.
Bu söyledikleri kulağa samimi geliyordu, ama biz imkansızdık artık."Ağabeyinin bana yaşattıkları saçımı çekip, oyuncağımı kırması gibi basit şeyler değil. İntikam dedi ama benim abim Aysun'a bunu yaşatmadı! Ben onu değil o beni öldürdü. Sevdiğimi ömür boyu bilmeseydin de böyle karşılaşmasaydık keşke Alihan! Senin kardeşin bile isteyerek gitti bu konaktan ama ben isteğimle girmedim. Ben bacın kaçsın sizi rezil etsin istemedim. Ben bunları yaşamak istemedim!" Bu defa benim nefes alış verişlerim hızlanmış, sesim yüksek çıkmıştı. Elimi göğsümün ortasına bastırıp konuşmaya devam etmiştim. "Kendi aklınca intikam hayalleri kurdu. Babam, İbrahim, Kemal kahrolacak mahvolacaklardı ama gördün işte ne oldu? Beni bir eşyadan farksız görüp getirip attılar ayaklarının önüne." Ağladığımı yeni fark ediyordum ve artık hıçkırıklar da karışmıştı iç çekişlerime. Karşımda Alihan Makal yoktu sanki hiçbir şey diyemiyordu, bir cevabı yoktu. "Zerda biliyorum... biliyorum ağabeyim adi, şerefsiz, pislik herifin tekiydi. Ne desem ne yapsam da her şeyi geri alsam bilmiyorum. Senin masum yüzüne bakacak yüzüm yok Zerda. Ama izin ver… izin ver yaptıklarını az da olsa telafi etmeye çalışayım." diyebildi dakikalar sonra.
"Beni polise vermeyip bebeğin babası rolünü oynamaya razı gelerek büyük bir iyilik yaptın zaten, bundan sonrası olmaz, yarın bu konaktan da hayatından da çıkıp gideceğim. Hiçbir şey yapmana gerek yok.” Kesik kesik nefes alışverişlerim arasında anlaşılmayı diliyordum. “Ağabeyin toprağın altında çeksin şimdi cezasını. Kirletilen duygularım, umudum, aşkım, namusum geri gelir mi bundan sonra? İmkansız!”
"Hayır! Hiçbir yere göndermem seni, ben taşın altına koydum bir kere elimi, ben iyileştireceğim. Senin yüzünü güldürmeyi başaracağım. Göreceksin!" dedi koltuktan fırlayıp. "İstediği oldu işte ağabeyinin. Şu çok dert olan namusumuz iki paralık oldu. Köyde şimdi herkes bizi konuşuyordur. Aysun telli duvaklı gelin oldu benim adım da evlenmeden hamile kalan orospuya çıktı."dedim ben de yatakta doğrularak. Sanki tüm bunların sorumlusu Alihan’mış gibi neden ondan çıkarıyordum sinirimi?
"Sus sus Allah aşkına. Korkuyorum, abimi senin öldürdüğünü de itiraf edeceksin içinde tutamayıp."
"Hayır asla söylemem! Eğer benim öldürdüğüm öğrenilirse Apo'nun katilinin de sen olduğu öğrenilir. Sen bana yapabileceğin en büyük iyiliği yapmışken sana nankörlük eder miyim sanıyorsun! Hem İlhan'ın da ona yardım eden Apo'nun da yeri kara toprak!" dedim sesimi alçak tutarak bu kez.
"Zerda şimdi gidiyorum ve anamlara sana zorla sahip olduğumu söyleyeceğim. Tüm köy duysun isterse herkes bana şerefsizin teki desin. Sen iyi ol yeter." Ağzım bir karış açıldı söyledikleriyle. "Ama benim yüzümden senin de adın kirlenecek. Gerçi erkek için aynı şey söylenemez kız linç edilir ama erkeğin adı silinip gider..."
"Senin silinip gitmene izin vermeyeceğim Zerda sen yeter ki iyileş." dedi sakinleştirici sesiyle.,"Babamlara söyle sadece. Ben onlara ihanet etmedim. Ne olursa olsun onlara bunu yapmazdım." dedim her şeyi bir kenara atarak.
"Tamam. Seni evine götüreceğim yarın ve anamla, halamla seni babandan isteyeceğiz. Aysun da Kemal de naparsa yapsın artık umurumda değiller." İşte bunu duymayı hiç mi hiç beklemiyordum. "Se-sen beni sevmiyorsun ki belki bir sevdiğin vardır. Sırf namusumu kurtaracaksın diye başını yakma. Sana ve sizin soyadınıza ihtiyacım yok benim!" kuyruğu dik tutmaya çalışıyordum hala.
"Zerda daha önce de dedim. İzin ver bu aşka sahip çıkayım yaralarını sarayım. Bak... sana sahip çıkayım demiyorum, saf aşkına sahip çıkayım Zerda..."
Sözleri kırılan, paramparça olan kalbimi yumuşatıyordu ama ben eskisi gibi olmamaya yemin etmiştim."Daha sonra pişman olacağın şeyleri yapma Alihan!"
"Bir şey söyleme. Yarın sabah seni bırakacağım evine, akşam da ailecek geleceğiz istemeye, hazırlıklı ol tamam mı?"
Yalan mı gerçek mi, sadece vicdanını mı rahatlatmaya çalışıyor merak ediyordum: "Annen ne der bu duruma?"
"Anamın bir şey demesine gerek yok tüm hata benim doğru olan bu." Gerçekten sözlerinde samimiydi gerçekten bir şeyleri silip baştan yazmak istiyordu.
"Tüm hatayı seninmiş gibi göstererek İlhan'ın pisliğini kapattığının ve kendi adını kirlettğinin farkında mısın?" dedim onun düşeceği duruma üzülerek.
"İkimizin de yaşaması için bu şart.” dedi ve üzerimdeki örtüyü göğsüme kadar çekip “Şimdi gidiyorum, sen uyu dinlen erken kalkacağız. Allah rahatlık versin. İyi geceler Zerda." deyip kapıyı yavaşça kapadı cevabımı beklemeden. O gittikten sonra "İyi geceler Alihan..." dedim ardından. Gözlerimin önünden hala gitmiyordu görüntüsü. Ama kafamı toplamam lazımdı. Verdiğim karar ne kadar doğruydu bilmiyorum. Bu konaktan gitsem babamlar beni yaşatmazlardı, burada sığıntı gibi de yaşayamazdım. Zahide hanım istemiyordu. Fakat şöyle bir gerçek vardı ki ben evlenmediğim sürece hakkımızda edilen dedikodular daha da artacaktı.
Makal aşiretini sadece Adana değil tüm Akdeniz bilirdi yaptığı ihracatlarla. Sonuçta Makal tarımın sahipleriydi. Zaten bu kadar tanındıkları için Alihan'ın babası Ahmet Makal öldürülmüştü. Sırlı bir cinayete kurban gitmişti dört yıl önce adam.
Alihan’ın cazip teklifi en uygun karar diyordu mantıklı yanım. Beni sevmiyordu ama milletin tavansız ağzını kapatmak istiyordu. Sadece bir özür niteliğindeydi bu izdivaç. Peki ya hangi özür beni bana geri verebilirdi...
Babamlara gerçeği söyleyecek olması onu gözümde büyütmediğimi, gerçekten yürekli bir adam olduğunu gösteriyordu.. Alihan'ın aslında vicdanlı biri olduğunu her ay köye yaptığı bağışlardan, zekâtlardan, sadakalardan biliyordum. Yarın ola hayrola diyerek Allah'a dualarımı sundum, beni bu elem dolu kabuslardan kurtarmasını diledim ve her gece gibi bu gece de hayaller kurarak uyuyakaldım...
. . .
Uyandığımda saat sekizdi, sabah namazından sonra üç saat uyuyabilmiştim. Banyoya gidip duş aldım ve önceden hazırladığım kıyafetleri üzerime geçirdim. Uzun, lacivert üstünde çiçekleri olan bir elbise ve sade renk bir şal taktım. Kapatıcıyla morluklarımı bir nebze olsun kapatmaya çalıştım ama yıllardır yüzümde taşıdığım ve giderek derinleşen bu yaralar tamamen iyileşecek miydi? Bu surat benimdi ama üstünde bırakılan izler başkalarına aitti. Ve en derin yara adını ağzıma bile almak istemediğim o pisliğin elleri tarafından açılmıştı.
Allık ve sürmeyi de yüzüme hafif hafif sürünce kara gözlerim biraz daha kararmıştı. Aşağı indiğimde Alihan'ın beni beklediğini gördüm, kalbimin elimde olmadan hızlanışına engel olamamıştım. Onu karşımda görünce beynime balyoz inmişti sanki. Avuçlarım da terlemeye başlamıştı. Titremelerimi hiç saymıyorum bile. Bunlar hiç normal şeyler değildi. Alihan beni iyice süzdü. Allıkla kızarmış yanaklarım biraz daha kızarmıştı önüm bu dikkatli bakışları altında eminim.
"Günaydın" dedi imalı sesiyle. “Günaydın." dedim dümdüz bir sesle. Neyse ki sesime yansıtmamıştım bu aptal heyecanı.
"Nasılsın? İyi uyudun mu?"
"Bir haftadır bu konaktayım zaten, ben iyi uyudum da asıl sen uyudun mu, yoktun."
"Düşünmekten uyuyamadım." dedi yeşil gözlerini ağır ağır açıp kapayarak. "Hmm... Pişman oldun değil mi dün söylediklerinden?" dedim suratıma sahte bir gülümseme takarak. Ve hiç düşünmeden çürütmeye başladı beni. “Yoo, hayır. Benim tek pişmanlığım zamanında yetişememem Zerda." Söylediklerini es geçerek gözlerimi kaçırmayı tercih ettim. "Kahvaltı yapacak mıyız yoksa çıkalım mı hemen?" Konuyu değiştirmeye çalışmıştım.
"Yapsak iyi olur." diyerek beni onayladı ve birlikte mutfağa doğru ilerledik. Kahvaltısını mutfakta eden Alihan’a çok şaşırmıştı çalışanlar ve kahvaltı boyunca tuhaf bakışlarını üzerimizden eksik etmeseler de garip olan bir durum yoktu bana göre. Bir anda "Kalkalım" dedi ve yarım kalan çayıma veda edip Alihan'ı takip ettim. Aşağı indiğimizde genç bir adam bizi bekliyordu. Bana bakışları değişik gelmişti, bu tuhaf bakışları sevmemiştim.
"Cihat bizim birkaç işimiz var arabayı ben kullanacağım." İsminin Cihat olduğunu öğrendiğim genç adam "Arabayı doldurdum Alihan yakıt almana gerek yok." dedi. Alihan’a bey ya da ağam diye bir hitap kelimesi eklememişti isminin sonuna. Alihan da bu durumu hiç garipsemeyip "İyi yaptın. Hadi Allah'a emanet ol." dedi. "Sizde..." dedi Bay Gizemli gözlerimin içine bakarak, benimle derdi neydi bunun? Bu saçmalığı es geçip tam arka kapıyı açacakken Alihan "Öne bin." diye emir verdi. Ben de utana sıkıla ön koltuğa yerleştim. Kemerimi de aceleyle bağladım. Şimdi Alihan bağlamak için eğilirdi falan hiç gerek yoktu öyle şeylere.
Evi tarif edecekken o gece Alihan'ın beni evime bıraktığı aklıma geldi ve hafif dikleştiğim koltuğa tekrar yayıldım. Onlar köyün çıkışında tepede ağaçlarla çevrili geniş bir alanda yaşıyorlardı. Bizse müstakil evlerin olduğu düz bir alanda oturuyorduk.
Eve yaklaştığımızda her yerimi heyecan sarmıştı. Alihan "Hazır mısın?" dediğinde hayır dercesine başımı iki yana salladım. Ellerimi tutup "Merak etme bana güven." dedi. Beynime binbir türlü sinyaller gidince ellerimi hızlı bir şekilde ayırdım ellerinden ve arabadan indim. Bahçeden içeri girdiğimizde annem avluyu süpürüyor Aysun ise telefonundaki bir şeylere bakıp gülüyordu. Bizi ilk fark eden Aysun olmuştu ve o hız ile de içeri koştu, daha doğrusu kaçtı. Artık annem de geldiğimizi gören kişiydi. Alihan tepkisiz duruyordu. Anneme yaklaşıp boynuna atladım. Annem sarılıp sarılmama konusunda kararsız kalmış gibi sırtımı sadece pışpışladı. Bu annemin de bana inanmadığını gösteriyordu... Ben annemin sıcaklığını beklerken bir hengame ile babam ve yardakçıları içerden çıktı. Annemin kollarını daha bedenimde hissedemeden beni ondan ayırdılar.
Kemal: “Ne yüzle geldin lan sen buraya?”
İbrahim: “Senin bakacak yüzün kaldı mı?”
Babam: “Lan ben senin yüzünden sokağa çıkamıyorum, gaaveye gidemiyorum Gavurun südüğü.” deyip elini havaya kaldırmıştı ki yüzüme okkalı bir tokadın ineceğini beklerken Alihan önüme geçip babamın kolunu tutup indirdi.
“Seninle önemli bir şey konuşmaya geldim Süleyman Ağa! Şimdi indir elini adam gibi konuşalım."
"Siz daha ne diyeceksiniz ha namussuzlar?"
"Zerda'nın namussuz olmadığını. Onun hiçbir suçunun olmadığını. Aysun'un intikamını aldım o kadar. Kısasa kısas yani. Ben zorla sahip oldum o gece. Zerda'yı kaçırdım ruhunuz bile duymadı."
"Yalan söylüyon şu sürtüğün paçasını kurtarmak için diyon bunları." dedi babam hiç masum olabileceğime ihtimal vermeden. Nefesimi tuttuğumu yeni fark ediyordum. Kalbim boğazımda atıyordu. Bıkmıştım suçlamaları kabul etmekten. "Babaa! Hakaret etme artık bana yeter! Ben bir şey yapmadım. Kemal'le Aysun'un bedelini ödedim sadece. Anne sen inan bari bana...” dedim anneme dönerek. O da aniden yüzünü yere eğmişti. Ve daha da hırslandırmıştı bu beni. “Yeter sizin bana ettiğiniz ya!!" deyip babamın üzerine doğru yürüyordum ki Alihan kolumdan yakalayıp "Akşama anamla, halamla istemeye geleceğiz Zerda'yı. Akşama kadar hazırlık işi biter sanıyorum." dedi sakince. Ben biraz olsun kararlarından vazgeçerler biraz olsun yumuşarlar diye beklerken babamın bir asır geçse de unutamayacağım sözleri duyuldu:
"Benim öyle bir kızım yok. Napıyorsan yap bunu. Çıktı gitti artık bu evden Zerda."
Kafamın içinde "Napıyorsan yap bunu." cümlesi tam dört kez yankılandı. Alihan’ın çekiştirmelerine aldırmayıp "Hepinizden nefret ediyorum" diye haykırmıştım yüzlerine. Denize düştüm ama yılana sarılmak bana çok ağır geliyordu. Beni buna ailem sandıklarım itmişti. Çare gerçekten Alihan mıydı?
Arkamı dönüp arabaya doğru ilerlemiştim. Kapıyı açıp oturdum, kapattığım kapıyı da geri açmamak üzere mühürlemiştim, ardımdan Alihan da gelmişti ve uzaklaştığımızda arkama dahi bakmamıştım. Ev gözden kaybolunca araba taşlı yolda devam ediyordu. "Durdur arabayı! Arabayı durdur dedim!" diye bağırdım. Alihan aniden fren yapınca öne fırladım. “İyi misin?” dedi telaş dolu sesle. Onun inceliği umurumda değildi şu an.
"Benimle evlenmek zorunda değilsin! Vicdanın seni affetsin diye yapıyorsun tüm bunları. Bana acıma... Ben başımın çaresine bakarım. Bizim evliliğimiz imkansız anlamıyor musun?"
Başını koltuğa atıp yeniden bana doğru eğildi. "Zerda başlama yine. Nereye gideceksin ha napacaksın tek başına. Bunu sadece vicdanım sussun diye yapmıyorum. Senin yardıma ihtiyacın var, seni öylece bırakamam. Tekrar hata yapamam. Evlensek de sana asla dokunmayacağım söz veriyorum." Sesi sonlara doğru fısıltı gibi çıkmıştı.
"Neden? Bunu neden yapıyorsun? Bana tecavüz eden abindi o da öldü! Sen niye söylediğin yalana inanıyorsun Alihan?”
"Sadece güvende olduğunu göreyim yeter..." dedi başını sağa doğru eğip. O kadar masum o kadar güven doluydu ki, her şeyi unutturan bakışlara sahipti. Fakat içimdeki asi yanım bundan sonra hiç kimseye inanıp güvenmeyeceğimi yine hatırlatmıştı bana:“Yalan biliyorum bu sen değilsin, gerçek değil bu dediklerin."
"İnan bana Zerda her şey güzel olacak, inan..."