6. GÖÇ
-ALİHAN’DAN-
Zerda'yı uzun uzun izledim, yüzünde kimi İlhan'ın vurdukları kimi de babası ve abilerinin bıraktığı izler vardı. İlhan en küçük olayda konakta terör estirse de ne ben ne rahmetli babam ne de Cemil, Aysun'a bir fiske bile vurmamıştık. Zerda bu olanlara nasıl dayanmıştı nasıl dayanıyordu kafayı yemek üzereydim. İlhan'ın yaptığı hiç bir kitaba sığmaz, hiç bir su temizlemezdi ölü bedenini. İlhan intikamın, Zerda İlhan'ın günahkar ellerinin kurbanı olmuştu. Neden bu kadar kendini kaybetti neden masum birine bunları yaşattı? O zeytin bakışlı kızın ne suçu vardı aptal İlhan!! Erkekliğin verdiği namus bekçiliği seni neden bu kadar iğrenç bir herife dönüştürdü? Neden şeytanın kölesi oldun neden?? Bu soruların ardı arkası kesilmeyecekti çünkü hepimizin sınavı Zarda'nın acı ile kıvranan bedeninde başlamıştı.
İşin garibi Zerda İlhan'ın kendine tecavüz ettiğini söyleyemezdi, açıklayamazdı masum olduğunu. Suçlu duruma düştüğün an benim adımı ver demiştim ve yine tecavüze uğradığını söyleyememiş, herkes birlikte olduğumuzu sanıyorlardı. Hiç bir suçu günahı olmayan bir kıza yargısız infaz yapmışlardı. İlhan'ın yattığı yerde asla bitmeyecek olan cezasını Zerda'ya ödetmişlerdi.
Simdi soruyorum hangimiz Allah'ın emanetini daha çok öldürdük? Evet İlhan bir kez öldürdü ama babası ve ağabeyleri Zerda'yı ölümden uyandırıp tekrar öldürdüler...
Hani Aysun bizi ezip geçmişti soyadımızı kirletmişti ya, bizim beş kuruşluk soyadımız Zerda'nın sahip olduğu tek şeyden, kirli ellerin değmediği teninden daha mı değerliydi?
-ZERDA’DAN-
Misafir odası gibi bir yere getirmişlerdi beni. Nimet hala, Zahide ana, Pamuk nene, Sena abla ve kızı Melike tek tek tanıtmışlardı kendilerini. Sena abla ve ailesi konakta yaşamıyorlarmış olayları duyduktan sonra, yani Aysun'un kaçtığını ve ağabeyi İlhan'ın ölümünü öğrendikten sonra kızıyla birkaç günlüğüne gelmiş. İlhan'ın adını duyduğumda o an kendi kendimi hareketlerimle ele vereceğimden o kadar çok korktum ki anlatamam. Öldürdüğüm adamın ailesiyle tanışmak çok tuhaftı onun sandıkları gibi biri olmadığını öğrenseler öldü diye bu kadar kahrolurlar mıydı acaba?
Alihan'ın babasının öldüğünü daha doğrusu öldürüldüğünü zaten biliyorduk. Makal ailesi varlıklı olduğu kadar düşmanı da çoktu. Kara ailesi de artık bu listeye girmişti. Yanımdaki kadının ince ve zil gibi çıkan sesiyle düşüncelerim toz olup uçtu.
"Gızım burası senin odan, istediğin bir şey olursa bizim gızlara sesleniver. Kimsecikler seni rahatsız etmez bilmiş ol."
Nimet hala gerçekten iyi yürekli bir kadındı sevecendi ama Zahide ana hiç konuşmuyordu. Belki de evladını bir anda kaybetti, kızı bir sabah uyandığında tanımadığı etmediği bir aileye gelin gitti diyedir ama bana bakışlarında bir tuhaflık vardı. Niye tuhaf olmasın kızı benim çulsuz abime kaçmıştı ve ben damdan düşer gibi girmiştim hayatlarına. "Merak etme Zahide ana benim abilerim, babam ancak bana eziyet eder." demek isterdim.
Ben Nimet halanın dediklerine başımı sallamakla yetindim sadece ve onlar da, ben konuşmamakta ısrar edince odadan çıkıp gittiler. Onlar çıkınca kanlı kıyafetlerimden bir çırpıda kurtuldum. Hastaneden çıkarken tekrar giymek zorunda kalmıştım. Başımda yazmamın olmadığını yeni fark ediyordum.
Eczaneden alınan ilaçlardan bir tanesini içip banyoya girdim. Sıcak su beni de düşüncelerimi de eritiyordu sanki. İki, iki buçuk hafta öce karnımda bir can taşıyormuşum meğer. Ne de hızlı gelişti her şey. Aysun'la Kemal'in mutluluğu nelere mâl olmuştu. Hala fazlasıyla ağrım vardı. Saçlarıma kadar acı çekiyordum. Eğer bebeği... yani bebeğimi düşürmeseydim doğurmak ister miydim? O masum cana kıyamazdım ben, kimin ne dediğini, beni ne yerine koyduklarını hiç umursamaz sanırım o küçük canı dünyaya getirirdim.
Sıcak suyun bıraktığı aşırı buhar nefes almamı engelliyordu. Daha fazla dayanamayıp havluyu etrafıma dolayıp çıktım banyodan. Etrafı incelemeye yeni yeni başlamıştım. Odanın dört bir yanı etnik desenlerle döşenmişti. En sevdiğim! Çukurova'ya has Karatepe kilimleri ve desenleri vardı her detayda. Dolap ve yatak doğal ağaçtandı. Yatağın az ilerisinde ahşap çekmeceler ve boy aynası, pencerenin dibinde ise ufak bir şark köşesi vardı.
Yüzüme günlerden sonra ilk defa gülümseme yayıldı. Temiz iç çamaşır ve bana uygun kıyafetlerin olması umuduyla gördüğüm dolaplara doğru ilerledim. Dolabı açtığımda ihtiyacım olan her şey vardı. Elime çiçekli viskon bir etek, beyaz bir bluz ve siyah bir yazma aldım. İç çamaşırları da alıp giyecekken kapıyı kilitlemediğim aklıma geldi ve kilidi çevirdim.
. . .
Pencerenin önünde oturmuş dışarıyı izliyordum. Makal konağının uçsuz bucaksız bahçesine seyre dalarken bir anda kapı tıklandı. Biraz korktum ne yalan söyleyeyim. Kapının kilidini çevirip yavaş yavaş açtım, içeri Zahide Hanım girmişti. "H-hoş geldiniz." dedim iyice kısılmış sesimle. Divana oturup beni de yanına çağırdı. "Bak gızım! Ben ne gözel gızımın gitmesini istedim ne de senin bu konağa girmeni. Oğlumla hangi ara tanıştın hangi ara aklını çelip hamile kaldın bilmiyom. Amma bu durumdan heç hoşnut değelim bilmiş ol!" dedi ağır şivesiyle.
"B-ben ama..."
"Diyeceğim bu kadar sofra hazırlanıyor sen de hazırlan in aşağı."
Ben daha cevap veremeden şaşkın şaşkın bakakaldım arkasından. Alihan'la isteyerek birlikte oldum sanıyordu. Beni oğlunun koynuna girmiş adi bir sürtük olarak görüyordu ama asıl beni hapse girmekten kurtaran değil de hakkıyla ölen oğlunun ne kadar iğrenç biri olduğunu bilmiyordu. Ya sabır diyerek aşağı indim. Az önce olan şeyleri unutmalıydım aksi takdirde kafayı yiyecektim üzerime atılan çamuru düşündükçe.
Yemek masasına utangaç adımlarla yaklaştım. Geldiğimi ilk fark eden Sena abla "Gel gel yanıma otur canım." dedi. Bir yandan kızı Melike'ye yemek yedirmeye çalışıyordu. O bu sözleri söylerken annesi ona ter ters bakmayı da ihmal etmedi. Önüme tabak konduğunda ne kadar dolu olduğunu düşündüm. Ben bunu nasıl bitirecektim? Yemeği yarım bırakmak hem günah hem de saygısızlık olurdu.
"Gızım bakma öyle bol bol ye çekinme. Cana gelirsin çok halsizsin."
Nimet halayı kırmayıp yemeğe başladım. Çatal kaşık sesleri hariç sessizlikle geçen bir yemekten sonra çalışanlar masayı toplamaya başladı. Ben de ayıp olmasın diye kendi tabağımı kaldırmak istedim. Tam götürüyordum ki; Zahide hanım "Bırak onları senin işin mi bu?" dedi.
"Ben... şey... ayıp olur diye..." gibi bir şeyler geveledim ama cümlemi tamamlamadan lafı ağzıma tıkamıştı çoktan. "Asıl senin yaptığın ayıp!"
İçimde hakkını asla yedirmek istemeyen, altta kalmak istemeyen Zerda sessiz kalamadı tabi: "Yediğim yeri kaldırmanın neresi ayıp?"
"Tamam anne kız istediğini yapsın." Sena abla imdadıma yetişmişti. Ona minnet dolu bakışlar atıp ellerimi yıkamaya lavaboya gitmiştim ki çıkarken Zahide hanım ve Nimet halanın konuşmalarını duydum:
"En azından nerden geldiğini biliyor, bundan sonra çalışanlarla mutfakta yesin yemeğini. Zaten canım burnumda daha İlhan'ımın acısını yaşayamadan bir de bu bela oldu başımıza."
"Zahide, kız mazlum görmüyon mu? Yakışık alır mı bu yaptığın? Çok ayıp ettin..."
Gözlerim dolup taşarken lavaboya geri girip aynada yüzümü inceledim. Hayatım sonu uçurum olan bir yolda ilerliyordu ve herkes bir adım daha yaklaşmam için uğraşıyordu.
Mazlum Zerda...
Daha fazla oyalanmadan çıktım hiçbir şey duymamışım gibi... Ağır adımlarla odama doğru ilerledim. Kanamam hala sürüyordu ve belli bir süre namaz kılamayacağımı anlayınca şark köşesine oturdum. Dizimi kendime çekip başımı da dizlerime dayayınca gözlerimi kapatıp olanları tekrar düşünmeye çalıştım ama bu sırada dışarıdan gelen sesler düşüncelerimi böldü. Camdan baktığımda kimse görünmüyordu. Kapıyı açıp çıktığımda avluda Alihan'ın zar zor ayakta durduğunu gördüm. Gözleri gözlerimi bulduğunda hızla kafamı çevirdim ve odaya attım kendimi. Elim ayağım tutmuyordu. O gün babamlar beni onun karşısına getirdiğinde yarı baygındım çok bir şey hatırlamıyordum ama bu sefer ben ayık o baygındı. Galiba içmişti. İyi de bu kadar sarhoş olacak ne vardı?
-ALİHAN’DAN-
Zerda hastanedeyken konağa gelmiştim eşyalarımı almak için. Birkaç gün konaktan uzaklaşsam iyi olacaktı. Geldiğimde Zerda'nın yerde kanı ve yazmasıyla karşılaşmıştım. Almak için titreyen ellerimle yazmaya uzandım. Benim ilk defa ellerim böyle titriyordu...
Evet acımasızdım, sert, gaddardım ama gaddarlığım masumlara değildi. Eğer Apo iti ellerimi bağlamasaydı İlhan'a engel olmak için ölümü bile göze alırdım. Zerda intikam sebebiyle bu hale düşmeyi hiç mi hiç hak etmemişti. Yazmayı da alıp yukarı çıktım. Bu gece Cihat'ı da alıp efkarlanmaya ihtiyacım vardı...
-ZERDA’DAN-
Odaya girdiğimde kalbim tekliyordu. Sevdiğim dediğim ama abisinin ihanetine uğradığım Alihan Makal'la aynı konaktaydık. Peki daha sonra ne olacaktı? Hep böyle mi devam edecekti? Daha ne kadar kalacaktım burada? Zahide hanım istemiyordu, Nimet hala sana sahip çıkacağız demişti, eğer eve dönersem babamlar kabul edecek miydi? Sorularla boğuşurken bugün fazlasıyla yorulduğumu fark etmiştim. İlaçlarımı içip uykunun kollarına bıraktım kendimi.
. . .
Aradan bir kaç gün geçmişti ve konağa alışmaya çalışıyordum. Alihan'ın babaannesi Pamuk nene gerçekten Pamuk gibi bir kadındı. Annesi Zahide bana hâlâ buz gibi bakışlar atıyordu. Cemil saygıda kusur etmiyor, Nimet hala beni iyileştirmeye çalışıyordu.
Bir gün odadan çıkıp konakta gezeyim derken tesadüfen girdiğim genişçe bir odada asılı olan İlhan'ın devasa büyüklükteki resmiyle karşılaştım. Sanki dört yanı çerçeveyle kaplı değildi de camı kırıp canlanacaktı. O pis ellerini hissetmiştim yine vücudumda. O gün yaşadıklarım hücum etti beynime teker teker ve birden ellerim kitlenip yere yığıldım. Alihan mümkün olduğunca az uğruyormuş konağa geldiğinde de kıyafetlerini alıp gidiyormuş çalışanlar aralarında konuşurken duymuştum ama artık bir ölü olan adamın fotoğrafını görmem beni o güne geri götürdü. Hala ellerim kitlenmiş bir vaziyette "Yapma, yapma ben bir şey yapmadım tüm cezayı bana ödetme, ben bedel ödemek istemiyorum!" diye bağırıyordum. Herkes başıma toplanmıştı ve beni kendime getirmeye çalışıyorlardı. Herkes sakinleştirmek adına bir şeyler söylüyordu ama onun sesini duymamla süt dökmüş kediye dönüp çırpınışlarım kesildi.
O gelmişti, ilacım mı zehirim mi bilmiyordum ama Alihan gelmişti... Ve beni birden kendine çekip sarıldı. “Tamam... şşştt.. sakin ol! Sakin ol her şey geçecek, söz veriyorum her şey güzel olacak.”

