5. Ölü Bebek
Bu sefer çığlık atma sırası Aysun'daydı. "Ne diyorsun sen Zerda? Ne saçmalıyorsun?" O hala abisinin bana nasıl baktığını, nasıl yüz verdiğini falan düşünüyordu sanırım. Ben konuşamayacak kadar baygındım. Neler olduğunu, nasıl olduğunu anlatmamı istiyorlardı. Hah! Şimdi mi akıllarına gelmişti bana ne olduğunu sormak? Tekme tokatlarına ara verdikleri sıra ayağa kalkmaya yeltenmiştim ki birden kasıklarıma bir sancı girdi. Daha önce ne böyle bir şey yaşamıştım ne de hissetmiştim. Bu... çok acı veriyordu. Ölüyo muydum acab? Ruhum bedenimden mi çekiliyordu da bu acıyı çekiyordum? Ölümü istemem günah mı Allah'ım? Eğer senin yanına geleceksem al beni bu ateş çemberinden...
Bu müthiş acı içimden bir şeylerin akmasına sebebiyet vermişti. İçimden bir parça kopuyordu sanki. Şalvarım kanlar içinde kaldığında bu kopan şeyin ne olduğunu pek tabi bildim. Annem de durumu anlamış olacak ki “Bebek!” diye bağırdı. Artık nefes almaya mecalim yoktu, ben baygın halde yatarken biri beni kucağına aldı, arabaya binmiştik sanırım, ve bir süre sonra durduğumuzu fark ettim. Beni kollarımdan tutup kasıklarımdaki inanılmaz sancıyla birlikte sürükleye sürükleye bir kapıya getirdiler.
"Açın, açın kapıyı dedim size!" Babam bağırıyordu. Kapı çok bekletilmeden açıldı ve abilerim kapıyı açan adamı ittirip içeri girdiler. Gür sesleriyle bağırmaya başladılar: "Alihan! Alihan! Çık lan dışarı!" Bir süre konaktan tepki beklediler. Birilerinin gelip onlara karşılık vermesini beklediler. Ses çıkmayınca bağırmalarına devam etmişlerdi ki bir ses işitti kulaklarımız: "Kim bu densizler benim otağıma bu şekilde girebiliyorlar." Alihan'ı görmüyordum ama sesini duyabiliyordum.
"Başlatma lan obandan otağından!!" dedi Kemal kavgaya dövüşe davetiye çıkartmak istercesine. Başımı kaldırıp bakmıştım ilk defa ve annemle Aysun’un gelmemiş olduğunu gördüm. Babamla Kemal kollarıma asılmış bense acıdan inliyordum. Bize doğru yaklaşan ayak seslerini duyabiliyordum. Zorlukla buğulanmış gözlerimi Alihan'a çevirdim. Sakin bakan gözleri yerini şaşkınlığa bırakmıştı fakat babamın o çirkin cümlesini duyunca hemen toparlanmıştı.
"Irzına girdiğin kızı yarı yolda bırakmak erkekliğe sığar mı lan?"
Hangi erkeklikten bahsediyorlardı.(!)
"Ooo! Bacımın cibilliyetsiz kocası ve ailesi gelmiş..."
Alihan’dan bunu duymayı hiç mi hiç beklemiyordum. Sesindeki umursamazlık onun adını verdiğime pişman etmişti beni. "Düzgün konuş Alihan." dedi Kemal. Ağrına mı gitmişti taze damadımızın? Vah!
"Sen daha ne yüzle karşıma çıkıyorsun lan!" dedi haklı olarak Alihan.
"Yaptığınız pislik yüzünden çıktık karşına." Akabinde İbrahim, "Namusumuzu temizle yoksa biz temizleyeceğiz." dedi. Alihan her bir cümlede daha da şaşırıyordu. Muhtemelen kız kardeşinin bu aileyi seçtiği, kendi ailesini reddettiği için nasıl bir zekaya sahip olduğunu falan düşünüyordu.
Herkes, gerçeği bilmeden kararlar alıp veriyordu. Her şeyi ben yaşamıştım ama onların namusu temizlenmeliydi. Ben tecavüze uğramıştım, ben hamile kalmıştım, ben bebeğimi düşürmüştüm üstelik orospu damgası yemiştim.
Artık tüm köy duymuştu işte. İlhan Makal'ın şanlı bir cenaze töreniyle toprağa verilen bedeni muradına ermiş, intikamını almıştı bizden. Abimler, babamlar insan içine çıkamayacaklardı. Geriye de damarlarından hayat belirtisi söküp alınmış Zerda kalmıştı.
"Bak hele bak bak siz namus nedir bilir miydiniz ya?" dedi Alihan ona atılan pasları geri çevirerek.
"Lan bana bak Aysun'un abisi falan dinlemem dalarım sana."
"Ama Kemal sen bacın Zerda gibi hiç değilsin. Senin kuyruğuna basınca hırlıyorsun ama ona bastığımda hiç böyle yapmamıştı."
Ne! Alihan neden bana bunu yapmıştı? Neden olmayan şeyler söylüyordu? Bu sözleri söylemekteki amacı neydi bu adamın? Ben duyduklarım karşısında yerin dibine geçerken babam beni birden Alihan'ın ayaklarının dibine attı.
"Biz senin bacına sahip çıkıyoruz sen de orospuna sahip çıkarsın artık."
Beni eskiyen, kırılan, işlevi yitirilmiş bir eşya gibi fırlatıp attı ve son sözü de bu olmuştu babamın. En son gördüğüm kapıdan çıkıp gittikleriydi. Hep kurtulmak istediğim ailem, hayatımdan ben en kötü anımı yaşarken çıkmışlardı işte. Kuş gibi hafiflemiş kollarımdan çekildim. Alihan'ın tutuşu ne sertti ne de yumuşak. Beni bırakması için kolları arasında çırpınırken acıdan bayılmak üzereydim artık. Ve bedenimdeki son güç de beni terk edince kolları arasına yığılıp kaldım. Kaderim beni oradan oraya sürüklüyordu. Bakalım gözlerimi açtığımda nelerle karşılaşacaktım?
-ALİHAN’DAN-
Günlerdir Zerda'nın zemheri çığlıkları, masum bakışları, acı yakarışları beynimden çıkmıyordu. Zerda esir etmişti beni vicdan azabına. Lanet olası abimin intikam hırsı yüzünden hiç tanımadığım gencecik bir kızın hayatı heyelan olup koparılmıştı ana topraktan. Bir kızın en kötü anına şahit olmuştum. Üselik bunun sorumlusu kendi öz ağabeyimdi. Bodrumda Apo'yla çekişme anında Zerda'nın umut dolu cümleleri gelmişti kulağıma. "Yapma!" demişti ağabeyime "Ne dersen yaparım ama bunu yapma." demişti. "Kıy canıma ama kirletme." Tertemiz duyguları benim bir dakikalik geç kalışım yüzümden kapkara olmuştu. Bugün onu ilk gördüğümde aklımdan o kadar fazla düşünce geçmişti ki. Kemal'i görmemle öfkelendim ama İbrahim'le babasının kudurmasını gördüğümde sevinmeden edemedim.
Evet Aysun'a ben de çok öfkeliydim İlhan'ın kirli düşüncelerini yerine getirecek kadar olmasa da ben de intikam istiyordum. Evet, Zerda'nın ailesi kendi deyimleriyle namusları iki paralık olmuştu ama acı içindeki Zerda'yı görünce kederim hepsine ağır basmıştı. Onların bu oyuna daha fazla inanması için Zerda'ya ben sahip olmuşum gibi cümleler çıkmıştı dudaklarımdan. Zerda bu sözleri duyduğunda şaşırmıştı, bozarmıştı ama niçin yaptığımı bilmiyordu.
Nenem, anam, halam Cemil ve çalışanlar başımıza toplanınca ninem sesli bir yorum yaptı: "Bebeğini düşürmüüşş!!" İşte bunu duymayı hiç beklemiyordum.
"E-emin misin sen nene!"
"Görmüyor musun halini! Çabuk, çabuk hasteneye götür oğul! Kan kaybından ölür, ölü bebek öldürür Maazallah!"
Hastaneye vardığımızda nenem maalesef haklı çıkmıştı. Zerda bebeğini düşürmüş babası ve abileri yüzünden. Zorla bedenine sahip olan İlhan’ın bebeğini düşürmüş... Bunların bütün sorumlusu iki öz kardeşimdi biliyorum. Aysun'u ve İlhan'ı asla affetmeyecektim Zerda'nın ve benim ellerimi kanla yıkadıkları için...

-ZERDA’DAN-
Gözlerimi açtığımda acıyla inledim daha doğrusu acı beni uyandırmıştı. Üzerimden tır geçmiş gibiydi. Nerede olduğumu ilk önce idrak edemedim. Gözlerimi kırpıştırarak sağa sola baktığımda pencerenin kenarındaki refakatçı koltuğunda iki kadın oturuyordu daha doğrusu uyukluyordu. Genç bir kadın daha vardı ve "Uyandı, uyandı!" diyerek dışarı çıktı. Orta yaşlardaki iki kadın da yerlerinden doğruldular.
"Allah'ım şükürler olsun, kızım daha iyi misin?" dedi birisi. Ben dilimi yutmuş, konuşma yetimi kaybetmiş gibi sus pus duruyordum sadece. Kemiklerim birbirine batıyordu ve kasığımdaki ağrılar baş göstermişti yine. Biraz sonra içeriye az önce "Uyandı." diyerek giden kadın ve bir hemşire girdi. Hemşire serumları ve serumun yanındaki kan torbasını kontrol etti.
"Serum ve kan takviyesi bitince taburcu olabilirsiniz. Geçmiş olsun, bu reçetedeki ilaçları almayı unutmayın ve düzenli olarak kullanın. Haftaya tekrar kontrol için gelin." deyip gitti. Üzerimi incelediğimde mavi hastane önlüğü vardı. Yukardan elimin üstüne doğru gelen içi kırmızı olan ince boruyu incelerken kim olduğunu bilmediğim kadınlardan biri konuşmaya başladı.
"Kızım biz Alihan'ın ailesiyiz. Ben halasıyım, Nimet adım. Bu kadın Alihan'ın anası Zahide, bu da ablası Sena. Korkmana heç gerek yok biz sana sahip çıkacağız kızım. Amma ilkin ne oldu ne bitti anlat hele sen." dedi şiveli bir sesle.
"Hala dur daha kızcağız yeni uyandı. Konağa gidelim de bir, ondan sonra uzun uzun konuşacağız zaten."
"Doğru dedin Sena, hadi şoförü ara da gelsin alsın bizi."
Alihan'ın annesi olan kadın ilk defa konuşmuştu ve cümlesi anlamlandıramadığım bir şekilde kinaye doluydu.
. . .
Konağa vardığımızda gözyaşlarım birden hücum etti ve pıtır pıtır damlamaya başladı. Kafamı yere indirdiğimde çakıl taşlarının üzerindeki kurumuş kanımı gördüm. İşte tam da burada beni hiç sevmeyen, hiç benim olmayan ailem tarafından terk edildim.
Ağır adımlarla konağa ilerliyordum. Alihan ortalarda görünmüyordu. Eminim onun adını verdiğim için bana fazlasıyla kızacaktı ve beni ailemin yanına geri gönderecekti. Bana İlhan'ın tecavüz ettiğini öğrendiklerinde beni öldüreceklerini bildiğim için, onu bu dünyada eşini kolunu sallaya sallaya yaşatmak istemediğim için İlhan'ı öldürmüştüm eğer Alihan ölen bebeğin babasının kendisi olduğunu inkar edip beni eve yollarsa ölüm yine kaçınılmaz olacaktı.
Ve Alihan ve ben imkansızdık artık...
Ailemin yaptıkları, beni dinlemeden başkasının önüne atmaları, hakaret etmeleri bu kadar içimi acıtmamıştı çünkü ben gözümü açtım karşımda onu gördüm, bir tek onu sevdim.
Ve şimdi... Ne gitmek ne kalmak geliyordu içimden, bir tarafta mahvolmuş hayatım, bir tarafta boynu bükük hayallerim.
Bir gül zarar gördüğünde eski haline dönemez ya hani, tüm güzelliğine tüm zerafetine rağmen can suyunu o incecik ama sapasağlam duran daldan alır, o da kırılınca gülün güzelliği solup gider ya ben ve umutlarım da bu haldeydik şimdi.
