3. Ben Katil Miyim?
-ZERDA’DAN-
Saatlerdir Aysun'la bakışıyorduk. Ve tabi ki kötü kötü... Aysun'un küçümser bakışları evin duvarlarında geziyordu. Ne sanmıştı ki... Biz tarla süren, fıstık toplayan, çiftçilikle zar zor geçinen bir aileydik. Kendisi ise konaklarda büyüyen, şoförlerle okula gelen biriydi. Tek ortak yanımız Aysun'la aynı liseden mezun olmamızdı. Abim her gün okul çıkışına beni almaya gelirdi zaten orada görmüşler birbirlerini.
Okuldayken bakışları hep üzerimde gezinirdi ve tarlaya gidip çalıştığımı herkese anlatırdı. Ben utanılacak bir şey yapmıyordum ki. Çalışmanın neyi yanlış? Ben bu dünyaya böyle doğduysam suç bende miydi?
Liseyi köyde değil Adana'da, Adana'nın ileri gelenlerinin çocuklarıyla birlikte okumuştum. Ben ve ailem yoksuldu ama bu yoksulluk zekama engel değildi. Yabancı dile yatkınlığım vardı ve dil sınıfında okumuştum. Üniversiteyi kazansam da öğretmen olma hayallerime ramak kala ulaşamamıştım. Her genç kızın olduğu gibi benim de hayallerim vardı. Aşk dolu hayaller…
Çocukluğumdan beri köyümüzün yakışıklısı, kumral saçlı, yeşil gözlü, çapkın bakışlı Alihan'a aşıktım. Ben ortaokulu bitirip lise bire geçtğimde o üniversite ikiye geçmişti. Hep ona imrenirdim. Ayda bir İstanbul'dan gelirdi ve muhakkak bizim evin önünden geçerdi.
Geleceğini günler öncesinden öğrenir nöbet tutardım pencerede. Ve ben de onun gibi olacağım da bu köydekilere benzemeyeceğim derdim kendi kendime. Düşünceme yine geldiği için çok az gülümseyen yüzüm yine babamın seslenişiyle ekşimişti işte:
"Zerda kak gız darlaya gidiyok, sana da gün doğdu sandın herhal. Traktörde bekliyom seni!"
Ayağımı sürüye sürüye çıktım salondan, Aysun'un delici bakışlarına aldırmadan. Üstüme tarlada çalışırken giydiğim bir penye bluz altıma da çiçekli şalvarımı çektim, başıma da siyah yazmamı bağladım. İşte benim günlük kombinim…
Tarlaya vardığımızda babam, ben ve birkaç çalışan vardı. Saatler sonar Adana'nın sıcağında kaçınılmaz bir şekilde kızarmıştım. Ot dövmeye daha fazla gücüm kalmamıştı, zaten dağılmak üzereydik. Naylona, traktörün arkasına, atlayıp rüzgarı hissederek eve döndüm. Kirden arınmak adına güzel bir banyo yapayım dedim ama içine ettiler, alacaklı gibi banyo kapısına vuruyordu bizim insan dışı varlıklar. Kurulanıp iç çamaşırlarımı, şile bezi krem rengi yazlık elbisemi giyip çıktım dışarı.
Abim olasıca İbrahim hemen ıslak saçlarıma yapışıp küfürleri savurmaya başlamıştı bile. O bana, ben ona karşılık verirken dayak yiyen yine ben oldum tabi, hem de bu sefer Aysun'un karşısında.
İncinmiş gururumu da alıp attım kendimi dışarı. Aşağılanmanın verdiği hırsla, kaderime bir kez daha küstüğüm için kırık kalbimle hızlı hızlı yürümekten bahçenin dışına çıktığımı hiç fark etmemişim bile. Ayak yalın geri dönerken birden araba kesti önümü. İçinden 25-30 yaşlarında bir adam indi, bana doğru yaklaşması hedefin ben olduğumu gösteriyordu. Kolumdan tutup beni zorla arabaya sokmaya çalıştı. Ne olduğunu anlamamıştım bile. Ben direndikçe kolumu daha da sıkıyordu hayvan herif. Beni arabaya tıktığında çığlık atmak aklıma yeni gelmişti. Ama nafile, o soğuk namluyu alnımın ortasında hissettiğimde gıkımı bile çıkaramamıştım.
"Sakın saçma sapan bir şey yapayım deme dağıtırım beynini."
-İLHAN MAKAL’DAN-
Bu dört duvar bana yetmiyordu boğuyordu bedenimi ... Tüm dünyayı önümde diz çöktürecek güce sahipken Aysun bizi rezil etmişti. Hakkımızda konuşulanlar daha Aysun imzayı atar atmaz kulağıma gelmeye başlamıştı bile. Tek bir şey Makal Konağı’nın üzerindeki bu kara bulutları yok ederdi. Tek bir şey Aysun ve ailemin hakkında konuşulanları engellerdi...
Bağ evinde oturmuş o kızın Zerda'nın buraya gelmesini bekliyordum. Ona öyle şeyler yapacaktım ki benim çektiğimden daha fazlasını çekecekti... Öfkem bu taş duvarları da aşıp geçiyordu. Kapı açıldığında Apo ve o kızın geldiğini sanarken içeri kardeşim Alihan girdi.
"Ağabey!" sesi ve yüzü telaşa bulanmıştı.
"Efendim Alihan?" dedim buz gibi sesimle. Benim rahatlığıma tezat onun kalbi körük gibi hızlı hızlı inip kalkıyordu.
"Denilenler doğru mu?"
"Sen benim öfkemi perçinlemeye mi geldin Alihan!!" diye kükredim. Oturduğum sandalyeyi attırıp ayağa kalktım.
"Ağabey daha az önce indim uçaktan. Cihat söylemese kimsenin bir şey dediği yok!"
"Her şey Cemil ve senin o gevşek tutumunuzdan oldu zaten."
"Ne alakası var Ağabey?"
"Üniversitede işi yoktu Aysun'un, hep siz şımarttınız onu, siz ve sizin vıcık vıcık abi kardeş tavırlarınız!"
"Ağabey saçmalıyo-" lafını bitirmeye müsade dahi etmeden "Sen ağana karşı mi geliyorsun lannn!!" deyip Alihan'a gelişine bir tokat attım. Kara ailesine olan öfkemi bu tokat az biraz dindirmişti. Alihan yine sinirlerimi tetikliyordu. Çocukluğundan beri Cemil gibi olmayıp bana itaat etmekten kaçınırdı hep. Dik başlı tavırları onu hep cezalandırmama sebep olurdu ama o kafasının dikine giderdi.
"Kalk ulan yerden!” dedim yakalarından tutup sarsarak. “Merhamet insana sadece hata yaptırır. Bunu o aptal beynine sok!" deyip serbest bıraktım. Arkamı dönüp bir iki adım ilerlemiştim ki sinirden bedenimi kaskatı kesen o cümleyi fısıldadı: "Hak etmiyorsun..." Alihan galiba buraya cesaret hapı yutup gelmişti.
"Neyi?"
Üzerine yürümeye başlamıştım, ben gittikçe o tek bir adım bile atmıyordu. Gözlerindeki kararlılığa şaşırmıştım doğrusu. "Neyi hak etmiyorum?" diye tekrar kükredim.
"Babamın yerine geçmeyi. Babam hayatta olsaydı yüzüne tükürürdü."
"Lan sen yürek mi yedin?!!" Yakasından tuttuğum gibi yine yere fırlatmıştım. Bu gece elimde kalacak bir diğer kişi Alihan’dı, belli olmuştu bu.
"Eğer iki saniye içinde toz olup gitmezsen Kara ailesine olan tüm öfkemi senden çıkarırım Alihan bilmiş ol!!!"
Alihan yerden destek alıp kalkmaya çalışırken dışarıdan gelen çığlık sesleri odamın her yerinde yankılanıyordu. Elimde olmadan bıyıklarımın altından belli belirsiz sırıtışımı gizleyemedim, ne yalan söyleyeyim.
İşte şimdi elime düştün Zerda Kara!!
Alihan yerden kalkıp tekrar karşıma dikildi. Bu gece gitmeye niyeti yoktu galiba?
"Ağabey bu ses de ne?"
"Duydum ki Kemal Kara'nın bir bacısı varmış... Hem de daha körpecik bir genç kızmış..."
"Ağabey ne yapacaksın masum bir kıza?"
"Ne masumu lan ne masumu? Bana gazel okuma!!"
"Onun bir suçu yok, kimsenin suçu yok! İlla öfkeleneceksen Aysun'un fevri davranışına öfkelen, ben de cok kızgınım ona ama sakın birinin canına kast etme!!"
"Canına kast edeceğimi de nerden çıkardın?" dedim buza kesmiş sesimle. Alihan niyetimin ne olduğunu yeni yeni anlamış olacak ki boş bakan yeşil gözleri birden koyulaştı.
"Ağabey sakın!!!"
"Alihan def ol git, sakın benim işime burnunu sokayım deme!"
"İzin vermem göz göre göre masum birinin hayatıyla oynamana göz yumamam ağabey!"
O sırada dışardan gelen çığlık sesleri kesilmişti. Apo'ya mesaj atıp kelepçe ile birlikte buraya gelmesini söyledim. Masanın arkasına geçip deri koltuğuma oturdum ve Alihan'ın da oturmasını emrettim.
"Vazgeçtim de ağabey!"
Alihan'ın aptal ve bir erkeğe yakışmayan ezik davranışlarına tiksinerek bakarken içeri sağ kolum Apo girmişti. Elimle yanıma gelmesini işaret ettim ve Alihan'ın anlamaz bakışları arasında Apo'nun kulağına Alihan'ı buradan götürmesini ve bodruma bağlamasını söyledim. Alihan daha ne olduğunu anlamadan Apo tarafından elleri kelepçeli bir şekilde ve kopan hır gürle odadan götürüldü. Ne zannediyordu ki İlhan Makal'a kimse karşı gelemezdi!
Bir süre sonra Apo Alihan'ı bodruma bağlayıp o kızla odaya girdiğinde gözümden ateş çıkıyordu ve ateşimi bu kızın üstünde söndürmek bir hayli zevkli olacaktı.
"Sen çıkabilirsin Apo çok sağ olasın!"
-ZERDA’DAN-
Karşımda Alihan'ın ağabeyi İlhan'ı görmemle kalbim maraton koşmuş gibi göğüs kafesimin altında durmaksızın hızlı hızlı atıyordu. Ağzımdan istemsizce çıkan ismini duyunca bir kahkaha atıp “Demek adımı biliyorsun.” dedi. Titrek bir sesle "Evet" dedim. "Adımı biliyorsan ne kadar acımasız olduğumu da biliyorsundur." Sakin çıkan sesi beni ürkütüyordu sadece.
"E-evet biliyorum."
"Peki niye burdasın Zerda?"
"Bi-bilmiyorum." Bal gibi de biliyordum. Ama konuşmaya, intikam bürümüş gözlerine bakmaya korkuyordum.
"Nasıl bilmiyorsun lan?" deyip bir hışımla yazmama asıldı. Yazmam yere düşerken hala nemli olan saçlarım belime döküldü.
"Canımı acıtıyorsun bırakk! Bırak saçımı!"
"Abin olacak şerefsiz benim bacımı kaçırmaya cüret eder ha!"
"Senin de bacının benim abimde gözü varmış, abim tek başına kıymadı ya nikahı!" der demez pişman olmuştum. Abilerimin attığı tokatların arası soğmadan o aşalağıcı şeyin, tokadın, yanağımda bıraktığı yakıcı hissi ve dudağımdaki kan tadını hissettim.
"Sen de abin gibi çok aptalsın be Zerda, benim karşımda konuşmaya cüret edebiliyorsun."
"Tamam... bırak beni gideyim, evden öylesine çıktım, terliklerim bile yok ayağımda, hem senin derdin benimle değil abimle.”
"Benim derdim artık tüm Kara Ailesiyle. Bana bulaşmayacaktınız." dedi bıçak gibi keskin bir sesle. Korkudan saklanacak delik arıyordum ama sivri dilime de hakim olamıyordum.
"Biz değil kardeşin bize bulaştı. Lisede aynı okuldaydık. Abim her okul çıkışına beni almaya değil meğerse bacını görmeye geliyormuş. Git onlarla uğraş benle değil." Kolumu elinden kurtarıp gidecekken arkadan tekrar saldırdı.
"Senin o küçük dilini keseceğim ben karşımda ötmek neymiş göreceksin!"
"Ya bıraksana bırak! Ben hiçbir şey yapmadım cezasını onlara kes."
"Merak etme cezalarını kendi elleriyle çekiyorlar şu an."
Birden üstüme yürümeye başladı, duvarla arasında sıkışıp kalmıştım. Allah'a, düşündüğüm şeyi yapmasın diye yalvarıyordum. Elbisemle saçlarımın açıkta kalan kısmı okşamaya, beni kendine iyice çekmeye başladı.
"Na-napıyorsun sen?"
"Düşündüğün şeyi..."
"Hayır, hayır bu kadar hayvan olamazsın." Daha cümlemi bitirmeden beni yere fırlattı. Karşımda gördüğüm kişi o olamazdı bu iğrenç darbeyi Alihan'ın abisinden yemek istemiyordum. Kollarımdan tuttuğunda ve üzerime çıktığında kaçışımın olmadığını anladım ve bu köşeye sıkışmışlığın verdiği his ölüm gününü öğrenen bir hastayla eş değer ölçüdeydi.
Gözlerine bakamıyordum çünkü korkuyordum. Beni bu durumdan kurtaracak bir Allah'ın kulu yoktu. Ailemin başlattığı acı dolu hayatımı İlhan Makal'ın devam ettireceğini anlamıştım. Karşımda kemerini söktüğünde bende film kopmuştu, o kadar şiddetli ağlıyordum ki kendi çığlıklarım kulaklarımın zarını patlatıyordu.
Neyin bedelini ne için kim uğruna ödediğimi bilmiyordum. Abilerimin, babamın bana çektirdiklerinin on katını çekiyordum. Üzerimde kurduğu hakimiyetine devam ederken aklımı yitirmeme az kalmıştı. O sert şeyi içimde hissettiğimde her şeyin bittiğini, amacına ulaştığını ve beni yaşarken öldüreceğini anladım. Acıdan bayılmak üzereydim, elleriyle ağzımı kapattığı için çığlıklarım boğuk çıkıyordu ve başım beynim çatlıyordu sanki. Artık hiç birşeyin önemi kalmadığını anlayınca debelenmeyi bıraktım ve o anda tahta zemine düşüp tok ses bırakan "silah" çıkıvermişti meydana. Bundan sonra ne olur diye hiç düşünmeden yerdeki tetiği önceden çekilmiş silahı alıp boynumu esir almış adamın sırtından vurmuştum. Tek kurşunla öldürememiştim ve bu odada ölecek biri varsa o kişi İlhan Makal'dı. Üzerimden kalkmaya çalışırken beni öldürmesine fırsat vermeden bir kez daha ateş ettim. Üzerime yığılıp kalan adamı sağıma ittiğimde beyaz elbisemin kanlar içinde kaldığını gördüm.
Ve ikinci kurşunumla saniyesinde ölmüştü, böylelikle dört bir yanım kan gölü olmuştu. Ellerimin ve çenemin titremelerini durduramıyordum. Az önceki heyecanım şu anki durumumun yanında hiç bile değildi ve kalbimin göğüs kafesimden çıkmak gibi bir niyeti vardı. Silahı daha elimde tuttuğumun farkında bile değildim. Bir ona bir de kan kırmızı ellerime bakarken kapı şiddetle açıldı. Gelenin kim olduğunu gördüğümde elimdeki silah taş misali kan gölüne düşüp bütün kan suratıma sıçradı...

Ben katil olmuştum ama kendimi ölümden kurtarmıştım...
"Ağabey!!!!"
Alihan yanıma gelip diz çöktüğünde ruhu çoktan bedenini terk eden İlhan Makal'ın nabzını kontrol ediyordu. "Öldü." dedim kendime bile yabancı gelen sesimle. Hala bir yaşam kırıntısı arayan Alihan'ın parmaklarını ağabeyinin şah damarından çekip "Öldürdüm!" dedim. Pişmanlıktan uzaktı her bir hece.
Umutsuzca boynunu büküp ağabeyine bakıyordu ve defalarca “Ben ona dedim, yapma dedim.” diyerek sayıklıyordu. Artık bu uğursuz renk Alihan'ı da kendine katmıştı ve ağabeyinin bedeninden ayırmak için yanağını tutup kendime çevirdim. Hala bana tuhaf gelen sesimle "Eğer öldürmeseydim ben ölecektim, o... b-bana tecavüz etti." dedim. Gözlerime öyle bir baktı ki bir asır sürdü sandım. Hiç bir şey demeden ellerimden tutup kaldırdı, nereye gittiğimizi soramadım bile. Bize zimmetlenen kanı temizlemeye banyoya girdiğimizi anlayınca onu durdurmak için tuttum kollarından.
"B-bana ne olacak şimdi ö-öldürdüm o-onu..."
"Adın ne?" dedi konuyla alakasız bir soru sorarak.
"Adım Zerda." Adımı ilk defa benden duyuyordu. Yaşadığımız an o kadar ilginçti ki bu bedeni ben taşımıyordum, bu ses benden çıkmıyordu ve ruhum bana ait değildi sanki. Yıllardır aşık olduğum adamın ağabeyi tarafından tecavüze uğramak, o kadar utanç vericiydi ki bunu dile getirmek...
"Zerda... Zerda sana diyorum."
Daldığım derin kuyulardan Alihan'ın bedenimi sarsmasıyla çıktım. Kollarını ittiğimde kötü bir niyetinin olmadığını belirten bir yüz ifadesi takınmıştı.
"Zerda, ağabeyimin ölümünden kimsenin haberi olmayacak."
"Na-nasıl yani beni polise vermeyecek misin?" Şaşkınlığım yüz ifademe de yayılmıştı.
"Tabiki de vermeyeceğim. Senin hiç bir suçun yok. Abim bile olsa masum bir kıza tecavüz eden birinin yaşamaya hakkı yok..."
"Ama önünde sonunda öğrenecekler." dedim bir çırpıda. Benim hiç bir umudum yokken o beni kurtarmaya çalışıyordu.
"Sen çeneni kapalı tuttuğun sürece kimse bir şey bilmeyecek."
Ve o mühim soruyu sormuştum tüm bu konuşulanlardan sonar: "Ce-cesedi ne yapacağız?"
"Sen onu bana bırak." dedi gözlerini benden alıp ağabeyinin ölü bedenine dikerek.
"A-Alihan ben hapse girmek istemiyorum."
"Korkma girmeyeceğiz." Söylediği şeyle titremelerim bir anda durmuştu sanki. Girmeyeceğiz derken neyi kast etmişti? Ben ona şüpheli gözlerle bakarken o neyi ima ettiğini anladığımı düşünerek açıklamasını yaptı.
"Az önce ben de bir adam öldürdüm."
Bunu duymamla bir iki adım geriledim. Biz ne yaşıyorduk öyle. Bu gece lanet mi yağıyordu üzerimize? “Ki-kimi öldürdün?” dedim sonunda bir yerlerime kaçan sesimi bularak. Beklemeden cevap verdi:
"Seni buraya getiren ve ellerimi kelepçeleyip beni bodruma kilitleyen adamı."
Duyduklarıma inanamıyordum. Şaşkınlık nidalarımı gizleyemiyordum. "N-nasıl?"
"Ağabeyime sana bir kötülük etmemesini söylerken abim Apo'yu çağırdı, yani hem abimin sağ kolu olan hem de abime can borcu olan adamı. Ben daha ne olduğunu anlamadan ellerimi kelepçeleyip beni bodruma götürdü. Siz yukarda boğuşurken ben de aşağıda Apo'yla boğuşuyordum. Eğer onu öldürmeseydim abimin işine karışıyorum diye beni öldürecekti. Çünkü ona çok bağlıydı, kölesiydi İlhan Makal'ın.
"Kabus... Bu yaşanılanlar kabus değil mi?"
Az önce aklımı yitirmemiştim ve sağır olmamıştım ama içimde çığlık çığlığa kopan fırtına kulaklarımı sağır ediyordu ve tecavüze uğradığım kısmı aklımın gelip gitmesine neden oluyordu.
"Zerda beni iyi dinle. Bir planım var."
Alihan yaptığı planı anlattıkça ağlamalarım daha da şiddetleniyordu. Bu puslu gece hiç bitmeyecek bir daha gün doğmayacak gibi geldi bir an. Alihan'ın anlattığına göre alacak verecek davası yüzünden Apo ve İlhan birbirini vurdukları için ölmüşlerdi. Bu yüzden Alihan'ın ve benim kullandığım silâhtaki tüm parmak izlerini yok etmiştik. Ve diğer tüm delilleri.
"Otopsiden bana tecavüz ettiği anlaşılır Alihan!"
"Bak Zerda dünyada her gün bu tür cinayetler yaşanıyor ve bazılarının üzeri kapanıyor. Bu cinayet de öyle olacak anladın mı? Sana zarar gelmeyecek, bana güven!"
"Ben haklıyken hapse girmek istemiyorum." dedim yine ve yeniden.
"Korkma hiç bir şey olmayacak." Beni ve panik atak geçiren bedenimi biraz olsun sakinleştirdikten sonra banyoya doğru ilerledik. Ellerimi ve yüzümü soğuk suyla defalarca yıkadım ama tekrar o kızıllığa bürünüyordu sanki parmaklarım. Üzerimde benim ve İlhan'ın kanıyla karışmış beyaz elbisem vardı ve Alihan gözlerini çekmiyordu bir türlü üzerimden. Ben de durup onu izlediğimde banyodan çıkıp bir süre sonra elinde şalvar ve bir tişörtle yanıma geldi.
"Çık buradan hadi."
Alihan'ın peşine takılıp banyodan çıktığımda etrafında hiç bir ev bulunmayan tarlanın ortasındaki bağ evinin başka bir odasına geçtik. Verdiği kıyafetleri elinden alıp kapıyı yüzüne kapattım. Elbisemi çıkardığımda üzerindeki pislerden kendimi bile zar zor görebildiğim aynadan bedenimi inceledim. İç bacağımdan aşağı doğru ince bir yol izlemişti kendi kanım. Her tarafım daha sonra moraracağını belirten darbeler, kızarıklar ağabeylerim, babam ve İlhan'ın hayali kırbaçlarıyla bir harmoni oluşturmuştu. Dizlerim beni taşıyamayacak hale gelince kendimi izlemeyi bırakıp Alihan'ın giymem için bana uzattığı kıyafetleri üzerime geçirdim.
Aklımdaki tek düşünce bundan sonrasıydı. Gün elbet doğacaktı bugün. İlhan, toprağın altına bir kez girecekti ama ben her gün ölecektim...






