İçeriğe geç

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 17 · 12 dk okuma

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 17

16. Kötü Sürpriz

16. KÖTÜ SÜPRİZ

Günler geçtikçe o kötü anılar siliniyor zannediyordum ama ne silinmesi tekrar yazılıyormuş meğer. Alihan'a bana iyi geldiğini söylemiştim. Gerçekten de öyleydi. Bu defa yanılmak istemiyordum. O ve ben… Aynı cümlede yan yana geçerken isimlerimiz nerden çıkmıştı bu kabus? Neden görmüştüm ki o korkunç rüyayı, hayata dönmek için yine uğraşacaktım.

Çalar saati altı elli beşe kurmuştum ve ben de kurulmuş robot gibi çalar saat öter ötmez gözümü açtım. Bir dakika yatakta oyalanıp üç dakika da lavaboda zaman geçirdim. Döşeğe doğru eğildiğimde Alihan masum masum uyuyordu. İzlemeye devam edersem saat yediyi geçecekti ve diline düşmek istemiyordum.

"Alihan, Alihan, Alihan uyan saat yedi." Sanki Alihan da robot gibi kurulmuştu ve yeşil gözlerini kırpıştırarak açtı ve bana uzun uzun baktı. "Zerdaaa..." dedi üzgün ve bir o kadar derinden gelen sesiyle. "Efendim." dedim dün geceki olayı unutmuş gibi yaparak. "Nasılsın?" darken tedirgindi. Dikkatlice ağzımdan çıkmasını istediği “İyiyim” kelimesine odaklanmıştı. "İ-iyiyim. Neden olmayayım?" dedim onu hayal kırıklığına uğratmayarak. Benim için endişelenmesi bile yeterdi.

"İşte bu be! Seviyorum seni!" dedikten sonra hızla yanağıma bir öpücük bırakmıştı. Bir dakika bir dakika Alihan bana "Seni seviyorum" mu demişti. Ben doğru mu duymuştum? Ve o beni öpmüş müydü? Galiba daha uyanamamıştım.

"Ne baktın öyle be şaşkın. Sen sevilmeyecek kız mısın?"

“Tabiki bana seni seviyorum demeni ve hücrelerimi yerinden oynatan ani öpücüğünü beklemiyordum Alihan’cım.” demek isterdim. Onun yerine "Bilmem öyle miyim?" dedim şaşkınlığımı üzerimden atmaya çalışarak ama Alihan bana hiç yardımcı olmuyordu.

"Öylesin tabi. Hadi bana giyeceklerimi sen seç bugün."

"Ben mi?"

"Yok ben tabi sen. Hadi hadi şu Ayşen Gruda şaşkınlığından kurtul bi. Göster maharetini. Mümkünse biraz spor şeyler olsun."

Söylediğine hafifçe gülüp işime koyulmuştum. Yakalı beyaz bir tişört, füme bir pantolon; deri lacivert bir ayakkabı ve kemer seçmiştim. Ayrıca siyah deriden bir saat... Alihan'ın yaptığım kombini beğendiği yüzünden belli oluyordu.

"On parmağında on marifet benim hatunumun ya. Yemekler de senden bugün anlaştık mı?"

"Peki yaparım, ne istersin?"

"Sen yap yeter, elinden peynir ekmek bile olsa yerim."

Alihan ilk önce seni seviyorum sonra da hatunum demişti. Dün gece gördüğüm kabusu unutmam için böyle davrandığı belliydi. Olsun, beni mutlu etmek için bir oyun peşindeyse seve seve ayak uydururdum.

"Neyse ben aşağı ineyim kahvaltı hazırlayayım."

"Tamam güzelim" deyip banyoya girmişti. Bayılmam için güzelim diyerek son vuruşunu da indirmişti. Pişmiş kelle misali merdivenlerden inerken Cihat'ın o görmek istemediğim suratıyla karşılaştım. "Ooo yüzünde güller açıyor gelin hanım, geceniz güzel mi geçti?"

"Sen…” Ne diyeceğimi bilemedim önce. “Sen ne iğrenç ne terbiyesiz adamsın! Ağzının ayarı yok mu senin?!"

"Ağzımın ayarı yoksa sen ayarla o zaman."

"Pis sapık yıkıl karşımdan, defol git! Bir daha sakın önümü kesme uzak dur benden, bu defa seni Alihan'a söylemekten hiç gocunmam."

Tövbe estağfirullah çekerek merdivenlerden indim. Artık çok olmaya başlamıştı bu adam!

Mutfağa girdiğimde Safiye abla ve kızların yeni uyanmış halleriyle karşılaştım. "Günaydın" dedim neşeli sesimle. Onlar da "Günaydın Zerda" diyerek karşılık verdi. Açık konuşmalıyım hanımım dememelerine sevinmiştim. Narin koluma dokunup sıcacık sesiyle “Geçmiş olsun Zerda dün çok korktuk.” dedi ardından sarılıp.

"Geçmiş olsun guzum Allah korusun seni. Çok dikkatli ol ve de yılan bakışlı Dilek'i heç hafife alma sen." dedi Safiye abla bir anne edasıyla. Zeynep buz gibi sesiyle sadece "Geçmiş olsun" demekle yetindi. Bu abi kardeşte bir şey olduğu kesindi. Onların bu tuhaflığını sadece ben mi fark ediyordum?

"Sağ olun çok teşekkür ederim. Ufak bir kaza işte. Allah'tan bir şey olmadı. Hadi kahvaltı hazırlayayım Alihan iner birazdan aşağı. Ha bu arada akşam yemekleri de ben yapıyorum ona göre." deyip göz kırpmıştım.

"Alihan ağam yesin bakalım karısının elinden yemekleri."

Bu düşünce bile beni havaya sokmaya yetiyordu.

. . .

Alihan'la birlikte karşılıklı yapmıştık kahvaltımızı. Ne Zahide ananın yersiz laf sokmaları ne de Cihat'ın pislik bakışları vardı aramızda. Seçtiğim parçalar ona gerçekten çok yakışmıştı. Her zamankinden farklı ve bir o kadar da tatlıydı. Sakalları hafif uzamıştı ve saçlarını sola değil sağa taramıştı bugün.

"Baka baka bitiremedin beni Zerda gel yakından bak istiyorsan." deyip göz kırpmıştı. Söylediği şeyle az kalsın boğuluyordum.

"Ne! Kim! Ben sana bakmıyorum dalmışım."

"O zeytin gözlerin hiç öyle demiyor ama beğendiler galiba beni." Haklılık payı çok yüksekti bu yüzden inkar etmeyip "Iıı, evet yakışmış üzerindekiler." dedim bakışlarımı utana sıkıla yüzüne çevirip. "Çünkü senin ellerinden çıktı, bana neyin yakışıp yakışmadığını da sen belirsin." Ben bu Alihan'a hiç alışık değildim. Tanıdık adresim olan ellerime indirdim gözlerimi yeniden.

"Tamam, tamam hadi ben kaçtım anamlar uyanır birazdan Safiye ablalara söyle tekrar kahvaltı hazırlasınlar.” deyip ayağa kalktı. “Sen de doğru odaya, dinlenmeye.” Masaya kalçalarımı yaslayıp "Ayıp olmasın şimdi annenlere..." dedim. Evimde olan alışkanlıklarımın burada da devam ettiğini hissettim bir an.

"Onlar asıl ayıbı dün ettiler zaten. Senin yatakta uzanıp dinlenmen lazım anamın dırdırını dinlemen değil." Yüzümü avuçları arasına aldı ve bir adım daha yaklaştı. Ellerini yüzümden çekip yaslandığım yerden doğruldum. "Şşş. Alihan nasıl konuşuyorsun annenle?"

"Ben onun yirmi altı yıllık oğluyum yeri gelince severim yeri geldiğinde yaptığına yanlış derim. Sen sıkma tatlı canını." deyip yine göz kırpmıştı ve kalbime akmıştı. İçimden sevinç çığlıkları attıktan sonra Alihan'ı uğurlayıp mutfağa döndüm. Herkes işinde gücündeydi. "Safiye abla annemlere tekrar kahvaltı hazırlayalım." dememle elindeki işleri bırakıp bana döndüler. "Zaten hazır olmak üzere Zerda sen git de dinlen hadi."

"Yok olmaz en azından tabakları masaya taşıyayım. İtiraz yok!" Alışacaklardı. Benim yaşayış tarzımı, nasıl biri olduğumu zamanla benimseyeceklerdi.

İşlerimi hallettikten sonra aklımdaki düşüncelerle mutfağa, yanlarına tekrar dönmüştüm. Bugün Cihat'ı araştırmanın vakti gelmişti.

"Zeynep zamanın varsa sana bir şeyler soracağım.” Zeynep önlüğüne asılı duran havluyla elini kurulayıp bana doğru yaklaştı. Gözlerinden gölgelerin geçtiğini görmüştüm. Neyin hesaplaması, neyin düşüncesiydi bu? “Siz konağa ne zaman gelmiştiniz?" Yüzündeki duygular değişmiş bir şeyleri düşünerek söylüyor gibiydi. Tutuktu.

"Ağabeyimle Ahmet ağamın öldüğü sene geldik ne oldu Zerda?"

Sesindeki soğukluğu hissedebiliyordum. "Yok merak ettim uzun süredir buradaymışsınız ya.” Ama renk verecek değildim. “Şey bir de... Ahmet ağam neden öldürüldü?"

"Makalların düşmanı çok Zerda.” Derken belli belirsiz sinsi bir gülüş peydah oldu suratında. Neydi şimdi bu?

“İlhan ağa da babasının kaderini yaşadı." demesiyle donup kaldım. Ne diyeceğimi bilemedim. Dilim dilime dolanmıştı sanki. Bu adamın adı her zikredildiğinde bacak aramdaki sızı daha da kendini gösteriyordu sanki... Nefes alıp şu anki duruma odaklanmaya çalıştım. Benim aradığım şey başkaydı bugün.

"Düşmanı çok bunu tüm köy biliyor. Ben neden öldürüldüğünü soruyorum."

"Bilmem Alihan Ağama sor, oğlu daha iyi bilir." deyip arkasını döndü ve çuvallarla gelen patatesleri bir sepete soğanları başka bir sepete doldurmaya devam etti.

"Hıhı çok sağ ol, kolay gelsin." deyip elim bomboş çıktım mutfaktan. Zeyneeep, sen de bu oyunun içindesin biliyorum. Ama bu işin peşine düşmüştüm bir kere eğer sonucunda Alihan zarar görecekse buna ihtimal vermeden engel olacaktım.

Düşünceler içinde odama çıktığımda Alihan'ın dağınık bıraktığı yer yatağıyla karşılaştım. Kafamı iki yana sallarken gülümsüyordum. Döşeği katlayıp kenara koydum. Pijamalarını rastgele çıkarıp atmıştı. Geldiğinde ona dağınık olduğunu söyleyecektim kesinlikle. Pijamalarını katlarken burnuma o tanıdık muhteşem kokusu hücum etmişti. Kokusuna aşık olduğun birinden nefret edemezsin diye boşuna demiyorlardı... Yatağın üzerine koyduğum pijamalarında elimi gezdirirken şimdi ne yapacağımı düşünüyordum. Bu kadardı işte. Uyan, namaz kıl, kahvaltı et ve Alihan’ı bekleyiş…

Bu konakta kendimi fazlasıyla yalnız hissediyordum, Alihan'ın yanındayken hariç... O gidince yalnızlık çöküyordu grilerde boğulduğum odaya. İçime işlemişti resmen. Nasıl da alışmışım, nasıl da benimsemişim hemen. Ben onu yıllarca severken haberi bile yoktu belki varlığımdan ama şimdi onun karısıydım. Üstelik bunu da kabul ediyordu ve bana benim ona alışacağımdan daha kısa sürede alışmıştı. Ya kabul etmeseydi beni ya İlhan'ın yaptığıyla gurur duyup ölüme terk etseydi. Evet kesinlikle ölümün elleri, babam ve abilerimdi.

Uzun süredir onları düşünmediğimi fark etmiştim. Özlemiştim, annemi... Bana inanmayan bakışları hala gözümün önünden gitmiyordu ama bildiğin özlemiştim.

Babam bensiz daha mı mutluydu acaba? "Sırtımdaki kamburumsun!" dediğinden kurtulmuş muydu? Peki tarlayı nasıl ediyordu? İbrahim kime her posta dayak atıyordu? Kemal kimi kendine hizmet ettiriyordu? Aysun anneme yardımcı oluyor muydu ve benim eksikliğim hissediliyor muydu? Şu düşündüğüm yirmi dakika yirmi sene gibi geçmişti ömrümden sanki. Ve elimin altındaki pijamayı avuçlarımın arasına alıp sıktığımı avuçlarımın içi terlediğinde fark etmiştim. Pijamayı serbest bırakıp yeniden katladım ve dolaba yerleştirip yatağımın üzerine uzandım. Hala çok uykum vardı, gözlerim kapandı kapanacaktı ama uyursam üzerime tekrar kabus çöker diye korkuyordum.

. . .

Korkum uykuma yenik düşmüştü ve göz kapaklarımın ağırlığına dayanamamıştım.

Uykunun derinliğine kendimi atmadan gözlerimi yeniden açtım, sadece yarım saat geçmişti. Yataktan doğrulup oturduğumda başımın ağrıdığını fark etmiştim. Sargılara dikkat ederek ellerimi yüzümü yıkayıp avluya indim. Bugün Alihan için yemek yapacaktım. Ne yapmam gerektiğini düşünerek tüm aile fertlerinin oturduğu divana doğru ilerledim.

"Günaydın!"

"Günaydın guzum gel otur bakalım yanıma." dedi Pamuk nene. Zahide ananın zehir gibi bakışlarına aldırmadan Pamuk nene ve Nimet halanın ortasına oturdum.

"Nasıl oldun güzel gızım daha eyi misin?"

"Sabah Alihan'ı yolcu ederken bir şeyim yoktu ama az önce bir yarım saat kestireyim dedim başımın ağrısıyla uyandım."

"İlaçlarını alıyon mu düzenli?" Nasıl da ilgiyle, şefkatle bakıyordu kadın.

"Alıyorum nenecim diğer ilaçlarımı da aksatmıyorum." dedim elini avuçlarımın arasına alarak. "Canına mukayyet ol guzum, can datlıdır." deyip boşta kalan elini benim elimin üzerine kapadı.

“Sena abla yok mu dün buradaydı?" diye bir soru yönelttim Nimet halaya. "O tek geldiydi, dün akşam geri döndü."

"Hmm zahmet etmiş buraya kadar.” derken Zahide ananın bana devirdiği bakışlarını yakalamıştım. Fakat aldırmadım. Benim daha önemli işlerim vardı zira. “Ya ben bir şey soracaktım sizlere. Alihan akşam yemekleri senden olsun dedi de sizin de görüşünüzü alayım. Hangi yemekleri seversiniz?"

"Vay anam yeni gelinimiz bize yemek yapıcı." deyip o ince sesiyle kahkaha attı. Nimet hala neden 7/24 neşe doluydu acaba? Kadın kendini mutlu etmek için dünyaya gelmişti adeta.

"Hala yapacağım ama ne yapacağımı bilmiyorum ki." dedim sıkıntılı bi yüzle. "Guzum çok düşünmeye gerek yok; içli köfte, sarma, dolma, cacık, bir de yanına mercimek köftesi yaptın mı tamamdır." Nimet Hala galiba benim dört elim var sanıyordu. İçimden gülmeden edememiştim.

"Nene, anne siz de sever misiniz bu yemekleri?" Zahide Anaya ilk defa anne demiştim. Pamuk nene güler bir yüzle başını hafif hafif sallayıp "Severiz gızım severiz." derken Zahide hanım "Severiz de sen nasıl yapacan bakalım." demişti. Yine lafını esirgememişti sevgili kayın valideciğim.

"Tamam o zaman ben şimdiden başlayayım."

"Haydi sana kolay gele."

Nimet haladan ve Pamuk neneden tam destek almayı başarmıştım ama Zahide Hanım yine bir pürüz çıkarmıştı. Baba evinde yemekleri hep ben yapardım, yani yapmayı az çok bilirdim. Şimdi ise bu becerimi Makal Konağı’nda da gösterecektim. Haydi bakalım bana gerçekten kolay gele...

Mutfağa girip Safiye abladan bana malzemelerin yerini göstermesini istemiştim. Saat daha on bir buçuktu ve Alihan altı gibi gelecekti. Üç dört saate her şeyi hazır etmeliydim... Odaya gidip bir şalvar ve uzun kollu bir bluz giyip yazmamı da takıp çıkmıştım.

Öğle ezanına kadar malzemeleri çıkarıp yıkadım ve hepsini kullanılmaya hazır ettim. Namazımı kılıp tekrar mutfağa döndüğümde neyden başlasam acaba diye pişme sürelerini tarttım kafamdan. İlk olarak sarma dolma yapımından başlasam iyi olacaktı çünkü onlar geç pişerdi. Malzemeleri küçük küçük doğramıştım bir yandan da Safiye ablanın dolaptan önceden çıkardığı eti kontrol ediyordum. Patlıcan, patates ve biberleri doldurmam kısa sürmüştü ama sarmaları tek tek sarmak bayağı zamanımı almıştı. Adana kebap yapsam daha az yorulurdum herhalde. İçli köftenin iç ve dış harcını hazırlayıp onu da hazır hale getirmiştim. Evdeyken beş kişi için yemek yapardım burada on kişi için yapacaktım ve aklıma birden yemeklerimi Cihat'ın da yiyeceği geldi. Elimden gelse ona boş tabak verip "Al, yemeğin." derdim ama olmazdı işte.

Mercimek köftesi için mercimekleri kaynamaları için suya vermiştim. Bayılırdım buna, kısır ve mercimek köftesi benim vazgeçilmezimdi yanında taze marul olacaksa tabi. Mercimek köftelerini de hazır ettiğimde saatin dört buçuk olduğunu görmüştüm ikindi ezanını hiç duymadığım için kendime kızmıştım. Ellerimi yıkayıp odaya namaz kılmaya çıktım. Belim kopacaktı sanki ama bu işin sonunda mutlu yüzlerle karşılaşacaksam her şeye değerdi.

Mutfağa tekrar indiğimde sarma ve dolmalar hazırdı artık altını kapatıp beklemeye bıraktım. Son olarak cacığı da yapıp masayı hazırlamaya gittim. Yeni, temiz ve şık bir masa örtüsü serip tabak ve çatal-kaşıkları dizdim. Saat beş buçuk olduğunda Alihan artık gelmek üzereydi. İçli köfteleri suya atıp kaynamasını bekledim.

Her şey tamam olduğunda kaselere cacıkları doldurdum. Bizim yöremizde yemekler tek tek gitmez her şey ortaya konur kim hangisine önce başlayacak kendisi karar verirdi. Soğuma gibi bir derdi olmadığı için ilk önce cacık kaselerini ve mercimek köftelerini yanına marul koyup götürdüm. Camdan baktığımda Alihan'ın siyah arabasının avluya girdiğini gördüm. Kalbim yine gümlemeye başlamıştı, acaba yaptıklarımı beğenecek miydi? Sarma dolma ve içli köfteleri de tabaklara yerleştirip masaya koydum. Alihan arabadan inip bana doğru geliyordu. "Ooo masaya bak, yapmışsın!" dedi iki elini yana açarak.

"Evet yapacağım dedim ve yaptım."

"Mutfaktaki maharetini de görecek miyiz bakalım Zerda Hanım?"

"Dene ve gör. Neyse sen ellerini yüzünü yıka ve annenlere haber ver hadi." dedim kalanları almak için mutfağa yönelirken. "Emredersiniz." dedi çapkın bir gülüşle. Ama ben emir vermiyordum ki. "Emrettiğimi de nerden çıkardın?" dedim tavrına aynı şekilde karşılık vererek. Dışardan bizi izleyen bir kişi olsa kesinlikle flörtleştiğimizi, birbirimize kur yaptığımızı falan düşünebilirdi.

"Tamam öyle olsun." derken merdivenleri otuz iki diş sırıtarak çıkıyordu. Göz kırpmayı da ihmal etmemişti tabi. Ah deli oğlan.

Tabaklara yemekleri bolca doldurup artık yemeye başladığımızda herkesin yüzünü tek tek incelemeye koyuldum. Zahide ana hariç herkes beğenmişti sanırım. Alihan önündekini bitirip ikinci tabağı da isteyince şaşırmıştım. Yemekler bittiğinde ve sofra kaldırıldığında rahat bir nefes alabilirdim artık.

Yeni ailemin yüzündeki bu memnuniyeti görmek her şeye değmişti. İlk defa yaptığım işten memnun olan, ellerine sağlık diyen insanlarla iç içeydim. Ben mutlu olmayayım da kim mutlu olsun?

Safiye abla ve kızlar da ilk defa yemeklerin başkası tarafından hazırlanıp, başkası tarafından hizmet görmenin rahatlığını yaşıyordu. Cemil’in çatalı, kaşığı bırakıp elleriyle bile yediğine şahit olmuştum. Pamuk nene ve Nimet hala da maşallah demekten kendilerini alamadılar. Zahide Hanım da en sonunda "Ellerine sağlık gelin, elinin ölçüsü iyiymiş" dedi. Cihat iki yüzlülüğünü burada da gösterip "Yenge hanım ellerine sağlık günlerdir midemize doğru düzgün bir şey gitmiyordu.” dedi. Yalancı.

Alihan'la odamıza çıktığımızda "Hani benim ödülüm!?" diye şakıdım.

"Ne ödülü, karşılık beklediğin için miydi tüm bunlar?" Yüzü düşmüş ses tonu alçalmıştı.

"Yaaa ne karşılığı, kitap alacaktın ya bana." diye hatırlattım dün geceki sohbetimizi. Unutmuş olması beni bir tık üzmüştü.

"Ha sen onu diyorsun, arabada kaldı bekle getireyim." Deyince kitaplarımı almayı unutmaması içime su serpmişti. Alihan gidip de gelmeyeli on dakika oluyordu ama sanki hiç de kısa bir süre gelmemişti bana. Ve dakikalar sonra Alihan elinde geniş bir kutuyla içeri girdi. Sevinçle kutuyu elinden kapıp kapağını açmaya başladım. Çekmecelerden bulduğum bir makasla bantlarını kestiğimde gördüğüm şey karşısında attığım çığlık tüm odayı inletmişti. Bu kötü bir sürprizden başka bir şey değildi!

Bölüm sonu

8 yorum