İçeriğe geç

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 16 · 8 dk okuma

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 16

15. Karabasan

15. KARABASAN

Alihan’ın o yumuşacık sesi beni yine ve yine etkisi altına almayı başarmıştı. O da etkileniyor muydu benim gibi? Yoksa boş konuştuğumu mu düşünüyordu? E öyle düşünse neden bana sorular sorup konuşturmak istesin ki? Bana kitap gibi kadın demişti. Peki bu ne demekti onun lügatında? "Kitap gibi kadın derken?" dedim tek kaşımı havaya kaldırıp ve ondan hiç beklemediğim bir cevap verdi. "Sanki sana dünyanın en saçma sorusunu da sorsam mantıklı bir cevap verecekmişsin gibi… Ha bir de ayaklı sözlüksün o ayrı mesele."

"Ayaklı sözlük mü? İngilizler ayaklı sözlük yani walking dictionary tabirini çok bilmiş insanlara söylerler ama!" dedim cırlayarak. "Yok ben engin bilgi sahibi insanlara söylüyorum." Deyince havalanan kaşlarımı ve yükselen omuzlarımı indirmiştim.

"Ha iyi bari." En azından bana çok bilmiş dememişti.

"Ee henüz cevap vermedin soruma öğretmen hanım, beni de bu cahillikten kurtaracak mısın?" Göğüs kafesimin altında gümbür gümbür atan bu kalbi ne yapacaktım ben? Heyecanlı, şapşal ve sırıtık görünmemem lazımdı. Allah’tan ses tonunu gerektiği yerde iyi kullanabilen bir insandım. "İlk olarak talebem olman gerek yani talep edeceksin öğrenmek için, isteyeceksin."

"İstiyorum, yani talibim bu aşk eğitimine." Elini kalbine koydu bir Romeo edasında. İçim kıpır kıpır olsa da hevesimin kursağında kalmasından korkuyordum… "Ama ben senin duygularına hükmedemem, gönlüne yön veremem…"

"Gönlüme dokunmadığını da ben söyleyemem." Yine o efsunlu ses, büyülü bakış, yarım gülüş… Kelimlerim bu cümle karşısında yetersiz kalmıştı. Ne denir ne söylenirdi ki gönlüme dokunuyorsun diyen birine? Üstelik bu kişi yıllarca beklediğiniz kişiyse nasıl cevap verilirdi?

"İşte bunu bilemedin Zerdali Çiçeği…"

Bunu duymayı kesinlikle beklemiyordum. Ne olmuştu bu adama? Değişen gözlerinin rengi miydi bu kadar anlamlı bakan? Eskiden karşılaştığımız zamanlar öylece bakıp geçerdi anlamsız ve dümdüz… Şimdi ise bir anlamı vardı bu yeşil bakışların, bu içimi ısıtan gülüşlerin. Evet beni yine utandırmayı başarmıştı. Kasten mi yapıyordu acaba? Ne demek bunu bilemedin. Onun da mı bana karşı duyguları vardı artık? Bu düşünce kalbimin kanat takarak pır pır edip pencereden uçup gitmesine sebep olmıştu. Konuyu değiştirmeye karar verdim. Şu genç yaşımda kalp krizi geçirmeye hiç niyetim yoktu.

"Iıı şey geç oldu yatalım mı? İstersen sen yat bugün yatakta."

"Tabiki olmaz Zerda. Bu sert döşek ve yastık senin başını daha da ağrıtır. Bugün de katlanırım ben." dedi yalandan gücenmiş bir sesle. Hafifçe gülümseyip "Peki o zaman öyle olsun teşekkür ederim." dedim. "Ne demek Zerdali Çiçeği olması gereken bir şey için teşekkür etmene gerek yok."

Bak yine aynı şeyleri yapıyordu. Bu gidişle beni öldürmeyi başaracaktı bu oğlan. Gerçekten çok değişmişti. Yeşil gözleri, kumral saçları, yanık teni sanki gözüme daha güzel görünüyordu. Sanki onun bu değişimi yüzüne sevimlilik katmıştı. Sert ve asık suratı gitmiş yerine gülümseyen ışıl ışıl bir çehre gelmişti. Ama bu yüzünü sadece bana gösteriyordu sert ve asi davranışları bu odadan çıktığında tekrar başlıyordu.

Buna da şükür diyerek pijamalarımı alıp banyoya ilerledim. Giydikten sonra şöyle bir kendimi inceledim. Bu toz pembe pijama çok mu çocuksuydu acaba? Odanın dışında da pek farklı değildim. Düz ve sıradandım. İçim gibi dışıma da ilgisi artmış mıydı? Kafamı Alihan’la fazlasıyla meşgulken ben namaz kılsam iyi olacaktı.

Odaya döndüğümde Alihan lacivert pijamalarını giymiş yatmaya hazırlanıyordu. Namaz kıyafetlerimi giyip seccadeyi serdim. Namazımı bitirdiğimde yattığı yerden beni izlediğini gördüm.

"Sen aşkın sırrını bulmuşsun belli." dedi ellerini çenesinin altına alıp yatakta yüz üstü yattığı yerden. Seccadeyi katlarken "Keşke sen de bulsan." dedim. "Kendimi hazır hissetmiyorum, daha çok var." deyince gözlerimi gözlerine diktim. "Unutma mezarlıklar sadece yaşlıların gittiği bir yer değildir. Ahirete hazırlık yapmak gerek."

"Öğretmen hanımdan hoca hanıma terfi ettim seni." dedi pis pis sırıtarak. Bu gülüşüne ne kadar gülerek karşılık vermek istesem de "Herkes kendinin imamıdır. Hocalık yapmıyorum." dedim gözlerimi devirerek. Yatakta doğrulup "Leyle sayide. (iyi geceler)" dedi geceler kelimesinin son hecesini uzatarak. Sözlerimi umursamıyormuş gibi aklınca konuyu değiştirmişti.

"Leyle sayide es-seyyid Alihan. (iyi geceler Alihan Bey)" dediğimde ellerini birbirine vurup "Al işte ayaklı sözlük." Dedi yalandan bir sinirle.

"Demek azıcık Arapçam olmasa bana daha kötü şeyler de söyleyeceksin ben de anlamayacağım ha?"

"Yoo neden kötü şeyler söyleyeyim sana Zerdali Çiçeği." dedi döşeğine oturup.

"İyi bari Arapça küfür duymayı hiç istemem. Hem sen nerden öğrendin?"

"Nimet halamdan büyük bir halam daha var. Eniştem Hataylı. Onlar Arapçayı su gibi bilirler eskiden yazları oraya giderdik kuzenlerden de birkaç bir şey duyuyordum. Sen nerden biliyorsun peki?"

"Yeni diller öğrenmeyi çok seviyorum ve yabancı şarkı dinlemeye de bayılırım sadece İngilizce değil yani. Arapça kullanım kılavuzu alıp öğrenmeye heves etmiştim ondan biliyorum biraz."

"Hmm seni tercümanım mı yapsam acaba?" deyip yeşil gözlerini yine nasıl yaptığını anlamadığım bir şekilde kırptı.

"Dalga geçme istersen." dedim gözlerimi belertip. "Dalga geçmiyorum ciddiyim. Ha bu arada beni yine yedide uyandır tamam mı ama tam yedide." dedi yastığını düzeltirken.

"Tamam hatta yediyi bir geçe." deyip kıkırdadım. "Hayır tam yedide." dedi tüm sözcüklere bastırıp. "Takıntılı mısın?" Galiba öyleydi. Bir dakikanın bile hesabını yapıyordu zira.

"Ne erken kalkmak isterim ne de geç kalmak."

"Tamam yedide uyandıracağım. Hadi Allah rahatlık versin." Dedim ben de yatağıma geçip pikeyle üzerimi örterken. Ayağa kalkıp kapıya doğru ilerleyince gidiyor sandım önce ama ışıkları kapayıp "Sana da iyi geceler." dedi ve elini başının altına alıp sağına döndü. Odada derin bir sessizlik hakimken bir süre sonra aklıma gelen şeyle Alihan'a seslendim: "Alihan… Alihan uyudun mu?"

"Hayır uyumadım, otuz saniyede uyuma gibi bir özelliğim yok." Dedi yine gıcık tarafını bana göstererek. Bu söylediğine göz devirmiştim ama o yattığı yerden beni göremiyordu tabi. Söylediklerini es geçerek yaptığım kitap listesini komodinden çıkarttım.

"Alihan burada hiç kitap yok ve ben çok sıkılıyorum. Bu yüzden okumak istediğim kitapların listesini yaptım. Eğer zamanın olursa konağa gelirken bir kitapçıya uğrar mısın?"

"Ver bakayım şu listeyi." Elimde tuttuğum kâğıdı yatağın ucuna doğru yaklaşıp Alihan’a uzattım. Biraz inceleyip bakışlarını bana kaldırdıktan sonra “Tamamdır.” dedi. “Teşekkür ederiim.” deyip ellerimi birbirine vurmuştum.

"Ya seni üzmeyi değil mutlu etmeyi seviyorum." deyince gözlerimde hayali kalpleroluşmuştu. Bir çift güzel söz nasıl da iyi geliyordu ruhuma. Beni şimdiden tanımıştı. Aptal aptal baktığımı düşünüp bakışlarımı ellerime indirdiğimde "Başını kaldır utanma. Senin saf sevincini gördükçe bir şeyleri yoluna koyduğumu düşünüyorum. İyileşiyor musun Zerda?" dedi yumuşacık. Ağzımda bir şeyler gevelerken sözü yine kendisi aldı.

"Açık açık söyle. Beni sevdiğini nasıl söylemiştin şimdi de belirt duygularını." Zaten niye böyle bir aptallık yapmıştım ki? Öleceğimi sandığımdan heralde…

"Açık konuşmak gerekirse benden çok senin değiştiğini görüyorum. Evet çabalıyorsun bir şeyleri telafi etmek için. Evde gördüğüm ne sözlü ne fiziksel şiddeti görüyorum burada. Ailen de destek oluyor. Ve sen de bana iyi geliyorsun…" dedim yine gereksiz itiraflarımdan birinde bulunarak. Ağzımı birisi bantlayabilir miydi?

"O gün yaşanılanlar geçmişte kaldı. O gün abimi durdurabilseydim her şey bambaşka olacaktı. Sen evine gidecektin, o iğrenç şeyi yaşamayacktın ama dürüst olmak gerekirse senin yanımdaki varlığın sayesinde uyuyabiliyorum artık ben." Dedi uzun soluklu bir cümle kurarak. O anı bir kez daha hatırlamak istemediğimden konunun üzerini kapatma girişimlerinde bulundum. "Biz bu gece uyuyamayacağız galiba."

"Evet ikimizin de çenesi açıldı."

"Neyse sen yarın ‘Tam yedide!’ uyanacaksın daha. Hadi iyi geceler. Kitapları almayı unutma." deyip başımı yastığa attım yeniden.

"Tamam unutmam Zerdali çiçeği. Sana da iyi geceler…"

Sanırım Zerdali çiçeği Alihan’la benim umudum olacaktı.

-ALİHAN’DAN-

Zerda gerçekten gördüğüm en farklı, en umut dolu kızdı. Dipsiz bir kuyu olan bakışlarının altındaki derin düşünceleri beni ele geçiriyordu günden güne. Bunu onun kasten yapmadığını biliyordum ama elimde olmadan bu akıntıya kapılıyordum. Onun cesaretinden ilham alıp ben de ondan hoşlanmaya başladığımı dolaylı bir biçimde dile getiriyordum. Pişman mıydım, asla! Çünkü ona açık olacağıma her şeyi yoluna sokacağıma söz vermiştim.

Yaraları iyileşiyor muydu acaba Kırgın Zerdali Çiçeği’min. Bu ismi çok yakıştırmıştım ona. Zerda; saf, narin, beyaz bir çiçekten farklı değildi. Dalları kırılan bir çiçek… Ben onun dallarını yeniden capcanlı hale getirmeye, derdine derman olmaya çoktan hazırdım artık.

Bir saattir sağıma soluma dönüyor az ötemdeki Zerda’yı düşünmekten uyuyamıyordum. İki adım ötemde bir nefes kadar yakındı bana. Ben yine düşüncelere boğulmuş efkarlanırken Zerda’nın inilti gibi gelen seslerini duymuştum. Kalkıp yanına doğru ilerledim. Ayın şavkı terler içinde kalan o gül yüzüne vuruyordu. Çarşafın ucunu sıkıyor “Yapma, yapma!” diye çığlık atıyordu. Çattığı kaşlarından, acılı yüz ifadesinden kabus gördüğü her halinden belliydi. Birden ağlaması şiddetlenmeye başladı. Bir yandan ağlıyor bir yandan “Ben bedel ödemek istemiyorum!” diye sayıklıyordu. Ben Zerda’yı sarsıp uyan dedikçe karabasan onu daha da boğuyordu. Korkmaya başlamıştım. Ben ne yapacağımı bilmez bir şekilde odada dört dönerken sonunda sıçrayarak uyandı. Elini başına atmış sargılarını çözmeye çalışıyordu. Ellerini tutup engel olmaya çalıştım ama çığlık atıp beni kendinden uzaklaştırmak için bana da vurmaya başladı. Biraz olsun kendine gelsin diye gidip ışığı açtım.

Ürkmüş, üşümüş bir kedi yavrusu gibi bakıyordu bana. Ve o an içim erimişti işte. Eliyle yüzünü kapatıp içli içli ağlamaya başladı. Ben suçlu bir şekilde komodinin üzerindeki bardağa su koyup ona uzattım. En soğuk sesimle "Zerda kabustu, geçti. Odadayız, hadi su iç." dedim. Onun bu hali bizim suçumuzdu ve benim ona bakacak yüzüm bile yoktu. Ellerini yüzünden çekip o narin sesine tezat kurşun olmuş sözler döküldü dudaklarından:

"Ben asla iyileşmeyeceğim Alihan! O günü bana asla unutturamayacaksın. Unutamıyorum, unutamam!"

Ne diyebilirdim ki her yanından yara almış bu ceylana. Aysun bizi çiğneyip giderken arkasında yıkık bir enkaz bırakmıştı. Balyozu vuran kişi ise İlhan'dı. El birliğiyle Zerda'nın hayatını mahvetmiştik sanki. Annesi, babası, kardeşleri ve öz ağabeyim… Onun hayatında sadece bu kadar kişi vardı ve herkes onu yıkmak için teker teker rolünü oynadı en büyük hasar ise kendini bile savunamamasıydı.

-ZERDA’DAN-

Birbirimize iyi geceler deyip yatmıştık. Alihan’la olan sohbetlerimizi seviyordum. Utandırıyordu ama beni dinleyen tek kişiydi. Umuda kucak açtıkça güneş de bana kucağını açıyordu sanki. Yarın kitaplarıma kavuşacağımın heyecanıyla uykuya dalmıştım. Ama bedenimde oluşan karıncalanmalar hiç normal değildi. Uykunun derinliklerine indikçe karabasanlar basıyor gibi hissediyordum. O korkunç gece tekrar gün yüzüne çıkmıştı. Bilinç altım sanki el olmuş boğazıma yapışmıştı. Yine o geceyi yaşamıştım ama bu sefer her tarafta kan vardı; İlhan bir canavar kılığındaydı ve gözlerinin rengi neon yeşil ışıklarla kaplıydı.

“Yapma, yapma!” diye yalvarıyordum yine o geceki gibi. Karabasan elini göğsüme bastırmış kalbimi söküp çıkarmak istiyordu. Kuyu gibi olan uykunun derinliklerinden sığ yüzeye çıktıkça Alihan’ın “Uyan Zerda!” diyen seslerini duyar gibiydim.

Çığlık atarak uyandığımda hiçbir şey algılayamıyordum, nerede olduğumu bile çok sonra idrak etmiştim. Kafamdaki sargılardan kurtulmaya çalışmıştım sanki beni boğan onlarmış gibi. Alihan ışığı açtığında yüzümü ellerimle kapattım. Alihan rüyamdaki o canavar değildi ama düşman gibi görünmüştü gözüme.

"Ben asla iyileşemeyeceğim Alihan! O günü bana asla unutturamayacaksın! Unutamıyorum, unutamam!"

Bölüm sonu

1 yorum