İçeriğe geç

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 13 · 7 dk okuma

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 13

13. Alihan Benim Olacak!

13. ALİHAN BENİM OLACAK!

Kim kırdı her okşamak istediğimde seni...*

*Athena’nın Yalan şarkısına ait bir sözdür.

Dilek gelmişti. Kocamın eski sevgilisi konağa, evime gelmişti. Peki neden? Zahide ana beni çağırıyorsa olan biteni öğrenmek de bana düşerdi. Aşağı Dilek’in neden geldiğini öğrenmeye indim ama içimdeki vicdan hiç de hesap sormak için indin demiyordu. Ben sanki Alihan'la evlenerek Dilek'e ihanet etmiş, sevenleri ayırmış gibi suçlu suçlu dururken Dilek arkasına iyice gerinmiş ayak ayak üstüne atarak saçını attırıyordu bir de.

"Sonunda benim sözlümün koynuna giren yılanla konuşma fırsatı bulduk."

Dakika bir gol bir. Sakince neler olduğunu anlama niyetindeyken Dilek beni zorlayacak gibi duruyordu. Gözlerimi sıkıntılıbir nefes verip kapadım ve kendime sabırlar dileyerek ağır ağır açtım. "Ben senin sözlünün koynuna falan girmedim."

"Bak bak dili de varmış bu kuyruklu yılanın." dedi kaşlarını çatıp yerinde doğrularak. Anlaşılan savaş istiyordu. Ama ben başka bir savaştan çıkmışken, beni savaşa sokmaya çalışan bu ucuz numaraları yutacak kadar aptal değildim. "Benimle düzgün konuş." derken hala sakinliğimi koruyordum. Ama o bunu yapmıyordu.

"Neden? Sen benim elimden almadın mı sözlümü?” deyip ayağa fırladı ve karşıma geçip parmağını yüzüme yüzüme sallamaya başladı. “Alihan benim sevgilimdi. Sen bu konağa girebilmek için Alihan'ın altına yatmaktan hiç çekinmeden üstüne de hamile kaldın."

Sinirden dişlerimi ve yumruklarımı sıkıyordum. Utanmasa benim yaşadıklarımı yaşayıp bu konağa girmek isteyecekti. Yaşanılan utanç dolu anlar gözümün önüne gelince nabzım aniden hızlanmaya baslamıştı. Ama ona istediğini vermeyecektim.

Derin bir nefes alıp onu söylediklerine pişman edecek sözleri sıraladım. "Senin haberin yok belli ki. Alihan amcalarını dayılarını çağırıp abimden intikam almak için beni kullandığını duyurdu. Baban sana söylemedi mi yoksa?" dedim yalandan bir gücenmişlikle.

"Sana neden inanayım. Çapkındır benim sevgilim biraz, sen de elinden geçmişsindir." Bu kız hastaydı! Evet evet normal değildi. Kafasında nelere kurmuştu kim bilir? Alihan ne yaparsa yapsın ona takmıştı kafayı.

"Utanmasan benim yerimde olmak isteyeceksin be. İster inan ister inanma. Sana hiçbir şey ispatlamak zorunda değilim. Ben de oturmuş hayatın mahvoldu diye üzülüyorum sana." Arkamı dönüp gidecekken vantuz gibi koluma yapıştı. "Sen kimsin de bana acıyorsun Kahpe!"

Ben saygı çizgimi aşmamaya özen gösterdikçe o bir adım atmam için çabalıyordu adeta. "Ağzından çıkan lafa dikkat et dedim sana Dilek! Alihan için kavga mı edeceksin benimle burada?"

Birden yüzünde pis, şeytani bir sırıtış peydah oldu. "Seni Aysun'a sordum aşıkmışsın Alihan'a liseden beri.” Benimle dalga geçecekti aklı sıra. “Ben onu taa bebekken biliyom Zerda! Alihan'ı ben seviyom sen değil. O da beni seviyor göreceksin zamanla!"

Yanaklarım birden ısınmaya başladı. Herkesin dilinde olsun istemiyordum Alihan’a olan sevdam. Bu sevdanın sahibi bile beni bu kadar yerin dibine sokmamıştı. Ama utanacak değildim. Ben yıllardır gizli bir aşkı büyütmüştüm içimde. "Gönülden seven böyle olmaz Dilek, seninki alışkanlık, saplantı." desem de hırstan gözü dönmüş kadın asla amacından sapmıyordu. "Saplantı ya da başka bir şey, Alihan benim olacak!"

"Sen gerçekten zavallısın!" Bu rezilliğe daha fazla katlanmayarak arkamı dönmüş gidiyordum ki "Sana gösteririm ben zavallıyı!" deyip şalıma yapıştı atmaca gibi. Şalımdan da kurtulup parmaklarını saçlarıma dolamış derimi koparırcasına asılıyordu. Sıska bedeninin altında nasıl bir güç varsa boynum kopmak üzereydi. Zahide ana durup öylece bakıyordu. Nasıl bir kadındı bu? Adeta zevk alıyordu şu an düştüğüm durumdan. İçeriden Nimet hala telaşla yanımıza doğru geldiğini görmüştüm bir aralık ama aynı hızla biz de bir yerlere doğru ilerliyorduk. Dilek saçıma ben ellerine asılıyordum. Nimet halanın yardımlarına yetişemeden Dilek beni avlunun ortasında bulunan süs havuzunun içine fırlattı. Kafam sert mermere çarpıp boylu boyunca düştüğümde ise geriye hatırladığım tek şey "Zerda" diyen seslerin birbirine karışmasıydı.

. . .

Gözlerimi açtığımda hastane kokuları burnuma dolmaya başlamıştı bile. Ne çok gelir olmuştum buraya. Doğarken bile evde olan ben bugüne kadar neredeyse hastane yüzü görmemiştim. Kafamdaki yanma hissi beni kendime getiriyordu yavaş yavaş. Etrafımı incelediğimde sadece Nimet halanın olduğunu görmüştüm. Ona bakıp en son neler olduğunu hatırlamaya çalışıyordum.

Dilek'le kavgaya tutuştuğumuzu daha doğrusu onun beni dövdüğü kısım zihnimi işgal etmeye başlamıştı. Beni süs havuzuna atmıştı kaçık! Elimi kafama götürdüğümde kafamdaki sargı bezini hissetmiştim. Başım ağrıdığında yazmayı kafama sardığım gibi dolamışlardı. Üzerine de file geçirmişlerdi. Kemal benden bir şey istediğinde dediğini yapmazsam kafamı kırmakla tehdit ederdi hep galiba şimdi gerçekten kırılmıştı.

Ben bunları düşünürken aniden kapı açıldı ve içeri Alihan girdi. Benim uyanık olduğumu görünce koşar adımlarla gelip elimi tuttu. Ben çekmeye çalışsamda kurtulamadım canlı kelepçelerden.

"Uyanmışsın..." dedi beni dikkatle incelerken. "Hı-hı." dedim belli belirsiz. "İyi misin? O deli yapmış bunu sana. Mahvedeceğim onu! Ona konağa gelme demiştim, Zerda'yla uğraşma demiştim!" deyip elimi geri bıraktı ve ellerini beline koyup sinirle soludu.

"Sabah seni arayan..." diye bir tahminde bulunmuştum ki "Evet." dedi tuttuğu nefesi vererek. Ve tekrar derin bir nefes çekti. "Sabah beni arayan oydu. Konağa geleceğim orayı başınıza yıkacağım falan filan dedi. ‘Sakın saçma sapan bir şey yapma, öldürürüm seni.’ dedim. Ruh hastası, dinlememiş beni gelmiş, üstelik seni havuza atmış. Taşkıran Konağı’nı basmak bana farz oldu artık."

Elini birden yakalayıp "Hayır!" diye bağırdım. Nimet hala uyukladığı yerden attığım çığlıkla yerinde sıçramıştı. Ne oldu der gibi bize bakarken "Bir şey yok Hala sen devam et." dedi Alihan.

"Hayır Alihan gidemezsin, bulaşma onlara boş ver!"

"Asıl onlar bana bulaştı. Dayım kızına sahip çıkmalıydı. Kimse benim karıma zarar veremez!"

Karım… Bedenime ölü bir adam sahip olmuşken ben Alihan'ın karısı olmuştum. Alihan'ın yaptığı yerlere göklere sığmayacak bir iyilikti. Kendimi korumak için o pisliği öldürsem de yargılanıp hapse giren ben olacaktım ama Alihan kendi adaletiyle beni iki kez kurtarmıştı. Şimdi de ilk günden beri gerdiği kanatlarını biraz daha açmıştı.

"Bak Zerda uğrayabileceğin en büyük zarara uğradın sen zaten ama bundan sonra sen benim emanetimsin, benimsin, kimse dokunamaz sana..."

Kurduğu uzun cümlesinden sadece "emanetimsin" dediği kısım aklıma kazınıp kalmıştı. Ben babama Allah'ın emanetiydim ama o emaneti taşımak onlara ağır gelmişti. Alihan da bana emanetim dedi o da vicdanının sesini susturduktan sonra babaların yaptığını yapar mıydı?

"Şikayetçi olacaktım ama Zahide Hanım ağladı, yalvardı. Sırf onun hatırına şikayetçi olmadım ama onunla da görülecek bir hesabım var daha."

"Annen seni hala onunla evlendirmek istiyor..."

"Çok bekler daha... Benim zaten bir tane karım var."

Alihan konuşmaya devam ettikçe midemde kelebekler uçuşuyor, etrafımda yıldızlar dönüyordu sanki. İlk defa güzel şeyler duyuyordum birinin ağzından ama onu diyen kişi yalnızca iyilik yapmak için kurduğu bir evliliğin temsilcisiydi. Off ne kadar aptaldım onca şeye rağmen iki güzel sözüne kanıyordum. O başka şeyden bahsedip ben başka şeyler düşünürken "Kafan acıyor mu?" dediğini duyar gibi oldum. "Yanıyor desem?"

"Sekiz dikiş attılar, az kalsın kafatasın çatlıyormuş." Ağzımdan çıkan kıkırdamaya engel olamamıştım. Alihan kafa yapmıştı galiba. "Ne oldu kafanın kırılması komik bir şey mi?" dedi şaşırarak tabi.

"Yok ondan değil, aklıma bir anı geldi. Kemal bana bir şey dediği zaman yapmazsam eğer kafamı kırmakla tehdit ederdi hep. Kafamın sağlam olduğunu test etmiş oldum."

"Hiç de iyi olmayan bir olay yaşadın ve hala gülüyorsun gerçekten değişiksin sen kızım."

"Kaput kafayım yani." deyip gülmelerime yenisini ekledim. Kaputun anlamını bilmediğinden yine şaşırdı tabi. "O da ne?"

"Bizim lisede bir Almancacı vardı: Herr (bay) Gürler. Kelimeleri daha iyi anlamamız için Almancayı Türkçeyle karıştırırdı. Kaput kafa da bunlardan bir tanesi. Anlamı, Bozuk kafa demek."

Bu defa onun da sert yüzünü güldürmeyi başarmıştım. "Sana deli desem değilsin. Akıllısın sen gerçekten. Ne var o kafanın altında?"

"Bunca yıl zekamı keçiye koyuna toprağa aktarmışım gözlerimden zekâ fışkırsa ne olur artık." deyip göz devirmiştim.

"Her bitiş bir başlangıçtır unutma!"

İkimizin dışında kimsenin gerçek manasını anlamayacağı bu cümleyi söyledikten sonra göz kırpmıştı. Ben başımı önüme eğdiğimde Nimet hala kendine gelmiş, bize anlamaz bakışlar atıyordu. Onun burada olduğunu tamamen unutmuştum.

"Maşallah benim kuzularıma. Muhabbetiniz (sevdanız) daim olsun emi."

Bu defa utanan Alihan'dı ve bakışlarını tavana dikti. Uzun bir sessizlikten sonra odaya doktor bey girdi. Çıkan tomografi sonuçlarından ve kafamın durumundan bahsedip yazdığı ilaçların reçetesini verdi. Doktor bey gittiğinde biz de çıkmak için hazırlanmaya başladık.

"Ohh çok şükür bir şey olmamış guzuma. O gancığa* yapacağımı biliyom ben."

"Sen meraklanma hala ben bakacam icabına."

*Gancık: kancık

İnatçı yine verdiği karardan vazgeçmiyordu. Neyseki attığım delici bakışlar sahibine ulaşmıştı.

"Hala, Alihan boş verelim lütfen. Biz uğraşırsak onlar da geri adım atmak istemez. Gururuna yedirememiş belli ki."

"Sen karışma Zerda, artık bu benim meselem. Ha bu arada sana temiz kıyafetler getirdim, ıslanmış diğer kıyafetlerin.” Deyip sandalyeye asılı duran bir poşeti elime verdi. “Hadi çıkar da şu önlüğü getirdiklerimi giyin, ben kapıdayım." Başımla onaylayıp çıkmasını izledim. Alihan gittiğinde Nimet hala dedikodu verir gibi konuşmaya başladı.

"Zahide'yi de ailesini de heç sevmem ben gızım, bak laf aramızda. Rahmetli abim evlenirken ben heç istemediydim amma dinlemedi işte. Allah'tan dört tane birbirinden yiğit çocuk doğurdu Zahide amma...” İlhani bu yiğitlerin arasına almayışı dikkatimi çekmişti. “Rahmetli İlhan'la Aysun'u biraz gendisine benzer. Akılsız kız..."

Nimet hala içini boşaltırken ben Alihan'ın getirdiklerini giymekle meşguldüm. Siyah, etek pantolon tarzında bir alt, üzerine beyaz tişört ve onun üstüne de siyah beyaz kimono tarzı uzun bir ceket getirmişti. Evden benimle birlikte gelen terliğimi de giyip siyah şalımı gelişigüzel takmıştım. Konağa gittiğimde nelerle karşılaşacaktım Zahide hanımın tepkisi ne olacaktı merak ediyordum.

Bölüm sonu

2 yorum