İçeriğe geç

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 14 · 7 dk okuma

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 14

14. Kitap Gibi Kadın

14. KİTAP GİBİ KADIN

Konağa girdiğimizde avluda oturan Cemil ve Sena abla biz arabadan iner inmez yanımıza koşuşturdular. "Zerda iyi misin? Ne yaptı sana o, annem doğru düzgün bir şey demiyor." dedi nefes nefese Sena abla. Cemil samimi bir şekilde "Yenge geçmiş olsun." deyip başını eğdi ve ablasının yanına geçti. "Sağ ol Cemil. Sakin ol Sena abla ciddi bir şeyim yok."

"Ne demek yok Zerda? Görmüyor musun halini." dedi Alihan sinirli bir ses tonuyla. Ben Alihan'a cevap vereceğim sırada müştemilattan çıkan Cihat telaşla yanımıza geldi, tabi iki yüzünü de yanında getirmeyi ihmal etmemişti. "Alihan hoş geldiniz. Yenge hanım nasılsın iyi misin? Mühim bir şeyin yok ya. Çok korkuttun bizi."

"İyiyim sağ ol." demekle yetindim sadece. Nasıl da rol yapıyordu pislik.

"Zerda'yı hastaneye sen yetiştirmişsin çok sağ ol Cihat." deyince Alihan gözlerimin büyümesine engel olamamıştım. Ne! Beni hastaneye o mu getirmişti? Halbuki beni öylece bırakıp kan kaybından ölmemi isteyecek gibi duruyordu hep...

"Ne demek Alihan görevimiz. Aman yengemize bir kötülük gelmesin." Deyip o da bir adım geri çekildi. Sena abla elimi tutmuş ısrarla olayı anlatmamı istiyordu.

"Abla bu ruh hastası Dilek konağa gelmiş. Sabah beni arayıp saçma sapan şeyler söyledi. ‘Sakın bu konağa yaklaşma bile.’ dedim ona ama beni dinlememiş gelmiş. Zerda'ya ‘Alihan benim.’ falan demiş sonra da süs havuzuna itmiş. Zerda'nın da mermere kafası çarpınca sonuç bu işte." Gerekli açıklamayı yapan Alihan'ın yatışan siniri tekrar baş göstermişti.

"Dilek'i zapt etmezsek daha kötü şeyler yapar Alihan."

"Ablam haklı abi, annem de çok kıymetli yeğenini bu konağa sokmak için her şeyi yapar."

Ne konakmış yahu! Alihan gözlerini konağa dikip kapkara olmuş bakışlarla "Kimse benden izinsiz, benden habersiz adım bile atamaz. Nerde şimdi Zahide Hanım?" dedi. Cemil "Yukarıda nenemle oturuyor." Deyince Alihan ellerini ceplerinden çıkarıp birden sol elimi kavradı. "Yürü gidiyoruz Zerda."

"Alihan lütfen sakin ol."

"Sen karışma demedim mi?" O an ki bakışını bir daha görmek isteyeceğimi sanmıyordum. Ona zarar veren u öfkeden kurtarmalıydım. "Ama daha kötü şeyler olsun istemiyorum. Öfkeyle kalkan zararla oturur zararlı biz çıkmayalım."

"Zararlı çıkacak tek kişi var o da Dilek!" Ne yapsam ne etsem ikna olmamıştı. Elini elimden ayırmadan Alihan bir hışımla salon kapısını ittirdi: "Ana bir daha bu konağın kapısından Dilek veya ailesinden birinin girdiğini görürsem çok kötü olur anladın mı?" Geniş oda Alihan’ın gür sesiyle inliyordu. Bağırırken avuçlarının içinde ufacık kalan elimi de fark etmeden sıkıyordu. Zahide Hanım önce birleştirdiğimiz ellerimize sonra bize küçümser bir bakış atıp mağrur bir ses tonuyla "Neden giremezmiş yeğenim o benim." dedi. Bu kadın bu tavırlarıyla Alihan’ı kesin bir gün delirtirdi.

"Yıllarca gelinim gelinim dedin başıma bela ettin. Kaç kez kendimi asarım keserim diye tehdit etti. Sırf intihar etmesin, kendine bir zarar vermesin diye nazınıza katlandım. Amma bundan sonra Zahide Hanım! Ne Dilek bu kapıdan içeri girebilecek ne de Zerda'nın bir tek kılına zarar verecek, anladın mı?"

Alihan öyle bir bağırıyordu ki sargı bezleriyle sarılmış beynim zonklamıştı resmen. Alihan’ın bu kararlı tutumunu nihayet fark eden Zahide Hanım kuyruğunu kıstırmıştı:

"Alihan sen ananla nasıl konuşursun bu kepaze için?"

Sesindeki o yapmacıklık buradan hissedilebiliyordu. Sinirlerime hâkim olmakta zorlanıyordum.

"Ben size kaç kere diyeceğim daha Zerda'nın hiçbir suçu yok her şey benim başımın altından çıktı diye? Nene artık bu konu açılmayacak sen anama ilet çünkü anlamamakta ısrar ediyor!"

Artık ben de tahammülümü yitirmiştim. Haksız yere yediğim hakaretler yanan kafamın acısını iki katına çıkarmıştı. Elimi Alihan’ın elleri arasından urtarıp bir adım öne çıktım ve kollarımı iki yana açtım:

"Zahide ana bunları neden yapıyorsunuz bana? Tamam oğlunuzu Dilek'le evlendirmek istemenizi anlıyorum bu yüzden istemiyorsunuz ve beni düşmanınız olarak görüyorsunuz ama ben bu konağa isteğimle girmedim.” Pamuk nene dolu dolu olmuş gözlerle beni izliyordu ama Zahide Hanımın yüzünde zerre bir değişiklik yoktu. Bu kadının kanında katran mı vardı kezzap mı? “Kimse istemez bu hakaretleri duymayı, köyün ağzında sakız olmayı, evden kovulmayı... en acısı da insanın kendi öz ailesi tarafından terk edilmeyi. Lütfen artık bana böyle muamele etmeyin dayanamıyorum... " Artık sabır kalmamıştı bende. Sesim ne kadar ağlamaklı olsa da direnmiştim, onun karşısında göz yaşı dökmemek için çıktım odadan. Ben çıktığımda Alihan azarlamalarına devam ediyordu. Tam odaya gireceğim sırada Cihat önümü kesti.

"Ooo Zerda Hanım dokuz canlı kedi gibi hemen ayaklanmışsın bakıyorum. Bu konakta senin başına daha çok iş gelecek dikkat et!"

İki yüzlü olduğunu tekrar kanıtlamıştı bana... Zahide bir Cihat iki. Allah sırayla mı gönderiyordu bunları bana?

"Cihat senin benimle derdin ne? Daha doğrusu Alihan'la derdin ne? Bir öyle bir böyle davrandığını Alihan bilse karşımda böyle konuşabilecek misin acaba? Ama söylemem merak etme. Senin bu adamla ne derdin varsa bulacağım ve tüm foyanı ben ortaya çıkaracağım." Dedim ama dinleyen kim? Yüzünde gram mimik oynamamıştı. Ne bir korku vardı ne bir çekince. Tam bir baş belasıydı.

"Sandığım kadar aptal değilmişsin be Zerda hatta bayağı bayağı zekiymişsin. Dedektiflik oynayacağım diyorsun ha, sana kolay gelsin." dedikten sonra o suratındaki iğrenç sırıtışıyla yoluna devam etti. Cihat'ın bu rahatlığı git gide sinirlerimi bozuyordu. Resmen yemek yediği kaba tükürüyordu. Bu yaptığı kaçıncıydı? Kesinlikle harekete geçmeliydim. Artık emindim Alihan'la oyun oynuyordu derdi ben değildim.

Odaya girdiğimde sargının üzerinden bağladığım şalımı çıkarıp dolaba asmıştım. Yatağın ucuna oturup bugünü baştan düşünmeye başladım. Dilek'in gerçekten gözü dönmüştü. Ölür mü kalır mı diye hiç düşünmeden beni suya itmişti. Alihan saplantısı nasıl da gözünü kör etmişti. Saplantı diyordum Aşk demiyordum çünkü bunun aşk olmadığını biliyordum. Aşk alevsiz yanmak, yandıkça olgunlaşmaktır.

Aşk hem seni senden eder hem de seni sen eder.*

Alihan çok yakışıklıydı, heybetli, güçlü ve zengindi, belki de Dilek sadece bu yüzden vazgeçemiyordu ondan çünkü Alihan değer vermiyordu ona geriye sadece yüzü kalıyordu aşık olmak için kalbi değil. Bir insanı çirkin veya güzel diye değil "dünyamı güzelleştiren" diye sevmeliydi. Dünyanı güzelleştirmeliydi ki bu dünyanın cennetini yaşatmalıydı.

Alihan odaya gelip bana sarılana kadar daldığımı fark etmemiştim. Şaşkınlığımı üzerimden atmaya çalışırken Alihan kulağımın dibinde konuşmaya başladı bense kokusunu ilk defa bu kadar yakından duyuyordum…

"Zerda... Çok korktum sana bir şey olacak diye. Dilek buna nasıl cesaret eder aklım almıyor. İçindeki öfke beni korkutuyor. Ama biliyorum bana olan sevgisinden değil. Kendine yediremiyor, sırf kıskançlık." Ve bırakmıştı sımsıkı sarmaladığı bedenimi... Yüksekten düşen bir bez bebektim şimdi. İtiraf etmeliyim sarılmak iyi gelmişti...

"Zerda senin sayende Dilek'in evlenilemeyecek kadar kaçık biri olduğunu gördüm. Gerçi daha önce de hafif çatlak olduğunu biliyordum, kaç kez intihar etmeye kalktı. Ama şimdi birine zarar verebilecek kadar saplantılı."

"İyi mi kötü mü oldu bilemedim şimdi. Kafamın yarılması senin gerçekleri görmeni sağladıysa iyi olmuş o zaman." dedikten sonra hafifçe kıkırdamıştım. Cümlem ona komik gelmiş olacak ki kahkahası tüm odada yankılandı. " Öyle demek istemedim yani seninle evlenmem en iyi yolmuş, bunu anlatmaya çalıştım."

*Sözü geçen cümle İskender Pala’nın Şah ve Sultan kitabından bir alıntıdır.

Alihan'ın o muhteşem kahkahasından sonra gelen imalı bakışları ve çarpık gülümsemesi bende "Hey Maşallah" deme isteği uyandırdı tabi her şey iç sesimle benim aramdaydı. "Eee bir şey demeyecek misin?" dedi öylece suratına bakakaldığım için. "Ne hakkında..." Dengemi sarstığından neyden bahsettiğimizi unutmuştum.

"Bizim izdivacımız hakkında."

"Ha?" O güldükten sonra aklım beynimi terketme kararı almış olmalıydı.

"Yani evliliğimiz diyorum ne düşünüyorsun. Biz evlendik artık... Evlendik ama iki yabancı gibiyiz. Sen belki benim hakkımda bir çok şey biliyorsun ama ben seni tanımıyorum, pek bir şey bilmiyorum güzelliğin dışında."

Ve şimdi yanaklarım alev almış güneşle yarışır duruma gelmişti. Alihan’ın ağzından bunları duyacağımı hiç düşünmemiştim ki daha önce.

"Güzel olduğunu biliyorum mesela. Zeytin gibi gözlerin, herkesten sakladığın ama yalnızca benim gördüğüm şelale gibi saçların var. Ha bir de parlak zekân.” deyip gö kırptı. “Söylesene neleri seversin?" Yataktan kalkıp berjerlere geçmiştik. Şimdi kendimi tam röportajda gibi hissediyordum.

"Ben... kitap okumayı severim." derken ellerimle oynuyordum. Gözlerimi kaldırıp Alihan’ın içime kadar işleyen yemyeşil gözlerine bakamıyordum.

"Hmm. Ne tür kitaplar?"

"Derin... Bir cümleyi okuduğumda tekrar tekrar okuyup sonra başımı yukarı kaldırıp cümlenin ne kadar güzel olduğunu düşünüyorsam bu kitabı severim türü hiç fark etmez."

"Bana hatırladığın varsa okuduğun bir kitaptan bir kaç satır söylesene?" deyip öne eğildi ve dirseklerini dizlerinin üzerine koyup ellerini çenesinin altında birleştirdi. İstediği şey karşısında biraz afallasam da bu hoşuma gitmişti. Birisi ilk kez bana güzel sorular soruyordu. İlk kez birisi beni merak ediyordu.

" 'Aşkın gücü sevilen ile seven arasındaki "Bir"leşmeden geliyor.' Bu cümle İskender Pala'nın Şah ve Sultan kitabından."

Kaşını havaya kaldırıp “Bu.. bu ne anlama geliyor yani?" dedi. Nasıl anlatsaydım da cümlenin derinliğine inebilseydim. “ ‘Bir’leşmeden derken özellikle "bir" kelimesine dikkat etmeliyiz. Birbirini seven iki kişinin aşkının ölçüsü diğerinden fazla ise biri seven diğeri sevilen olur ve seven sevilene aşkını adar. Eğer birleşirlerse seven azap çekmez aşkın gücü artar da artar."

Alihan bir elini başına koymuş kolçağa dirseğini dayamış adeta mest olmuş gibi beni dinliyordu ve hiç bir tepki vermiyordu. Beni dinleyip dinlemediğini soracağım sırada kalbimi gümleten o sözleri fısıldadı:

"Zerda biliyor musun? Sen kitap gibi kadınsın. Bu cahile okuma yazmayı öğretmeni istiyorum."

Bölüm sonu

4 yorum