İçeriğe geç

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 12 · 6 dk okuma

Zerdali Çiçeği (Berdel-Kitap Oldu)

Bölüm 12

12. Mazlum Zerda, Hanım Zerda

12. MAZLUM ZERDA, HANIM ZERDA

Sabah beşte namaz kılmak için uyanmıştım. Alihan ne durumda diye göz attığımda bir öte bir beri dönüp duruyordu. Rahat olmadığı her halinden belliydi. Namaz kıldıktan sonra tekrar yatağa girmeyip bir şalvar, bir penye bluz giydim. Kendimi aynada incelediğimde bu kıyafetlerle buraya yakışmadığımı fark ettim. Zahide ana üzerimdekilere kesinlikle laf etmeden duramazdı biliyorum. Bu yüzden şalvar ve bluzu uzun bir elbiseyle değiştirdim. Yüzümü de renklendirmek amacıyla gözlerime sürme çekip yanaklarıma allık sürdüm. Nedense allık sevgimden hiç vazgeçmeyecektim. Odada işlerimi bitirip aşağı inerken Alihan'ı saat yedide kaldıracağımı aklımın bir yerlerine not ettim.

Avlu o kadar pisti ki her yer her yerdeydi. Aşırı dağılmıştı ortalık. Çünkü dün, gördüğüm en kalabalık düğündü, o da benim düğünüm. Normalde evlenmeden hamile kalmış diye böyle düğünlere pek gidilmezdi bizim köyde ama bu düğünün sahibi Makal aşiretinin yirmi altı yaşındaki ağası Alihan Makal olunca davetliler daveti geri çevirememiş belli ki.

Hava yeni yeni aydınlanırken mutfağa gidip elime en büyüğünden bir çöp poşeti rulosu alıp avluyu köşe bucak temizlemeye başladım. Etraf pasta tabakları, meyve suları, çerez kabukları ve su şişeleriyle doluydu. Bira şişelerine elim belimde tiksinerek bakıp cık cıkladım. “Şu zıkkımı içmeseniz ölür müsünüz?” dedim sesli bir şekilde ve onları da poşete atıp işime devam ettim.

Yarım saat uğraştıktan sonra son çöpü de alıp eğildiğim yerden kalkacakken Cihat'ın sesini duymamla yerimde korkudan sıçradım. Arkamı döndüğümde Cihat gözlerini kısmış bana bakıyordu.

"Bunları yapmak sizin işiniz mi gelin hanım?" dedi yine imalı imalı. "Çalışanlara yardım etmeyi iş olarak görmüyorum." dedim ben de aynı ses tonunda. "Sen gerçekten yerini biliyorsun, aferin!" Benimle nasıl bu şekilde konuşurdu! Bu ne terbiyesizlik hadsizlikti böyle! Çizmeyi aşmıştı, sabrımı taşırmıştı artık.

"Peki sen nasıl benimle bu şekilde konuşabiliyorsun. Bu senin işin mi, yoksa kişiliğin mi böyle?” Başımı eğip yüzünde oluşacak ifadeyi izliyordum. “Her şeye burnunu sokmak yani." deyip son noktayı koydum. Ne alınma ne gücenme ne de hatasını kabul ettiğini gösteren bir utanmışlık… Yaptığı tek şey iğrenç bir şekilde gülüp yanımdan uzaklaşmasıydı. Bu nasıl bir adamdı? Alihan'a farklı bana farklı davranıyordu. Bu işte bir gizem vardı ve bu gizem beni çöz diye eteğimi çekiştiriyordu.

Plastiklerle dolan çöp poşetlerini bahçe kapısındaki çöp konteynırına atıp mermer taşlarla döşenmiş avluyu hortumla yıkamaya başlamıştım, bir yandan da milli süpürgemiz sarı süpürgeyi sallıyordum.

İşlerim bittiğinde çeşmeyi kapatıp aldığım şeyleri yerine koydum. Bir saatte hemen belim ağrımıştı. Acilen bir bel korsesi bulmalı ve ilaçlarımı aksatmamalıydım. Odaya girdiğimde Alihan'ın hala uyuduğunu görmüştüm. Kafamı iki yana gülerek sallayıp yere eğildim ve omzunu dürtüklemeye başladım.

“Alihan hadi kalk saat yedi oldu.” Alihan tabi ki uyanmadı. “Alihaaan geç kalacaksın bak. Ama sen bana yedide uyandır demiştin ben de uyandırıyorum. Neden kalkmıyorsun?” Alihan zorlukla açtığı gözlerini sinirle bana çevirdi: "Ya sen ne kadar çok konuşuyorsun! Uyandım işte." Yastığının yanındaki telefona uzanıp ekranı açtı ve gözümün kadar soktu telefonu. "Daha saat 6:56! Dört dakika daha var neden yedi olmadan uyandırıyorsun beni?"

Hahaha aman Ya Rabbim, hesapladığı şeye bak! "Çünkü seni yedide uyandırsaydım beş dakika da yatakta oyalanırdın." Elindeki telefonu bu defa onun gözüne sokup "Bak 6.57 olmuş bile, hadi kalk elini yüzünü yıka kıyafetlerini giy, ben sana kahvaltı hazırlamaya gidiyorum."

"Sabah sabah sendeki bu enerji ne?" dedi elini başının altına koyup. Aklıma gelen şeyle şeytani sırıtışımı gizleyemedim. "Bak daha fazla konuşursan alarmını wake uuup!* diye bağıran kız olarak ayarlarım yerinden sıçrayarak uyanırsın."

*Wake up!: Uyan

"Aman sakın ha! Şu döşekte düzgün uyuyamadım zaten uyanırken de içine etme." dedi yüzünü buruşturarak. Ben de yüzüme yalandan bir ifade takınıp "Terbiyesizz!" dedim gözlerimi kısarak. Kapıyı şakacıktan sertçe kapatıp çıkmıştım odadan. Kolay kolay sinirlenemiyordum bari blöf yapayım dedim. Ben kapıyı kapattığımda önünde durup çok sert mi oldu acaba diye düşünürken Zahide Hanımın kapıdan daha sert olan sesini işitti sabah sabah kulakalrım.

"Bak bak şuna bak hele! Sen edep nedir bilmez misin gelin! Ne gapıyı vuruyon benim oğlumun suratına?"

"Zahide ana ben..." dilim tutuluyordu bu kadının karşısında, tek kelime edemiyordum. O da zaten alafı ağzıma tıkmıştı. "Sus gonuşma. Gelin dediğin bu saatte galkar mı heç? Sabah ezanı galkıp eline süpürgeyi alıp avluya inmen gerekti senin." dedi günahımı alarak. Tam ağzımı açmış aynen söylediklerini yaptığımı söyleyecektim ki Pamuk nenenin sesi duyuldu. Beni kaçıncı defa kurtarıyordu bu kadın?

"Gelinime bağırma Zahide. Bizde ne zaman görülmüş geline bağırmak? O gız iki saatten beri avluda milletin yiyip içtiğini topluyor. Sabah ezanı da kalktı, eline süpürgeyi alıp yıkadı da!"

Zahide ana mort olmuş bir şekilde kalınca diyecek bir şey bulamamış lafı değiştirmişti: "Git gocana kahvaltı hazırla bir daha da o gapıyı öyle gapatma." Bunu derken zaten iri olan mavi gözlerini biraz daha ayırmıştı. Mutfağa doğru ilerlerken yüz ifadesine gülmeden edemedim. Pamuk neneyi öpmeliydim kesinlikle.

Mutfağa girdiğimde herkes "Günaydın Hanımım." dedi. Bu davranışlarına şaşırmadan edememiştim. Her an şaşırılacak olaylarla karşılaşıyordum bu konakta. Mazlum Zerda'dan Hanım Zerda'ya... "Vay be!" dedirtirdi bu devrim. Ama ben istemiyordum ki bu unvanı, neredeyse benim yaşımdaki bir kızın ve annem yaşındaki kadının bana hanımım demesini istemiyordum.

"Bana hanımım demene gerek yok Safiye abla. Ben senin kızın yaşındayım. Kızlar siz de bana hanımım falan demeyin, Zerda yeterli. Hadi işe koyulalım. Zahide anaya şöyle güzel bir kahvaltı hazırlayalım." Dediğimde önce şokladılar tabi sonra ciddi olduğumu anlayıp işlerine devam etmeye başladılar. Ufak tefek yardımım dokunsa da daha fazlasına müsade etmeyip çıkardılar beni mutfaktan ben de Alihan'a bakmak için yukarı çıktım. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğimde jilet gibi giyinmiş olduğunu gördüm. Onu incelerken telefonla konuştuğunu fark etmemiştim bile.

"Tamam tamam kapat!!" Telefonu bir hışımla komodinin üzerine bıraktı. Resmen yere çalmak deyimiyle uyuşuyordu. Hiçbir şey sormadan soğuk sesimle devam ettim: "Hazırsan kahvaltıya inelim."

"Tamam inelim." Resmen yüzü sirke satıyordu. Normalde benim yüzümün asık olması lazımdı. Herhalde iyi uyuyamadı ondandır diye geçiştirdim bu halini.

Kahvaltıda Nimet hala, Pamuk nene, Zahide ana ve Cemil vardı ama Sena abla yoktu. O da kendi evine gitmişti artık. Eskiden yuvası olan Makal konağı ona el evi olmuştu. Düşündüm de bizim iki göz oda ev bana zaten el eviymiş. Daldığım yerden Pamuk nene sayesinde uzaklaştım: "Nimet, bizim yeni gelin atom garınca çıktı valla. Namaza galktıydım bi baktım Zerda elinde torba avluyu temizliyor."

"Ben de bizim gızlar hangi ara temizledi diyom." deyip annesine onay verdi.

"Dur hele dinle. Sonra da aldı eline süpürgeyi, süpürüp yıkadı her yeri." Pamuk nene bunları derken arada Alihan'a kaçamak bakışlar atıyordu. Kızım sana diyorum gelinim sen anla olayı yani. Alihan kahvaltı tabağından kafasını kaldırmış yarım bir gülüş sergiliyordu. Hoşuna gitmişti belli ki. Egolu Ağa!

Zahide ana ise az önceki mort olmuş haline biraz daha morluk katmıştı. İki günde beni istenmeyen gelin olarak ilan etmişti kadın.

Kahvaltı bitip masayı kaldırdıktan sonra Alihan'ı uğurlamıştım. Bu da bu konağın kuralıymış. Zahide Ana da rahmetli eşini kapıdan çıkıncaya kadar beklermiş.

Arabayı Cihat sürüyordu ve Alihan’la güzel güzel şakalaşıyordu, sabah bana yaptığı saygısızlıktan eser yoktu halinde. İki yüzlü!

Alihan'ı yolcu ettikten sonra odama çekildim. Bu kahvaltı esnasında Cemil'in Çukurova Üniversitesi'nde İnşaat mühendisliği okuduğunu ve gidiş geliş yaptığını öğrenmiştim. Makal ailesi çocuklarının okuması taraftarıydı ne kadar zengin olurlarsa olsun. Bizim akılsız Aysun da sınıf öğretmenliğini bırakıp benim çulsuz abime kaçmıştı. Aysun resmen önünde serili olan bütün imkanları teker teker tepmişti. Ne için? Aşk için mi?

Odaya girdiğimde boş boş durmaktan sıkılmaya başlamıştım bile. Televizyonu açıp kanallarda gezinirken daha önce takip ettiğim bir dizinin eski bölümlerinden biriyle karşılaştım. Bu diziyi ne zaman izlesem başroldeki kızın haline çok acıyordum. Kimse hak ettiğini yaşayamıyordu. Benim gibi...

Neredeyse iki saat televizyonun karşısında oyalandıktan sonra elime bir kağıt kalem alıp okumayı çok istediğim kitapların listesini çıkarmıştım.

1. Kur'an-ı Kerim

2. Kur'an-ı Kerim meali

3. Gülsen Kılıçaslan-Deli

4. İskender Pala-Katre-i Matem

5. Tara Fuller-Meleklerin Gölgesi

6. Jack London-Call of the Wild (vahşetin çağrısı)

Okumak isteyip de okuyamadığım kitapların listesini yapıp kağıdı komodinin içine koymuştum. Ne Alihan’ın odasında ne de misafir odalarında gözüme hiç kitap takılmamıştı. Kitapsız bir evde yaşanır mıydı?

Yatağa uzanıp sabah Alihan'ın gerginliğini ve onu kimin aradığını düşünürken dışarıdan gelen sesin sahibine bakmak için yerimde doğruldum ve Zahide ananın adımı seslenmesiyle pencereye koştum. Bahçe takımlarında oturan kadın Dilek'in ta kendisiydi. O neden şimdi buradaydı ki?

Bölüm sonu

5 yorum