İçeriğe geç

Zemheri Terfisi

Bölüm 6 · 9 dk okuma

Zemheri Terfisi

Bölüm 6

Bölüm 5

Geldiğim ilk gece Caleb tahmin ettiğim gibi beni instagramdan takip etmeye başlamıştı.

Hafta ortası neredeyse her gün buluşmuştuk, New York’ beraber gezmiştik. O kadar güzel kafelere gitmiştik ki. Hatta ev için alışverişe çıktığım gün de bana yardıma gelmişti. Oldukça kafa dengi biriydi. Neşeli ve komik olmasına saymıyorum bile.

Bu arada bu süreçte kendime Amerika hattı almıştım ve rehberime ilk olarak Caleb’ı kaydetmiştim.

Birde geldiğimin ikinci gününde Ivory Ember binasını giderek gerekli kişilerle tanışmıştım ve bana bir araba vermişlerdi. BMW İ3, harika bir arabaydı. Ayrıca geldiğim gün beni karşılayamadıkları için özür dilemişlerdi.

Şimdi ise ilk iş günümdü. Kaan Mert Vardarlı ile bu gün resmi olarak tanışacaktım. Tabi ofise geliyor muydu bilmiyordum…gelmiyorsa tanışamayacaktım.

Odama aldığım boy aynasından yansımama baktım. Krem rengi kumaş pantolon, kırmızı bir yelek altımdan rugan krem rengi sitilettolarım vardı. İstanbul’da ki binada nasıl giyiniyorsam öyle giyinmiştim. Saçımı sıkı bir atkuyruğu yapmış yuvarlak gold küplerimi takmıştım. Koluma abimin aldığı en özel bilekliği takarak, büyük siyah renk kol çantamı alıp kombini tamamlamıştım.

Makyaj masamın üstünde duran telefonumu alıp önce odamdan daha sonrasında ise evden çıktım.

Arabama binip, Ivory Ember binasına gelmemiz on sekiz dakika sürmüştü. Arabayı valeye vererek önümde ki binaya baktım. Resmen burada, çalışacaktım.

Bir süre önümde duran devası binayı inceledim ancak bu çok uzun sürmedi. Biri gelip elini omuzuma atarak, “Çok bakma” dediğinde bu kişinin Caleb olduğunu anlayıp rahatladım.

“Altı sene olacak İstanbul’da çalışmaya başlayalı ama burası sanki ilk kez hayalime adım atıyormuşum gibi hissettirdi.”

“Normal ama burada çok fazla dikilmek yerine binaya girsen iyi edersin. Ben gelirken Kaan’da geliyordu.”

Harika, demek ki sonunda tanışıyorduk kendisiyle.

“Hadi girelim o zaman”

Birlikte binanın içine girip benim giriş kartımı aldıktan sonra ilk önce onu ofisine bırakmış ardından da ben gerekli kişilerin yanına gitmiştim. Geldiğimi bildirmek adına.

İşim bittiğinde ofisime çıkmak adına asansöre binip en üst kata çıktım. Sakin adımlarla ofisin önüne ilerledim ilk olarak beni sekreter masası karşıladı. Orta yaşlı, tahminen kırklarında bir hanımefendi gülümseyerek oturduğu yerden kalktı.

“Lara Beliz Karaca hanım, dimi?” dediğinde başımı olumlu anlamda salladım ancak sesim içime kaçmıştı o yüzden cevap veremedim. “Kaan bey ve Cengiz bey sizi bekliyorlar.” Eliyle arkasında kalan kapıyı işaret etti.

Sesimi yeniden bulup teşekkür etmiş ve kolay gelsin diyerek kapının önüne geçip üç kere kapıya vurdum. İçeriden ses gelmeyince sakince kapıyı açarak ofise bir adım attım.

“Ne gerek vardı böyle bir şeye, baba?”

Kaan Mert Vardarlı ve babası benim odaya girdiğimi fark etmeyerek. İçerisine düştüğümü tahmin ettiğim tartışmayı sürdürdüler.

“Kaan, işi aksatıyorsun. Bir noktaya kadar tamam dedi insanlar ancak daha fazla tahammül edemedi----“

Boğazımı yalandan temizleyerek geldiğimi belli ettim ve onlar Türkçe konuştuğu için, bende Türkçe, “Ben bölüyorsam çıkayım.” Dedim.

“Ah, Lara dimi?” Cengiz bey gülümseyerek yanıma geldi. “Ne kadar güzelsin maşallah. Ben Cengiz. Cengiz Vardarlı.” Oğluna döndü, oğlu henüz benim olduğum tarafa bakmamıştı. “Şimdi bize dönecek olan kişi de Kaan, bu günden sonra ki ortağın.”

Kaan sinirle bize döndüğünde kısa bir an duraksayıp, “Sen” dedi.

“Bak benim amacım seni yerinden etmek falan değil, işimi yapmak sadece.”

Kaan birkaç adımla yanıma gelip. “Sen, hatırlamıyor musun?” dedi.

Kaşlarımı çattım. “Neyi? Neyi hatırlamam gerek?”

“Boşver, ben bir an seni benzettim.” Diyerek babasına döndü. “Bu kız gidecek.” Diyerek beni burada yok saydığında Cengiz beyin cevap vermesine fırsat vermeden ben konuştum.

“Kaan bey, birincisi ben buradayım. İkincisi hiçbir yere gitmiyorum.” Masanın üstünde ismimim yazdığı nametlateyi gösterip. “Bakın ismimi çoktan yazıp koymuşlar.” Dedim.

Çantamı masanın üstüne bırakarak gülümsedim.

Kaan bir şey diyecek gibi oldu ancak Cengiz bey araya girince dudaklarını birbirine bastırarak sustu.

“Lara, sen ne olur Kaan’a bakma. İşinde ne kadar başarılı olduğunu ben biliyorum…..Türkiye ayağından seninle ilgili çok olumlu şeyler duydum y----“

“Türkiye’de seviliyorsa orada kalsaymış ya, bana neden ayakbağı olmak adına buraya geldi?”

Şimdi bir şey derdim de neyse…..susma hakkımı kullanıyorum.

Cengiz bey, oğluna uyarı dolu bir tonlama ile “Kaan, lütfen” diyerek bana döndü. “Laracım ben şimdilik gidiyorum. Hayırlı olsun tekrardan.”

Gülümseyerek odadan çıktığında ben de yeniden Kaan Mert’e döndüm.

“Kaan bey bakın benim amac-----“

“Amacınla ilgilenmiyorum. Buradan gitmeni istiyorum sadece. Burası benim çöplüğüm.”

“Beş yaşında mahallede koşturuyor muyuz biz?”

Kurduğum cümleyle tüm vücudunu bana çevirip gözlerini kısarak, “Anlamadım” dedi.

“Diyorum ki, otuzuna merdiven dayamış biri olarak fazla çocukça davranmıyor musunuz şuan?”

Masama geçip oturdum. Kaan Mert bu süreçte öküzün trene baktığı gibi bana bakıyordu, bir dakika kadar kurduğum cümlenin altında ezilmiş ardından da masamın önüne gelip ellerini masaya koyarak bana doğru eğilmişti. “Yaşımla hırsın bir alakası olduğunu sanmıyorum. Ayrıca, senin amacında belli…..benim yerimi almak adına buraya geldiğini anlamayacak kadar salak değilim.”

“Sizin yerinizi almak yerine sizinle ortak olmaya geldim ben buraya.”

Güldü. “Hadi oradan…..herkes Kaan Mert Vardarlı’nın yerinde olmak ister.”

Bu adam ruh hastası.

Başımı iki yana sallayarak, “Ben, Lara Beliz Karaca olmaktan çok mutluyum. Ayrıca beni istemiyorsanız keşke baştan söyleseydiniz bunu şirkete.” Dedim.

Yavaşça masadan ayrılıp kollarını göğsünde bağladı. “Sen gelmeden dakikalar önce öğrendim, seni. İnan birinin yerime geçeceğini bilsem….şuan orada oturamıyor olurdun.”

Bu adamda anlama kıtlığı var……gerçekten yani. Ben diyorum ‘amacım seninle çalışmak’ o diyor ‘benim yerimi almaya çalışıyorsun’

Sakin kal Lara.

Çantamdan bilgisayarımı çıkarırken, “Siniriniz geçene kadar kendi masanızda oturun bence. Ben çalışacağım.” Dedim. Daha fazla konuşup, olayın kavgaya çevrilmesini istemiyordum.

“Sen buradan gidene kadar benim sinirim geçmeyecek”

Gözlerimi kapatıp kısa bir an sabır çektim ama işe yaramayınca bakışlarım Kaan’ı buldu. “Ya daha tanışalı yirmi dakika olmadı farkında mısın? Beni tanımadan neden bana bu kadar kin dolusun.”

Sesim bir tık sert ve yüksek çıkmıştı.

Kavga etmek istemiyordum ama Kaan Mert Vardarlı ısrarla kavga edelim diyordu.

“Amacın belli dedim ya. Seni tanımama gerek yok.”

“İstediğinizi düşünebilirsiniz. Belli ki düşüncenizi değiştiremeyeceğim” dedim, yeniden resmiyet takınarak. Az önce yanlışlıkla bozmuştum resmiyeti.

“Buradan gideceksin, hem de çok kısa bir süre sonra…..ya kendi isteğinle ya da ağlayarak”

Allahım, ne olur beni sınama. Tamam, oruç tutmuyorum, namaz kılmıyorum, alkol alıyorum, eh birazda açık giyiniyorum ama ne olur beni bu adamla sınama. Olmaz yani, Berkant’la sevgili olayım, Kaan Mert Vardarlı’yla sınanmayayım.

Cevap vermeden bilgisayarımı açarak mail listeme girdim. İşler ufak ufak mailime gelmeye başlamıştı.

Neyse ki Kaan, ben cevap vermeyince odadan çıkıp gitmişti.

Saat on bir olana ara vermeden çalışmıştım, on biri on geçerken Caleb kahve içme teklifi içiren bir mesaj atınca bilgisayarımı kapamış çantamı alarak odadan çıkmıştım.

Caleb’ın yanına geldiğimde elinde iki tane kahve tutuyordu. “Bize kahve aldım” diyerek kahvelerden birini bana uzattı.

Elinde ki kahveyi alarak, “Çok teşekkür ederim. O kadar gelecek ki bu kahve.” Deyip bir yudum aldım. Bu sırada Caleb bizi şirketin terasına çıkartmıştı.

O kadar güzeldi ki terasın manzarası. İnsan sırf manzaraya bakmak adına buraya gelirdi. Gerçi benim evimin manzarası da güzeldi ancak burası bir başka görünmüştü gözüme.

“New York’un yada Ivory Ember binasının başına bir şey gelirse senden bileceğim. Siz Türkler ne diyordu” birkaç saniye elini çenesinin altına koyup düşündü, sonrasında, “Hah buldum” diyerek boğazını yalandan temizleyip, “Nazar değdireceksin” dedi Türkçe bir şekilde.

Küçük çaplı bir kahkaha attım. “Merak etme, bir şey olmaz. Değmez benim nazarım.”

Masaları göstererek, “Oturalım mı?” dediğinde arka tarafta bir masadan gülme sesleri duyunca istemsizce o tarafa baktım ve Kaan’la göz göze geldim.

Birkaç saniye bakışmamızın ardından gözlerimi kaçırıp Caleb’a döndüm. “Olur oturalım.”

“Kaan’la anlaştınız mı?”

Masaya yerleşirken gelen soruyla, kendimi sandalyeye bırakıp derin bir nefes alıp verdim. “Pek sayılmaz ama hallederim, yani umarım.”

Yüzüme vuran öğlen güneşi bir anda kesilince kafamı güneşin kesildiği yere çevirdim. Kaan Mert Vardarlı hemen önümde dikiliyordu. “Ooo Lara, hemen arkadaş edinmişsin.”

Baygın bakışlar atıp, “Evet edindim” demekle yetindim.

“Fazla edinme ama sonra vedalaşırken üzülürsün.”

Caleb, “Ne vedalaşması?” diye bir soru sorduğunda,

“Anlatırım ben sana sonra” dedim.

“Vay, senli-benli konuşmalarda başlamış.”

Tam cevap verecekken, Caleb benden önce davrandı. “Biz daha önceden tanışıyoruz Kaan bey”

Kaan gözlerini kocaman açıp kaşlarını kaldırarak bana döndü, “Öyle mi?”

“Evet, Kaan bey. Nasıl tanıştığımızı da dinlemek ister misiniz?” diyerek iğneleyici bir şekilde konuştuğumda, Kaan boşta olan sandalyeyi çekerek oturmuştu.

“Kesinlikle dinlemek istiyorum.”

Allahım, namaza başlayacağım söz veriyorum oruçta tutacağım. Ne olur, ilk günden çok fazla bu.

Caleb’a baktım, o ise omuzlarını indirip kaldırarak bana yardım edemeyeceğini belirtti.

O yüzden sakince Kaan’a döndüm. “Terfi aldığımız gün, İstanbul da ki Ivory Ember binasının önünde yere düştüm….saolsun Caleb’da yerden kalkmamda yardım etmişti. Öyle tanıştık.”

“Sen her sana yardım edenle böyle arkadaş mı oluyorsun?”

Eh ama yani, anlattık tanışmayı daha ne zorluyorsun be adam.

Neyse ki bu sefer açıklama görevini Caleb devralarak New York’ta karşılaşmamızı anlaşmıştı.

Kaan başını aşağı yukarı sallayarak, Caleb’da olan bakışlarını bana çevirdi. “O kısacık anı hatırladın yani o yağmurun altında.”

Cevap vermek adına dudaklarımı araladım ancak oldukça alımlı ve güzel bir kız yanımıza gelip bir elini Kaan’ın omzuna koyarak, “Canım, oturdun kaldın burada.” Dediğinde kızın kim olduğunu bilmesem de kalkıp sarılma isteğiyle doldum.

‘Canım’ dediği de dikkatim altındaydı ancak çok takılmadım. Nasıl hitap ederse etsin, başımızdan alsın da.

“Geliyorum, Sabrina” diyerek oturduğu yerden kalktı.

Bize bir şey demeden yanımızdan ayrıldığında, Caleb’a döndüm. “Kız, kimdi?”

İlgilenmiyorum demiştim ancak bu dedikodu yapmayacağım anlamına gelmezdi. Cemoş’a olayları anlatırken bu kızın kim olduğunu öğrenmediğimi söylediğim an beni topa tutardı.

“Sabrina’ya göre, Kaan bey’in sevgilisi.”

Kaşlarımı çattım. “Kaan’a göre neyi peki?”

“Muhtemelen seks oyuncağı. Boşta kaldığında Sabrina ile takılıyor.”

Kısa bir an kafamı Kaan’ın oturduğu masaya doğru çevirdim. Kız, Kaan’ın dibinde oturuyordu. Bir kadın neden kendine bu şekilde davranırdı?

Yani, bir adam için neden ‘takıldığı kız işte’ imajı ile dolanırdı etrafında. Hem o adam her ay başka biriyle görüntülenirken. Bunu ona yaptıran, Kaan’ın parası ve tipi miydi? Muhtemelen değildi, Kaan’a aşıktı ancak onu kendine bağlayamıyordu. Keşke aşkını içine gömseydi, o zaman daha mutlu olurdu.

Şuan sadece Kaan onun yanında diye mutluydu, Kaan’ı bıraksa bence kendi halinde daha mutlu olurdu. Hoş bunlar sadece benim tahminimdi ve aldığım aynı zamanda izlediğim romantik komedi film-dizilerden edindiğim bilgilerle çıkarttığım çıkarımdı. Umarım, yanlış çıkarım yapmışımdır.

Caleb ile bir süre daha sohbet etmiş ardından yeniden ofise dönmüştüm. Döndüğümde Kaan odadaydı.

Bir şey demeden masama geçtim ancak Kaan’ın sesi saniyeler içerisinde kulaklarımı doldurmuştu.

“Eeee Lara hanım, sohbet nasıldı?”

“İyiydi” dedim başımı ona çevirerek. “Caleb, iyi ve eğlenceli biri.”

“İyi, buradan ayrıldıktan sonra da New York’ta kalmaya karar verirsen takılırsınız”

Sandalyemi Kaan’ın olduğu tarafa doğru çevirdim. “Gitmeyeceğim ve siz ne yazık ki benimle çalışacaksınız.”

“Sen kaçmazsan, çalışırız.”

Başımı onaylamaz anlamda sallayıp önüme döndüm.

Cidden ama yani cidden başımda büyük bir bela vardı.

Günün geri kalanında çalışmıştım sadece. Kaan Mert Vardarlı da suskunluğa bürünerek, çalışmıştı benim gibi.

Gün sonunda Caleb yemek ısmarlama davetinde bulunsa da arabaya atlayıp kendimi eve atmıştım. Başım stresten ağrımaya başlamıştı……benimle umarım uğraşmazdı. Hoş, uğraşmayacak gibi durmuyordu ya neyse.

Eve gelir gelmez kendimi duşa atmış sonrasında yatak odama geçerek kısa kalpli ev şortumu ve askılı badimi giyinmiştim. Bu sırada telefonum görüntülü arama sesiyle çalmaya başladı……arayana baktığımda Cemoştan başkası değildi.

“Zehir zekiyem, ilk günün nasıl geçti? Kaan Mert Vardarlı ile tanıştın mı?”

Banyoya geçip telefonu Cemoş’un beni görebileceği şekilde koydum. Cilt bakımımı yaparken konuşmalıydık.

“Ne yazık ki tanıştım.”

Cemre kaşlarını çattı. “Ne yazık ki derken?”

Raftan duş sonrası kullandığım serumumu alıp, “Cemoş adam manyak çıktı.” Diyerek serumu suratıma sürüp devam ettim. “Söylememişler ona beni. Bu gün öğrenmiş yanına birinin daha geleceğini.”

Olan olayları detayı detayına anlattığım Cemre birkaç saniye durup ardından, “Siz sevgili olacaksınız.” Dedi.

Gözlerimi devirdim. “Cemre, adam beni kovdurmaya çalışacak diyorum, sen ne diyorsun.”

“Zehir zekiyem, izlediğimiz ve okuduğumuz tüm o romantik komedi kitapları gibi bir başlangıç yapmışsınız bu gün. Farkında değil misin?”

Nemlendiricimi de sürerek cilt bakımımı bitirip banyodan çıktım. “Sorun şu ki gerçek dünyadayız.”

“Ya seni sevmeyecek insan evladı anasının karnından doğmadı daha. Bir iki uğraşır sonra sana ısınır keser uğraşmayı.”

Kendimi koltuğa attım. “Bilmiyorum, kararlı gibiydi”

“Sıkma canını.”

Bundan sonra ki konuşmamız sıradanlaşmıştı ancak iki saatten fazla konuşmuştuk.

Konuşurken ben yemek bile yemiştim, Cemoş ise kahve içmişti.

Günü de Cemoş ile aramayı sonlandırdıktan sonra film izleyerek kapatmıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.