Yeni odama yerleştiğimde yanımdaki oda arkadaşım olan kıza baktığımda korku dolu gözlerden başka bir şey göremiyordum. Belki de ona kötü davranmamalıyım diye düşünerek karşısındaki yatağa oturdum. “Benden korkuyor musun?” diye sorduğumda “Şey…biraz.” Ona sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdim. “Senin gibi birini benden korkutan şey ne?” yüzünü eğdi. “Eylül bana, ona yaptıklarını anlattı.” Eylül? O kız Pamir’in bahsettiği burnunu işime sokan kız. “Ona inanmamalısın. Bak ben kimseye zarar vermem. Sana da zarar vermem. Ben sadece kötü davranan ve bizim gibi masum insanların kanına girmeye çalışan adilere zarar veririm, gerekirse gebertirim.” O sonuncusu sanki biraz fazla kaçtı ama ben böyle bir insanım bilmeliydi. Ardından o da gülümsedi. “Senin yanında güvende hissedeceğime eminim. Pardon…siz.” utanıp kendini toparlamaya çalıştı. Onu durdurdum. “Ben Zemheri Yabani ve bana “sen” diyebilirsin. Sen kimsin peki?”
“Bende Karina Bal. Kaç yaşındasın Zemheri?”
“25 ya sen Karina?”
“22.” Mehir’den iki yaş büyüktü. “Buradaki amacın ne?” diye bir soru yöneltince donakaldım. “Şey…Yeteneklerimi geliştirip iyi yerlere gelmek için. Sen?”
“Ailem öldüğünde kimsesiz kaldım ve benim kardeşime bakmam gerekiyordu. Eğer bu aşamaları geçemezsem ikimizi de öldürecekler.” Benden daha acıklı bir hikayesi vardı. Kardeşini yaşatmak için başarması gerekiyordu. “Çok üzüldüm. Böyle bir hikayen olduğunu bilmiyordum.” Gözünden yaşlar akınca yanına oturup ona sarıldım. Kokumu içine çektiğinde “Ablama çok benziyorsun. Onun gibi kokuyorsun.” İçimde bir şeyler hissediyordum. Onu da Mehir gibi görüyordum. “İstersen yalnızken abla diyebilirsin. Sonuçta senden büyüyüm.”
“Çok teşekkür ederim Zemheri abla. Sen anlatılanlardan daha iyi birisin.” Gerçekte anlatılanların çoğunun doğru olduğunu ona nasıl söyleyecektim. Evet kötüleri öldürmeye yemin etmiştim. Ama yoluma çıkanları es geçeceğimi söylememiştim. “Bir şey değil. Biliyor musun senden daha küçük 20 yaşında Mehir diye bir kardeşim var. Gerçek kardeşim gibidir. Bana onu hatırlatıyorsun.”
“O nerede peki?” o vicdansız pislik Pamir’in takımında diyemedim.” Karşı takımda.” Üzüldü gözleri. “Acıkmış olmalısın sonuçta 3 saatlik bir yoldan geldik. Hadi gel Karina. Bu arada yanına oturacak kimsen var mı?”
“Şey…evet var. Dalya’nın yakın arkadaşı Venüs benim arkadaşım. Onun yanına otururum.”
“Peki hadi gel.” Yemekhaneye indiğimizde diğerinden daha büyük bir yerle karşılaştık. Hemen yemek alma yerine ilerledim. Yemeğimi alıp Vuslat’ın yanına ilerlerken Pamir’in yanındaki kız dikkatimi çekti. Herhalde kardeşi falandır diyerek yerime oturdum. Herkes konuşmaya başlarlarken ben gizlice Karina’yı izliyordum. Baktığımda bir kıza selam verip başka bir kızın yanına oturdu. Galiba Pamir’in yanındaki kız Dalya’ydı. Çünkü Karina ona selam vermişti. Ayağa kalkıp Karina’nın yanına gidip kulağına fısıldayarak sorduğumda beni doğruladı. Yerime geçtiğimde bizimkiler bana bakıyordu.
“Dalya Bilge Öküzün yanında oturan kadın. Bizimle aynı yaşta. Onun kardeşi galiba.”
“Bilge Öküz kim?” Karan’a bakıp gözlerimi devirdim. “Kim olabilir acaba bize geldiğimiz günden beri öküzlük yapan kişi?” anlamış gibiydi. “Tamam anladım kızma.” Biz konuşarak yemeklerimizi yerken Demir’in gelip benim yanıma oturmasını beklemiyordum. Masa altı kişilikti. Bende boş olan yerin yanında oturuyordum. “Demir?”
“Evet Zemheri benim. Biraz yanında durup diğerlerinin yanına gideceğim.” Yemeğimi yerken beni izliyordu. Bu beni rahatsız ediyordu. Yemek yerken saçlarım önüme düştüğünde eliyle onları geri yerine koyduğunda ona baktım. Sonra yemeğime devam ettim. Biraz zaman geçince “Ben diğerlerinin yanına gidiyorum, bir isteğin var mı Zemheri?”
“Teşekkür ederim, düşünmen yeterli.” O güdünce herkes bu kibar sözcüklerin benim ağzımdan çıktığına inanamıyorlardı. “Zemheri sen çok değiştin.” Onlara bakıp sinsice gülümsedim.
“Değişen ben değilim. O Pamir belası benim mevki için her erkekler olacağımı söyledi. Bende ondan yavaş yavaş intikam alıp bunu dediğine pişman edeceğim.” Bu sırada Demir’i izliyordum. Demir Pamir’in karşısına oturdu. Konuşurlarken Pamir Dalya’yı alnından öptü. Dalya da onu dudağının yakınından öpünce kardeş olmadıklarını anladım. Ağzımı kapattım şaşkınlıktan. Bu öküzün sevgilisi mi vardı? “Kardeş değiller.” Bizimkiler ona bakınca onlarda şaşırdılar. Birkaç dakika Demir benim yanıma geldi kulağıma, “Seni birileriyle tanıştırmak istiyorum. Uygun mudur senin için Zemheri?” Biraz yalakalık yapıp “Tabi sen nasıl istersen Demir.” Dedim bana elini uzatınca tuttum. Bunu Pamir’in göz bebeklerinin içine bakarak yaptım. Onların yanına götüreceğini düşünmemiştim. Demir tuttuğu elimi bırakıp beni belimden tutunca biraz kriz geçirecekmiş gibi hissettim. Onun kulağına eğilip “Benim temas sorunum var. Lütfen sadece 1 dakika sonra biraz uzaklaş. Lütfen yoksa bayılacağım.” Bunları korkarak söylediğimden gerçekliğinden emin oldu. “Zemheri, bu Dalya Pamir’in kız arkadaşı. Dalya bu da Zemheri.” O da tiksinirmiş gibi bana bakınca ağzının ortasına çakmamak için zor durdum. “O da senin mi kız arkadaşın? Dediğinde Demir “Maalesef değil.” Hemen Pamir’i kızdırıp Demir’e yüz vermezsem olmazdı. “Maalesef mi? şimdilik demen gerekti.” fısıldayarak kulağına söylediğimde şaşırıp bana baktı. Ardından hala uzaklaşmadığı için fısıldayarak “Bayılacağım Demir başım dönüyor.” Hemen kafamı ona yaslamamı sağladı. “Bir sorun mu var Demir?” bunu soran Pamir’di.
“Biraz başı dönüyor. Bir sorun yok yani. Zemheri istersen bu sefer bizimle oturmaya ne dersin?”
“Olur canım eğitmenim, sizi bu durumda kıramam.” Masadakiler özellikle de Pamir şaşkınlıkla bana bakıyordu. Demir yemek tabletimi getirirken Dalya konuştu. “Demir’in seni çok sevdiği belli. Neden sevgili değilsiniz?” Pamir de “hadi bununda cevabını ver” der gibi bakıyordu. “Aslında sadece bu aşamalarda çok yakın arkadaş olduk. Eğitimlerde de benim eğitmenim olduğu için çok zaman geçirdik. Şuan bu biraz fazlaya kaçardı. Peki siz nasıl sevgili oldunuz?”
Asıl o bu soruyu nasıl cevaplayacaktı derken Demir geldi. Ve konuyu kapattılar utangaç öküz ve tiksindirici sevgilisi. Aslında bu kız otelde Pamir’in arkadaşım dediği kız. Demek bana o zamandan güvenmiyordu. Helal olsun öküze.
“Demir Bey çok teşekkür ederim.” Ardından Dalya benim sorduğum sorudan rahatsız olmuşa benziyordu ve durmayacağı netti. “Senin hakkında Karan diye bir çocukla sevgili olduğunu duymuştum.” Tabi Pamir olan her şeyi anlatmıştı. Tam da Pamir’in istediği şeyi soruyordu.
“Doğru duymuşsunuz ancak eksik. Ben onunla sevgiliydim. Buraya gelince işlerimizi iyi yapıp aşamaları geçebilmek için ayrılmamız gerektiğini söyleyip ayrıldım.”
“Ama aynı masada oturuyorsunuz.”
“Biz Karan ile 10 yaşından beri sıkı dostuz. Onu bir kalemde silecek biri değilim. Üzerimde çok büyük emekleri var. Bana her zaman cesaret veren biriydi.”
“Üzülmüyor musun ayrıldığınıza?”
“Üzülüyorum tabi ki de ama üzerinden çok geçti neredeyse 2-3 ay oldu. İkimizin de tek bir amacı var başarılı olmak.”
“İş için aşkını harcadın demek.”
“Eğer bir şey benim hedeflerimin önünde engel oluyorsa onu harcamaktan asla çekinmem. Ben onu harcamak yerine kendi yanıma yoldaş olarak aldım. Ona güvenim sonsuz. O çok iyi bir sevgili ve çok iyi bir dost.” Bunları konuşmamız Pamir ve Demir ikilisinin canını sıkmıştı. “Konuyu kapatalım mı Dalya?” yemeğimizi yerken herkes sessizdi. Dalya hariç. Hep Pamir’in kendisinin olduğunu gösteriyordu. Daha fazla dayanamayıp ayağa kalktım. “Demir Bey bu teklifiniz için çok teşekkür ederim. Sizlere afiyet olsun. “ Ayağa kalktığımda dengemi kaybedecek gibi olduğumda Demir ve Pamir ikisi de beni tutmak için kalktıklarında Pamir tam tutacakken Demir’i fark edip geri oturdu. Demir hızla beni belimden yakaladı.
“Başın hala dönüyor. Lütfen izi ver ve seni odana ya da doktora götürmeme izin ver Zemheri.”
“Doktora gerek yok. Ama daha fazla tutarsanız gerek olacak. “ bunu sesli söylemiştim. Pamir’in kafasındaki sorular yanıtlanmıştı. “Tamam kendin gidebilecek misin?”
“Tabi ki de efendim. Ben alışığım. Biliyorsunuz bu sıralar fazla yara alıyorum. Ve hep saran siz oluyorsunuz. Bu yüzden sizi daha fazla yormak istemem.” Hemen odama gittim. Yatağıma oturdum. O adama sinir olmamak işten değildi. Ama benim adım Zemheri ise ona yapacaklarımdan ben sorumlu değilim. O adamında Demir gibi bana yürüdüğünü hissediyorum ve bu adam Demir den daha beter. O yüzden onu kendimden soğutmam lazım. Yatağıma uzanmadan önce soğuk bir duş aldım. Duştan çıktığımda kapım çaldı. Delikten bakınca o olduğun gördüm. İyi pislik lafın üzerine gelirmiş. “Bir dakika bekleyin!” hemen üzerime kıyafetlerimi geçirdim. Ama saçımdaki havluyu çıkartamadan kapıyı açmak zorunda kaldım. “Bir sorun mu var efendim?” İçeri girdi. “Senin dokunamadığını düşünüyordum.”
“Size bunu söylemiştim, ben sevdiğim insanların bana dokunmasına izin veririm.”
“Ya öyle mi?” hemen eliyle beni tuttu. Ellerini vücudumda hissetmem krize sokup beni öldürecekti. “Bırakın beni…” gözleriyle beni süzdü. “Eğer ben dokunduğumda yaran acıyorsa ve başkası dokununca merhem oluyorsa hiç kapatamayacakları bir yara açarım sana, ömrünü harcasan merhemini bulamazsın.”
“Bırakın beni…ne yapmaya çalışıyorsunuz?” bana yaklaştıkça geriye gitmeye çalışıyordum. En sonunda duvara çarptığımda kaçacak bir yerim olmadığını ve iplerin onun elinde olduğunu anladım. “Lütfen…bırakın.” Bir eliyle duvara yaslandı, diğer eliyle belimden tuttu. Beni kendine doğru hafifçe çektiğinde bedenini bedenime yasladı. Dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdığında ne olacağını biliyordum. Ama engel olamıyordum. Çok güçlüydü. Dudaklarını dudaklarıma değdirdiğinde durmadı. Dudaklarını bastırarak öpmeye başladı. Ona karşılık vermeme rağmen devam etti. En sonunda dudaklarını çekti ve bana baktı. Gözleri koyulaşmıştı. Eli belimi bıraktığında ona tokat attım. Yaptığı iğrençlikten başka bir şey değildi. Arkadaşı olan kişinin benden hoşlandığını bile bile buraya beni öpmeye gelmişti. Ne kadar şerefsiz bir adam olduğunu anlatmak için kelimelere gerek yoktu. Temas sorunum varken bana yaptığı midemi bulandırıyordu. Onun odada olmasını umursamadan banyoya koşup kustum. Hemen lavabo da neredeyse on kere çalkaladıktan sonra banyodan çıktığımda bana gülümseyerek bakıyordu. “Siz adi bir adamın tekisiniz! Sizi sevmediğim halde beni öptünüz! Ben arkadaşınız olan kişiyle…”
“Onunla aranda bir şey olmadığını ikimizde biliyoruz.”
“BU BENİ ÖPMENİZİN NEDENİ OLAMAZ! BEN SİZİ SEVMİYORUM!”
“Seni sevdiğim için öptüğümü de nereden çıkarıyorsun? Herhalde camdaki lazer ışınlarını görmedin. O lazerler oyuncak bir şeye ait değildi, bir nişancı silahına aitti.” Yani beni sevmiyordu. Beni sevdiği için değil, korumak istediği için öptü. Ama öpmesine ne gerek vardı? Bana söyle üstesinden gelirdim.
“ÖPMENİZİN BİR ÇÖZÜM OLACAĞINI SİZE KİM SÖYLEDİ?!”
“Nişancı lazer ışınıyla kişileri tespit ediyordu. Bu kadarda aptal olmamalısın.” Aptalın tekiyim ben. Ben onun beni sevdiği için öptüğünüzü düşünüyordum. Ama onun Dalya ile olan ilişkisi aklıma dank ettiğinde duraksadım. Zaten bir sevgilisi vardı. “Ben size beni sevdiğinizi düşündüğümü söylememiştim. Size şuan teşekkür etmiyorum çünkü siz bu durumdan faydalandınız. Size bir uyarım olmuştu. Bana bir daha dokunursanız sizi mahvedeceğimi söylemiştim. Şimdi acı çektirme sırası bende. Ayrıca bu iğrenç öpmelerinizi Dalya hanım ile yapmaya devam edin! Çıkın gidin odamdan!”
Bana bakıp gülümsedi. “Görüşürüz Can pare.”
“Can pare de ne demek?” sorduğum soruya cevap vermeden odadan çıkıp gitti. Tabi onun dediği saçma şeyleri düşünmeyecektim. Hemen intikam planımı düşünmeye başladım. Onun yaptığı şeyi anladım düşünürken. Bu bir meydan okumaydı. Demir ile arkadaştı ama ona gizliden meydan okuyordu. Yani bu kız senin mi? benim mi? diye adi bir meydan okuma. Akıllıca bir fikirdi. Tabi ben öğrenene kadar. Bahçeye inip bu olanlardan sonra o öküzün suratına bakmak zorunda kalarak Hayali Aşamasının 2. Alt aşamasını öğrenecektik. Bu seferkinde biz pek bir şey yapmayacaktık. İçimizde bir güç belirtisi olup olmadığına bakacaklardı. Olanlar yaşayacak olmayanlar ölmeye mahkum edilecekti. Yine sıraya girdik. Geçen seferkinden daha büyük bir oda vardı. İçeri girdiğimde daha büyük aletlerin ve bir sürü doktorun sadece benimle ilgileneceklerini öğrendim. Ellerindeki cihazlardaki bir iğneyi damarıma batırdılar. Diğer iğneyi de kalbimin üstüne batırdılar. Cihaz ölçmeye başladı. “Seni sinirlendirecek bir şey düşünmen lazım.” O pis Pamir’in beni öptüğü aklıma gelince kızdım. Ama aklımdaki başka bir düşünce onu susturup iyi gibi davranıyordu. “Bu yeterli değil, o iyiyi yok edecek bir düşünce. Süren azalıyor.” Son 2 dakika kala benim aklıma küçük geldi. Oradaki pisliklerin beni taciz edişi. O kadar çok sinirlenmiştim ki cihaz uyarılar vermeye başladı. Ve en sonunda elektrik dalgaları saçarak bozuldu. “Aşamayı geçtiniz çıkabilirsiniz.” Dışarı çıktığımda kendime ait olmayan bir güç hissettim elimde. Demir yanıma geldiğinde ona ellerimi gösterdim. “Gücünü bulmuşsun Zemheri.”
“Ama nasıl kullanacağımı ve ne olduğu bilmiyorum.”
“Bana dokun. Temas sorununu biliyorum ama bakalım birine zarar veriyor mu?” elimle ona dokunacakken eliyle bir demir küp yarattı onu havada tutarken ona dokunduğumda elektrik çarptı. “Elektrik gücün var demek ne kadar güzel.” Bence de güzeldi. Sonuçta bu güçle onların sistemine sızabilirdim. Ah be Pamir Bey şuan size acıyorum. “Teşekkür ederim semin ne gücün var?”
“İstediğim nesneyi yaratabiliyorum. Ama sert maddelerden.”
“Seninkisi de çok güzelmiş.”
“Senden iltifat almak güzelmiş.” Dediğinde Pamir yanımıza geldi. “Ne güzelmiş Demir?”
“Zemheri den iltifat almak. Onun gücü belli oldu.”
“Hiç merak etmiyorum ama ne gücü var?” madem merak etmiyorsun neden soruyorsun?” demir tekrardan bir kip yaptı ve ona dokunduğumda elektrik saçtı. “Peki sizin neydi Pamir Bey?”
“Söylememe gerek yok. Sonuçta sadece görevler için.” Onlar konuşmaya devam ederlerken yanlarından ayrılıp bizimkilerin yanına gittim. Vuslat;
“Telekinezi gücüm var!” diyerek sevindi. Mehir; “Hava gücü, oksijeni kontrol edebiliyorum.” Karan’a baktığımda hafif gülümsedi. ”Ateş gücüm var.” Onların hayranlık dolu konuşmalarını dinlemekten bıkınca etrafıma bakındım. Bir yanda tek başına oturan Doğu’nun yanına gittim.
“Senin gücün ne Doğu?”
“Zarar görmezlik bir nevi kalkan da denebilir.” Onunla konuşurken yanımıza Dalya geldi. “Hey sen! Senin ne gücün var ezik?”
“Pardon?!” diye ayağa kalktığımda Pamir’in iğrenç bakışlarını hissettiğimde durdum ve ona zarar vermemeye karar verip oturdum. “Senin ne gücün var?”
“Telepati.” Demek düşüncelerimizin içine sızacak. Zaten öyle birine de benziyor yılan. “Hadi söylesene, merak etme dalga geçmeyeceğim.”
“Dalga geçmen umurumda değil. Benden uzak dur çünkü sabrımı aşıyorsun. Ve elimden bir kaza çıkabilir!”
“Ne kadar da asabisin. Benim gibi olman için çalışman lazım.”
“Haklısın sonuçta Pamir Bey gibi garip biriyle sevgili olmak sabır ister, kim bilir ne kadar da dengesiz bir ilişkiniz vardır.” Bu onu sinirlendirmeye yetmişti. “SEN NE BİÇİM KONUŞUYORSUN?!” Diye iğrenç bir çığlık atıp elleriyle saçımı yakaladığında karşılık vermedim. O beni saçımdan çekiştirirken ben hiçbir acı belirtisi göstermiyordum. Bu onun sinirini daha da arttırıyordu. “SENİ GEBERTECEĞİM.” Ben onu umursamayarak gözlerimle etrafıma baktım ve Doğu dan izin aldım. Sonuçta o da yetkiliydi. “yapabilirsin.” Bu sefer Pamir ve Demir’e baktım. Pamir duygusuzdu ve benim ne yapacağımı izliyordu. Demir ise sinirliydi. Daha fazla onları bekletmeden bacağımı onun bacağına dolayıp dengesini kaybettirdim. Yere düşünce kafamı bilerek sertçe onun burnunun üstüne vurdum. Onun inlemesiyle beraber ayağa kalkıp onu kucağıma aldım. Pamir’in karşısına geçip onun kucağına attım. “Lütfen şuna sahip çıkın.” Aslında aşısını falan yaptırsa geçer diye umuyordum. Ardından salak ifadelerini görmek istemeyerek yemekhaneye gittim. Çünkü sabah Demir yüzünden bir şey yiyememiştim. Her şeyden bir kaşık alacak kadar açtım. Hiç kimse olmadığı için istediğim bir masaya oturdum. Yemeğimi önüme koyup ilk defa huzurla yiyecektim. Kaşığı yemeğe daldırıp yemeğe başladığımda yalnızlığı ne kadar çok özlediğimi fark ettim. Yalnızlık duygusunu çok seviyordum çünkü orada beni yargılayan, beni engelleyen, beni durduran yoktu. En iyi yanı ise düşüncelerimi söylerken tedirgin olmuyordum. Beni sadece ben dinlesem bana yeterdi. Sesli düşünmek en iyi şeydi ama yalnızken.
“Sende kimsin Altay?” anımı tekrar canlandırmaya çalıştım. Ama bu sefer daha farklı bir anı canlandı.
Anıda;
“Altay benim senden başka kimsem yok. Lütfen beni bırakıp gitme.”
“Merak etme geri geleceğim Siyah Lotus.”
Ne?! Siyah Lotus da ne? Ben küçükken birine bel mi bağlamıştım. Anıdan çıkmak istedim ama çıkmıyordum. O anda kalmış gibiydim. “ÇIKARIN BENİ!” Diye çığlık atıyordum. Birden birinin gözlerimi açmasıyla kurtuldum. Karşımda duran okyanus gözler tedirgindi.
“Sen iyi misin?”
“Her anlamda iyiyim.”
Bunu söylediğimde hemen yanımdan gitti. Gittiğinden emin olduğumda tekrar ederek kendimi onayladım. “Altay benim senden başka kimsem yok. Lütfen beni bırakıp gitme.” Ben neden birine böyle bir şey söyleyeyim ki? Diye düşünürken onun geri geldiğini gördüm.
“Neden buradasınız efendim?”
“Senin ne dediğini anlamadım bir şey oldu sandım.”
Yalan söylemek de hiç de iyi değildi. “Bir şey yok. Gidin lütfen, yemek yiyeceğim.” Tekrar gitti. Bu sefer 5 dakika bekledim. “BEN NEDEN BU KADAR APTALMIŞIM? BİRİNE BAĞLANMAK NE DEMEK YA?!” Yemeği alıp çöpe attım. Vuslat bir şeyler hakkında yalan söylüyordu. Bu kadar çok anıya sahip olduğum bir çocuk hakkında illaki ona bir şeyler söylerdim. Söylerdim değil mi? kimi kandırıyorum, söyleyeceğimi hiç düşünmüyorum. Bu zamanlar gerçekten konuşmaktan çok yoruldum. Yalnız kalmanın bana iyi geldiğini bildiğimden bir süre daha burada oturmaya karar verdim. Yavaş yavaş uykum geliyordu. Gözlerimi kapatıp düşünmeye başladığımda derin bir kuyuya daldım. Ve gözlerimi açamadım.
Uyandığımda her taraf karanlıktı. Ben hala yemekhanedeydim. Demek kimse beni aramamıştı. İşte istediğim şey. Ayağa kalktığımda düşecek gibi oldum. Zar zor ayakta duruyordum. Ne yedim ben böyle? Aslında sadece bir kaşık çorba. Gerisi çöpe gitti. Kapıya doğru ilerledim. Ama kapı kapalıydı. Burada kapana kısılmıştım. Kimse mi beni görmedi? Kapıyı kilitleyen bile mi fark etmedi? Bir sandalye çekip kapının önüne oturdum. Birisi açarsa duymak için. O sırada yemek alınan yerde bir çıtırtı duydum. Zaten burada yalnız olmam da çok mantıksızdı. Bakalım hangi cana susamış beni öldürmeye geldi. “Gel bakalım, kana susamış!” sesim yemekhanenin bütün duvarlarında yankılandı. Karşımda bir karartı vardı. Belli ki korktuğu şeyler vardı. “Ah, ne kadar da yazık! Yüzünün görünmesinden korkuyorsun. O zaman bana yakın birisin. Doğru değil mi?” hareket etmediğini fark ettim.
“Sen gelmezsen ben gelirim, hadi gel beni öldür! Hem silahımda yok. Güzel bir avım.” Siyah karartı hareketlendiği sırada havada bir bulut oluştu. Gaz bulutundan yayılan koku beni bayıltıyordu. Genzimi dolduran koku beni öksürtüp bayıltmaya başlıyordu. Demek en başta da bu yüzden uykum gelmişti. Gözlerim kapanıp yere düşerken beni belimden tuttu. Bilincim kapanmadan kulağıma fısıldadı. “Güzel olacağından yana bir şüphem yok.” Bu ses derinlerde bir anı canlandırıyordu.
“Altay, ben büyüyünce güzel bir savaşçı olacağım değil mi?”
“Güzel olacağından yana bir şüphem yok.”
Bu oydu. Bu kişi Altay’dı. Ama Altay kimdi? Peki bana bu kadar yakınken neden hala hem anımda hem de gerçek hayatta yüzünü göremiyordum. Yüzünü görmek istiyorum… Onu görmeyi çok istiyorum.