Balo için dolabıma bir tane abiye koymuştum. Kırmızı renkli bel kısmında gül detayı olan bir elbiseydi. Ayaklarıma kadardı ve bir de yırtmacı vardı. Prenses gibi olmuştum. İp askısı vardı. Hazırlandım ve saçıma fön çekip saldım. Güllü kırmızı iki tokayla yandan tutturdum saçlarımı ve herkes ile beraber koridorda buluştuk. Karan siyah bir smokin giymişti ve damat gibiydi. Mehir; pembe renkli mini bir elbise giymişti. Son kısmında hafif bir fırfır vardı. Çok tatlıydı. Vuslat ise mavi renk bir elbise giymişti. Elbisesi diz kapaklarını biraz geçiyordu. Sade ve şıktı. Hepimiz çok güzeldik ve Karan da yakışıklıydı. Balo açık hava da olacaktı. Galiba deniz kenarında. Deniz kenarına gidince herkesin çok şık giyindiğini fark ettim. 4 kişilik bir masaya oturduk. Kimi seçeceğimizi konuşurken benim kararım belliydi. Sonunda herkes Demir’in takımına gitmek istese de sadece Vuslat ve ben Demir’in takımındayız. Karan zaten Mehir’i bırakmayacağı için onunla beraber karşı takıma geçmek zorunda kaldı.
Konuşmayı yapmak için sahneye Emir Yurt adında biri çıktı. Herkesin masalarda bulunan kağıtlara isimlerini yazıp istediği takımın kaptanının masasına koyun dedi. Demir ve Pamir karşı karşıya bir masaya oturmuştu. Pamir rahattı. Demir ise ondan daha rahattı ama hareketlerine dikkat ediyordu. Sabah ki konuşmasını bizimkilere anlatınca yanağından öp dediler. Ama ne isterse yap lütfen diye ısrar ettiler. Karan ve ben pişman olmak üzereydik. Ama bir yola çıktık. Bu da iyi olmuştu. Sonuçta artık görüşme bahanemiz vardı. Vuslat benim arkadaşım, Mehir Karan’ın kardeşi ve biz de sevgiliydik. Şarkı çalmaya başlayınca Pamir yanıma gelip elini uzattı. Bir planım vardı. Elini tuttum ve dans etmeye başladık. Tam kağıtları koyma yerine yani ortaya gelince gizlice kağıdımı Demir’in kutusuna attım. Dans ederken birden çekildim. Bana bakıyordu. Hemen yerine gülerek oturdu. Oturunca ne yaptığımı anladı. Ve çok sinirlendi. Bende Yavaş birşarkı çalınca herkes gibi Karan ile dans etmeye başladım. Biz teşkilattayken dans dersi vermişlerdi bir kere ve bu şarkıyı da dansını da biliyorduk. Herkes şarkının yavaş kısmında bittiğini sanıp otururken en orta da biz kalmıştık. Hafif hızlı kısmında beni havaya kaldırdı Karan ve döndürdü şarkı bitince otururken onun kulağına eğilip “Lütfen 2 saniyeden fazla sürmesin” dedim. Ve birbirimize bakıp arkamızı döndük utancımızdan sonra hazır olduğumuzu hissedince dudaklarımızı birbirine değdirip çektik. Oturma yerine doğru gelince Pamir ve Demir hariç kimse fark etmemişti. Sonra onu çok seviyormuşum gibi sarıldım. Ve oturduk. Pamir’in gözlerine meydan okurmuş gibi baktım. Bana bakmayı kesince arkamı dönüp suyla ağzımı on kere yıkayıp tükürdüm. Aynısını Karan da yaptı. Bunun için hassas olmaya gerek yoktu. Mehir gülerken Karan ona “Daha fazla gülersen aynı şekilde seni de öperim” dediğinde bu sefer gülen Vuslattı. Ama ona bir şey demedi. Mehir kıpkırmızı kesilmişti. Balo bitimine doğru herkes plaja doğru ilerleyip içmeye falan başlayınca sesten ve yaptıklarımdan dolayı yalnız kalmak isteyip plajın en sonuna doğru gidip ayaklarımın üzerine dalgaların geldiği bir yere oturup huzurun sesini dinlemeye başladım. Uykum gelmek üzereyken yanıma Demir’in geldiğini fark ettim.
“Ne yaptığını anladım.”
“Eğer dansı diyorsan…”
“Hayır onu demiyorum. Öpüşmeni diyorum. Pamir’in uzak durması için yaptın. Bunu anlamayacak kimse yoktur.”
“İğrenç bir hataydı.”
“Sevgili değilsiniz değil mi?”
“Öyleydik. 3 yıl önce ayrıldık. Ve tekrar bunu yapmak zorunda kalınca…” Aslına tabi ki de yalandı yani ona gerçekleri anlatmamı beklemiyordu herhalde.
“Acı çektin.”
“Evet. Beni çok iyi anlıyorsun. Sanki yaşamış gibisin.”
“Yaşamadım ama daha öncesinde tanık olmuştum. Kardeşimin bizden kaçmak için böyle bir şey yaptığına” Onun dağ gibi duran yüzünün ardında yıpranmış bir hayat olduğunu kim bilebilirdi ki.
“Özür dilerim düşünemedim.” Dedim ve ona sarıldım. Arkadaşça sarıldım. Çünkü çocukluğumdaki her bir anı acıyla doluyken bana sarılacak birini arardım hep.
“Sorun değil. Seni yalnız bırakayım” dedi ve gitti. O gidince yere yatıp yıldızları izlemeye başladım. Gözümden yaşlar akıyordu. Bu kadar güçlü ve duygusuz olmaya çalışmak beni öldürecekti en sonunda. Herkese kol kanat gelmeye çalışırken kendimi ortada bırakıyordum. Çocukluğumda yaşadığım acıları yaşamasınlar diye çabalıyordum. Bir amacım vardı evet ama içimdeki çocuğun çığlıkları kulaklarımı sağır ediyordu. Bu sefer de gelen kişi tabi ki de Pamir’di.
“Neden bunu yaptın?” diye sorduğunda cevabını biliyordu. Onu istemiyordum ve davranışları sanki bana aşıkmış gibiydi. Korkuttu. “Hiç.” Yanıma oturdu ben kalkarken elimden tutup sertçe çekince yere yapıştım. Sadece oturup denizi izlemeye devam ettim.
“Ben bu zamana kadar bir kadını bir günden az bir zamanda tanırım ve anlarım ama sen farklısın. Senin hala neden burada olduğunu anlayamıyorum.”
Seni öldürmek için. Senin gibileri dünyadan silip eşekler cehennemine göndermek için buradayım. Kötülüğü yok edecek kişi benim. Adımı herkes duyacak. Korkacaklar. Çok kan dökülecek. “Beni etkileyemediniz.” Dedim. Zaten o Karanla iğrenç öpüşmemiz sonucunda anlamasa şaşardım.
“Etkilemedim. Çünkü sevgilin dediğin bir dostun var.” “Karan’ın benim sevgilim olduğuna ister inanın ister inanmayın biz birbirimizi çok seviyoruz.” Dediğimde kafasıyla kabul etmediğini gösterdi. “Siz birbirinizi öperken ne kadar iğrendiğinizi içinizden söylüyordunuz. Benim gözlerimle gördüğüm şey yalandı.”
“Yanılıyorsunuz.” Konuşmak için bile yorgundum. O öpüşme gözümün önüne geldikçe sinir krizleri geçirmek istiyordum. Odama gidip banyo yapıp uyumak istiyorum. “Yanılmadığımı ikimizde biliyoruz.”
“Bilmiyorum.” Dedim yorgunluktan ayağa bile kalkamıyordum. Ve denize bakmaya başladım. Konuşunca ona bakıyordum ve şimdi susmuştuk. Denize bakınca parıldayan iki göz görünce korktum. İçimden çığlık atmak gelirken korkudan ve endişeden yüzüm seğirmeye başladı. Korkmam normaldi çünkü orada kan da vardı. Ellerim titremeye başladı. Bu bana bir anımı hatırlatıyordu. “HAYIR! HAYIR! HAYIR! LÜTFEN YAPMA!” Sesleri kulaklarımda çınlamaya başladı. Ter döküyordum. Denizden uzaklaşmak istedim ama hareket edemedim. Yanımdaki adam ise oraya bakıyordu. “Deniz ne kadar güzel değil mi Zemheri? Sanki gerçeklerle dolu bir yer. Girmeye ne dersin?” beni gerçekten korkutuyordu. Beni bu hayatta korkutan 2 şey vardı. Biri çocukluğum ikincisi aşık olmak. Çocukluğum her saniye karşıma çıkıyordu. Anılar etrafımda dönmeye başladı. Sessiz çığlıklar atıyordum. Ateşimin çıktığını hissettim. “A!!!! YARDIM EDİN!!!! AAAAA!” Diye bağıran çocukluğuma yenik düşmüştüm. Kafamı kuma sertçe çarptım. Anında bana baktı. Gözlerim kapanırken onun yüzü değişmişti. “Zavallıcık hayatın gerçeklerini görünce bayıldı. Bir dahakine daha yavaş olacağım” diyen ses kulaklarımda yankılandı.
Bilincimi kaybederken bir iğne ucu kadar ışık gördüm oraya tutunmak istedim. Anılar yine karşıma çıkarken bağırarak kalktım. Odamdaydım ve başımda bizimkiler vardı. Bana bakıyorlardı yani en güçlülerinin yıkılışını izliyorlardı. Vuslat bana yaklaştı.
“Geçecek merak etme” dedi. Bana onları bilmiyordu ama tahmin edebiliyordu. 5 yaşında bir çocuğun sokakta yırtık kıyafetlerle adamlardan kaçışını. Ancak düşünebilirdi anlayamazdı. O küçücük güçsüz halimle kendimi korumaya çalışırken kimse duymadı çığlıklarımı. Kimse yardıma gelmedi. Bir umut gelir diye annemin adını ve babamın adını haykırdım. Duymadılar. Aşklarının bitişi olarak beni suçladılar. Ailemden nefret ediyorum! Aile kurmak istemiyorum! ADAMIM BEN DİYE ORTALIKTA GEZEN PİSLİKLERDEN OLMAYACAĞIM! 10 Yaşıma girince yaşadıklarımın travmasını yaşarken kendime tek bir söz verdim. “Erkeklerden uzak dur!” “Onlara yaklaşma!” “Onları sevme!” Buna uymak adına Karan ile sevgililik oyununu bitirecektik. Çünkü ona ihtiyacım yok.
“Oyun bitti Karan!” diye yavaşça söyledim. O da kafasıyla onayladı. Benim konuşmaya alışık olmadığımı biliyorlardı ama böyle zamanlarda benmişler gibi davranıyorlar. Halim yokken odaya Pamir ve Demir girince şok oldum. Karan benim yanıma gelince onu ittim. Bu onların gözünden kaçmadı. Pamir’in gözlerine bakamıyordum. Çünkü gözlerindeki mavi deniz bana orayı hatırlatıyordu. Denizdeki o adamı. Hayatımda beni ilk öldüren caniyi.
“Senin iyi olmadığın duyunca geldik. Umarım iyileşirsin.” “hıhı” diye ses çıkarabildim. “Biz sevgilileri yalnız bırakalım” diye konuşan Pamir’e Demir bile kızmıştı.
“Yalan mı öpüştüler. Ne dememi bekliyorsun Demir?” Karan devreye girince işlerin karşımasından korkuyordum. Korkuyormuşum bende her şeyden bunu fark ettim.
“Pamir Bey sevgili olmamızdan rahatsızlık duyuyorsanız sizin yanınızda arkadaş gibi davranırız ama gerçekler aynı kalır.” “Kalmasını tercih ederim” diyerek odadan çıktı. Demir bu konuyu konuşacaktı ki konuya girdi. “Bakın siz ayrı gruplardasınız bu iş olmaz. Yol yakınken…” “Biliyoruz.” Dedim. Onun şuan çenesini dinleyemezdim. “İyiliğimiz için ayrılacağız ve ayrılmak içinde ikimizinde bu gece son anlarını güzel geçirmesi gerekti. Bu yüzden de onu öptüm. Hiç öpememiştim. Yani bitti zaten. Yarın sadece arkadaşız.” Arkadaş kelimesi bile onun için fazlaydı. Mümkünse hiç görmek istemiyorum. İki kişinin yüzüne bakmak istemezken üçüncüsü ağır olacaktı ama dayanabilirim. Bu yaşıma kadar nelere dayandım ve dayanacağım da.
Demir bana baktı. Herkes odadan çıkmaya başladı uykuları geldiği için. Demir kaldı. Yanıma oturdu. “Sen onunla ne konuştun?” “Hiç bir şey” inanmamıştı ama dinliyordu. Yarın büyük gündü. Teşkilatımızı kurtarmaya başlayacağımız gün.
1 GÜN SONRA
Sabahın erken saatlerinde odayı terk etmiştik. Eşyalarımızı onlar önceden belirlenen yatakhaneye yerleştirmişlerdi ama herkes dışarı da bekliyordu. Neredeyse 40-50 kişi hatta daha fazla kişi vardı. Bu kadar kişi sadece 2 kişi tarafından mı yönetilecekti? 2 saatlik beklemenin sonunda sahneye siyah dalgalı saçlı, mavi gözlü biri çıktı. Bu kişi Pamir’di. “Evet, herkes buraya baksın!. Yeni teşkilat yılına öncelikle hoş geldiniz.” Alkışlanmaya başladı. Bu maymunu neden alkışlıyorlardı anlayamıyorum. Sadece hoş geldiniz dedi. Yakışıklı olsa anlayabilirdim belki ama sadece kasları ve renkli gözleri olduğu için alkışlanamazdı. “Şimdi herkes şunu düşünüyor olabilir. Bu kadar kişi nasıl 2 kişi tarafından yönetilecek? Hemen yanıtlayayım. Evet haklısınız 2 kaptan var ama kaptanların takımlarında da 20 kişilik bir öğretim kadrosu var. Bu yüzden telaşlanmanıza gerek yok.” Dedi ve onun yanına Demir geldi. “Tekrardan hoş geldiniz. Kurallarımızdan bahsetmek istiyorum. Bizim toplamda 20 kuralımız var…” bu kadar kural varken nasıl sağlıklı davranabilmemizi bekliyorlardı. Anlayamıyorum.
“Kurallarımızı sırasıyla söyleyeceğim;
1)Kaptanlarla veya öğretim kadrosundan biriyle duygu bağı yani sevgi gibi şeyler olamaz.
2)Bizlerden izinsiz bir yere gidemezsiniz.
3)İzinsiz silahları kullanamazsınız.
4)Habersizce odalara giremezsiniz. Öğretim kadrosunun ve kaptanların odasına.
5)Bizim odalarımızı karıştıramazsınız.
6)Buradaki birini öldüremezsiniz.
7)Kavga çıkarsa ve büyümeye başlarsa durdurmayan kişilerde ceza alır.
8)Karşı takımdan biriyle ajanlık yapamazsınız.
9)Karşı takımdakilerle aranızda duygu bağı oluşamaz.
10)Görevlerinizi ve mevkilerinizi iş dışında kullanamazsınız.
Şimdilik bu kadarı yeterli ilerleyen zamanlarda da diğer 10 tanesini anlatacağız. Şimdi benim takımımda olanlar buraya gelsin. Pamir’in takımında olanlar ise onun önüne geçsin. “
Dedi ve konuşmasını bitirdi. İyi ki onu seçtim. Diğerini seçseydim beni öldürebilirdi. Onlar el sıkıştılar ve yavaş yavaş ayrıldık. Son kez Mehir’e baktım. Yüzünü korku bürümüştü. Neden korktuğunu biliyordum ama diyecek bir şeyim yoktu. Haklıydı korkmakta ama güçlü olmalıyız. Olmalıyım. En çok onlar için. Teşkilatımızı kurtarmak için. Bana 10 yaşındayken aile olmaya çalışanlar için kazanmalıyım bu savaşı. Bu savaş çocukluğum ile benim aramdaydı. Kazanırsam ben, kaybedersem çocukluğum ele geçirecekti beni. Eğer çocukluğum kazanırsa ben, ben olmaktan çıkarım çılgın bir katile dönerim. İntikamımı ancak kan temizler. Herkes giderken ben durmuştum. Bu yüzden Demir yanıma geldi.
“Zemheri iyi misin?” neden hep bunu soruyorlar? “iyi misin?” iyi olmasam bile iyiyim demek zorunda olduğum lanet insanlar ne kadar da beni önemsiyorlar. Çıldıracağım. “Evet, size ne diye hitap etmeliyim?” dediğimde gülümsedi bu adam da Gin İçimaru gibi hep gülümsüyor ama yakında beni de uçuracak ve gebertecek. Buradakilerin iyi olduğunu düşünmek isterken yavaş yavaş psikopat olacağımı biliyorum. “Senin Demir demen yeterli” “Üstleriniz kızmaz mı?” “Üstler mi? Her halde ailemden bahsediyorsun. Asla kızmazlar, kızamazlar.” “Kızamazlar” lafı biraz da ima gibiydi. Aile derken ya gerçek ailesi ya da onun kendi için uydurduğu bir aile. Korktukları için dediklerini yapan bir aile gibi.
“Tamamdır Demir gidelim.”
“Gidelim” dedi ve önden ilerleyince durdu ve benim gelmemi bekledi birlikte içeri girdik. Aşağı kata inince çok karanlık iki koridor gördük. Sağdan ve soldan gidiliyordu. Demir bize sağ tarafı gösterdi. İlerledik ve bir merdivenden daha indik. İnince daha da karanlık oluyordu. Sağda kızlar solda erkekler dedi. Vuslat ile ben ilerledik. Kocaman bir kapı kilitliydi. Şifresini sadece oranın kaptanına vereceğini söyledi. Kimi seçeceğini bildiğim halde merak ediyordum. “Zemheri sen ol.” Emir verir gibi konuşması dışında bir sorun yoktu. Şifre Kara 1999 dediğinde biraz garibime gitti ama kafamı sallayıp açtım. Herkes içeri girerken Vuslat bana ve kendine bir ranza ayırt etti. Bende Demir giderken ona sordum. “Erkeklerin kaptanı kim?” “Tabi ki de gerçek kaptan erkekse odur. Kadınsa da kadınların başkanıdır. Ayrıca bu devirde çok da güvenilmez.” Kendi hem cinslerini kendisi için ezikleyen biri daha. Tamam bende ezikliyorum. Ama durup dururken bir erkek için değil. Gidince bende içeri girdim. Çok büyüktü. 20 kadının da sığacağı gibi. 10 ranza, 20 dolap, kocaman büyük bir lavabo yeri yani tuvalet ve el yıkama yerleri karşılıklıydı ama banyo yapma yeri sadece beş tane vardı ve kapalıydılar da. Sanki havuz tesislerindeki gibiydi. Aynıydı cidden. Vuslat aşağıya yatmak isteyince bir şey demedim. Herkes dinlenmek için yattığı sırada ben yatakta oturuyordum. Birisi şifreyi girince hemen uyuyormuş gibi yaptım. Giren kişiyi ilk defa görüyordum. Herkesin yatağının başına bir mektup bıraktı ve kilitledi. Herkes uyanınca mektupları açmadan önce anons edildi kimseye mektupta yazanı söylememiz gerektiği. Ben açtım;
“Merhaba Sayın Katil;
Oyunumuza hoş geldiniz. 20 kişinin içinde siz katilsiniz. Göreviniz her gün sadece bir kişi öldürmek. Eğer 18. Günün sonunda siz ve yardımcınız dışında biri daha yaşıyorsa ölürsünüz ve teşkilata giremezsiniz. İyi oyunlar dilerim.
1.Gün: 1 kişiyi gece öldüreceksin. İyi eğlenceler.”
Hemen Vuslata baktım. Yanıma çıktı. Ona da katilin dostu çıkmıştı. Rastgele dağıtıldığına emindik çünkü kadın hemen eline geleni verip gitmişti. Oyunu ben çok sevdim. Bu oyuna da şöyle bir renk katmak istiyorum: öldürdüğüm her kişi gerçekten öldürmek istediğim kişilermiş gibi düşünüp ona göre öldüreceğim. Yatakhaneyi gezerken bir kapı bulduk. Merdivenden aşağı indik ve kocaman bir boş odaydı. Burası güzeldi. Işıkta vardı. Bizim mekanımız olacak burası. Katillerin yeri.
18 gün boyunca burada olacak olmamız psikolojimizi bozacaktı. Bunu istiyorlardı zaten 18. Günün sonunda gözü dönmüş insanlar. Zaman kavramını bile sadece açık olan küçücük bir camdan anlıyorduk. Benim en büyük şansım o camın önünde bulunan ranzanın üstünde yatmamdı.
Gece karanlığı yavaş yavaş yerini alırken avcı avını arıyordu. Kimi öldürecektim bu gün? Ayağa kalktığım esnada banyonun ışığının yandığını gördüm. Lavabo kısmına ilerlediğimde ise makyaj yapan süslü birini gördüm. Kimdi bu gece yatmadan makyaj yapan şizofren?
“Adın ne?” diye sorduğumda elindeki rujuyla bana baktı. “Bilmek istemezsin.” Dedi. Bu gece tanımadığım birilerini öldürecek değildim. O yüzden ilk gün birilerini tanımalıydım. Ayrıca bu kızdan hiç de hoşlanmadım. Devam ederse ölecek kişilerden ilk üçe girecek. Yatağıma geri gittim. Ve camdan bakmaya başladım. Bu salak kız hiçbir şey yokmuş kadar rahat makyaj yapıyordu. 1 saat boyunca çıkmadı. Çıkınca direkt yanıma geldi. Ranzanın üstüne çıktı karşıma geçip oturdu.
“Katilden korkuyorsun galiba gözde.” Dedi. Bana neden gözde dediğini hala anlamamışken bu salak neyi ima ediyordu?
“Gözde?”
“Hani kaptanın gözdesisin ya onu diyorum.”
“Değilim.”
“Hadi ama doğruyu söyle onlardan biriyle bir gece geçirmek istiyorsun. Ama bunun için benim gibi bakımlı olmalısın gözdecim.”
Dudaklarını büzerek konuştuğu için ve söylediklerinden iğreniyordum.
“Laflarına dikkat et! Ben öyle bir şey istemiyorum!” diye kulağının dibinde bağırınca
“Herhalde amacına ulaşamadın gözdecim. Ama merak etme Demir seni yakında yatağına atacaktır yolunda ilerlersen…”
“SENİ….! Benimle gelsene bir şey diyeceğim.” Onu alıp gizli kapıdan içeri soktum. Depo gibi boş bir alana geldiğimizde bana baktı. Yalnızdık. Ona yaklaştım. Dibine kadar girdim. Çünkü ilk kurbanım oydu.
“Demek taktik almak istiyorsun. Olur istersen birkaç şey öğretebilirim…” diye iğrenç laflar konuşurken cebimden bir bıçak çıkarttım ve karın bölgesine sapladım. Kendi iğrençliklerine alet etmeye çalışıyordu. Pis kadın. Acıyla bağırırken elimde ağzını sıkıca kapadım. Bıçağı bu sefer yine karnına geçirdim. Acıdan elimi ısırıyordu. Onu sokaktaki tacizcilere yardım eden kadın olarak görüyordum. Bu sefer bıçarı şah damarına sapladım. Acıyla bağırırken her taraf kan olmuştu. Çığlıkları ve direnişleri durunca elimi çektim. Yerde yatan kadına bir baktım. Pisliğin tekiydi. Bu kadar kolay ölmemeliydi. Nedense rahatlamıştım. O kadınların yüz karasını öldürmek iyi bir şeydi. Hemen Vuslatı aramak için gidecekken zaten izlediğini ve elinde temizlik malzemeleri olduğunu fark ettim. Hemen yerleri her tarafı temizlemeye başladık.
3 saat sonra
Temizliği zar zor bitimiştik hava birazdan aydınlanacaktı. Hemen temizliği bitirdik. Kadını alıp boş çöp poşetlerden birinin içine sıkıştırdık. Ve ellerimizi yıkayıp yatağa girince gerçekler yüzüme vurdu. Ben gerçekten masum birini katlettim. Katlettim. Ben…katil oldum. Katilim ben…Yatakta hasta gibi ileri geri sallanmaya başladım. Stresten geberecektim.
Vuslat yanıma gelip beni sakinleştirmek istedi.
“Sen Zemheri değilsin! Adını taşımıyorsun! Zemheri, duygusuz olmalı aynı bir cam gibi saydam olmalı, demir gibi güçlü olmalı. Yoksa sadece bir akıntı olarak kalırsın!” ne demek istediğini anlamıştım. Bana beni anlatıyordu. Bu son kendime verdiğim 3. Sözüm olsun bu da. “Asla korkmayacağım, bende bir duygu kırıntısı bile bulamayacak bana bakanlar.” Bu söz tam benlik. Sallanmayı bıraktım.
“İlk kurbanımızın tadını güzel bir uykuyla çıkaralım çünkü daha 17 tane var.” Bunu da beğenmeyerek “Senin bir ayarın yok.” “Bu halimi beğendim”
5 Saat Sonra
Bir kızın ağlama çığlıklarıyla uyandık. Kız “O yok! O yok! O nerede?! Öldürdüler mi?!” diye ağlayarak bağırıyordu. Beni de uykudan koparmayı başarmıştı. Ölmese makyajını tazeliyordur derdim de neyse arkasından konuşmayalım rahmetlinin.
“Ne oldu iyi misin?” diye yataktan atlayarak yanına gittim. Bana baktı. Yüzümde bir boşluk varken ne ima ettiğimi anlamaya çalışıyordu. Dün geceki sözümde duruyordum. “SEN DALGA MI GEÇİYORSUN?” diye bağırınca, Vuslat araya girdi. “Arkadaşımın daha geçen hafta bir yakını öldüğü için ölüme pek alışık değil ya da kötü durumlara bazen böyle ruh gibi kalıveriyor kusura bakma.” “O ÖLDÜRÜLDÜ! BENİ ASLA YALNIZ BIRAKMAZDI!” Seni de belki öldürmem gerek. Sende onun gibisindir. Onu çok özlemeni asla istemem ne güzel arkadaş, arkadaş cehenneme uğrarsın bana da yer ayırırsınız sonuçta yalnız ölmenizi istemem.
“Ona çok benziyorsun.” Dediğimde bu sadece ölçme sınavıydı. “EVET! HEMDE ÇOK! AYNI ŞEYLERİ İSTERDİK! AMA TEK KALDIM! O YOK! O GİTTİ!” Diye bağırmaya devam ederken sessizce fısıldadım. “Zengin teşkilatçı bulmaktan da hoşlanıyorsun herhalde çirkin şıllık” “Çok belli ediyorsun. Biraz sus” bunu genelde ben söylerdim. Ama artık Vuslattaydı. Geceleri susar, sabahları konuşurdu. Bende tam tersi olacaktım. Tabi ki.
2 Saat Sonra
Görevliler tek tek içeriye girdiler ve dolaşıp onun cansız bedenini buldular. Gözlerimizin önüne getirdiler. Herkes iğreniyordu ben ise bakamıyordum şaheserime. O kadar göz kamaştırıcı ki bakmaya gözlerim kıyamaz. Hahaha! Ne kadar da komiğim ya? Herkes oy verme zamanı geldiğini biliyordu. İlk konuşan Vuslattı. Onu susturmak istedim. Ama susmamakta ısrar etti.
“Bakın sabahtan beri buradayız ve biz onu bulamazken aslında onun en yakın arkadaşı yerini biliyordu. Nasıl derseniz, biz depoya bakmak isteyince “orası olmaz!” diye bağırmıştı. Ve bizi durdurmayı da başarmıştı. Arkadaşını düşündüğünü kaç kere dile getirdi. Bir insan sevdiğini bile o kadar çok anmazken. “
Herkes bu fikri mantıklı bulmuşa benziyordu. “Haklı” diyen sesler yükseldi. O kızın arkadaşı ise çığlıklarla ağlıyordu. Herkes ona oy verince onun bir oyu hiçbir işe yaramadı. Görevliler onu gözümüzün önünde silahla kafasından ve kalbinden vurarak öldürdüler. Kanlar içinde arkadaşının yanına yığılırken herkes ona bakmamaya çalışıyordu. Kız gözleri açıkken ben eğilip gözlerini kapattım. Kötü biri olma yolundayım ama vicdansız da değilim. Aslında öyleyim de rüyalarıma girmesin diye kapatıyorum. Görevliler onları alıp götürdü ve yemek getirdiler. Yemeğin içinde bir şey olduğundan şüphelendiğim için yemedim. Bunu anlamak için 1 gün lazımdı. Herkes yemeklerini yedi, hüzünlü konuşmalar yaptılar ve gece olunca yattılar. Bu gece bir şey olursa çok şüpheli olacağından birini öldürmek aptallık olurdu. Bende yattım. Camdaki o güzel manzarayı seyrederken dışarı da birinin dolaştığını fark ettim. Gizlendim ve gizlice onu izlemeye başladım. Bir merdiven aldı ve merdiveni benim baktığım cama dayadı. Uyumuş rolü yaptım. Anladığım seslerden içeri bir şey atıp gitmişti. Kimdi bu gizemli kişi?
Attığı şeye bakınca bir mektup gördüm. Hemen açtım.
“Zemheri bunu sana yazan Karan ölmek üzere Sana bunu yazmak istemedi ama ben insanlık görevimi yaptım. Mektuplarını görevliler yaktıkları için ben sana gördüklerimi yazdım. “Zemheri biz katil değiliz ve çok savunmasız kaldım canım arkadaşım. Sen de umarım iyisindir. Eğer yakında ölürsek yoluna devam et. Vuslata a da bunları söyle. Ölmek üzere olan arkadaşların” gördüklerim bunlardı. Galiba senden yardım istiyor. Ne yapabileceksen hızlı ol çünkü burada işler baya karıştı. Herkes Karan’ı suçluyor. Karan’ın katil olmadığını bilen biri Mehir diye bir kıza yürüdüğü için kavga çıktı ve diğer gün o ölünce herkes onu suçlamaya başladı. Hatta şuan karnında bir bıçak yarası var Karan’ın.”
Yazıyordu. Gerçekten Karan beceremedi mi? o ölmemeli! Ölmemeli! O bu haldeyse Mehir’i düşünemiyorum bile. O olmadan devam edemeyiz. Mektuba iyice bakınca bir kağıt daha olduğunu gördüm. Hemen bir kalem bulup yazmaya başladım.
“Sen kimsin bilemiyorum. Ama bu işlere karışmasan iyi edersin. Bana daha fazla bilgi ver ve sonra yok ol. Karan ölmeyecek, Mehir ölmeyecek! Beni umarım anlamışsındır. Küçük köstebek.”
Biraz kaba oldu ama eğer ona bir şeyler söyleyebileceğimi düşünüyorsa yanılıyordu. Gözlerimi kapatıp uyumak istedim. Ama bunu asla beceremiyordum.
Sabah
Görevlilerin uyanın diye bağırmaya başladılar. Uykulu gözlerle kalkınca ranzanın üstünde olduğumu unutup yere düştüm. Kafamı çekmeceye çarpınca kanamaya başladı. Dokunmaya çalışan Vuslat’ı durdurdum. Bana “neler oluyor?” der gibi bakınca başımla görevlilere bakmasını işaret ettim.
“Sen katil öldü mü?” diye Vuslat’a sorunca ne diyeceğini çok merak ediyordum. “İlk başta emindim ama artık emin değilim. Bence ölmemiş olabilir. Ölmedi yani” herkes Vuslat’a sinirle bakınca bende şaşkınca ona baktım. Ne yapıyordu bu kız? Başka biri ise öldü dedi. Ve o kızı alıp götürdüler.
“SEN BİRİNİ BİLEREK ÖLDÜRDÜN!” Diye Vuslat’ın üzerine gelmeye başladılar. Onların önüne geçersem tükenebilirdik. İlk defa arkamda bırakmak zorundaydım onu. Düşmanın eline bırakmalıydım. “Savaşabilirim.” “Hayır yapamazsın. 15 Kişiye karşı gelemezsin. Ömrün boyunca bunun eğitimini de alsan yapamazsın.” “Beni bırakacak mısın Zemheri?” “Sadece dövecekler bir şey olmayacak merak etme. Bu kadar korkma lütfen.” Korkmalı mıydı onu bende bilmiyorum. 15 kişi koşarak Vuslat’ı aralarına alıp dövemeye başladılar. Sonra birisi cebinden bıçak çıkardı. “VUSLAT BIÇAK VAR! VUSLAT! BIRAKIN ONU! VUSLAT!” Aralarına girmeye çalıştım ama durmadılar. İçlerine girmeye çalışırken kan yüzüme fışkırınca “VUSLAT!!!!” Diye çığlık attım. Görevliler geldi. Onu alıp götürdüler. Onunla aynı yaştaydık ama çocuk gibiydik. Kardeşim gibiydi. Ailemdi onlar. Onları koruyamayacak kadar acizim ben. Herkes açılınca onun yatağına oturup transa girmiş gibiydim. Bir kız yanıma yaklaştı. Ona öyle bir sinirle baktım ki korktuğu belliydi. Konuşmasına bile izin vermeden onu yataktan ittim. O pislikler onun yatağına bile yaklaşamayacaklar. “Ben…” dediğinde konuşmasına izin vermeden ayağa kalktım. “GİT!!” Diye bağırdım. Herkes bana baktı. “Ne oluyor?” dediklerinde onların cani olduğu gerçeğini yüzlerine vuracaktım. “BU MU ADALETİNİZ?! HERKESİN BİR MASKESİ VARKEN SİZ, İLK DÜŞÜRENİ Mİ SUÇLUYORSUNUZ?! “ Birisini bana doğru gelip yumruk atınca yüzünün tam ortasına geçirdim kafamı.
“PİS ELLERİNİ ÇEK ÜZERİMDEN!”
Geceye kadar onu bekledim. Ama gelmedi. Gece olunca onun hakkında abuk sabuk konuşan kişinin yanına gittim. Başında dikildim. Birden uyandı. Çığlık atacakken bıçağı dudaklarının arasına yerleştirdim. Bağırırsa kendi ölümüne giderdi. Onu ayağa kaldırdım. Depoya indirdim. Kapıyı kilitleyip bıçağı çektim. “PSİKOPATSIN!” “Evet öyleyim. Evet deliyim. Bir itirazın var mı?” “NEDEN ÖLDÜRECEKSİN BENİ?” Kardeşim dediğim insan hakkında boş boş konuşuyordu. Aslında hepsi öyleydi. Bu işi kolayca bitirmeliydim. Bir günde bitmeliydi. Evet bir günde 15 kişi çok iyi. “Sen burada bekle!”