Seni gördüğüm o sokaklar, zihnimin derinliklerinde. Seni ilk gördüğüm zaman, karanlıktı yine hava. Dünya’nın renkleri solmuş sanki hepsini yutmuşsun gibiydin. Ben zaten o zamandan beri ölüydüm. Kalbimin esareti sarmıştı bedenimi. Mabedim yaralı, insanlar karalıydı. Ölüm listesinde gibi giderdi düzen. Bir insan gider, bir diğeri gelirdi. Ama sen gittin ve bir daha gelmedin. Ruhumun özleminde kavrulur acım. Bir kere daha gel isterdim. O güzel kokunu koklayıp sarılmak…sadece iki şey istemiştim. Her şey o kadar ağırdı ki yorulduk. Birbirimize dönüp sorduk. Ama yanımda sen yoktun. Sadece yalnızlık ve ben vardım.
Seni uzun zamandır görmemiştim. Hayalini kurmuştum. Ve karşıma çıkmanı istemiştim. Dünya kocaman bir yerken yıllar sonra çok küçükmüş gibi karşıma çıktın. Yine buradaydın ve gidecektin. Bir yolcu gibi uğrayıp daha sonrasında veda edeceksin, biliyorum. Beni gördüğünde bile tanımadın. Sana kendimi tanıtmak istedim. Fırsat vermedin. Benden nefret ederken senin özlemini çekmek ne kadar ağır biliyor musun? Hayır, tabi ki de bilmiyorsun. Çünkü sen beni özlemedin. Teşkilat seni alıp gittiğinde oraya geldim. Ama sen beni görüp korktun ve kaçtın. Bir sahil kenarında rastladım sana. Seni görmek için yanına geldim. Saçlarını okşadım kendimce. Sen ise yine kaçtın benden. Kaçmak dışında ne biliyorsun da geldin bu teşkilata? Seni benden alıkoydular.
Beni senden alacakları kadar mı özeldin? O kadar mı değerliydi orası? Evet, benim için çok özeldin. Ama sadece bana özeldin. Benim olarak kalmanı istemiştim. Kaç kere o lanet olası yere koşarak geldim. Bahçede seni gizlice izledim. Beni ağaçların arasında fark ettiğinde koşarak kaçtın. Yıllar sonra tekrar bir ağacın arkasından seni izledim. Bu sefer gerçekleri yüzüne vurdum. Sana kendimi hatırlatmak için uğraştım. Ama SEN YİNE KAÇTIN BENDEN!
Neyimden korkuyorsun anlamıyorum ki! Beni eskiden severdin, şimdi senin için korkunç bir adamım. Eğer benden korkuyorsan neden şimdi? Korkmak için benim seni sevmemi mi bekledin? Bütün bunlar bir yanda dururken sen gidip Pamir’i sevdin. Oysa o daha kötüydü. Sen şuan da Pamir’i seviyorsun. Ondan ne kadar nefret etsen de, ona hakaret etsen de bir yandan da sevmeye başladın. Hoşlanıyorsun o adi adamdan. Oysa ben sana iyi davranırken o sana kötü davranıyordu. Ben yaralarını sararken o daha da kanatıyordu. Sen beni hiç sevmemişsin be güzelim. Ben meğerse yalana inanmışım. Pamir’in de dediği gibi “Ben yalandan bir masala inanmışım.”
Ama pes etmeyeceğim. Sen bana aitsin. Ve benim kalacaksın Yabanim.
Saklandığım hücreden dışarı çıktım. Bu gün yine şansımı deneyeceğim günlerden biriydi. Hücrenin kapısı gıcırdayarak açıldı. Şapkası olan cübbemi giyinip yüzüme maskemi taktım. “Bakalım, bu gün güzel uyuyabildin mi Yabanim?” Aslında herkese soyadı olarak tanıtsa da “Yabani”yi aslında ben ona küçükken sokakta Yabani diye seslenirdim. Ne oldu bilmiyorum ama unutup soyadı olarak almış. Her şeyi unutmak bu kadar kolay mıydı be? Ben onu güzelim diyerek severken o sevgiyi yine başkasının kollarında arıyordu.
Maskemi düzeltip yürümeye başladım. Pars Teşkilatı’nın hücreleri bomboştu. Tabi herkesi katledince asacak adam kalmamış. Yemekhane katına gidebilmek için duvarın kirli görünen kısmına elimi bastırdım. Kapı açıldığında ardında görünen tozlu merdivenleri çıktım. Bir kat çıktıktan sonra yemekhane katındaki duvarın arkasındaydım. Duvar arkasını göstermeyen ama şeffaf bir şekilde duvarın önünde olup bitenleri gösteriyordu. Çıkmak için Yabani’nin buraya gelmesini beklemem gerekiyordu. Geçen yaptığım gibi yine yemekhanedeyken onunla konuşmaya çalışacaktım. Tabi o şu sıralar Mehir’i bulmakla uğraşıyor. Fakat eskiden beri dostluğumun olduğu biri onu buraya yönlendirecekti. Eğer Yabanim buraya gelmezse onun dostluğuna bakmadan kellesinden şarap içeceğimi benden daha iyi biliyordu. İyi biriydim fakat Yabani’yi bulabilmek için neredeyse elli kişiyi öldürmem gerekmişti. Bütün bu ölümler içinde kardeşimi de öldürmek zorunda kalmıştım. Gerçi ona bir istisna yapıp yaşamasına izin vermiştim. Öldürecek kadar ağır bir darbe verip yaşatmıştım.
Yabani merdivenlerden inip yemekhaneye girdiği esnada gücümü kullanıp dışarısını güneşli yaptım. İçeride olanlar sıcaktan dışarı çıkmak isteyeceklerdi. Hatta içerisini sıcak yapmak daha mantıklıydı. Gücümü kullanıp ısıtmaya başladım. Yabani’nin arkasından hemen bütün giriş ve çıkışları yemekhaneye kapattım. Duvarın dışına doğru elimi uzattım ve koridordaydım.
“Merhaba Yabanim.” Sesimi duyar duymaz cebinde taşıdığı hançeri çıkartıp bana doğru gördü. “KİMSİN SEN?!” Belli ki bu sıralar çok rahatsız ediliyordu ve bende onun için o kişilerden biriydim. “Sakin ol, Yabanim. Sadece konuşmaya geldim.”
“Kimsin dedim! NE İSTEDİĞİN UMURUMDA DEĞİL!” Çok ayıp ediyordu. Ben sadece onunla olan özlemimi onunla birkaç cümle kurarak gidermeye çalışıyordum. Yılların hasretini sadece birkaç cümleyle kıyaslayınca karlı çıkan oydu. Neden bana bunu yapıyorsun Yabanim? Neden beni bıraktın? Beni iyi bir adamdan kötü birine dönüştürdün. Sen seviyorsun diye gidip çilek bahçesine dalmıştım. Üstüne dayak yemiştim. Ama…bunlar bir hiçmiş. Yaptıklarımla övünmüyorum. Sadece canım acıyor. Hem de çok acıyor sanki hiç dinmeyecek bir yangın gibiydi. Atacak suyum da söndürecek yangın tüpüm de yoktu. Çaresizken onun karşısında güçlü durmak da çok ağır bir yüktü. Keşke bana geri dönsen güzelim.
“Senin çok iyi tanıdığın biriyim, Atalay.” Şaşırarak geriye doğru yürümeye başladı. Korkmuş muydu yoksa şaşırmış mıydı? Ne hissettiğini anlayamıyorum.
Zemheri
Atalay…çözmek istediğim gizemlerin ana merkezinde olan adam. Her yerde karşıma çıkan Atalay. Beni bayıltan ve benim geçmişimden gelen Atalay...Ne yapacağımı bilmeyerek geriye doğru gittim. Neden şimdi tam karşımda bir maske takıyordu. Amacı neydi? Bana uğrayanlar iyilik için gelmezdi. Ya beni öldürecekse? Bir denesin, son deneyişi olur. Belki de bütün bu saçmalıklar için özür dileyecektir. Sonuçta aptalca halüsinasyonlar görmeme neden olmuştu. Ona sormam gereken binlerce soru vardı ama hepsi bir rüzgarda kayboldu. Neden şimdi karşımdaydı? 3-4 aydır yani teşkilata geldiğimde beri karşıma çıkıyordu. Hiç konuşmayı tercih etmemişti. Hep benim unutmamı sağlayacak şeyler yapmıştı.
Atalay
“Korktuğun için mi bunca zamandır karşıma çıkmadın?”
“Hayır, senden korkmam. Sen beni korursun ama bana zarar vermezsin Yabanim.” Öfkeyle suratıma bakıyordu.
Zemheri
Neden tanımadığım bu adam ismimi ağzına alıp saçma salak şeyler söylüyordu. Gerçi Yabani benim soyadım olmak dışında bir şey değildi. Atalay belki de çok farklı anlamlar yüklüyordu kafasında. Yine hangi tilkiler dönüyordu kafasında, kim bilir.
Atalay
“Aslında senin bana soracakların olduğunu düşündüm ve konuşmak için yanına geldim.” Yüzüme iğrenerek baktı. “Ben ve sen? Benim sana soracaklarım olduğunu da nereden çıkardın? Ayrıca bana YABANİM DEMEKTEN VAZGEÇ! Soyadım ağzında iğrenç duruyor. Kendimden nefret etmemi sağlıyorsun.” Gerçekten öyle mi düşünüyordu? Bunca yıldan ve yaşanandan sonra geriye kalan amansız bir nefret miydi? Ben nefret edilecek biri miydim? Kendimi sorguluyordum ve dediklerini anlamaya çalışıyordum. Yüzüne bakıp donmuştum.
“NE BAKIYORSUN YÜZÜME?! Senden nefret ediyorum! Artık nasıl bir pisliksen beni rahat bırak! Seni hiçbir anımda görmedim, seni tanımıyorum! Ama sen HER YERDE HALÜSİNASYON OLARAK KARŞIMDASIN! Senden iğreniyorum hatta. Evet, sorularım var ama sorulardan önce gerçekleri bilmeni istedim. Sonuçta gerçekler böyleyken hala o iğrenç maskenle karşımda durmak belki erkekliğine sığmaz.”
Dediği şeylerin ağırlığı altında nedense gözlerimden yaşlar akacak gibi hissediyordum. Ben ona ne yaptım ki? Onu bulmaktan başka bir şey yapmadım. Halüsinasyonları falanda ben yaratmadım. Ben sadece onu sevdim. Çok sevdim. O gittiğinde bile sevmeye devam ettim. Şimdi buraya geldim ve karşımda…ben iğrenç bir insandım değil mi? Gerçekler buydu ve her zamanki gibi gerçekler acıydı. Hem de çok acıydı. Ona karşı bir şey söyleyemem haklıydı. Beni tanıyordu ama bu sözler…karşımda duran benim Yabanim değildi. O eskiden olsa böyle şeyler söylemezdi. Bana sevgi dolu gözlerle bakan siyah hareleri şuan nefretle bakıyordu. Bana karşı onu doldurmuşlar mıydı? Ya da gerçekten iğreniyor muydu?
“Hala yüzüme bakıyorsun. Sen gerçekten gurursuzsun. Başka bir kadın bana bunları söylese iki dakika yüzüne bakmazdım.”
İçimdekileri bastırmaya çalışarak derin nefes almaya çalıştım. Sanki ciğerlerim tıkanmış gibi aldığım nefesi hissedemiyordum. Sanki bir yerde takılı kalmışta boğuluyormuşum gibiydim.
“Ama ben başka bir kadının karşısında durmuyorum ben Yaban’nin karşısında duruyorum.”
“Adımı bilmiyorsun galiba Sayın Gurursuz Bey. Ben, Zemheri Yabani’yim.” Hayır…hayır bu ismi ona vermiş olamazlar! HAYIR! İçimde fırtınalar kopuyordu. Ona bu ismi vermiş olamazlar!
“HAYIR SEN YABANİSİN! SEN ZEMHERİ DEĞİLSİN! SEN ZEMHERİ OLAMAZSIN! O DEĞİLSİN SEN!” Bütün nefesimi harcayarak bağırıyordum. Çıldıracak gibiydim. Bana o olmadığını söylemesi lazımdı. O, o olamazdı. Küçüklükten beri adı farklıydı. Yabani’nin yanında bir adı daha vardı. Annesinin adını taşıyordu. Annesi onu terk etmişti. O da onun özlemiyle adını değiştimişti. Hepimizin ona böyle seslenmesini istemişti. Sonunda onun karşısında rol yapmadan hislerimi söyleyebiliyordum.
“Canımı acıtıyorsun Zemheri Yabani.”
“Mümkünse bana Yabani deme senden iğreniyorum!” Canım acısa da durdum. Ve sustum. “Soru demiştin değil mi? Sen kimsin? Neden ben?”
“Demek neden sen…” Devamında söylemek istediğim bir sürü şey vardı. Çünkü seni seviyorum, çünkü benimsin, çünkü…hayatım sensiz olamaz, sensiz yaşayamam.
“Evet! Neden ben?”
“Çünkü senin beni hatırlamanı istiyorum. Hiç mi beni hatırlamıyorsun? Yani en azından bazı anılarında bir yerim olmalı.”
Biraz düşündü ve bir adım ilerledi. “Evet aslında var. Daha önce hiç hatırlamadığım anılar birden canlanıyor ve senin olduğun yerler geliyor. Hatta hatırladıklarımdan biri “kanatması benden, sarması senden Altay” bunun gibi şeylerden bir sürü var.”
En azından içlerinden bir tanesini tam hatırlıyordu. “İşte bu yüzden bana zarar vermeyeceğinden eminim.” Bu kadar konuşma yeterliydi. Cübbemi çıkartıp ona doğru fırlattım. Gözlerini kapadığında ışınlandım ve gözlerini açtığında karşısında sade bir duvar vardı.
Zaten beni o duvar yerine bile koymamıştı.
Ben Altaysam o beni hatırlayana kadar vazgeçmeyeceğim.