Elimde hissettiğim elektrik gücünü kalkana aktarmaya başladığımda kalkandan cızırtılar gelmeye başladı. İçeridekilerin sesini duyuyordum. Hatta kulağıma Mehir’in sesi gelmişti. Kalkan kısa bir sürede ortadan kalktığında içeridekilerin hepsi şaşkın ve anlamaz gözlerle bana bakıyordu. “Sen…Sende kimsin?” Bunu söyleyen kişiye bakarak “Zemheri Yabani. Şimdi birisi bana burada ne olduğunu söyleyecek mi?”
“Vay, vay vay…Demek meşhur Zemheri Yabani de buradaymış.”
“Burada olmaktan (nefret ediyorum) onur duyarım. Açıklamalarınıza da saygı duyarım Servet Hanım.” Güldü ve bana yukarıdan baktı. “Her seferinde işlerimi bozmaya çalışmayı nasıl başarıyorsun ya da bir kaya gibi yolun tam ortasında durmayı?”
“Bozmaya çalışmıyorum. Sadece bir şekilde bozuyorum. Ayrıca bu kalkan neden vardı Servet Hanım?” Ellerini yumruk yapıp kendini zor tuttuğunu belli etti. Amacım onu sinir etmekti ve bunu çok iyi başarıyordum. “Biliyor musun yoluma çıkan kayaların üzerinden geçer, işimi bozmaya çalışanları ortadan kaldırırım.”
“Bunu en iyi Demir Bey bilir.” Onu daha fazla dinlemeden içeri girmek için ilerledim. Herkesin gözü önünde kolumdan tutup kulağıma fısıldadı. “Demir öldüyse sen öldürdün. Doğu intihar ettiyse sen ettirdin. Birileri delirdiyse sen delirttin. Bir kuşun yaralanmasından bile sorumlusun.”
“O zaman suçumu yerine getirmeliyim, ne dersiniz mafya kadın?” gülerek yanından geçtim o ise bana bakmakla yetindi şimdilik. İllaki bir şey yapacaktı. Ne yaparlarsa yapsınlar ben onların planlarının hepsini gerçekte iki dakika da kitaplarda bir satırda bitiriyordum. Onlar ise neredeyse iki yüz sayfadır bana bir şey yapamadılar.
Gerçekten bir kitap karakteri olduğuma inanacağım. İçeri koşarak girdim ve spor salonuna baktım. Kapıdan bakınca orada olmadığını anladım. Hemen ikişer ikişer merdivenleri çıkmaya başladım. Bir dakika bizim odalarımızın nerede olduğunu bilmiyordum. Vuslat’ın odası bildiğim tek odaydı. Hızlıca odasına girdim. Herkes çok şükür buradaydı. ”Karan bilgisayarın lazım.” Bana anlamaz bakışlar attı. “Elimde bir şey var ve acilen bakmam lazım.”
“Zemheri ne bilgisayarı?”
“Senin bilgisayarın yani laptopun vardı. Hani mühim….” Ben konuşacakken Vuslat arkamdan ağzımı kapattı. Yanlışlıkla burnumu da tabi. Kulağıma eğildi; “Onlara dinleme cihazı takmışlar. O yüzden laflarını geri alman lazım.”
“Oyundan bahsediyorum. Hani oyunu oynayacaktık laptopundan.” Derin bir nefes alıp konuşmaya başladı. “Hala nasıl bu kadar çocuk olabiliyorsun anlamıyorum. Ayrıca bir o kadar da unutkansın. Laptopum evde kaldı yani burada ihtiyacım olmadığı için almadım yanıma.”
“Öf! Ben çok sıkıldım. Bahçeye çıkalım bari.” Ona bir şekilde anlatmam gerekiyordu. Bir kağıt ve kalem bulsam yeterdi. “Kağıt ve kalem ver bari oyun oynayalım.” Kafasını salladı ve Vuslat dolabından getirip bana verdi. Hemen yazmaya başladım.
Karan ben bir USB buldum. İçinde işimize yarayan şeyler olduğunu düşünüyorum. O yüzden bilgisayarın lazım. Hem Mehir nerede?
Bir an tereddüt etti. Duraksadı ve Vuslat’a baktı. Gözünden yaş mı akıyordu Karan’ın?
“Küçükken hatırlar mısın bilmiyorum ama şeyi hatırlıyorum…Hani aşı olacaktık. Canımız yanıyordu. Ben olmuştum ve Mehir çok korkuyordu, ağlıyordu…Ben yanında kalmak istemiştim ama doktor izin vermemişti. Ve o ağlamaya devam etmişti. Ben birkaç dakika sonra onu bulamamıştım ve korkmuştum. Aklıma o geldi bir an.” Durduğu yerlerde gözyaşlarını siliyordu. Ne dediğini anlıyorum. Mehir tek başına onların yanındaydı. Ama neredeydi? Umarım yakında gelir ve Karan gibi ağlamak zorunda kalmam. Çünkü onlar benim ailemdi. Ve aileler zamanla zaaf olurlardı. Onlarla tanışalı on yıldan fazla olmuştu. Birbirimizi kusurlarıyla kabul etmiş, benimsemiştik. Zaaf olmayı çok önce geçmiştik. Belki de…aynı kadere sahip olduğumuz içindi.
“Karan hadi gel bahçeye çıkalım.”
“Hayır.” Tok bir sesle reddetti. “Neden ama biraz önce…”
“Hayır dedim Zemheri!” yine gözyaşları akıyordu. Bizim ağzımızdan bir şey kaçırmamızdan korkuyordu. Kendini buna karşı direnmediği için suçluyordu. Mehir’e ne olduğunu merak ediyordu. “Neden ama, ne istiyorsun?”
“Ölmek istiyorum!” evet, bir de ölmek istiyordu. Hem de en acı çekeninden. “Sen bilirsin!” Vuslat’ı kolundan çekiştirdim ve kapıya çıktık. “Bana onun bilgisayarı lazım. Ve o hiç de vermeye niyetli değil. Bana odasının nerede olduğunu söylemen lazım Vuslat.”
“Bende bilmiyorum ki. Onların odası kalkan çıktığında taşındı. Gizli bir yerden girebiliyorsun. O yüzden sadece orada olanlar biliyor.” Yani Mehir! Mehir hala neredeydi? Karan bu halde ne yapacaktı? Şimdi ne yapmam lazımdı? Hangisi yanlıştı hangisi doğruydu? Doğruya giden yol nereden geçiyordu? Burada acıdan başka bir şey yok muydu?
Yoktu. Birbirimizi burada kaybedeceğimizden o kadar emindim ki şimdiden ölüme hazırlanıyordum. Onlar avcılardı ve kuşlar havada iyi olsa da bir tetik sesi hayatlarını sonlandırabilirdi. Aslında ne biz kuştuk ne de onlar avcıydı. Normal bir hayatımız hiç olmayacak değil mi? Bende bir an önce ölmek istiyorum. Aklıma Karan’ın dediği gibi bir anım geldi.
Mehir’i bulamıyorum. “Neredesin Mehir?!” bağırarak birkaç saat boyunca aradık. Onu bir göl kenarında bulmuştuk. Göle durgun bir şekilde bakıyordu. “Ne yapıyorsun burada Mehir?” Yüzüme bile bakmadan konuştu. “Suyun altında ağırlıktan ölecek olan kendi kopyalarıma bakıyorum.”
“Onlar sadece balık Mehir.” Elimle balıkları gösterdiğimde elimi itti. Ne olmuştu Mehir’e?
“Onlar balıksa ben de balığım. Büyük balıklara yem olup hayatları yok oluyor. Bir günlük yaşamda neredeyse on günlük acı çekiyorlardı. Neden peki? Sadece bir büyüğün hayatta kalabilmesi için. Kendi hayatından bu kadar kolay vazgeçiyordu balık. Ben de bir balıksam, kim beni yiyecek?”
“Seni kimse yemeyecek. Eğer kendi bilerek o köpek balıklarının içine atarsan seni affetmem ve bende arkandan atlayıp o köpek balığını öldürüp başka bir balığa yem olurum. Öleceksek ikimiz ölürüz.”
“Yani ben ölürsem kendini mi öldüreceksin Zemheri?”
“Evet. Sen ölürsen intikamını alıp kendimi öldürürüm.”
Hatırlayıp gülümsedim. Çocukken bile ölümü bu kadar hissetmiştik işte. Tabi bu konuşmalarımızı duyan komutan ikimizi de dinleyip kızdı. “Laflara bak. Siz bu yaşta ölümü nereden biliyorsunuz? Bir daha böyle konuşursanız size ceza veririm.”
Belki de haklıydı. O kadar küçük yaşta ölümden söz ettiğimiz için evren bizi cezalandırıyordu. Ama biz ceza çekeceksek bize bu cezayı kestirenlerde ölümü tadacaktı. “O zaman oradan birisini bulacağız.” Gerçi oradan birini bulmak günlerimizi alacaktı.
…
4 gün sonra
Herkese sormuştuk ama hala birisini bulamamıştık. Kaç gündür Mehir de ortada yoktu. Aslında Karan bize gösterebilirdi ama oraya girmek için yüz taraması ve daha birçok şey gerekiyordu. Karan’ın dinleme cihazının sinyalleri de kaybolurdu. O zaman kesinlikle bir arama yaparlardı. Bir taşla iki kuş vuracakken o iki kuş kafamıza o taşı geri atardı. Yemekhane de sadece görünmek için masamızda oturuyorduk. Bir çözüm lazımdı. O sırada bir gölge hissedip kafamı kaldırdım. Ve kırmızı saçlı, saçının bir kısmı beyaz olan kısa saçlı, uzun boylu bir kız gördüm.
“Oturuyorum. Çünkü bana ihtiyacınız var.”
“Sen de kimsin, sana neden ihtiyacımız olsun?” Ona kaşlarım çatık bir şekilde bakıyordum.
“Sakin ol, ben Mazel Lefton. Pamir Barkan’ın takımındanım. Sizde oraya gitmek istiyordunuz değil mi?” Demek onun soyadı Barkan’dı. Hiç kimse de bahsetmiyordu bu konudan.
“Evet. Ben Zemheri. Karşımda oturan ise Vuslat. Nasıl gidebiliriz?” Bizi süzdü ve saçlarını kulaklarının arkasına atıp arkasına yaslandı. “Bu işi hallederim hem de çok kolay bir şekilde. Sonuçta aynı amaca hizmet ediyoruz.”
“Aynı amaç?” Mazel her konuşmasında bir soru işareti bırakıyordu kafamda. Acaba amacı bu muydu?
“Zemheri…sana Zemheri diyebilirim değil mi? Neyse. Ben de buradaki kuralları fazla mantıksız buluyorum. Tabi siz burayı yıkmak için falanda gelmiş olabilirsiniz orası ayrı ama şuan aynı yönde ilerliyoruz. Yani sen sağdan gidiyorsun, bende soldan gidiyorum fakat yol bir yerde kesişip aynı yöne ilerliyor. Farklı amaçlar ama aynı yöntemler.” Ne dediğini çok iyi anlamamı sağlamıştı.
“Haklısın. Şimdi bir planın varsa bize onu anlat Mazel. Şuan sadece ona ihtiyacımız var.”
“Aslında var ama Barkan tedbiri elinden bırakmayan psikopatın teki.” Mazel’in oturduğu sandalyenin arkasından gelip onu sandalyeyle havaya bir adam kaldırınca hızlıca ikimiz de ayağa kalktık. “Ne yapıyorsun sen?!” Bizim tepkimize karşılık Mazel ve adam güldü. Ve adam Mazel’i yere bıraktı.
“Sakin ol lütfen. Pamir bahsetmişti fakat bu kadar asabi ve hırçın olacağını tahmin etmemişitm.”
“Sende kimsin?!”
“Ben Kadir Kalfa sen de Zemheri…Zemheri…”
“Zemheri Yabani. Mazel ile ne işin var?” Mazel ayağa kalktı ve gülmeye başladı. “Zemheri o benim eğitmenim. Biraz da arkadaş gibiyiz. Kendisi Barkan Beyin sol koludur. Sağ kolunu biliyorsundur Barlas Bey.”
Elimle başıma vurdum. Daha kaç kişi ben kendimi anlatmadan beni tanıyacak?! Cidden şurada cinnet geçireceğim şimdi! Gözlerimle Pamir’i bulmaya çalıştım. Yanında Dalya ile otururken göz göze geldik ve ona öfkeyle baktım. Ve gözlerimle Kadir’i işaret ettim. O ise gülmemek için kendini tutuyordu. Onca yaptığı şeyden sonra bana gülüyor mu birde? Bana güldü mü o?! Geberteceğim oğlum ben seni!
“Tanıştığıma hiç memnun olmadım…desem yalan olur Kadir Kalfa.”
“Bende öyle Yabani Hanım.” Beni mi sınıyorsunuz?! “Sadece Zemheri demen yeterli.”
“Gerek yok ben Yabani Hanım demeyi tercih ediyorum.” Şu ciddi ortamın içinde şaka gibi bir adamdı. Pamir ve Kadir’i kafa kafaya tokuşturup gebertmek istiyorum. İkisinden de nefret ediyorum!
“Eğer bir daha Yabani dersen…senden nefret edeceğim.” Tekrar kahkaha atıp “Çok şakacısın.” Dedi ve gitti. “Konuşmaya devam edelim Mazel.”
“Şimdi burası sadece Barkan Bey’in takımından olan kişilerin girebileceği bir şifreleme sistemiyle kuruldu. Öncelikle herkesin parmak izinin tam orta noktasına kalıcı bir iz bırakıldı. Ateşte ısıtılmış demir ile yaptıkları için uzun bir süre bize buradan hatıra olacak kalacak.”
Mehir’i şimdi daha da çok merak ediyordum. Ne olmuştu? Canı yanarken bayılmış mıydı?
“O iz ile açılıyor. Tabi açarken yüz, gözbebeği hatta vücut taraması bile yapıyor. Bunların hepsini de Barkan Beye yolluyor. Artık nereden görüyor bilmiyorum. O yüzden kapı kapanmak üzereyken girmeniz lazım. Ben kapıyı açacağım. Siz de hesapladığıma göre tam 6.5 saniye sonra peşimden geleceksiniz.”
“Onu nasıl hesapladın?” Diyerek sinsi ve şüpheli bir şekilde sordu. “Tabi ki de yeteneklerim sayesinde. Onu boş verin. Nedeni şu; tam 6.5 saniye sonra sinyal alıcılar, kameralar ve bütün kapı kontrol sistemleri kapanıyor. Çünkü geçen kişinin elektronik eşyası bozulursa atıyorum Barlas Beyin bozulursa büyük bir sorun olur.”
Bu kadar detaya nereden sahip hiç bilmiyorum ama bu kız net bir ajandı ya da hacker. Çünkü bunları normal bir insan kapasitesi kavrayamazdı. Hatta saliseleri bile sayamaz. O yüzden ya özel gücü bu ya da mesleğinde usta biri olmasından dolayı.
Bütün planı hazırladıktan sonra yaşlarımızı ve “uydurma” hayatlarımızı birbirimize anlattık. Hatta bir tehlike olur mu diye Kadir Kafla’yı da sorduk.
“O benim eğitmenim. Ayrı zamanda çok eğlendiğimiz için birbirimize bir şey anlatmasak da şakalaşırız. Genellikle Barkan Beyin olmadığı zamanlarda.”
“Peki neden ona Barkan diyorsunuz?”
“Çünkü samimiyetimiz yok ve kendisi böyle istiyor. ‘Beni tanımayan birinin ağzından kendi adımı duymak beni iğrendiriyor’.”
Egoistliğin sınırlarını zorlamış. Kendini o kadar değerli görüyormuş demek. Bende ona yabancıyım ama ben inadına onun adını ağzıma alacağım. Eğer iğreniyorsa iğrenmeye devam edecek. Pislik herif! “Tamam bu kadarı yeterli, konumuza dönelim.” Tekrar planın üstünden geçtikten sonra yarın yemek sırasında halletmeye karar verdik. Hepimiz ayağa kalktık. Ben ve Mazel görüşürüz dedik ve Mazel masadan kalkıp gitti. Vuslatla oturduktan sonra gözünün bir yere takılı kaldığını fark ettim. Nereye baktığını merak edip oraya baktığımda Kadir, Barlas ve Pamir üçlüsünü gördüm. Pamir’i ilk defa kalabalıkta gülerken görüyordum. Demek bu da yalandı. Daha ne yalan çıkacaktı?
Yemeğimizi bitirdikten sonra kalktık.
1 saat daha planın üstünden geçtikten sonra ikimizde farklı spor salonlarına gittik. Ben büyük olanı tercih edip kapıdan içeri baktığımda Pamir’i silah ile atışlar yaparken gördüm. İzlemeye başladım. Gerçekten tam on ikiden vuruyordu. Bu kadar iyi olacağını düşünmemiştim. Birkaç el daha atış yaptıktan sonra “Beni daha ne kadar oradan izleyeceksin?” Yanına gittim. “Sadece ne yaptığını merak ediyordum.”
“Sen bilmezsin, buna silah deniyor. Ve atış yapıyorum.” Silahı elinden almak için uzandığımda kaçırdı. “Merak etme sadece atış yapacağım.”
“Bilmeyen biri…”
“Pamir zorlama ver şunu! Bir şey olursa en fazla ölürsün abartma.” Ölüm kolaydı ama ağırdı. Benim için kolay onun için ağırdı. Silahı elimde çevirip kavradım. Biraz daha ağır bir silahtı. Alışana kadar her tarafını inceledim. “Ne zaman atış yapacaksın?”
“Alışmaya çalışıyorum aceleci!” Alıştığımı hissettiğimde kollarımı omuz hizamda kaldırıp hedeflere baktım. Tek gözümü kapatıp dikkatle baktım ve piyuv! Tam on ikiden beş atış. Hepsini tam ortadan vurduğumu gören Pamir ağzı açık bakıyordu.
“En baştan beri kullanmayı biliyordun.”
“Evet sonuçta ben yalan söylemeyi sevmem.”
“Bir şey mi ima etmeye çalışıyorsun?” Silahı elimde tekrar döndürüp ona baktım. “Ediyorum. Niye bana gülme konusunda yalan söyledin anlamıyorum. Beni etkilemeye falan mı çalıştın?” kahkaha attı.
“Ben yalan söylemem. Eğer verilecek bir yalan hesabı varsa senden başlayabiliriz. Mesela beni izinsiz öpmen konusunu tekrar konuşabiliriz.”
“Hayır, o konu kapandı. Sana hesap vermeyeceğim!”
“O zaman ben sana hiç hesap vermiyorum. Hangi sıfatla soracaksın ki? Sen kimsin Zemheri?! Basit çirkin, inatçı, huysuz, olay çıkarmadan duramayan bir çaylaksın. Benim takımımda bile değilsin. Kendini ne sanıyorsun?!”
“Kendimi bir kadından başka bir şey olarak görüyorsam o da kana susamış biridir. Sizin aşağılamak için kullandığınız kelimelerin ağır olduğunu düşünüyorsunuz ya, işte ben onları hayatım boyunca hafif olarak gördüm. Canımı acıtamazsınız! Çünkü tanımadığım biri beni rahatsız edemez! ÖNEMSİZSİNİZ BİR SİNEKTEN FARKSIZSINIZ! Sizi sadece kovarım ve geri geldiğinizde öldürürüm.”
“Her sinir olduğunda aramıza “siz” kelimesini ekleyeceksen seninle konuşmamayı tercih ederim.”
“Ben size benimle konuşun diye yalvarmıyorum zaten!” Yüzüne bile bakmadan arkamı dönüp salonun diğer ucuna gidip ısınma hareketleri yapmaya başladım. Cevap alamadığım için sinir olmuştum. Tanımadığın birine neden yalan söyleyesin ki? Gerçi bende onu tanımıyordum. Tanımayı da düşünmemiştim. Sanki geçmişimden gelen biri gibi hissettiriyordu. Hatta Altay da beni tanımıyordu ama her yerdeydi. Gerçi o da son günlerde yoktu.
İyice esneyip ısındıktan sonra değişik bir şeyler denemek istedim. Aşama sınavı tekrar ertelendiği zamanım artmıştı. Hala kimseye Demir’in öldüğünü de söylememişlerdi. Onları güçsüz kılmak istiyorum. Bu yüzden güçlü olmam lazım. Güç…evet bu gün gücümü denemeliyim. Sonuçta güçler kontrol edilmedikçe hiçbir işe yaramazdı.
Pamir Barkan
Sessizce işimi yaparken gelip beni sinir eden kadını öldürmek istiyordum. Sanki kafam hiç karışık değilmiş gibi kepçeyle karıştırıyordu. Ona olan zaafım bir nefrete dönüşüyordu. Hiç sevmediğim davranışlarını takılıp gözlerimin önünde değişiyordu. Beni kardeşim yerine koyduğum adamı öldürmeye mecbur etti. O değiştikçe ben değiştim. Bu devam etti. En sonunda ikimizde bir canavara dönüşeceğiz. İnsanlığın en kötü iki psikopatı olacağız. Ben zaten bir canavarken gelip kalbimi okşadı, bu beni yumuşattı. Sonra da kalbimi sökmek için yanında getirdiği bıçağı çıkardı. Onu elimle ittiğimde sanki bıçak gerçekte yokmuş gibi davrandı. Tekrar bıçağı gördüğümde ilk darbeyi o aldı. Hayatım boktan giderken o daha da batırmıştı. Neden lan neden?! Ben hak etmedim böyle şeyleri. Demir’i öldürdüm ben! Her gece yatağıma bile yatamıyorum. Uykusuzluktan gebermek üzereyim. Dik durmam lazım ama duramıyorum. Dayanmam gereken birileri olmalıydı. Her yerde Demir’i görüyorum. O da Demir’i her yerde görüyor ve bazen ikimizde öldüğünü unutuyoruz. Sonra bir anda aklımızın oyunlarıyla o sahne canlanıyor. İntihar etmek istiyoruz. Bunları bilmediğimi düşünüyordu.
Ben o gün onu öldürecektim. Bana yaklaşmasından nefret ettiğimi söyleyip kan kusturacaktım. Yapamadım. Onun da acı çekmesini izlemek istemedim. Ona…kıyamadım galiba. Kıydım aslında! Ölmekten beter bir halde. Beni anlaması lazım. Tabi benim yaşadıklarımı bilemeden beni anlamasını bekleyemem. Ama ikinci darbeyi en sevdiğinden alacaksın Zemheri. En büyük zaafından alacaksın o ölümcül darbeyi. Yere düşeceksin ve bir daha kalkamayacaksın.
Kendinde bulamadığın o güç yüzünden seni birilerinin kaldırmasını isteyeceksin. Ama seni kaldıracak kimse de olmayacak.
Öldüm artık yeter diyeceksin. Ama ölümün bir son olmadığını anlayacaksın.
İntihar etmek isteyeceksin hatta bağıracaksın. Ama sesin çıkmayacak. Kendi sessizliğinde boğulacaksın.
Zehir vücudunda yayılırken acı içinde kıvranacaksın. Birilerinin panzehri vermesini bekleyeceksin. Ama yalnızlığın zehrinde kavrulacaksın.
Ölmek isteyeceksin ama sevdiklerinin ölümünü görmeden ölmeyeceksin.
Seni bizzat kollarımda ölü göreceğim.
Pamir Barkan sözü veriyorum.